11 Şubat 2018 Pazar

KARANLIKTA GÖRMEK




"Entellektüel karanlığı gören adam değildir, karanlıkta gören adamdır."


ÖZDEMİR İNCE











   Bilmeyenler ya da bilmek istemeyenler, farkına varacak bilince ya da insani duyarlılığa sahip olmayanlar, bizim kadar suça ortak olmuyorlar aslında. Biz, ne kadar iyi niyetli olsak da, karşımızdaki kötülüğe fırsat tanıdığımız, gördüğümüz halde engel olmadığımız ya da olamadığımız için bile bir şekilde suça ortak olduk. Bu açıdan "bilmek" bir sorumluluk yükler insanın sırtına.



ALTAY ÖKTEM










"Ben tek başıma zaten neyi değiştirebilirim ki, diyerek hiçbir şey yapmamak kadar büyük bir yanlış yoktur."

EDMUND BURKE










   Kendinden beklenen rolü oynamayı reddeden herkes, sesini duyurabileceği bir yol bulur. Kimi fotoğraf makinesiyle, kimi kalemle, kimi gitarla ya da kendini var edebildiği bir sahneyle. Kimisi de "salt iyilik"i yaşayarak ve yayarak. Günümüzde, sistemli kötülük bunların üstünü kapladığı için yeterince duyulamıyor, görülemiyorlar sadece. Bu bir süreç. Tarihin akışı geri döndürülemez, bir süreliğine duraksayabilir ancak. Bu sis dağıldığında, uzun süredir baskı altında tutulan büyük bir potansiyelin aniden ortaya çıktığını göreceğiz. Güzel günler göreceğiz yani.


ALTAY ÖKTEM











   Şiir yazmayı sürdürmek de bir itiraz hakkıdır. Çünkü sözcüklerin haysiyetini en çok şiir korur. Bu yüzden bazen şiir geldi kelimeye dayandı derler; kelimelerin haysiyetini onu yozlaştırmadan, onu cinsiyetçi kılmadan, geleceğe dair sözünü söyleyebilmektir şiir. Hüzünlüyüm ama bileniyorum, öfkeliyim ama bileniyorum, ne öfkeme yeniliyorum ne de hüznüme yeniliyorum. Yine de benim vazgeçemediğim hem hüzünlü hem de öfkeli olmanın beni nasıl bilediğinin farkına vardıran şey şiirdir ve şiir bu yüzden toplumun ya da gerçekliğin dayattığı değil benim itiraz hakkımı kullandığım bir çıkış noktasıdır.  



AHMET TELLİ









Dünyayı arala, bu insanları geç
sesini dinlendir
bir yumruk bulundur yedeğinde
yoksa çocukların düşü kırılır.

Toplayıp yeryüzünü silkele pencereden.


VEYSEL ÇOLAK












Merhaba!

4 Şubat 2018 Pazar

GERÇEK SANAT





   "Sanatçı çağına karşı birinci derecede sorumludur. Birinci derecedeki sorumluluğu, belge bırakması gerektiğidir. Yaşadığı coğrafyanın meselelerinde kendini sorumsuz göremez. Bunca acının, talanın, yağmanın ve insan onurunun ezildiği yerde, sanatçı oturup natürmort yapmamalı..."



MUZAFFER AKYOL








   "Batmakta olan geminin duvarlarına çiçek resimleri yapıyorsunuz ve bunun adına sanat diyorsunuz."



BERTOLT BRECHT







"Sorumsuzluk ayrıcalığını talep eden yazarların ve sanatçıların sayısı çok fazla.
Tarihten ve toplumsal mücadeleden ayrı tutulunca kültürel işlev metafizik bir şey olur."



EDUARDO GALEANO








   "Dolayısıyla sanat ve edebiyat kapitalizme karşı verilen mücadelenin cephelerinden biridir ve bu anlamda politiktir. Fakat kaba politika yapamaz. Kendi politikasını, estetik kaygıları gözeterek, insanlık durumunu en gerçekçi biçimde anlama çabasıyla sürdürmek durumundadır."


YAVUZ ALOGAN












   "Üç maymun önlerine yığılan dağ gibi etin, kanın keyfini çıkarırken, altta bu etleri parçalamak için kurtlar saldırıyor. Emperyalizmin bugün Suriye'de, Irak'ta, Libya'da, Afganistan'da yaptığı bu olaydır işte. Kurtlar sofrası kan revan içinde.
    Ben resmi yapacağım, şair şirini yazacak, heylektıraş taşını yontacak, tiyatrocu oyununu oynayacak, seramikçi hamurunu yoğuracak. Bir şartla. Olup biteni ıskalamadan, olup bitene sırtını dönmeden."



MUZAFFER AKYOL
   









"Bildiğim bir şey varsa, o da sanatta, şiirde güzellik kendi başına bir anlam taşımaz. Bir manası olmalı güzelliğin."



NÂZIM HİKMET














Merhaba!

28 Ocak 2018 Pazar

BÜYÜK SANATÇILAR




   "Unutabilir miyim seni hiç?
 Dünyayı ve insanlarımızı sevmeyi senden öğrendim.
 Hikâye, şiir yazmayı.
 Ve erkekçe kavga etmeyi senden!"


ORHAN KEMAL
(Nâzım Hikmet'e yazdığı bir mektuptan)









   "Egemen sınıflar sağlıklarında büyük devrimcileri ardı arkası kesilmez kıyıcılıkla ödüllendirirler; öğretilerini en vahşi düşmanlık, en koyu kin, en taşkın yalan ve karaçalma kampanyalarıyla karşılarlar. Ölümlerinden sonra büyük ikonlar durumuna getirmeye, söz uygun düşerse azizleştirmeye, ezilen sınıfları 'teselli etmek' ve onları aldatmak için adlarını bir ayla ile süslemeye çalışırlar. Böylelikle, devrimci öğretileri içeriğinden yoksunlaştırır, değerden düşürür ve devrimci keskinliği giderirler."


VLADIMIR I. LENIN
(Resim: Isaak Brodsky)








   "Egemen güçler, elinde elektrik süpürgesi; popülizme düşmeden yalnızca emek veren, üreten bir sanatçıyı süpürür. Ne zaman sanatçı ölür, yazdıkları 'tehlikeli' olmaktan çıkar, yahut bir biçimde sanat tekelcileri onun kaleme aldıklarını ehlileştirir; o zaman madalya takılmaya çalışılır. Lâkin tabutuna!" (EREN AYSAN - BirGün Gazetesi)









   "İktidarlar daima küçük sanatçıları baş tacı yaparlar,
 büyük sanatçılar asla iktidarların benimsediği kişiler değillerdir."


AHMET TELLİ









Biz ki acılar döneminden
ellerimizi kirletmeden geçtik.
Direncim senin olsun,
sevgim senin olsun.










Merhaba!


21 Ocak 2018 Pazar

HAYVANLARI SEVELİM






   Adalar'a teknenin içine tıkıştırılarak getirilen atlar ölünceye kadar sağlıksız koşullarda veteriner yüzü görmeden faytonlara koşturuluyorlar. Faytoncular cılızlaşan, koşturulamayacak atları işleri bitince sokağa terk ediyor. Yiyecek ve içecek bulamayan, kışın soğuktan donma tehlikesiyle burun buruna gelen atlar civardaki evleri kapı kapı dolaşıp insanlardan yardım umuyorlar.




   Adalar'da her yıl 500'den fazla at, sömürüldükleri süre zarfında çeşitli hastalıklar veya sakatlanma gibi nedenlerle mezbahaya gönderilmeleri sonucunda yaşamını yitiriyor. Bazıları, bakımı külfet geldiğinden kışın ormana terk edildikleri için ölüyor; bazıları da fayton kazalarında ölümcül yaralar ve darbelerle kıvranarak son nefesini veriyor. (T24)




   Normal bir atın ömrü 25-30 yıl iken faytonlarda çalıştırılan atların ömrü ise sadece iki yıl.














I. Dünya Savaşı'nda ölen 8 milyon at, eşek ve katır için saygı duruşu. (New Mexico, ABD, 1915)




I. Dünya Savaşı'nda haberci olarak kullanılan bir milyona yakın köpek ölmüştür.











Öküzün damını alçacık yapın,
Yaş koman altına kuruluk sepin,
Koşumdan koşuma gözünden öpün,
İrençberler hoşça tutun öküzü.

PİR SULTAN ABDAL










Merhaba!

14 Ocak 2018 Pazar

UNICEF VE ÇOCUKLAR






   UNICEF'e göre dünya gençliğinin en büyük sorunu, internette eriştikleri bilginin "kalitesi". Fakat internet Jamaikalı genç kızları 09.00-17.00 geleneksel işlerden "kurtaracak", İngiltere'den 16 yaşında bir genç artık bir tuşa basarak New York, Paris veya Beijing'deki arkadaşına "bağlanabiliyor". İnsan hayatta başka ne ister ki?
   Raporun ilk 130 sayfasında bunları okuyarak kendinizden geçiyor, çocuklarınıza nasıl bir gelecek bıraktığınızı düşünerek, gururla göğsünüzü kabartıyorsunuz. Evet, dijital dünyanın bazı sorunları var, fakat çocukların önüne açtığı ufuklar... Sierra Leone'deki bir çocuğun, tek tuşla İsviçre'deki kankasına "günaydın" diyebilmesi. Artık ölsem de gam yemem gayrı demiş şair...
   Haydi, şu son birkaç sayfaya da bir göz atalım. Sayfalarca dipnot ve yöntem özeti var. En sona da bir "istatistik" bölümü ilişmiş. O da ne? Çocuk ölüm hızları mı? Bir tuşa basarak dünyanın öbür ucuna bağlanabilen çocuklar, hâlâ önlenebilir hastalıklar nedeniyle ölmeye devam mı ediyor? Hadi canım, bu istatistikler 2017'nin olamaz. Dünya çocukları artık "dijital" oldu, ne ölümü?
   Afrika'da çocuklar güvenli içme suyu bulamıyor muymuş? Neden süpermarketten şişelenmiş su almıyorlar ki? Fransa kraliçesinin "ekmek bulamıyorlarsa, pasta yesinler" deyişine mi benzedi? Yok artık, hangi dünyada yaşıyoruz?
   Batı ve Orta Afrika'da çocuk ölüm hızı binde 95, bebek ölüm hızı binde 63 mü? Peki, UNICEF raporunda, ellerinde tablet bilgisayarlarla ders dinleyen Afrikalılar? Hangisi doğru? İkiside mi? Çad'da ilkokul çocuklarında okullaşma oranı yüzde 50, fakat tablet bilgisayarlı eğitim var!
   Dostlar, emin olun ki böyle devam ederse, 21. yüzyıl tarihe (elbette bir tarihimiz olursa) "utanmazlık çağı" olarak geçecek. Koca koca uzmanlar, UNICEF, Birleşmiş Milletler, işi gücü bırakmışlar, çocuklarla eğleniyorlar. 
   Her yıl milyonlarca çocuğun "açlıktan" ve yetersiz beslenme nedeniyle öldüğü, savaşlarda ve göç yollarında telef olduğu, Akdeniz'de boğulduğu, mülteci kamplarında süründüğü bir dünyada "Dijital Dünyada Çocuklar" diye başlık atıp "internete erişemiyen" çocukların sorunlarına sızlanmak... Gerçekten ne yazacağımı bilemiyorum. (AKİF AKALIN - SoLHaber)










    Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) 2017'nin çatışma bölgelerinde yaşayan çocuklar için "kabus gibi bir yıl" olduğunu belirtti. UNICEF, normal koşullarda güvenli olmaları gereken yerler olan ev, okul, hastane ve oyun parkları gibi alanlarda hedef haline gelen çocukların 2017'de çoğunlukla kalkan olarak kullanıldıklarını, öldürüldüklerini, sakat bırakıldıklarını, kaçırıldıklarını ve savaşmaya zorlandıklarını ifade etti.
   UNICEF, doğrudan saldırıların haricinde çatışma bölgelerindeki çocukların dolaylı olarak kıtlık, kötü beslenme ile hastalığa maruz kaldıklarını ve yaşadıkları zor koşullar nedeniyle travmalarla boğuştuklarını aktardı. Yeterli yiyeceğe ve temiz suya erişimlerinin kısıtlı olması ve hijyen ile sağlık hizmetlerinden düzgün bir şekilde yararlanamamaları da çocukları 2017'de kötü etkileyen unsurlar arasında yer aldı. (Aydınlık Gazetesi)











   

   ABD, İsrail ve İngiltere'nin desteklediği Suudi koalisyon bugüne kadar Yemen'de 75'den fazla gıda deposunu tahrip etti ve Yemen'e yönelik kuşatma sonucu 247 çocuk açlıktan hayatını kaybetti.










Merhaba!






















  

7 Ocak 2018 Pazar

UMUTSUZLUKTAN UMUT DOĞAR




Kendisi çatlamadan 
Toprağı çatlatamaz tohum.
Aşmışım sınırını mutsuzluğun
Ayrımsayamıyorum bile, öyle mutsuzum...
Acısını artık duyamıyorum,
Ki kendim öyle bir acı olmuşum.
Nasıl görmezse göz kendini,
Kendimi arıyor bulamıyorum...


AZİZ NESİN










Hiçbir vakit tam karanlık değil gece.
Kendimde denemişim ben,
kulak ver, dinle.
Her acının sonunda açık bir pencere vardır,
aydınlık bir pencere.
Hayal edilecek bir şey vardır,
yerine getirilecek istek,
doyurulacak açlık,
cömert bir yürek,
uzanmış açık bir el,
canlı canlı bakan gözler vardır.
Bir hayat vardır, hayat,
bölüşülmeye hazır.


PAUL ELUARD
(Türkçesi: A. Kadir)











  

   Nâzım Hikmet, 1949 yılında Orhan Kemal'e bir mektup yazar. Bu mektubunda Orhan Kemal'in yazdığı kitabı ve yazarlığını değerlendirmektedir. Mektupta Nâzım Hikmet genç yazara şöyle der: "Senin bazı hikâyelerin, yalnız kederli değil aynı zamanda ümitsiz... Realite, bizzat tarihi akışıyla realite, ümitsiz değildir, kederli, mahsun, acı, alacakaranlık, korkunç, iğrenç, rezil, kepaze filan falan tarafları vardır, bu tarafları aksettirmekte en ufak bir ihmal, insanlığı tek taraflı, tozpembe bir ışıkla vermek olur ve realiteden uzaklaşılır... Gelişen şey ise ümitsiz değildir, sevinçsiz değildir. Kederli, mahsun, acılı olmak için sebepler mevcuttur, fakat ümitsiz olmak için tek bir sebep mevcut değildir. Aman evladım, kendini bundan sakın, daha acı, daha mahsun ol, fakat sevincin ve ümidin pırıl pırıl parlasın. İşte bu kadar." (Prof. Dr. GAMZE YÜCESAN ÖZDEMİR - BirGün Gazetesi)




   Geçenlerde Karl Marx'ın daha önce rastlamadığım bir söylemini okudum bir makalede. Şöyle diyor:
  " Her şey o kadar umutsuz ki içimde umut yeşeriyor!"
   Umutsuzluğun umudu yeşertmesi Marksist diyalektik düşünceye göre olağan bir süreçtir. Çünkü doğada ve hayatta her gelişme kendi sonunu getirecek karşıtını da yaratıyor. (DENİZ KAVUKÇUOĞLU - Cumhuriyet Gazetesi) 










Merhaba!

31 Aralık 2017 Pazar

DOST ŞİİRLER




İMKÂNSIZ DOSTLUK

Değil kardeşim, dal yeşil değil, gök mavi değil.
Bilsen! Ben hangi âlemdeyim, sen hangi âlemde!
Aklından geçer mi dersin aklımdan geçen şeyler?
Sanmam! Yıldız ve rüzgâr payımız müsavi değil;
Sen kendi gecende gidersin, ben kendi gecemde;
Vazgeç. Kardeşim, ayrıdır bindiğimiz gemiler!


CAHİT SITKI TARANCI







DOST

İnan kardeşim inan
Gök mavidir, dal yeşil
Omuzun omuzumda
Nefesin nefesimde
Gökyüzünü yıldız yıldız
Dilim dilim bölüşürüz yeryüzünü,
Payına düşen dertler
Payıma düşer
Sen benim günümdesin
Ben senin gecende,
Bir ucu sende denizin
Bir ucu bende
İnan kardeşim inan
Aynı suda yüzer bindiğimiz gemiler.


CAHİT IRGAT









  ...Gece güzel başlamıştı. Avni Arbaş'ın atölyesinde rakılı şaraplı bir geceydi. Hep tanıdık. Ya sanatçı ya eğitimci kişilerdik bu çilingir sofrasında. Cin gibi zeki bir adamdı Hasan Âli Yücel. O güne dek hiç karşılaşmamıştık. Rakı bitmiş şaraba başlanmıştı. Konu dönmüş dolaşmış memlekete gelmişti. Eğitim meseleleri, sanat meseleleri, özgürlük meseleleri... Epey olmuştuk. Hasan Âli Yücel'e damdan düşercesine 'Sizin başka işiniz yok muydu ki Maarif Vekilliğine gelir gelmez attığınız imzalardan biri de benim konservatuvardan kovulmam içindi' diye sitem ettim... O da: 'İyi olmuş. Çok iyi etmişim!.. Şimdi sanatçısın, Paris'te kalsan ne olurdun? Maaşlı devlet oyuncusu.' diye cevap verdi. (Çok Yaşasın Ölüler - CAHİT IRGAT)



HASAN ÂLİ YÜCEL



   Konservatuvardan Hasan Âli Yücel'in imzaladığı bir kararla ayrılan Cahit Irgat'a Can Yücel  bir ağıt yazmıştı:


CİHAT İÇİN CAHİT

Cahit ki bu hasta düzende sağlıklı bir kanserdi
Cahit ki haksızlığa karşı üreyen hücrelerdi.
Yorgun develer gibi çöktüğü Dormen şölenlerinde bile
'Siz paranızı, ben kendi kendimi yerim' derdi.

Cahit zaten azalarak yaşayanlardan değil
Çoğalarak ölenlerdendi.



CAN YÜCEL









Dostluk dediğin güzel bir kitap
Hava gibi
Su gibi 
Ekmek gibi
Vazgeçilmez bir tad
Dostluk dediğin eşsiz bir kitap
Sevmediğin sayfaları varsa
Atla
Sayfayı kökünden yırtmak şart mı



BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU












Merhaba!