19 Mayıs 2017 Cuma

BAĞIMSIZLIK UĞRUNA





Resim: NED PAMPHİLON




   Mustafa Kemal, Mondros Ateşkesi'nden 2 hafta sonra, 13 Kasım 1918 günü, 55 parçalık işgal donanması Sarayburnu açıklarından İstanbul Boğazı'na giriş yaparken Haydarpaşa Garı'nda trenden yeni iniyordu. Kendisini bekleyen Fransız bayraklı Enterprise isimli istimbota (sonradan Kartal istimbotu) binerken yanındaki yaveri Cevat Abbas'a döndü ve ağzından 3 kelimelik bir cümle çıktı: "Geldikleri gibi gidecekler." (CEM GÜRDENİZ - Aydınlık Gazetesi)









   3 Mart 1931'e kadar devam eden üç aylık gezi esnasında, Mustafa Kemal'le Hasan Âli arasında oldukça anlamlı bir diyalog gerçekleşir. Mustafa Kemal bir gün yanında bulunanlara "Türk milleti ne zaman kendini kurtulmuş sayabilir?" diye sorar. Yanındakiler doğal olarak görüşlerini bildirirler. Sonra Hasan Âli söz alır; "Paşam," der; "Türk milleti ne zaman kurtarıcı arama ihtiyacını duymayacak hale gelirse o zaman kurtulmuş olur." Mustafa Kemal kendisine, "Bu çocuğun ileri attığı, üstünde bizi derin derin düşündürmeye değer bir fikirdir." diyerek takdirlerini bildirir.







   KURTULUŞ  OVALI - soL Haber:

 ...İlginç bir şekilde Deniz Gezmiş'i hiç tanımamış olan Nazım Hikmet'in 1960'ların başında yazdığı iki şiir sanki Deniz Gezmiş'e yazılmıştır. Birisinde Nazım Hikmet bir kahin gibi Deniz Gezmiş'e "Delikanlım" diye seslenmiş, diğerinde ise Deniz'e " Hoşça kal Kardeşim Deniz" diyerek veda etmiştir;

   Delikanlım! İyi bak yıldızlara, onları belki bir daha göremezsin...
   Belki bir daha yıldızların ışığında kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin...
   Delikanlım! Senin kafanın içi yıldızlı karanlıklar kadar güzel, korkunç, kudretli ve iyidir.
   Yıldızlar ve senin kafan kâinatın en mükemmel şeyidir.
   Delikanlım! Sen ki, ya bir köşe başında kan sızarak kaşından gebereceksin, ya da bir darağacında can vereceksin.
   İyi bak yıldızlara onları göremezsin belki bir daha.



   DENİZ GEZMİŞ (1970) ve NAZIM HİKMET (1941) Bursa Cezavi'nde aynı koğuşun aynı penceresinde


Bir şeyler anlattın bize / Hoşça kal kardeşim deniz
Denizliğin kaderinden / Hoşça kal kardeşim deniz
Biraz daha umutluyuz / Hoşça kal kardeşim deniz
Biraz daha adam olduk / Hoşça kal kardeşim deniz
İşte geldik gidiyoruz / Hoşça kal kardeşim deniz  







  ...Cumhuriyete, Mustafa Kemal'e, uygarlığa sahip çıkmak için paraya, güce veya üniformaya ihtiyaç yoktur. Tek ihtiyaç boyun eğmemek ve ruhen teslim olmamaktır. O da umut etmeyi gerektirir. Umudun olduğu her anda ve yerde mutlaka bir çözüm vardır. Umutsuzluk ise savaşmadan kaybetmektir. (CEM GÜRDENİZ - Aydınlık Gazetesi)








Merhaba!

14 Mayıs 2017 Pazar

KİTAP ÖZGÜRLÜKTÜR




RÜDİGER SAFRANSKİ

   "Romantik: Bir Alman Sorunsalı" adlı kitabında Rüdiger Safranski şunları söylüyordu:
  "İnsanlar yaşamının değerini edebiyatın ışığında arttırmak, ona bir yoğunluk, dramatiklik ve atmosfer kazandırmak ister."
   Bu anlamda edebiyatın herkese gerekli olduğuna inanırım.
  Okumak insanı sıradanlıktan kurtarır; edebiyat ise duygusal/düşünsel olarak kendini, varoluşunu anlamlandırmanın yolunu açar. Bu, bir tür, insan ruhunda "devrim"dir.
   Edebiyatsız bir hayat yavandır, anlamsızdır, sıradandır.


FERİDUN ANDAÇ








  "Okuyan insan düş kurar, zihni çalışmaya başlar, soru sorar. Soran insan, artık sürünün koyunu değil, bir bireydir. İnsan, okudukça birey olur. Ben topluma diyorum ki, 'Lütfen kitap okuyun. Televizyon dizilerinden, internetten biraz uzak durun.' Zaman öyle bir kavramdır ki, zamanı komşudan isteyemezsiniz. Bakkal da satmaz, turşusunu da kuramazsın.Zaman gitti mi gitti. Onun için zamanımızı iyi kullanalım. Oturun kitap okuyun ve düş kurun. 


MUZAFFER İZGÜ








 ...Köy Enstitüleri, kaba saba elbiseli, korkunç ter kokulu köy çocuklarını Faust'la tanıştırmış, Shakespeare, Goethe, Gogol, Balzac okutmuş, Talip Apaydın'ın deyişiyle onlara "öğrenme mutluluğu, öğrenme heyecanı, öğrenme merakı uyandırmıştır." Onları özgürleştirmiştir. 


TALİP APAYDIN







 ... Otokrasiden diktaya bütün baskı rejimlerinin kitap düşmanlığı, yazana nefret ve okuyana hışım ortaklığı, rastlantı değildir.
   Sözlerle düşünürüz. Kitaplar, söz dağarcığını genişleterek düşüncenin, hayalin ufkunu açar, mantığı geliştirir ve sonunda, özgürleştirir. Mutlaka özgürleştirir. Baskı rejimlerinin en çok korktuğu da budur... (MİNE G. KIRIKKANAT - Cumhuriyet Gazetesi)










Merhaba!

7 Mayıs 2017 Pazar

TÜM İNSANLARIN MUTLULUĞU İÇİN




 
"Oğlum kalem defter dediğin aynıdır. Önemli olan senin neler yazacağındır. At, binicisi kadardır, unutma!"



OSMAN ŞAHİN
(Ölümün Süt Dişleri)






Paranla şeref kazanma, şerefinle para kazan ki; paran bittiğinde, şerefin de bitmesin!



NICANOR PARRA







   Kapitalist sistemin enerjisi açıklar ve borçlardan gelir. Açık ve borçluluk, sermayenin piyasa ihtiyacını karşıladığı gibi, aynı zamanda da insanların sisteme karşı sadık olmasını, başka bir ifade ile insanın köleleşmesini sağlar. Şöyle ki, ekonomik kapasitesinin üzerinde bir yaşam sürmek isteyen insana sistem borç kapılarını açarak, aslında üretimde yapılan hırsızlığı borç olarak vererek bireyi hem sahte mutluluğa atar, hem de sistemin sadık koruyucusu haline sokar. (Prof. Dr. İZZETTİN ÖNDER - soL Haber)








NİKOLAY GAVRİLOVİÇ ÇERNİŞEVSKİ

   Lenin, 1905 ve 1917'deki iki devrim arasında kendisini sürgünde ziyaret eden ve Çernişevski'nin kitabının (Nasıl Yapmalı? - NİKOLAY GAVRİLOVİÇ ÇERNİŞEVSKİ) okunamaz olduğunu söyleyerek kendisine takılan genç Bolşeviklerle tartışırdı. Kitabın derinliğini ve bakış açısını anlayamayacak kadar genç olduklarını söyleyerek onlara çok sert tepki gösterirdi. 40 yaşına kadar beklemeleri gerekiyordu, o zaman Çernişevski'nin felsefesinin basit gerçeklere dayandığını anlayacaklardı. Bu basit gerçekler şöyleydi: Biz Adem ve Havva'dan değil maymunlardan geldik, yaşam kısa süreli bir biyolojik süreç, bu nedenle her birey mutluluğu yaşamalı. Açgözlülüğün, nefretin, savaşın, egoistliğin ve sınıfın egemen olduğu bir dünyada bu mümkün değil. Bu nedenle bir toplumsal devrim gerekli. (TARIK ALİ - The Guardian / Çeviri: MERVE ARKAN - soL Haber)








Yok sayılmak var hesapta,
listelerden düşülmek...
Unutma
kahkahanı dolu tutacaksın,
hep tetikte olacak 
emniyeti açık bir kahkaha.


SENNUR SEZER











Merhaba!

1 Mayıs 2017 Pazartesi

EMEK VE MÜCADELE




  "İnsanlar her şeyin fiyatını gayet iyi biliyor, ama değerini asla... 
Şunu unutuyorlar ki, fiyatı belirleyen belki insanlar ama değeri belirleyen emektir."

ERTÜRK AKŞUN
(On Sekiz Saat)






Ve elbette ki sevgilim, elbet
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet...


NAZIM HİKMET






   Bırakınız birileri buna Don Kişotluk desin. Senyorun yeldeğirmenleriyle mücadele edecek gücü yoktu. Ama mücadele hırsı vardı, bu hırs ancak sınıfsal kavramlarla ortaya çıkar. Biz her şeyin bir anda olmasını bekledik, bizim kuşak. Ama sonra dank etti.
   Sovyetler Birliği'nin sönümlenmesi meselesi... Molotov'da söylüyor: "Sosyalizmi kurduk mu kurmadık mı?" Onlar da kafalarında bunu tartışıyor.
   Ama 70 yıl iktidarda kaldılar. Spartaküs'ünki 7 gün sürdü, Paris Komünü 70 gün sürdü, Sovyetler Birliği 70 yıl sürdü. Bundan sonraki belki 700 yıl sürecek. 
  Ama bir şey öğrendim. Mücadele sabır işidir. Sabırlı olmayan daima yanılır mücadelede...


   
TEVFİK ÇAVDAR






"Devrimler sona erdiği zaman farkına varılır ki, insanlık tartaklanmış ama yol almıştır."



VİCTOR HUGO
(1793 Devrimi))







Merhaba!

23 Nisan 2017 Pazar

ÇOCUKLAR



Yalan bile söylerken
Prensibim doğruluk
İsterim ki ben
Sen de öyle ol çocuk


ÖZDEMİR ASAF




   Seda Arun anlatıyor:

   Birinci sınıfa başladığım gün, öğretmen "şiir bilenler parmak kaldırsın" dediğinde ben de parmak kaldırdım. Benden önce kalkanlar ya Atatürk, ya bayram ya da anne şiirleri okudular alkışlar eşliğinde. Sıra bana geldiğinde siyah rugan ayakkabılarımın gıcırtıları eşliğinde heyecanla tahtaya kalkıp o küçücük yaşımda evdeki toplantılarda sık sık okunan ve bu yüzden ezberlediğim babamın bir şiirini okudum; ama şiir bittiğinde alkış değil derin bir sessizlik doldurdu sınıfı. Ve sonra öğretmenin, "Sen bu şiiri nereden biliyorsun, kim ezberletti bu şiiri, kimin şiiri bu?" diye art arda soruları sıralandı...
  -Babamın.
  -Baban ne iş yapıyor?
  -Matbaacı.
  -Babana söyle yarın okula gelsin.
   Akşam eve gider gitmez olanları anlattım babama ve beklediğim gibi bir yanıt aldım babamdan...Evet, sessizce dinledi ve güldü, yalnızca güldü..."Uzun saçları, gür bıyıkları, siyah beresi, bakışlarındaki ışıltısı, r'leri söyleyemeyişi" onu arkadaşlarımın babalarından ayırıyordu. Babamın Özdemir Asaf olduğunu öğrenmem için ilk kitabının basılmasını beklemem gerektiğini o günlerde bilmiyordum.











   İlkokul, ortaokul çocuklarının seçimlerde sandık nöbeti tuttuğu tek ülke herhalde Küba'dır. Seçim sandıklarının her iki yanında birer çocuk, iki saatte bir nöbet sırasını bekleyen arkadaşlarıyla değişerek sandıklar açılıp, kesin sonuçlar imza altına alınıp, belgeler seçim komisyonu görevlilerine teslim edilene kadar seçmen oylarının güvenliğini sağlarlar. Nöbetlerini tutarken ne sandık görevlileri, ne öğretmenleri, ne de anne babaları ve ne de Devlet Başkanı onlara ne yapmaları gerektiğini söyleyebilir. Çünkü onlar ne yapmaları gerektiğini çok iyi bilmektedirler, bunu büyük bir ciddiyetle yerine getirirler. Herhangi bir sorun çıktığında nöbetçi çocuklar, en ilk ve tek doğru tanıktırlar. Seçim komisyonu, başka hiçbir kimsenin tanıklığını dikkate almaz. Seçmenin kullanmakta olduğu "oy" un değerini bundan daha gerçek ilan edecek, kanıtlayacak bir başka yöntem olabilir mi? Sandık başında okul önlükleriyle nöbette olan çocuklar, oy veren her bir seçmeni dikkatle izler ve ayrı ayrı selamlayarak seçme işinin önemini ayrıca ilan ederler. (soL Haber)











  


"Düşünüyorum da biz, büyüyerek çocukluk etmişiz."



TURGUT UYAR















DÜNYANIN TÜM ÇOCUKLARI

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!










16 Nisan 2017 Pazar

ADAM GİBİ ADAM YETİŞTİRMEK




"Bereketli ve dolgun başak mütevazıdır. Meyvesi olmayan ağacın burnu yükseklerdedir."







  ... İsmail Hakkı Tonguç'un mektupları ülke, doğa ve insan sevgisiyle dolu hümanist bir içeriğe sahiptir. Bu içerik onun mektuplarındaki söylemine de açıkça yansır: Köy Enstitüsü  Müdürleri ve öğretmenlerine "Sevgili Kardeşim", öğrencilere "Sevgili Oğlum" diye hitap eder.
   1940'lı yılların başında Ardahan'da bir ilkokulu bitirmiş köy çocuğu Dursun Akçam'a "Sevgili Oğlum Dursun" sözleriyle yazdığı mektupta, sıcak bir sesleniş bulunur. Çocuk Akçam, "Tutamadım kendimi, oturdum ağladım. Kimdi bu babacan adam? Bir köylü parçasının gözlerinden öperek mektup yazıyordu Ankara'dan, 'dileğin yerine getirilecektir!' diyordu." Akçam'ın yaşamını değiştiren o seslenişteki sevgi, yüreklendirme ve diyalogdur. Tonguç, binlerce yıl boyunca unutulan köylünün çocuklarına önce Köy Eğitmen Kursları, sonra da Köy Enstitüleri aracılığı ile bir başka dünyanın, insan olarak değer gördükleri bir dünyanın kapısını aralar. O sadece bir yönetici değildir, daha fazlasıdır; Öğretmendir, bütün Köy Enstitüsü öğrencileri için "Baba"dır. Tonguç'a mektup yazan ve Enstitü yerleşkelerinde görüşen bütün öğrenciler, Tonguç'un kendilerini "İnsan" olarak hissettirdiğini belirtirler. (Prof. Dr. FİRDEVS GÜMÜŞOĞLU-Aydınlık Gazetesi)


İSMAİL HAKKI TONGUÇ









   Parlamentoda bütçe görüşmelerinde milletvekili Emin Sazak'ın "Köylere giden enstitü mezunları kendilerini birer Atatürk zannediyorlar" demesi üzerine Hasan Âli Yücel, "Bu çocukların her birinin birer Atatürk olması temenni edilir" şeklinde cevap vermişti.


HASAN ÂLİ YÜCEL








  "Köy enstitülerinden diri, çalışkan, tuttuğunu koparan, yaşam koşullarını değiştirebilen, toprağa bağlı, yaşamdan zevk alan, insanı seven, boş inançları dışlayan, aklı kılavuz edinen insanlar yetişmiştir. (...) Yöntemlerin başında 'İş Eğitimi' yöntemi gelir. 'İş içinde, iş aracılığıyla, iş için eğitim' dir. Araştırmanın, gözlem ve deneyin, iş ve üretimin giderek yaratıcılığın olmadığı yerde eğitimin ne bireysel ne de toplumsal bir yararı olmadığı bir gerçektir... Böyle bir ortamda kolay, rahat ve başkasının sırtından kazanılmış bir yaşam özlemi yerine, iş başarmanın, ürün vermenin, bir eser ortaya koymanın, doğayı değiştirmenin ve topluma yararlı olmanın mutluluğu kökleşiyordu..."


ERDAL ATICI
(Anadolu'da Aydınlanma Ateşi Yakanlar)








   
   "Köy Enstitüleri'ne alınan yoksul köy çocukları, geldikleri köyün ağasından, şeyhinden, yüzlerce yıllık köklü hurafelerden, paslı zincirlerinden kurtulmuşlar, konuşmaya, yazmaya başlamışlardır."


OSMAN ŞAHİN








Kimliğim mi? Türkiye dedim
Doğumum mu? 17 Nisan
Sorun beni Bedreddin'den, Yunus'tan
Karacaoğlan emmimdir
Dedem Pir Sultan
Yolum Tonguç'un yolu    




   "Elbette düzenin kaymağını yiyenler, eğitim kurumlarını, o düzeni sürdürmekte araç olarak kullanırlar; kendi ideolojilerini yükleme aracı olarak. Tarlalar, fabrikalar, madenler kendilerine çalışmalı, emekçiler duruma yazgı deyip boyun eğmelidir."


MEHMET BAŞARAN








   ...Köy Enstitüleri en çok Emin Sazak, Kinyas Kartal, Adnan Menderes gibi Türk ve Kürt büyük toprak ağalarını korkutmuştur. Köy çocuklarının okuyup köylerini "muasır medeniyet" seviyesine getirecek olmalarının yarattığı ürküntü, bu büyük toprak ağalarının daha yasa çıkarken ret oyu vermelerine neden olmuştur. Ağalar, enstitüler kapatılırken de ilk kabul oyunu verenlerin başında yer almışlardır.
   Köy enstitüleri ile toprak reformu arasındaki ilk bakışta görülmeyen bağ, toprak ağalarınca bakar bakmaz görülmüş, Köy Enstitüleri'ne başından beri karşı çıkanlar, toprak reformuna da başından beri karşı çıkan kimseler olmuşlardır. Atatürk'ün her yasama döneminde gerçekleştirilmesini istediği, İnönü'nün de sözünü verdiği toprak reformunu engelleyenler de yine bu CHP ve hükümet içindeki toprak ağaları ve temsilcileri olmuştur...(MECİT ÜNAL-Aydınlık Gazetesi)







  "Okula gitmek üzere trene bindiğimde biri bana 'Kalk ulan köylü' dedi.
 Artık Demokrat Parti dönemi başlamıştı.
 Köy çocuklarına trende koltuğa oturmak haramdı..."  



OSMAN ŞAHİN







"ABD'deki Türkiye Büyükelçisi'nin cenazesini getiren Missouri Zırhlısı'nın giderken arkasına takıp götürdüğü salt Köy Enstitüleri değil, bütün Türkiye idi aslında."



MECİT ÜNAL 











Merhaba!

9 Nisan 2017 Pazar

ŞİİR İHTİYACI OLANA AİTTİR




   Bursa TÜYAP 15. Kitap Fuarı'nın açılış töreni sırasında PEN Türkiye Yönetim Kurulu'nun  Ahmed Arif'e ilişkin basın açıklaması:

  "Şiirimizin asi kalemi Ahmed Arif'in 90. yaşını kutluyoruz. Kutlama hazırlıkları, 1927 doğumlu büyük şairimizin, 2002 Mayıs ayında Diyarbakır Sur'da yaptırılan büstünün tahrip edilmesiyle başladı. Şairin oğlu heykeltıraş Filinta Önal tarafından yapılan büstün kaidesinde şairin şu dizeleri yer alıyor:

Bir ben bileceğim oysa
Ne afat sevdim
Bir de ağzı var dili yok
Diyarbekir kalesi.

   Şairimizin 90. yaşını kutluyor ve Türkiye PEN olarak pes diyoruz artık pes, başka ne diyeceğimizi bilemiyoruz, yetkilileri de, müsterih olsunlar, göreve filan çağırmıyoruz!"


   Ahmed Arif, dizeleriyle zulamızdaki asi resimdir. Bu resmi yüreğimizde ve sesimizde elli yıldır taşıyoruz. Büstünü kaldırabilirler. Ama onun dizelerine sinmiş olan yurtseverlik, emek ve özgürlük aşkı, Anadolu'nun Edirne'den Mardin'e yekpare kardeşliği alınyazımızdır, onu silemezler. Mürekkebi sürekli büyüyen ve birleşen avuçlarımızdadır. (SEYYİT NEZİR - Aydınlık Gazetesi)

Vurun ulan
Vurun,
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmiş közüm
Karnımda sözüm var haldan bilene.

AHMED ARİF








   Günseli İnal ve Tarık Günersel'in UNESCO'ya başvuruları sonrasında dünya kültürüne kazandırdıkları Dünya Şiir Günü'nde her yıl ülkemizde bir şair bildiri sunuyor. Bu yılki bildiriyi ise 2017 PEN Şiir Ödülü'nün sahibi Egemen Berköz hazırladı:

ŞİİR DOĞRUYU SÖYLER

  "Günümüzde insanlık sömürgeci kapitalizmin elinde usunu yitirmiş görünüyor.
  Alevler arasında kalmış bir akrep gibi kendini sokup öldürmek üzere.
  Üstünde yaşadığımız gezegenin tüm varlıkları, varsıllıkları yağmalanıyor.
  Doğanın dengesi bozuluyor doymayan mideleri doyurmak için.
  İnsanlar açlıktan ölüyor yoksul ülkelerde, halklar aldatılıyor, birbirine düşürülüyor.
  Ve yalan bulutları yayılıyor milyarlar olan biteni görmesin, anlamasın diye.
  Ülkemiz de payını aldı, alıyor elbet bu şeytansı kurgudan.
 Kurtuluş Savaşı'yla, kurduğu Cumhuriyet'le tüm sömürge ulusların umudu olan ülkemiz bir büyük yalanın tuzağında kıvranıyorsa bugün, ondan.
  İşte, bu karabasan ortamında tek umut şiirdedir.
  Çünkü bir gezgindir şiir, bir araştırmacıdır.
  İnsanın ve toplumun kılcal damarlarında gezinir, en eski çağlardan uzak geleceğe uzanır.
  Gerçeği arar.
  Bir büyücüdür şiir.
  İnsanlığın en büyük varsıllığı dillerin sözcükleriyle güzellikler yaratır.
  Çirkinliklere, kötülüklere karşı direnme gücü verir.
  Bir bilicidir şiir.
  İnsanlara gerçeği gösterir.
  Şiir doğruyu söyler.
  Yalan bulutları arasından bir ışık parlıyorsa,
  Bilinsin ki o şiirdir."


EGEMEN BERKÖZ









   Şilili yazar Antonio Skarmeta'nın, Almanya, Berlin'de 1982'de "Neruda'nın Postacısı" adını verdiği oyunda yazdığı gibi, Isla Negra adlı küçük bir balıkçı kasabasında yaşayan 17 yaşındaki Mario Jimanez, Neruda ile tanışınca anlar şiirin önemini. Neruda'nın şiirlerini kopyalar, altına kendi adını koyar. İlk görüşte âşık olduğu kıza onun şiirleri aracılığı ile yaklaşır. Neruda bunu öğrenir. Mario Jimanez'e kendi şiirleri ile kızı baştan çıkardığını söyler. Etik bulmamıştır. Hiç kuşkusuz sonradan ortaya çıkabilecek bu durumda, aşk zarar görecektir. Yalanlamaz Mario, Neruda'nın şiirleri ile kızı baştan çıkardığını kabul eder ama o şiirleri Neruda yazmış olsa da yalnızca Neruda'ya ait olamayacağını ileri sürer. Ne demektir bu? Neruda şaşırır, kendi yazdığı şiirlerin, şiiri yazana ait olmadığını mı söylemek istediğini sorar. Postacı Mario Jimanez'in yanıtı ilginçtir; "Evet" diyecektir. "Şiir yazana değil ihtiyacı olana aittir." (HALİT PAYZA - Aydınlık Kitap)








"Çocuk ölmedi
kaldırıyor yumruklarını yaslanıp annesine
haykırıyor annesi: Afrika! haykırıyor güzelliğini
özgürlüğün, haykırıyor bozkırları
kuşatılmış yüreklerin varoşlarında."


                                                                                  İNGRID JONKER



   Ingrid, Nyenga'da Askerlerin Vurduğu Çocuk şiirini protesto gösterisi sırasında annesinin kucağında can veren siyah bir çocuk için yazdı. Nelson Mandela, apartheid dönemi sonrasının ilk devlet başkanı olarak 24 Kasım 1994'te Güney Afrika Parlemantosu'nu bu şiiri okuyarak açacaktı. (İLYAS TUNÇ - BirGün Gazetesi)








Merhaba!