Niyazi Berkes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Niyazi Berkes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2016 Pazar

ÖLÜM HEP GARİBANA MI DÜŞER USTA?




   Niyazi Berkes (1908-1988), 60'larda Yön dergisinde yayımladığı yazılardan oluşan "Türk Düşününde Batı Sorunu" adlı kitabında bugün karşılaştığımız sorunların Türkiye'nin "Birinci Cihan Savaşı'ndan sonra kesin olarak gerçekleştirmeyi göze aldığı toplum ve uygarlık devriminin tamamlanmadan kalması yüzünden, İkinci Cihan Savaşı sonrasında gelişen gerici güçlerin yarattığı sonuçlar" olduğunu saptar...
   Niyazi Berkes, toplumsal devrimi durduran üç sorun; başlıca iki siyasal güç ile bir iktisadi olgu saptıyor: Emperyalizm, gericilik/karşı devrim ve ekonomik yoksullaşma. Ekonomik yoksullaşma arttıkça emperyalizm soruna dahil oluyor ve emperyalizm soruna dahil olunca karşı devrim hortluyor, güçleniyor ve devrimi galebe çalıyor...(MECİT ÜNAL- Aydınlık Kitap)





   Kimilerinin Doğu sorunu, kimilerinin Kürt sorunu dediği sorunun temel çözümünü Toprak Devrimi'nde aramakla yoksulları da içine alacak çözümlerin üretilmesi, Kürt feodallerinin de Türk egemenlerinin de işine gelmiyor. Kürt ve Türk kökenli yoksulların örgütlü olarak devrede olmaması da işlerine geliyor. Bir başka deyişle sorunun çözümünde, sendikalar ve köylülerin örgütleri devrede değildir. Yani, çözüm arayışında, Kürt tarafının yok sayılan toplumsal güçlerinin karşılığında Türk tarafının yok sayılanları da yoktur. Özetle çözüm, emek ekseninde, emek ve sermaye ilişkisinde aranmıyor. Aslında hiçe sayılan ya da emeği ile üreten Türk ve Kürt kökenli yurttaşlarımızın çıkarları ortak. Bu konunun farkına varıldığında çözüm kendiliğinden gelecektir. (Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı- Aydınlık Gazetesi)








   Uzman Çavuş Nuh Özdemir, Diyarbakır'ın Sur ilçesinde devam eden çatışmalar sırasında şehit oldu. İki yıldır TSK'de görev yapan ve 1,5 yıllık evli olan 26 yaşındaki Nuh Özdemir'in babasına ve eşi Leyla'ya acı haberi vermek için Samsun'daki evlerine giden askeri yetkililer, daha sonra şehidin annesinin yaşadığı Ordu'nun Akkuş ilçesine bağlı Salman köyüne doğru yola koyuldu.
   Ancak yoğun kış şartlarının hüküm sürdüğü bölgede yollar geçit vermiyordu. Bunun üzerine Karayolları'ndan yardım isteyen yetkililer, önde iş makinesı, arkada kaymakamlığa ait araç, güçlükle ilerlemeye başladı.
   8 kilometrelik yolu tam 4 saatte alan yetkililer, köye ulaştıklarında ise adeta yıkıldı. Ailenin sıvası bile olmayan tuğladan evini resmi araçların ışıkları aydınlatırken, şehidin annesi Esme Özdemir'in (60) ellerinde sıkı sıkı tuttuğu şey ise herkesin dikkatini çekti.




   Dikkatli bakıldığında, tek katlı köy evinin naylonla kaplı duvarının önünde gözyaşlarına boğulan annenin, oğlundan yadigar kalan yün çorapları tuttuğu anlaşıldı.
   Oğlunun, 4 gün önce helallik alarak evden ayrıldığını ve Diyarbakır'a döndüğünü söyleyen acılı anne, kendisine de giderken çoraplarını verdiğini anlattı.
   Acısını ağıtlarla dile getiren annenin sözleri yürek burktu:
  "Çoraplarını bile bana bıraktı giderken. Onu doya doya kucakladım. 'Anam hakkını helal et, ben gideyim' dedi. 4 oğlum vardı, 3 oğlum kaldı. Vatan sağ olsun, ne diyeyim yavrum senin için. Şehit anaları ağlarken ben de ağlıyordum, onlarla yavrum. Ben de ağlayacakmışım tatlı yavrum..." (Cumhuriyet Gazetesi)   






Elim sanata düşer usta
Dilim küfre, yüreğim acıya
Ölüm hep bana
Bana mı düşer usta?

Sevda ne yana düşer usta
Hicran ne yana
Yalnızlık hep bana
Bana mı düşer usta?

Gurbet ne yana düşer usta
Sıla ne yana
Hasret hep bana
Bana mı düşer usta?

REFİK DURBAŞ







"Bu ölümcül kavga oralarda dağlarda sanırsınız, ama öyle değil, 
bu kavga anaların ciğerlerinin üstünde yapılır da kimseler görmez."

MUHAMMET GÜZEL
(Son Göç)








Merhaba!

28 Haziran 2015 Pazar

HEPİMİZ KARDEŞİZ



   15 Haziran 2015,

   Afrika Birliği Meclisi'nin 25. Olağan Oturumu'nun açılışına Afrika Birliği Başkanı ve Zimbabve Cumhurbaşkanı Robert Mugabe başkanlık etti.
   Zirvede konuşan Mugabe, Batı ülkelerinin Ortadoğu ve Afrika'daki çatışmacı yönünü eleştirerek emellerinin bölgedeki zengin yeraltı kaynaklarına ulaşmak olduğunu belirtti.
   Mugabe, "Bize Tanrının verdiklerini çok görüyorlar, kaynaklarımızın onların olmasını diliyorlar. Nerede barış varsa orada savaşı körüklüyorlar" ifadelerini kullandı. Amerika  Birleşik Devletleri eski Başkanı George Bush'un Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'i yalan yere suçlayarak Irak'ı işgal ettiğini söyleyen Zimbabve lideri, Libya eski lideri Muammer Kaddafi'nin öldürülmesinden de Batı'yı sorumlu tuttu ve "Şimdi bakın Irak ve Libya'daki karışıklığa; bahaneler üreterek bu ülkelere giriyorlar ve yeraltı kaynaklarından zenginleşiyorlar" dedi.



ROBERT MUGABE




   Aslında Ezilen-Gelişen Dünya'daki vatanları, emperyalist sistemle bütünleşmiş birer coğrafi bölgeye, milletleri de bu bölgelerde yaşayan insan topluluklarına indirgemeyi hedefleyen bir program vardır. O da emperyalizmin programıdır.Bu programın önündeki en büyük engel, Ezilen-Gelişen Dünya'nın milli devletleridir. Bugün emperyalizm ile bu milli devletler arasındaki çatışmanın dünyada ileri ile geri arasındaki mücadelenin odak noktasında yer alması, bu nedenledir.
   Bu mücadelede, ülkemiz kilit niteliğinde bir öneme sahiptir. Çünkü Atatürk Devrimi, eylem ve programıyla Ezilen Dünya'nın emperyalizme karşı seçeneği olarak yaşamaya devam etmektedir. Eğer böyle olmasaydı, kimsenin kuşkusu olmasın, emperyalizm, Atatürk Devrimini altetmek için ne tek bir kuruş, ne de tek bir kurşun harcardı. (SEMİH KORAY-Aydınlık Gazetesi)







   Prof. Niyazi Berkes'in bir Rum ailesi ile de ilginç bir hatırası var. Yunan asıllı bir Amerikalı, Türk olduğunu öğrenince, anne ve babasının Türkiye özlemlerinden, bir Türk'le tanışmak arzusundan söz ederek ısrarla Berkes'i evlerine davet eder. Kararlaştırdıkları bir gece Berkes bu eve gider ve yaşadıklarını şöyle anlatır:
   Kaldıkları apartmanın bütün ışıkları bir şenlik varmış gibi yakılmıştı. Oğlanın annesi İstanbullu bir bayandı.. Üstüme sarıldı, beni öptü. Yaşlı kollarından zor kurtuldum. Kocası da Edirneli bir Rum'muş. Atatürk'ün ölümü üzerine İstanbul'daki Rum metropolitten aldıkları bir mektubu Berkes'e okutmuşlar. Metropolit mektubun bir yerinde Türkçe olarak Ata'nın cenaze günü "Dağ taş ağladı" diye yazmış. Berkes şöyle devam eder:
   Anne-babanın oğlu ile kızları bizi seyrediyorlardı. Savaşan iki milleti böyle birbirine yaklaştırıp ağlatan adamı onlar da anlamaya çalışıyorlar, dikkatle bize bakıyorlardı. Ana-baba Meşrutiyet'in ilanından az sonra evlenmişler, Amerika'ya göç etmişler. Fakat anneleri Amerika'ya hiç alışamamış. Anne Berkes'ten Türkiye'yi çocuklarına anlatmasını şu sözlerle ister: "Anlat beyefendi, bu hayvanlara memleketimizi. Anlamıyorlar. Bu ülkenin insanları gibi onlar da hayvanlaşmışlar. Kaç yıldır bu hayvanlar ülkesinde nasıl yaşayabiliyorum, sormayın. Gittiğiniz yerde size bir fincan kahve bile vermezler."
   Berkes, "O gece içmediğim kahve, limonata, yemediğim lokum, kurabiye kalmadı" der. Çocukları biraz memnun etmek için "Amerika gibi dünyanın en medeni ülkesinde oturuyorsunuz. Ben onlara Türkiye'nin neresini anlatayım?" diyecek olur Rum bayan büsbütün kendinden geçerek şunları söyler: Ne medeniyeti bey, bunlarınki medeniyet değil, hayvanlık. Para, para, para! İş, iş, iş! Bütün bildikleri insanlık budur. Bizdeki insanlık bunlarda ne gezer. Çıkarcılıktır tek düşünceleri. Sevgi, saygı diye bir şey gelmemiş bunlara." 



NİYAZİ BERKES
(Unutulan Yıllar)





   Vatikan'ın aşırı zenginliğini eleştirip, gerçek Hıristiyanlar'ın kendileri olduklarını ileri süren Katharlar'a ve onları destekleyip barındıran Oc ülkesinin Hıristiyanlar'ına karşı "kuzeyin baronları" Haçlı Seferi'ne çıkar! Kahramanlığın, ihanetin ve katliamların iç içe geçtiği bu mücadelenin sonunda Katharlar'ın en önemli barınaklarından, kartal yuvası gibi bir şato olan Montségur 1243 yılının mayıs ayında kuşatılır ve aylarca direndikten sonra 1244 yılının 16 Mart'ında düşer. Yaklaşık 300 Kathar kendileri için kurulan inanılmaz büyüklükteki odun yığınında yanarak can verir. Engizisyon yargıçları son ana kadar içlerinden hiç değilse bir kişiyi inancından döndürüp zafer kazanmaya çalışırsa da bunda başarılı olamazlar. Katharlar'ın öncüsü Bernard Marty'nin son sözleri "BİZ HEPİMİZ KARDEŞTİK" olur. Montségur direnişi artık halk efsanelerinde, destanlarda yaşayacaktır.










Merhaba!