26 Mart 2017 Pazar

SEYİRCİ KALMA !




Nicedir akşam, kara bir kefen gibi geriliyor
Bu acılı, bu yoksul ülkemin üstüne.
Perdeler örtük, kapılar sürgülü
Polis arabaları dışında kimseler yok sokaklarda
Ay, bir boşluk arıyor sekerek gökyüzünde
Nicedir akşam, kara bir kefen gibi geriliyor
Bu acılı, bu yoksul ülkemin üstüne.


AHMET ERHAN


   Ahmet Erhan, "Alacakaranlıktaki Ülke" de 70'li yılların sonundaki Türkiye'yi bu dizelerle tarif ediyordu.
  Herkesin herkesten korktuğu, her gün 15-20 kişinin öldürüldüğü günlerdir. Neşe, sevinç, mutluluk "güven ve huzur" la birlikte çoktan çekip gitmiştir evlerden, sokaklardan. Alacakaranlıktadır her şey. Arkasından kopkoyu, zifiri bir karanlık gelecektir.
 Yine bir / yeni bir alacakaranlığın içine yuvarlanmakta olduğumuz şu zamanda bu uzun şiir, sanki bugün için yazılmışçasına taze. O günlerde yazılan şiirlerin büyük bir kısmı "Alacakaranlıktaki Ülke" yle akrabadır ve hepsi de bugün yazılmışlar gibi tazedirler.
  O günlerin yirmili yaşlarındaki şairleri, bugün altmışlı yaşlarını sürmektedirler, içinde yaşadıkları topluma, insanlara, olaylara, zamana büyük bir aşkla bağlıydılar. Buldukları her imge, yazdıkları her şiir yüreklerinin en derin yerinden kopup geliyordu. Bugünün şairleri öyle mi ya? Birkaç ustayı saymazsak toplum, insanlar, hayat yazılan şiirden tümüyle çekilip gitmiş, şair kendisiyle, kendi beniyle baş başa kalmıştır...(MECİT ÜNAL - Aydınlık Gazetesi)








SON ŞİİRİM

Elim birine değsin,
Isıtayım üşüdüyse
Boşa gitmesin son sıcaklığım!

19-11-1991  


RIFAT ILGAZ








   5. Nilüfer Tiyatro Festivali için hazırlanan manifesto:

   "Şu anın anlatıcıları olarak geçmişin izleri üzerimizden, yüzümüzden, dilimizden dökülürken... Şu anın yaratılmasında pay sahibi olanların sahnelediği oyuna seyirci kalmamalıyız.
  Geleceğin gözleri, sözleri, izleri biziz. Kötülüğün hüküm sürdüğü coğrafyalar sergilenirken sahnelerde, hiç tanımadığımız yüzler hep bir ağızdan soracaklar bize; seyirci miydin sen de?
  Uygar dediğimiz şu anki dünyada Uygar'ları, Çağdaş'ları, Özgür'leri, Sevda'ları otobüs duraklarında, sahile vuran dalgalarda, miting alanlarında, tiyatro ve konser salonlarında, bilinmezliğin peşi sıra sınırları zorlayan küçük adımlarda feda etmekten artık vazgeçmeliyiz.
   Bizler sahneye çıktığımızda hem herkesiz hem hiç kimseyiz. Yollara düştüğümüzde de sahnede de kimsesiziz. Sanatın aykırı sokaklarında hep kabul edilmeyi, onaylanmayı bekleyen mültecileriz. Seyircilerimize sığınırız. Biliriz ki onlar bize lütufta bulunmaz, hak ettiğimizi verir. Bu yüzden aslında bizim için adı seyirci olanlar aslında seyirci kalmayanlardır. Savaşları, gözyaşlarını, katliamları, ırkçılığı, sosyal adaletsizliği, tecavüzleri, her türlü hak ve hukuk ihlallerini reddederek, aşktan, doğadan, yaşam hakkından yana olanlardır.
   Bizler kötülüğe alışmayan, güçten değil eşitlikten yana, sadece bir döneme ait değil tüm zamanların barış elçileriyiz.
   Yaşasın tiyatro, yaşasın barış!"






   Türkiye, bir yurt olarak, Dicle'den Sakarya ve Meriç'e, Alpaslan'dan Bedrettin ve Mustafa Kemal'e, Yunus'tan Nâzım'a ve Yaşar Kemal'e bütün bir zaman ve uzamda tarih, bugün ve gelecek doğrultusunda, bu nesnel ve öznel gerçeklerle yapılanmıştır. Emperyalizmin Türkiye üzerindeki hesaplarını bozmak üzere yurdu savunmak, emekçilerin devrim ve iktidar savaşını bu savunma cephesinde yükselecek ittifaklarla geliştirmek, birikmiş emeği kendi yaratma sürecinde billurlaştıran canlı kişilerin en yetkin bileşkesini oluşturmak aydın ve sanatçıların omuzları üzerindedir. Unutmayalım ki, "sanatçı, ışığı alnında ilk duyandır" , kendinden başlayarak bütün toplumu ve yaşamı  anbean aydınlatmaya gönüllü bireydir. 




SEYYİT NEZİR









"Bütün çağlarda sanatçının soylusu ezilenden, soysuzu ezenden yanadır."










Merhaba!

19 Mart 2017 Pazar

ŞAİRLER NEDEN ÖLÜR ?




Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer.
Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever.

CEMAL SÜREYA



EDİP CANSEVER - CEMAL SÜREYA


Cemal Süreya, şair 60'ına gelince şiir yazmasın! demişti. 59'unda da öldü..








   EROL ERTUĞRUL ( Aydınlık Gazetesi) :

Yaş otuz beş yolun yarısı eder
Dante gibi ortasındayız ömrün
Delikanlı çağımızdaki cevher
Yalvarmak yakarmak nafile bugün
Gözünün yaşına bakmadan gider

CAHİT SITKI TARANCI


  35 yaşı yolun yarısı sayan Tarancı ne acı ki 46 yaşında 12 Ekim 1956'da tedavi için gittiği Viyana'da, tıpkı ilk kitabındaki, "Kimsecikler duymadan bir kapı açıp gitsem!" dizesinde dediği gibi, ansızın ve sessizce yaşamını yitirmiştir... 
   Ölümü üzerine çocukluk arkadaşı Ziya Osman Saba'nın yazdığı "Düşümde" şiiri iki şair arkadaşın dostluğunu çok açık biçimde anlatmaktadır:

Düşümde gördüm Cahit'i
Banka gibi bir yer
Aynı servise verilmişiz
Yolumu gözler
 Baktım ki toplamış memurlarını
Nutuk çekmede şefimiz
El edip geçecektim yerime
Sessiz
Cahit bu dayanamadı boynuma atıldı
Gözyaşlarını duydum yüzümde bir ara
O düşümde ağladı
Bense uyandıktan sonra.

ZİYA OSMAN SABA



CAHİT SITKI TARANCI - ZİYA OSMAN SABA







Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül, aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül, aldırma



SABAHATTİN ALİ



   İNCİ POLAT (Aydınlık Gazetesi) :

   Sabahattin Ali, 14 aya mahkum olur. Konya'dan, Sinop Cezaevi'ne gönderilir. Bestesi, milyonlarca insanın dilinden düşmeyen 'Aldırma gönül, aldırma' nakaratlı şiirini burada yazar...
   Kızı Filiz Ali'nin anlattığına göre, okumak için özel bir yere gereksinim duymaz Ali; yolda yürürken, otobüs beklerken, trende, vapurda, onu elindeki kitaba gömülmüş görmek olağandır.
   Ne oldu da Ali yurdundan kaçmak zorunda kaldı? Ona acıklı bir son hazırlayan olaylar dizisine bir göz atalım:
   1944 Nisan'ında, solcuları hedef gösteren yazılarından dolayı, Turancı yazar Nihal Atsız hakkında Ali tarafından dava açılır. Mahkeme, Nihal Atsız'ı, dört ay hapis cezasına çarptırsa da, zarara uğrayan Ali'dir. İzleyen günlerde, Sertellerin Tan Matbaası yakılır. Bakanlık emrine alınan Ali, artık işsizdir.
   Aziz Nesin'le birlikte, İstanbul'da, Marko Paşa gazetesini çıkarmaya başlar. Halkın bu gazeteye aşırı ilgisi, iktidarın gözünü korkutur. Aziz Nesin'in bir yazısından ötürü, gazetenin sahibi olması nedeniyle, Ali tutuklanır. Üç ay süreyle, Üsküdar'daki Paşakapısı Cezaevi'nde yatar.
   Sabahattin Ali, cezaevinden çıktıktan sonra sürekli izlenmektedir. Kırklareli'nden Bulgaristan'a kaçmak isterken 2 Nisan 1948'de öldürülür. Yanına kılavuz olarak aldığı, katili olduğu savlanan Ali Ertekin, onu bir mola anında, kitap okurken öldürdüğünü itiraf eder...
   Kızı Filiz Ali, babasının cesedini bulan çobanla tanışır. Cesedin bulunduğu çatağın yakınındaki kayanın üzerine bir mermer diktirir ve üzerine, Sabahattin  Ali'nin şu dizelerini kazıtır:

Başım dağ, saçlarım kardır
Benim meskenim dağlardır












Merhaba!


12 Mart 2017 Pazar

DEVRİMCİLER NEDEN ÖLÜR ?



"Tek amacım, gittikçe soğuyan bu dünyada üşüyen halkların ısınabileceği, paylaşılan ateşler yakmaktı"


CHE GUEVARA








 ...Fransa 19. yüzyılda Afrika'dan Hindiçin yarımadasına uzanan kolonyal yayılmacılığı sırasında, en fazla Cezayir'i Fransa'nın bir parçası olarak gördü. Resmi olarak sadece "yerli" ya da "Müslüman" olarak tanımlanan Cezayirlilerin topraklarına el koyarak yürütüldü kolonileştirme. Cezayirli kimliğinin inkârı asimilasyonu hedefliyordu. Topraksız kalan köylüler göçe ve sefalete, bir kısmı açlıktan ölmeye mahkûm edildi. Cezayir'in bağımsızlık mücadelesi sırasında da Fransız ordusu savaş suçları işledi.
   Bütün bunlar aslında Fransa'da gayet iyi bilinen şeyler. Cezayir bağımsızlık mücadelesini desteklemiş aydınların, siyasetçilerin yıllardır teşhir ettikleri suçlar. 1988'de sosyalist hükümette üç yıl başbakanlık yapan Michel Rocard, 1960'ta hazırladığı bir raporda, Cezayir'de iki buçuk milyon köylünün yerinden edildiğini ve bir kısmının açlıktan öldüğünü belirtiyordu. (AHMET İNSEL - Cumhuriyet Gazetesi)






   Fidel Castro'nun cenaze töreninde, Güney Afrika ve Namibya Devlet Başkanları "bizim oralara bir şeyler almak için gelmeyen tek güç Kübalılardı" diyor ırkçı Güney Afrika rejimine karşı Angola'nın yanında savaşan Kübalı gönüllülerden söz ederek..."Geldiler, dönerken ne elmaslarımızı, ne altınlarımızı götürdüler, yanlarına aldıkları yoldaşlarının cansız bedenleriydi sadece..." (KEMAL OKUYAN - soL Haber)










  "Dünyanın neresinde olursa olsun tüm sömürülenler bizim vatandaşımızdır ve dünyanın neresinde olursa olsun tüm sömürücüler bizim düşmanımızdır...Ülkemiz aslında dünyadır ve dünyadaki tüm devrimciler kardeşimizdir."



FİDEL CASTRO








Merhaba!

5 Mart 2017 Pazar

KUŞLAR






KUZGUN ACAR
(Kuşlar)







Kuşlarla kuşlar








   Sonunda ben de babamın yaşına vardım.
   Şimdi, onun, niçin insanlardan çok kuşlarla ilgilendiğini anlar gibiyim. Ne var ki benim ne kapanım var, ne de öksem; ne ağım var; ne de kafesim. Ne de kuşlarla ilgili bilgim, gözlemim, deneyimim. Bu bahar günlerinde, her sabah, gün doğarken, bahçedeki çama tüneyen bir kuş ötüyor. Ama ben, onun bir ispinoz mu, florya mı, iskete mi, saka mı, yoksa bülbül mü olduğunu bilmiyorum. Bana babamdan miras yalnızca adlar kaldı. Ne kanat, ne tüy, ne de kuş sesi.
   İnsan olana bu kadarı da yeter, diyeceksin.
   Doğru. Eğer geçim derdi olmasaydı.


FERİT EDGÜ
(Adlar)









Ağaç anlatabilir kendini yağmura,
hiç değilse fısıldayabilir - bunu biliyorum.
Kuş nasıl tarif edecek; konsa yeryüzünde av,
uçsa bir ömür boynunda vebal.











Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.


FÜRUĞ FERRUHZAD









Merhaba!