28 Şubat 2015 Cumartesi

ANAVARZA'DAKİ ÇOCUK: YAŞAR KEMAL




Duyduk duymadık demeyin
Bir çocuk kayboldu
Elinde defne dalı
Parmakları tanyeri
Saçları darmadağınık
Dalgalanır yağmur içinde
Bulup getirene
Görüp haber verene
Aydınlık yepyeni bir dünya verilecektir.
Ey ahali bulan var mı, gören var mı
İyiye, doğruya, güzele selam durulacaktır.

YAŞAR KEMAL



Hep bir ağızdan bir zafer türküsü söyleyeceğiz,
Anamızın südü gibi ak.
Hep bir ağızdan bir zafer türküsü söyleyeceğiz,
Gülerken toprak.

YAŞAR KEMAL




   "Her ülke sosyalist modelini kendisi kurar. Yüzde yüz bağımsızlıktır sosyalizm. Kişi bağımsızlığı, ülke bağımsızlığı, politik bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık, özellikle de kültürel bağımsızlık. Sosyalizmin başka bir anlamı yok benim için. Bu çağa gelinceye kadar kültürler birbirini beslemişlerdir, yok etmemişlerdir. Oysa çağımızda, kültürler kültürleri yok etmek için, bilinçli olarak kullanılmışlardır, emperyalistler tarafından. Benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir; bir çiçeğin bile yok olmasını, dünya için büyük bir kayıp sayarım."

YAŞAR KEMAL




   "Git, hiç arkana bakmadan çekip git bu dünyadan. Yüz bin çiçek olmak isterdim cenazende, yüz bin renkli çiçek, senin insanların gibi giyinmiş, Çukurova'n gibi uçsuz bucaksız bir ova, Anavarza kayaları gibi başı dumanlı, bir dağ olmak isterdim..."
(HAYDAR KARATAŞ)




Bir güzel insan, bir güzel ata bindi, çekip gitti.




Uğurlar olsun!


21 Şubat 2015 Cumartesi

VATAN



"İnsan, vatanını hak etmeli."

LOUİS ARAGON





  Yaylalarımdan yarın oksijenimi satarsınız,
Ve korkuyorum alfabemdeki ulusal besini,
Türkülerimi, sevincimin gezeneğini,
Ağlamak hakkımı bile ağıtlardan,
Bağımsızlık yelinin yolunu keserseniz
Bir gün onurumun altın madenini verirseniz
Dağlarımı da satarak eloğluna,
Alın gidin o gün, hayrını görün demokrasinin.



CEYHUN ATUF KANSU
(d.7 Aralık 1919 İstanbul-ö.17 Mart 1978 Ankara)







   Devrim, Küba halkına ne kazandırdı sorusunu gazeteci Fikret Bila köşe yazısında şöyle yanıtlamış:

   Devrim, Batista'nın aşağıladığı başta köylüler olmak üzere tüm Küba halkına kimlik ve kişilik kazandırdı. Kübalı olmak, tüm zor koşullara rağmen bir övünç kaynağı oldu. Fidel Castro'nun ABD'ye kafa tutması, terörist devlet ilan etmesi, Küba'yı işgal girişimlerini savaşarak başarıyla püskürtmesi, Kübalı gençlerin hala en önemli gurur kaynağıdır.
   Batista'nın Amerikalılara, mafya babalarına, feodal ağalara, ABD işbirlikçilerine peşkeş çektiği bütün arazilere ve yapılara el koyup halka dağıtması devrimin ilk icraatıydı. Ondan beri ağır bir ambargo altında olmasına rağmen Küba'da okuma-yazma oranı %100'e ulaştı. Her köye bir okul ve bir sağlık ocağı kuruldu, en az bir öğretmen, bir doktor ve bir hemşire gönderildi. Küba'da evsiz kimse yoktur. İşsiz kimse yoktur. Açlıktan ölen de yoktur. Dünyada çocuk ölümlerinin en az olduğu ülke Küba'dır. Kişi başına en fazla doktorun düştüğü ülke de Küba'dır. Eğitim, sağlık hizmetleri bedavadır.
  




   Küba gibi küçük bir ada devletinin bütün bunları nasıl başardığını ise Fidel Castro büyük söylevinde açıklamıştı:

   "Biz devrimciliği Atatürk'ten öğrendik." 





                                          
                                                                                                                                                                                                                                FİDEL CASTRO
                                                                                                                        Caballo(At)
                                            


Merhaba!

15 Şubat 2015 Pazar

SAVAŞA DAİR-3





Fotoğraf: OSMAN SAĞIRLI




  " Bir siyaset insanının düşünebileceği en saçma fikir, bir halkın kendi kanun ve anayasal ilkelerini başka bir halka kabul ettirmesi için silahlı bir biçimde bu ülkenin topraklarına müdahale etmesinin yeterli olacağıdır. Hiç kimse silahlı misyonerleri sevmez, düşmanın topraklardan atılması, doğanın ve ihtiyatın bu tür işgale karşı halklara vereceği ilk tavsiye olacaktır."

MAXİMİLİEN ROBESPİERRE




Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem 
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kaat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

NAZIM HİKMET




   "İnsanlık bütün kötülükleri alt ederek buraya kadar gelmiştir. İnsanlık gür bir ışık seli gibi iyiliklerle, eşitliklerle, barışlarla, güzelliklerle, umutlarla çağımıza geliyor. Bundan sonra insanlık değeri, çağımızdaki kişilik değerleri bir tek şeyle ölçülecektir, o da, bir ulusun, bir değerin, bir kişinin barışa ne kadar yardım ettiğiyle, savaşa, silahlanmaya ne kadar düşman olduğuyla..."

YAŞAR  KEMAL


Fotoğraf: Ara Güler




   "Hiç kimse aklından çıkartmamalı, her savaş bir ölüm fermanıdır. Yenenler de yenilenler de, savaşların dışında kalanlar da bu yıkımdan kurtulamazlar."

YAŞAR KEMAL





Merhaba!

8 Şubat 2015 Pazar

FOTO MUHABİRİ





"Bir patlama olduğunda olay yerine doğru koşan kişi foto muhabiridir, oradan kaçan ise fotoğrafçı."

ARA GÜLER
(Foto muhabiri)





ORHAN KEMAL
(d.15 Eylül 1914 Ceyhan- 2 Haziran 1970 Sofya)


   Bir gün tesadüfen Galatasaray'daki bürosuna sabah 10.30 gibi erkence gider. Bir ara kapı çalınır. Açtığında karşısında Orhan Kemal vardır. Arkadaştırlar ama bu tip arkadaşları akşam saat altıdan sonra görmeye alışık olduğu için şaşırır. Orhan Kemal, "Ne haber lan" diyerek içeri girer, Ara'nın masasına oturur ve bir sigara yakar. "Sofya'ya gidiyorum, gebermeden bir fotoğrafımı çek elinde bulunsun" der. Ve o fotoğraflar Orhan Kemal'in son fotoğraflarıdır.

                                        Nezih Tavlaş- Foto Muhabiri(Ara Güler'in Hayat Hikayesi)



   Devir 1958. Adnan Menderes'in son zamanlarıydı. Aydın'da valiye gittim. "Adnan Menderes'in açılış yapacağı baraj var. Beni oraya gönder, açılışta resim çekeceğim" dedim. Şoför dedi "Ben kestirme yol biliyorum oradan gidelim." Kestirme yoldan giderken yolu kaybettik. Yolu kaybedince de nereye gitsek karşıma hep o büyük kayalar çıkıyordu. Güneş battı ve zifiri karanlık oldu. Gidiyoruz, gidiyoruz yine aynı kayalıklara geliyoruz. Kaybolduk! Baktım bir ışık var. Bir kahve. Kahveye girdik, adamlar oyun oynuyor. Lüks lambasıyla aydınlanıyordu. Biraz sonra gözüm ışığa alıştı, bir de baktım ki kahvede masa yok. Sütun başlıklarını masa yapmışlar ve üstünde domino oynuyorlar.
   Tarih ve bugün içiçe yaşamaktadır. Böyle acayip bir yer hayatımda görmedim. Harabe dediğin harabedir. Ama bu öyle değil, bu bambaşka. Bu, tarih içinde yaşayan bir şehir. Baktım ki taşların içinden suratlar bana bakıyor. Hemen aklıma röportajın adı geldi: Afrodisias Çığlığı. O taşlar bana bakıyor ve "Beni buradan kurtar!" diye çığlık atıyor.







    
   Tanrıça Afrodit'e adanmış Afrodisias adlı eski çağ kentlerinin en ünlüsü, Türkiye'nin en ünlü foto muhabiri Ara Güler'in tesadüfi biçimde bölgede kaybolmasıyla bulunmuştur. Ara Güler, köydeki insanların Afrodisias'a ait sütun ve taşları, evlerinin ve iş yerlerinin belli kısımlarında kullandığını görmüştür. Geri döndüğünde çektiği fotoğrafları dönemin sanatçı-aydınlarına göstermiş ama kimse ilgilenmemiştir. Daha sonra bir ABD dergisine fotoğraflarla birlikte yazıları göndermiş ve büyük ilgi görmüştür. Kendisinden daha detaylı yazılar istenince, önceden tanıdığı, kendisinden bir yaş küçük, idealist arkeolog Kenan Tevfik Erim ile görüşür. Fotoğrafları görüp heyecanlanan Kenan Erim, başvuruları yapıp kazı için gerekli izinleri alır. Afrodisias'a ilk kazma 1961 yılında vurulur. Aynı yıl Ara Güler, İngiltere'de yayınlanan Photography Annual tarafından dünyanın en iyi yedi fotoğrafçısından biri olarak tanımlanır. Kenan Tevfik Erim, o kazılar sırasında profesör olur, vefat ettiği 1990 yılına kadar otuz yılını, tüm kariyerini buraya adar. Hatta buraya defnedilir. 3 Kasım 1990'da vefat eden Kenan Tevfik Erim, Türkiye'de bir antik kente defnedilen ilk kişidir. Kendi deyimiyle "sevgilisinin koynunda " yatmaktadır.  






KENAN  T. ERİM
(d.13 Şubat 1929 İstanbul- 3 Kasım 1990 Ankara)




Merhaba!

1 Şubat 2015 Pazar

DİL ÖZGÜRLÜKTÜR




   "Bir ulusun gerçek yurdu, onun dilidir. Dil, ulusal dileği belirten güçlü bir varlıktır. Ulusal dil yok olunca ulusal duygu da çok geçmeden yitirilebilir."



WİLHELM  v. HUMBOLDT
(d.22 Haziran 1767 Potsdam-ö.8 Nisan 1835 Tegel)

(Alman filozof, dilbilimci. Berlin Üniversitesi kurucularındandır)




   "Özgürlüğün aslı dildir. Bir devlet, diliyle yaşar, diliyle yıkılır. Ülkemizde bir çok ülkenin açtığı kolejlerin amacı nedir? Kendi dillerini yaymak, kendi iktisadi, mali, ticari ve siyasi üstünlüklerini  yaymak, kendi adamlarını yetiştirmek..."




FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
(d.26 Ağustos 1914 İstanbul-15 Ekim 2008 İstanbul)



   Ülkü Tamer'in sözleridir:

   "Evet, Ataç bir önderdi. Önerdiği sözcüklerin büyük bölümünün benimsenmeyeceğini, yaşamayacağını cin gibi biliyordu. Kendisi 100 metre koşarsa, arkasındakilerin hiç değilse 10 metre ilerleyeceklerini de biliyordu. Onun çabaları olmasa, dilimiz bu kadar çabuk arınmazdı."




NURULLAH ATAÇ
(d.21 Ağustos 1898 İstanbul-ö.17 Mayıs 1957 İstanbul)





Beş dil biliyormuş ünlü kişi
Ünlü ve saygıdeğer
Bir de Türkçe öğrense
Altı eder




CEMAL SÜREYA
(d.1931 Pülümür, Tunceli-ö.9 Ocak 1990 İstanbul)



Türkçeden bir kıl kopar; içinde
Güneşler, dünyalar, ırmaklar vardır
Ama Türkçeden koparacaksın...

CEMAL SÜREYA




Türkçe bilenin işi rast gider!
(İran atasözü)




Merhaba!