15 Temmuz 2018 Pazar

OKUMA KEYFİ





    Kâğıda basılan şey değildir kitap. Ondan önce bir fikirdir, bir şiirdir, bir anlatıdır, bir hayattır bir insandır. Bu bapta satıp satmamasının hiçbir önemi yoktur.
   Kitap konusu tekinsiz bir iştir o yüzden, Neyle uğraştığınızı, neye bulaştığınızı iyi bilmeniz, adımlarınızı ona göre atmanız gerekir. Elinize almadan önce içinde aydınlık var mı bakacaksınız. Karanlık olmayacak içinde, yoksa bozulur, okuyanı da bozar. (ORHAN GÖKDEMİR - soL Haber)


  "Eh, o kadar çok roman okursan, olacağı budur!" denilecek olursa, yanıtım ikidir: Hem öyle pek de fazla roman okuyamıyorum ne yazık ki, keşke çok daha fazla okuyabilseydim, hem de roman okumadan dünyayı öğrenirim diyene rastlarsanız, kulak asmayın, "elden ne gelir, bu da böyle bir adem işte" deyip geçin. (MESUT ODMAN - soL Haber)










"Kitap yakmaktan da büyük suçlar vardır. Bunlardan biri de kitap okumamaktır!"


JOSEPH BRODSKY










"Etrafın seni sıkmaya başladığı zaman kitap oku."


SABAHATTİN ALİ










   Büyük Britanya'da tedavüle yeni çıkan 10 Poundluk banknotun üzerinde 'Emma'nın da yazarı olan Jane Austen'ın resminin altında Gurur ve Önyargı'dan bir alıntı var:

Hiçbir şeyde, okuma gibi bir keyfin olmadığını ilan ediyorum.













Merhaba!



8 Temmuz 2018 Pazar

TEKNOLOJİK ÇÖP, OTOMOBİL ve GERÇEK İHTİYAÇLAR




   Dijitalleşme, her zaman eksik bırakılan gerçek insan ihtiyaçlarından (barınma, eğitim, sağlık, güvenlik ve şehir hakkı başta olmak üzere) kalan alanı dolduran ve ilerleme yanılsaması yaratan binbir çeşit ürünün alıcısını bulmasını sağlayan temel mekanizma olarak tasarlanmaktadır. İşte bu yüzden sağlıksız evlerde oturup, sağlıksız beslenen, sağlık güvencesinden ve çocuklarına gerçek bir eğitim sağlamaktan yoksun hanelerde bu kadar çok teknolojik çöpü büyük bir borç yığını ile yan yana bulabiliriz...
   Sermaye düzeninde teknolojinin iki temel işlevi vardır: İlki üretimde emek oranını düşürerek işsizlik havuzunu beslemek ve böylece ücretlere baskı yapmak, ikincisi kazanılmış ücretin emekçinin kişisel yararı açısından akıl dışı, ancak uzun dönem kârlılıkta sermaye için en akılcı tüketimin sağlanması. (ZAFER ANAYURT - soL Haber)





şişli'de bir apartıman
yoksa eğer halin yaman
nikel-kübik mobilyalar
duvarda yağlıboyalar

iki tane otomobil
biri açık biri değil
aşçı, uşak, hizmetçiler 
dolu mutfak, dolu kiler

hanım gider, sen gidersin
gündüzleri çaydan çaya
gece olur, davetlisin
ya dineye, ya baloya

hey
lüküs hayat, lüküs hayat
bak keyfine yan gel de yat
ne güzel şey
oh ne rahat
yoktur eşin lüküs hayat








   Totem, ilkel toplumda kalmış değil. Emperyalist-kapitalist sistemin de bir totemi var: Ne kartaldır ne geyik, ne koyun, ne dağ keçisi! Bu sistemin totemi, "araba"dır. Hindistan'da yolların üzerinde salınıp gezen inekler garibimize gidiyor ama, yolları tıkayan otomobil sürülerinden aynı rahatsızlığı duymuyoruz. Bu sistemde kimse ona dokunamaz; "tabu"dur, çünkü imal edilen tüketim modelinin, kutsal piyasanın kralıdır.
   Otomobil, yalnız, tüketim aşkının adı değildir; bu bir üretim hummasıdır. Şimdi kapitalizm, piyasa için üretim yapmıyor, ürettiği malın piyasasını imal ediyor. İşte Büyük Tanrı, tekelci sermaye, Olimpos Dağı'nın tepesinden ellerini uzatarak, otomobilin başına hâleler konduruyor. O anda Küçük Tanrı media; televizyonları, radyoları, gazeteleri, filmleri, duvar afişleri, romanları, hikâyeleri ve diğer araçlarıyla otomobil aşkını kutsuyor.


DOĞU PERİNÇEK







   Şimdi anlaşılıyor mu, Turgut Özal'ın neden "otoyollar demokrasidir, demiryolu komünizmdir" dediği! 
Çünkü demiryolları ve denizyolları aslında cumhuriyettir, otoyollar ise 'pazarın sömürgeleşmesi'!


ATTİLÂ İLHAN









Karikatür: BEHİÇ AK













Merhaba!
   

1 Temmuz 2018 Pazar

İNSAN VE ŞİİR




 ...Okullarda çocuklarımız kafalarına ve kalplerine insanlığı nakşedecek İlyada ve Odysseia'dan, şair Homeros'tan sorumlu tutulursa yozluğun değil insanlığın yaprağı yeşerecektir. Goethe ne demişti, her öğreti az çok puslu ama ağacın yaprağı nasıl da yeşil...
   Tarihin iki büyük evrensel şiiriyle aynı toprakta ayaklarımız! Memleket, bizi biz eden ortak hikâyeler demektir! Üstelik Homeros'u bilen çocuğun ufku açılır, ferahlar yüreği, gözündeki perde dalgalanır, farklı bakar toprağına, hayata. Alabildiğine insandır bu iki büyük şiir...


ONUR CAYMAZ











   Şiirin doğuşu, insanın doğuşudur ya da insanın doğuşu şiirin doğuşudur. Aynı bahçede doğmuşlardır, orada büyüyüp orada kardeşliklerini, yoldaşlıklarını sürdürmüşlerdir. Şiirin insansız, insanın şiirsiz olamayacağı fikri değil, gerçeği ta o zamandandır, ilkten, doğuştan, yaratılıştandır. Bu nedenle de şiir yazmak değil yalnızca, şiir düşüncesi, şiir eylemi, şiirin içinde olmak, şiirle konuşmak, ağlamak, gülmek, sevmek, küsmek, kalkışmak, yatışmak, barışmak doğal ötesidir diyelim, yani o kadar doğal ki, bunu söylemek bile fazla gelir, doğallığına halel getirir. Ama öte yandan, balık tutar gibi şiir avlanmayacağı da bir gerçek. Ne gibi? Tıpkı aşk gibi. Aramak, bulmak, peşinden koşmak ve onu sürekli taze tutmak için çalışmak gerek. Aşk yan gelip yatma yeri değildir! Şiir de öyle. Fidan diker gibi, ağaç yetiştirir, meyve umar, buğday başaklarının altın gibi sararmasını bekler, sonra onları 'büyük insanlığın' en yakını, yoldaşı olan ekmeğe dönüştürür gibi, 'şükür kavuşturana' der, ağzını yaşamın kaynağına dayar ve doya doya içer gibi, işte insanı yaratıcı, üretici, dönüştürücü, eşitlikçi ve paylaşımcı kılan ne varsa hepsi gibi...


HAYDAR ERGÜLEN










  'Dağlarca benim için; şiirin Pisagor'udur!' Pythagoras'ın okuluna kabul edilen öğrenci ilk 5 yıl sadece 'susmayı' öğrenirmiş, ben 15 yıl sustum. Dinledim. Ama ne kadar susarsam susayım, Doğan Hızlan'ın 'tek başına okul' dediği Dağlarca'nın okuluna öğrenci olarak kabul edilmeyeceğimi biliyordum. Bu yüzden o okula 'müstahdem' olarak girdim. Adanmış bir hayat da diyebiliriz bir bakıma. Abartmadan söylüyorum bunu kimse yanlış anlamasın. Merak duygusu belki de daha derinlerdeki duygum. Dağlarca gibi bir 'Şiir Devi'nin laboratuvarlarının gizlendiği şatonun, blok taşlarla ve yüksek duvarlarla örülü bahçesine atlamak ancak bir şairi ve şiirini merak etmekle mümkün olabilir. Sevgi, saygı ve korkudan örülü bir 'merak' sözünü ettiğim. (AHMET ERTAN MISIRLI)

     
AHMET ERTAN MISIRLI - FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA 










Barış bir bardak sıcak süt ve bir kitaptır uyanan çocuk önünde.
Başaklar birbirlerine eğilip "İşte, ışık, ışık, ışık!" dedikleri 
ve ufuk çemberi ışıkla dolup taştığı zamandır
 barış.



YANNİS RİTSOS
(Çevirenler: İoanna Kuçuradi - Özdemir İnce)





   1965 ya da 1966 yıllarından birindeydi, Kemal Özer'den bir mektup aldım. Paris'teydim. Attila Tokatlı ona bir Yunan ozanından söz etmiş, adı Yannis Ritsos'muş. Bu ozanın, Aragon'un yönettiği Lettres Françaises dergisinde birkaç yıl önce uzun bir şiiri yayımlanmış. Şiirin yayımlandığı sayıyı bulup kendisine göndermemi, şiiri çevirtip Şiir Sanatı dergisinde yayımlayacağını yazıyordu.
   Bir Fransız arkadaşımla birlikte derginin yönetim yerine gittik. Eski sayı ciltlerini taradık, sözü edilen şiiri bulduk. Ama görevliler o sayıdan ellerinde iki nüsha kaldığını, bu nedenle dergiyi veremeyeceklerini söylüyorlardı. O sıralarda fotokopi işleri bu denli yaygın mıydı? Anımsamıyorum. Dergiyi almak için direttik. Sonunda "Verilmesine ancak Monsieur Aragon karar verebilir," dediler. Şanslı bir günümmüş anlaşılan, Aragon'un yanında kimse yokmuş, beni kabul etti. Aragon'un odasına girerken heyecandan dizlerim titriyordu. Aragon, bana:
   "Bu sayıyı neden bu kadar ısrarla istiyorsunuz delikanlı?" diye sordu.
   "İçinde bir şiir var," dedim, "bizim dile çevirip bir dergide yayımlayacağız."
   "Hangi şiiri, hangi dilde?"
   "Yannis Ritsos'un şiirini, Türkiye'de."
   Aragon'un yüzündeki şaşkın mutluluğu anlatamam. Aragon, beni içeri getiren kişiye: "O dergiyi bu delikanlıya verin," dedi, en iyi böyle bir işe yarayabilir." (ÖZDEMİR İNCE)



YANNİS RİTSOS - ÖZDEMİR İNCE













Merhaba!

     

24 Haziran 2018 Pazar

SEVMEK: İNSANCA YAŞAMIN SIRRI




   Sevginin her şeyi onaran büyüsünü bunlara nasıl anlatabilirim?
 Biri buz kalıbıydı, öteki kendini yangın sanan bir ateşböceği.


TURGUT ÖZAKMAN
(Romantika)









Resim: ORHAN PEKER




  "Unutma, insan ayçiçeğine benzer; onlar nasıl yüzünü güneşe dönerse, insan da mutluluğa öyle döner işte. Mutluluk sevmektir. Kimse, kimseye altın tepside onu sunmaz. Emek emek kendin yaratırsın."


EMİNE AZBOZ
(Kar Kırmızı)









   Oysa Şarklı tarafımıza "güneş vurmuş tarafımız" diyor Tanpınar "Huzur" da. Her şeye rağmen "- Şark, dedi. Canım şark. Dışarıdan miskin, budala, çaresiz, fakir... Fakat içinden hiç aldanmamağa karar vermiş... Bir medeniyet için bundan daha güzel ne olabilir?"


AHMET HAMDİ TANPINAR


   Tanpınar sorularıyla siyasi, sosyal ve felsefi olarak okura Türkiye'yi aratır. "Ben Türkiye'yim. Türkiye benim adesem, ölçüm ve realitemdir. Kainata, insana, her şeye oradan, onun arasından bakmak isterim" diyen İhsan'a Suat'ın sorduğu soru, romanın temel sorusudur: "Peki, nedir bu Türkiye?"
   Bir tarafı Akdenizli, bir tarafı şarklı, bir tarafı Avrupalı bu karmayı değerlendirirken Tanpınar, Müslüman Şark'ın özüne inmeye ve unutulmuş ama ölmemiş bir mirası gözlerimizin önüne sermeye çalışır. Tanpınar'ın Doğu'ya dair yaptığı tespitler aslında onun Batı eleştirisini de oluşturur. Çünkü Tanpınar'ın Doğu'da bulduğu aslında Batı'nın kaybettiği şeydir. Bu nedenle Doğu'ya karşı sahiplenici bir bakış ortaya koyar. "- Şark bu, güzelliği de burada. Tembel, değişmekten hoşlanmaz, geleneklerinde adeta mumyalanmış bir dünya, fakat bir şeyi, çok büyük bir şeyi keşfetmiş. Belki vaktinden çok evvel bulduğu için kendine zararı dokunmuş...- Nedir o?.. - Kendisini ve bütün âlemi tek bir varlık halinde görebilmenin sırrını. Belki de gelecek ıstıraplarını hissettiği için bu panzehiri bulmuş. Ama unutmayalım ki, dünya ancak bu noktadan kurtulur." (DAMLA YAZICI-Aydınlık Kitap)







"Kavgaların galibi olmaz ama sevmenin hep bir kazananı vardır."


SAİT FAİK ABASIYANIK







  






Merhaba!

17 Haziran 2018 Pazar

AŞK NEDİR ?




    Aşk, doğduğu günden beri kuşların uçmasını ve yunusların derin sularda sevinç çığlıkları atarak dans etmelerini kıskanan insanoğlunun uydurduğu en güzel yalandır. Çünkü ancak aşk insanoğluna uçma ve derin sularda dans etme şansını tanır.


IŞIL ÖZGENTÜRK







   Evet, aynen öyle. Aşk yalnız bizde değil, dünyanın birçok ülkesinde en makbulü, en dillere destan olan, tarihe geçeni. En azından herkesin bireysel tarihine geçeni. Mutlu eden, acı çektiren, kafa karıştıran çeşitleriyle. Bütün bağlardan kopup, özgür bir yolculuğa çıkma halidir, aşk. Önünü kesenlere baş kaldıracak cesareti isteyen. İki kişilik meydan okuma haliyle aşk dediğin özgür bir yolculuk değil mi? Seni bağlayan bütün iplerden kurtulup, içine çakılmış çivileri söküp, ruhunun çayırlarında, sezgilerinin rüzgârlarında, el ele nefes nefese koşmak değil mi? Dilediğince, doyasıya yaşamak istediğin. Bir final cümleyle, imkânsız birçok şeyi mümkün kılan, 'bir söz vermedir' aşk.


ALİ POYRAZOĞLU







   Sanırım bütün insanlık tarihi bu olağanüstü yaşantının sorularıyla ve yanıtlarıyla dolu. Ben birkaç cümleyle ne diyebilirim ki... Açıklanamaz bir varoluş hali. Daha doğrusu açıklandığında büyüsü bozulan, insanı kendi mayasından yeniden var eden olağanüstü bir yaşantı. Aklımızı, kalbimizi, dilimizi, gövdemizi kendimize karşı bile ayaklandırır. Uzun sürmez, bir süre sonra dingin bir düzlüğe varır. Sevgiye dönüşür. Eğer becerebilirsek, saygıya da dönüşür kuşkusuz. Böylesi bizi çok daha güzel ve büyük yapar.


ŞÜKRÜ ERBAŞ








Bizimkisi bir aşk hikâyesi değildi.
Aşktı bizimkisi, gerisi hikâyeydi.


CAN YÜCEL









Herkesin yüreği başka; kiminde bir yanardağ var, kiminde bir sivilce...


MUZAFFER BUYRUKÇU













Merhaba!

10 Haziran 2018 Pazar

SURİYE: KAZANANLAR, KAYBEDENLER




   Suriye vurulurken İngiltere Başbakanı Theresa May'in kocası kazandı:

   Kimyasal saldırı yalanı üzerine inşa edilen Suriye operasyonunun milyon dolarlar kazandırdığı şirketler arasında Lockheed Martin de var. İngiltere Başbakanı'nın eşi Philip May'in üst düzey yöneticisi olduğu Capital Investment, Lockheed Martin'in hissedarları arasında.
   ABD, Fransa ve İngiltere'nin Suriye'ye füze yağdırması, yalan olduğu tescillenen kimyasal saldırı iddialarına ve Beyaz Miğferler gibi karanlık bir örgütün girişimlerine dayanıyordu. Öyle ki, ABD'nin kimi sadık müttefikleri bile operasyona katılmaktan geri durdu, operasyona sözlü destek vermekle yetinmeyi tercih etti.
   İddialar büyük ölçüde çürütüldü. Saldırının bu zayıf iddialara dayanarak nasıl gerçekleştirilebildiği, Rusya'nın saldırıya ne yanıt vereceği sorularına yoğunlaşıldı.
   Diğer yandan, Suriye'ye yağdırılan füzelerin üreticisi olan silah tekelleri ve bu üreticilerin siyasetçilerle ilişkileri, "saldırının kime yaradığı" sorusunun bir başka boyutunu ortaya koyuyor.
   Saldırı gecesi, ABD Donanması'na ait iki destroyer, Donald Cook ve Porter, Suriye açıklarına yanaştı. Her biri 60 adet Tomahawk füzesi taşıyordu. ABD Başkanı Donald Trump'ın saldırıdan önce öve öve bitiremediği JASSM tipi 'akıllı' füzelerse Amerikan jetlerinden ateşlendi. İngiliz uçakları da 8 füzeyle saldırıya destek verdi. 
    Operasyonu gerçekleştiren ülkeler füzelerin 'tam başarıyla' hedefe ulaştığını duyurdu. 
   Çizilen başarı tablosunun ekonomik 'değeri' sonradan anlaşıldı. Füzeler ateşlendikçe silah ve füze üretiminde pay sahibi Raytheon, Boeing, Lockheed Martin, Northrop Grumman ve General Dynamics şirketlerinin hisseleri yükselişe geçti. JASSM füzelerinin üreticisi Lockheed Martin'in hisseleri birkaç günde yüzde 5,5 değer kazandı. (soL Haber)



      








    Anadolu Ajansı'nın haberine göre İstanbul'daki bir sempozyumda Marmara Üniversitesi'nce 2014'ten bu yana yapılan dört çalışmanın sonuçları üzerine konuşan Dr. Veysi Çeri, "Dört çalışmanın toplamına baktığımızda, çocukların yüzde 60'ında, yani her 10 çocuktan altısında en az bir psikiyatrik hastalık var. En mütevazı çalışma iki mülteci çocuktan birinde bir psikiyatrik hastalık olduğunu ortaya koydu" dedi. (soL Haber)



  










Çıkamaz çocukluğundan dışarı 
Kimse.
Oynamamız bundandır
Kara toprakla binlerce yıl.

Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse.
Bundandır sevmemiz
Kiraz ağaçlarını.

Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse.
Kardeşliğimiz bundandır
Mavi sularla binlerce yıl.

Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse.
Bundandır inanmamamız
Kocaman bombalara.



FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA













Merhaba!

3 Haziran 2018 Pazar

SANAT İCRA ETMEK




   Atatürk'ün Söylev'ini okumayan şairler yazarlar bilirim. Belki de yalandan Atatürkçülerin etkisiyle itici bir kitap olarak görürler Söylev'i. Öte yandan bu gibiler içinde Nâzım Hikmet'i yüceltenler çoğunluktadır. Nâzım Hikmet'se Kurtuluş Savaşı Destanı'na temel alır Söylev'i. İyi bir örnektir aydınlarımızı değerlendirmekte bu olay. Bizim aydınlarımız genellikle hep ucundan tanırlar seçerler şairlerini, yazarlarını. Atatürk'e inmeden Nâzım'ı sevdikleri gibi, Calderon'u bilmeden Lorca'yı severler. Bunun içindir ki değerlendirmeleri hep temelsizdir, çürüktür, bağlantısızdır. Günün dergileriyle çok çabuk koşullandırılır, oluşturulur beğenileri. Toptan oradan oraya kayar dururlar.



NECATİ CUMALI
(Saçak Dergisi - 1986)











... Bir yerde okumuştum: Lenin'e, "Efendim, yazarlar özgürce yazmak istiyorlar," demişler. O da şöyle yanıtlamış: "Onların yazarken özgür olma hakları var. Bizim de onları okumama özgürlüğümüz..."
 ... Şimdi bu konuya "çocuk edebiyatı dalında eser vermek" planında bakacak olursak, orada da benzerini söylemek isterim: Bu ülkede halkın büyük çoğunluğu geçim sıkıntısı içinde kıvrım kıvrım kıvranırken, köylüsü perişanken, esnafı ağlarken, işçisi toprak altında kalırken, memuru altı delik ayakkabı ile işine sıkış tepiş giderken, sürülürken, fabrikaları satılırken, terör belasına şehit verirken çocuklarımızı bütün bu gerçeklerden uzak tutmak, tutmaya çalışmak, onları "hayat hoştur, gerisi boştur" masallarıyla avutmak doğru olabilir mi? Bunu ne öğretmenler yapmalıdır, ne de yazarlar. Hangi öğretmen, babası grevde olduğu için boyalı kalemi olmayan öğrencisine "Baharda Piknik ve Çiçekler" konulu resim yaptırabilir?
   Hiç uzatmayalım: Lenin haklı. İsteyen istediği gibi, özgürce yazsın. Hayatın ne kadar eğlenceli, harika ve her şeyin çok pembe olduğunu söylesin. Fakat bilsinler ki bizim de onları okumama özgürlüğümüz var. Çünkü bize göre hayat öyle değil. Biz, emperyalist kültürün ulusal kültürümüzü mahvetmek için her yoldan saldırdığını biliyor, yazdığımız metinlerde Türkçenin güzelliklerini, dostluk ve yardımlaşmanın yüceliğini, merhabanın tadını, insanımızın içtenliğini anlatıyor, çoğalması için mücadele ediyoruz. 
   Bu kadar net! 


AYDOĞAN YAVAŞLI
(Aydınlık Kitap)   











   
   Şu anda, "piyasa için bir meta üretmek" ile "bir sanat icra etmek" arasındaki farkı bilen yazarlara ihtiyacımız var. Şirket kârını ve reklam gelirini arttırmak için satış stratejisine uygun yazılı materyal geliştirmek; sorumluluk sahibi kitap yayıncılığı ve yazarlıkla aynı değildir...
... Kitaplar yalnızca emtia değildir; kâr güdüsü genellikle sanatın amaçlarıyla çatışma halindedir. Yaşadığımız sistemin, Kapitalizmin gücü karşı konulamaz gibi görünüyor - ama eski çağlarda, kralların ilahi güçleri de öyle görünmüştü. İnsanlar, yine insanların yaratmış olduğu herhangi bir güce karşı direnebilir ve onu değiştirebilirler. Direniş ve değişim çoğu kez sanatta başlar. Çoğu zaman da bizim sanatımızda, sözlerin sanatında. (soL Haber)



URSULA KROEBER LE GUIN
(2014 National Book Award Ödülü'nü kabul konuşmasından)
    











Merhaba!