14 Kasım 2021 Pazar
KÖYLÜLER
7 Kasım 2021 Pazar
JEAN - JACQUES ROUSSEAU
- Bugün yalnız kalmışsın. Sana arkadaşlık edeyim. Nereye gittiler?
- İstasyon lokantasına.
- Hımm! Trencilerle ahbaplık edecekler. Birlikte gitmeliydin. Eğitimciliği meslek edinen insanın her sınıf halkı yakından tanıması iyi olur. - Baksana yavrum! Garson! Bir kırkdokuzluk. - Rousseau gibi, çocuğu çevresinden ayırıp da yetiştirme olanağı bulunmadığına göre... - Sen içmiyor musun?
- Hayır.
- Pekâlâ. Ben insanları tabiatlarının dışına çıkmaya zorlamam. Ne diyordum?... olanak bulunmadığına göre, çevreyi şöyle bir gözden geçirmek yararlı olur. Madem ki çocukları dış hayattan ayıramıyoruz, öyleyse onlara hayatı göstermeliyiz.
- Ya hayat kötü ise?
- Kötüyü gösterir, iyiyi öğretiriz. Ben felsefe hocası olsaydım, bir yandan çocukları yer yer gezdirir, bir yandan da onlara Rousseau'yu okurdum.
Süleyman güldü:
- Yalnız Rousseau'yu mu?
- Evet, yalnız Rousseau'yu. Düşünmek isteyen insan için Rousseau bir hazinedir.
- Fakat her zaman aynı adamın düşünceleri üzerinde düşünmek, düşünmek değil, geviş getirmektir.
- Geviş getirmek ha? Bunu Rousseau için söylüyorsun öyle mi?
- Kim olursa olsun! Bir tek insana bağlanmak, kafayı bir tek kalıp içine sokmaktır.
- Geviş getirmek! Kalıp içine sokmak! Öyleyse sen Rousseau'yu tanımıyorsun daha. On kişide parça parça bulacağın şeyleri onun bir kitabında bulabilirsin. İstibdadı mı anlatmak istiyorsun? Rousseau onu çoktan anlatmış: "Zorbalık yönetimi, uyrukları mutlu etmek amacıyla yönetecek yerde, hükmetmek için onları sefil hale sokar." Özgür olmayışın sonucunu mu öğrenmek istiyorsun? Oku: "Bir ulus, sadece boyun eğeceğine söz verirse, bu hareketiyle kendisini dağıtır, ulus olmaktan çıkar." Bir tartışma konusu mu gerek? Al sana: "İnsanlık mı yüz kadar adamın malıdır, yoksa bu yüz kadar adam mı insanlığın malıdır? Bazı kimseler..."
- Yine Rousseau.
- Evet, Rousseau. Hep Rousseau. Her zaman Rousseau. Onda ne yoktur ki? Hayat, devlet, sanat, her şey, her şey...
(CEVDET KUDRET - Havada Bulut Yok)
Rousseau'nun mezarında, "Burada doğanın ve doğruluğun adamı yatmaktadır" yazar.
Jean-Jacques Rousseau, döneminde ve günümüzde düşünceleri ve özel yaşamı nedeniyle şiddetli eleştiri ve saldırılara uğramış olan bir düşünürdür.
Öncelikle vurgulanması gereken Rousseau'nun bir siyaset yazarı olduğudur.
İtiraflar' da Venedik'te bulunduğu yıllarda, "Her şeyin köktenci bir biçimde siyasete bağlı olduğunu gördüm." der. Emile' de ise "Bunalım ve Devrimler yüzyılına yaklaşıyoruz" öngörüsünde bulunur.
Haber verdiği Fransız Devrimi, "sadece tek bir ulusa değil, bütün insanlığa eşitlik ve özgürlük kapılarını aralayan bir dönüşüm olarak yorumlanmıştır."
Rousseau, Toplum Sözleşmesi' nde halk egemenliğini ve yurttaşlar arasında eşitliği gözeten düşünceleriyle Devrim'i doğrudan etkilemiş ve bunun sonucunda Devrim'in düşmanları ve liberaller, Rousseau ve özellikle Toplum Sözleşmesi' nde baskıcı, Terör Dönemi' ni esinleyici ögeler görmek istemişlerdir.
Devrimin sağladığı kazanımlardan ve eşitlikten yana olanlar ise Rousseau'yu özgürlüğün ve demokrasinin düşünürü olarak selamlamışlardır.
Rousseau ilk gerçek devrimcidir. (Arnold Houser)
Rousseau ilk söylevinde, bilimler ve sanatların "insanların zincirlerini çiçeklerle örten ve kralların tahtlarını güçlendiren" bir metaya dönüştüğünü savunur. Ona göre "Kötülüğün ilk kaynağı eşitsizliktir."
Eşitliğin olmadığı, acımasız rekabetin, bencilliğin, zenginleşme hırsının egemen olduğu toplum durumunda yarı aydınlar, türdeşlerinin üzerlerine basarak sivrilmek isteyenler için bilim ve sanatlardan bir kötülük kaynağı yaratırlar.
Bu koşullar altında sanat, edebiyat, bilim ve felsefe güçlüler ve zenginlerin hizmetindedir. "Fransız Devrimi'yle tarihte ilk kez bilim ve teknoloji halkın ve devrimci güçlerin kontrolüne geçmiş ve toplumsal ilerleme yönünde kullanılmıştır."
(MUSTAFA HAZIM BAYKA - Cumhuriyet Kitap)
Merhaba!
31 Ekim 2021 Pazar
MODERN ZAMANLAR!
Anımsa, 'sahte cennetler' demişti Baudelaire
oysa ne haşhaş ne afyon
uyuşturabilir insanı
modern zamanların uyuşturduğu kadar
bu ilgisizlik, bu cehennem
gözler ekranlara kilitli, hepimiz
kendi tabutumuza bakar gibiyiz.
TUĞRUL TANYOL
***
24 Ekim 2021 Pazar
SOĞUK SAVAŞ DEMOKRASİSİ
17 Ekim 2021 Pazar
SANATIN GÖREVİ
Türkiye'nin 24 Ocak 1980 kararları ve 12 Eylül Darbesiyle çemberine sokulduğu piyasa ilişkileri, kültürel alanı, özellikle edebiyatı metamorfoza uğrattı. Topluma ve insana duyarlı edebiyatın yerini, büyük sermaye yayınevlerinin pazarladığı bestseller edebiyat aldı. Kapitalist zihniyete uygun bireycilik, akıl ve ilerleme düşmanı Postmodernizm, estetik ve ahlaki referansları kaybolmuş bu edebiyatın temel özelliklerini oluşturdu. Yeni kuşaklar, gerçekçi edebiyatın varlığından habersiz bırakıldı. (ATİLLA KÜÇÜKKAYIKÇI - BİRGün Gazetesi)
***
"Burjuvalaşmış teknik karşısında ezilen, yok olan insanlar benim insanlarım olmuştur. Ben, aydınlık, umut dolu, okuduğum zaman bana yaşama sevinci, kötülüklerle savaşabilme gücü veren romanları seviyorum. Üst yanı fasa fisooooo."
10 Ekim 2021 Pazar
CANLANDIRILACAK HÜMANİZM
EDGAR MORIN
(...) Covid-19 pandemisi sosyal, psikolojik, ekonomik ve kültürel bir kriz hâlini aldı. Morin'in deyişiyle hepsinin toplamından oluşan devasa bir kriz yarattı. Morin'e göre Covid-19'un yarattığı megakriz, küreselleştirilen Batılı paradigmanın içine düştüğü buhranın bir sonucu. Biyosferi bozan, toplumu insancılığın dışına iten, ilerleme adı altında ekolojik felaketlere yol veren, siyaseti ve ekonomiyi de bu kervana takan paradigmayı, Covid-19 pandemisi sırasında biraz olsun düşünme fırsatı yakaladık. Fakat Morin, bunun yeterli olmadığını ve yolumuzu değiştirmek için çabalamamız gerektiğini söylüyor. Peki bunu nasıl başarabiliriz?
Doğanın sahibi ve efendisi olmadığımızı anlamamız gerekiyor
Büyük bir yaşam krizi yaratan Covid-19 pandemisi sırasında, 'eski normal'e dönüp dönemeyeceğimizi tartıştığımızı anımsatan Morin, bunun da bir kriz hâline geldiğini, asıl tartışmamız gerekenin ise neoliberal kapitalist sistem ve onun hayatımıza yerleştirdikleri olduğunu belirtiyor. Olağanlaştırılan krizlere ve özgürlük-güvenlik ikilemine, tüketim kültürüne, dijitalleşmeye, ekonomi-ekoloji çelişkisine yoğunlaşma zorunluluğundan bahsediyor. Bu tartışmaların sağlıklı bir zihinle yürütülebilmesi, devrim ya da toplum projesinden önce, yazarın ifadesiyle bir yol değişikliği sayesinde mümkün olabilir.
Morin, yeni bir politik-ekolojik-ekonomik-sosyal yoldan söz ediyor. Bunun merkezine ise toplumu insancıllaştırmayı ve yeniden canlandırılacak bir hümanizmi koyuyor. Yazarın yol tasavvurunda şunlar yer alıyor:
- gıda, tarım ve doğa politikaları,
- büyümenin ekoloji temelli sürdürülmesi,
- refahın herkesi kapsayacak şekilde planlanması,
- uzmanlığın ve liyakatin esas alınması,
- ekonomik oligarşilerin iktidarının frenlenmesi,
- yurttaş katılımlı demokrasi reformu,
- dayanışma siyaseti,
- benmerkezciliği terk edip sorumluluğu hatırlatma,
- insan topluluğuna üye olma bilinci uyandırma,
- göçmenleri ve yerli halkları koruma,
- doğaya uygun yaşama,
- su politikası üretme,
- birliği ve çeşitliliği beraberce savunma,
- dünya kimliği yaratma,
- tehlike ve tehditlere karşı kişileri uyanık tutacak umudu yeşertme.
Morin'in yol tasavvuru, ütopya ve gerçekçilik sınırında bulunuyor, umudu ve sevgiyi içeriyor. Bir megakriz ortamında yazarın önerileri, belki uzak geçmişten kalan romantik öğeler barındırıyormuş izlenimi verebilir. Fakat her büyük kriz ânında dönüp geçmişe baktığımız dikkate alındığında, tüm bunları es geçemeyiz...
(ALİ BULUNMAZ - BİRGün Kitap)
***
"Çalışmak bizi üç büyük kötülükten uzak tutar: Can sıkıntısı, kötü alışkanlıklar ve yoksulluk."
(VOLTAIRE, Candide ya da İyimserlik)
(...) Candide, dünyanın en güzel gerçeklerinden birini, çalışmayı, emeği yücelten, üstelik insanlardan can sıkıntısını, kötü alışkanlıkları ve yoksulluğu alıp götüren bir gerçeği, İstanbul'da, yaşlı bir Türk bahçıvandan öğrenir: "Bahçemiz ile uğraşmamız gerekir."
Bu özlü söz geniş anlamda ele alınırsa Voltaire'in okurlarına verdiği bir ahlak dersi olarak kabul edilebilir: Bahçemizi ekelim, temiz kentler inşa edelim, insanlar için yararlı ürünler yetiştirelim, kıraç toprakları tarıma açalım, kısacası Voltaire'in Ferney'de yaşadığı gibi bir yaşam sürelim. Üst tarafı ile ilgilenmeyelim.
Yaşam ne çok iyi ne çok kötüdür. Yaşamı böylece kabul etmek ve olanaklarımız ölçüsünde iyileştirmemiz gerekir. Nasıl mı? Çalışarak, ahlaklı, mütevazı ve sabırlı olarak.
Gerçek bilgelik insanın kendisini (iç bahçesini) tanımaktan ve kendi doğal çevresini değiştirmeye çalışmaktan başka bir şey değildir... (ZEYNEL KIRAN - Cumhuriyet Kitap)
Merhaba!
2 Ekim 2021 Cumartesi
GÜNEYDOĞU BİR MASAL
Öyle bir yere varmış ki yolumuz;
Siirt'le Beytüşşebap arası.
Bıçak açmıyor ağzımızı.
Dağlar tekin değil
Köyler yakın değil
Su mudur, rüzgâr mıdır akan,
Belirsiz aşağıdan
Kanlı bir hançer gibi çıkıyor ay.
Vay benim vay halime vay!
Sanki "dur!" diyecek bir yerden birisi
Ya bu kurt sesi, ya bu kuş sesi!..
CEMAL KIRCA
Diyarbakır'da, bir öğle sonu, daracık eski sokakların arasından geçerek şimdi (1970 yılı-k.n.) Trahom Hastanesi olarak kullanılan binayı görmeye gittim. Cahit Sıtkı bu evde doğmuş ve genç yaşta burada uzun zaman hasta yatmıştı. Amacım, aynı zamanda bir "köklü aile" evi görmekti.
Pirinçcizadeler soyundan gelen Cahit Sıtkı'nın evi, insanı derhal saran bir mistik güzellik içindeydi. Kocaman bir iç avlu, havuz, ağaçlar ve çiçekler, dört tarafı kuşatan odalar, merdivenler, teraslar ve nakışlar.. Yakıcı kavurucu Diyarbakır öğlesinden kaçıp da bu iç avludaki serinliğe varış, bir mutluluk duygusu veriyordu insana.
Cahit Sıtkı Tarancı, Camiikebir Mahallesi'ndeki kalın ve yüksek duvarlarla çevrili evin serin odasında şöyle duygulanırdı:
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.
Merhaba!














