Ari Çokona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ari Çokona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2020 Pazar

ŞİİRE DAİR - KAVAFİS




"Şiir öyle bir dildir ki, başka hiçbir dile çevrilemez. Hatta yazılmış göründüğü dile bile."


JEAN COCTEAU



***



   Yabancı bir dili bırakın, "Ben sana mecburum" dizesini başka kelimelerle Türkçe yazmaya kalktığınızda bile bütün büyüsünü yitirdiğini görürsünüz. Bu yüzden, şiirin başka bir dile çevrilemeyeceğine, sadece yeniden yazılabileceğine inanıyorum. Nâzım Hikmet, Lorca gibi devleri çevirirken çevirinin aslına eşdeğer olabileceğini düşünmek safdilliktir. Bunun gerçekleşmesi için -örneğin- benim Sophokles ya da Seferis ayarında bir şair olmam gerekirdi. Çeviriler erek dile orijinal dilin taşıdığı sihrin sadece küçük bir yüzdesini nakledebilirler. 
   Kavafis'in bir özgünlüğü var. Hayatının son yıllarına kadar yüzlerce kez elden geçirip düzelttiği dizelerinden bütün gereksiz ayrıntıları çıkararak, söylemek istediklerini en uygun kelimelerle en yalın şekilde ifade etmeyi başarmıştır. Çevirmen, kelimelerin doğru karşılıklarını bulduğunda, şiir ana hatlarıyla kendiliğinden çevrilmiş olur. Bu yüzden, çoğu üçüncü dillerden yapılan çevirileri bile estetik duygular uyandırır. Konularının özgünlüğü, yergisinin acımasızlığı, dilinin ayırt edilebilirliği, dizelerinin çok katmanlığı, felsefî derinliği ve görünürdeki aldatıcı yalınlığı şiirlerinin başka dillere çevrilmesini özendirmiştir. Günümüzde İngilizceye elliden fazla çevirisinin olması bu yüzdendir. Aynı şekilde, Cevat Çapan, Erdal Alova-Barış Pirhasan ve Özdemir İnce-Herkül Milas gibi değerli aydınlar onu Türkçeye çevirme ihtiyacını duydular. İstos Yayınları'ndan Yunancasıyla birlikte yayımlanan benim çevirimi de eklerseniz, ondan başka Türkçeye dört kez çevrilen başka bir çağdaş şair yoktur. (ARİ ÇOKONA - t24.com.tr)



    
KONSTANTİNOS KAVAFİS


    ARİ ÇOKONA  (Gerçek Sanat)
  Kavafis gibi ben de İstanbulluyum, atalarının yaşadığı Fener semtinde doğdum, ben de onun gibi İstanbullu olmamla gururlanıyorum. Şiirlerini yazdığı ve Yunanistan'da hor görülmesine, Yunancaya hâkim değil diye suçlanmasına neden olan İstanbul Rumcası benim anadilim. (Kavafis sağlığında Yunanistan'da çok dışlanmıştı. Dönemin şair-i azamı Palamas, eserini "Bunlar şiir mi şimdi?" sözleriyle küçümsemiş, o zamanlar yeni yetme bir aydın olan Seferis de onun için "Yunanca bilmeyen millî şairimiz" demişti.) Onu şair olarak çok sevdiğimden başka, birçok duygusunu paylaştığım bir insan olarak da kendime yakın buluyorum. Şiirlerini okurken aldığım keyfi başkalarıyla da paylaşmak istediğimden, İstanbulluluğunu vurgulayarak, onu diğer anadilim olan Türkçeye çevirmeye cüret ettim:


Diyorsun ki, "bir başka ülkeye,
bir başka denize gitmek istiyorum;
bundan daha güzel bir başka kent vardır kuşkusuz.
Ama kötü yazgım peşimi bırakmaz ne yapsam,
ve kalbim şimdi burada gömülü bir ceset sanki. 
Ruhum daha ne kadar katlanacak bu çoraklığa?
Hangi yana çevirsem yüzümü, ne yana baksam
Hayatımın kara yıkıntıları çıkıyor karşıma
bunca yıllarımı heder ettiğim şu ülkede."

Yeni bir ülke bulamazsın, arama sakın,
bir başka deniz de bulamayacaksın.
Nereye gitsen bu kent senin ardından gelecek,
aynı sokaklarda dolaşıp duracaksın yine,
ve yaşlanacaksın aynı, hep aynı mahallede,
hep aynı evlerde ağaracak saçların.
Ve dünyayı bir uçtan bir uca dolansan da
dönüp bu kente geleceksin sonunda.
Yanılma sakın, bir başka gelecek umma,
ne seni bekleyen bir gemi var limanda
ne de beklediğin bir başka çıkar yol.
Nasıl tükettiysen ömrünü şurada, şu köşecikte,
Öyle kıydın demektir ona, tüm yeryüzünde.



   TURGAY FİŞEKÇİ (Cumhuriyet Kitap)
   Kavafis deyince unutulmaz bir anıyı da aktarmadan geçemeyeceğim: Kutay Onaylı adlı günümüzün genç bir şairi, Kavafis'in şiirlerini Cevat Çapan çevirisiyle okuyunca o kadar hayran olur ki bu şiirlere, "Çevirileri bu kadar güzelse, asılları kim bilir ne güzeldir..." diye düşünüp şiirlerin asıllarını okuyabilmek için Yunanca öğrenir. Şiirlerin asıllarını okuduğunda ise Türkçelerinin de asılları kadar güzel olduğunu görür:


'Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim', dedin
'bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir  yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.'

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma.
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.



***



   Şiirler başka bir dile çevrildiklerinde güzelliklerinden çok şey yitirseler de o eksik halleriyle bile soylu duygular iletmeyi başarırlar. Şiir dünyanın geleceğine daha iyimser gözle bakmamızı sağlar.


ARİ ÇOKONA
(Cumhuriyet Kitap)






Merhaba!

8 Mart 2020 Pazar

SUSMAYACAKSIN!




Kan yasası bu insanın:
Üzümden şarap yapacaksın
Çakmak taşından ateş
Ve öpücüklerden insan!

Can yasası bu insanın:
Savaşlara yoksulluklara
Ve binbir belaya karşın
İlle de yaşayacaksın!

Us yasası bu insanın:
Suyu şavka döndürüp
Düşü gerçeğe çevirip
Düşmanı dost kılacaksın!

Anayasası bu insanın
Emekleyen çocuktan
Uzayda koşana dek
Yürürlükte her zaman


CAN YÜCEL



***



Antigone, "Nefret etmek için değil, sevmek için yaratıldım!" der.
Şiirin de asıl işlevi budur, bize sevmeyi, sevilmeyi öğretir.


ARİ ÇOKONA
(Cumhuriyet Kitap)



***



   Gılgameş'le özgürlük ve ölümsüzlük arayan, Prometheus'un eliyle gökyüzünden aldığı aydınlığı bilimle ve sanatla yücelterek uygarlığa ulaşan insan, bunca bin yıl sonra karanlık istemiyor. İnsan ve şiir utanıyor. İnsan ve şiir aydınlığın sahibi çünkü. Şiir karanlık istemez. Şiir aydınlık ister. İnsanlığın binlerce yıllık kazanımını yok eden bombalarla kurulacak olan "yeni düzen"e lanet okur, bilimin, sanatın aydınlığıyla yaşamak ister şiir...
   Bombalara, kurşunlara, barbarlıklara, bağnazlıklara umutla direnir şiir. Ona düşen budur. Bilimin ve sanatın has çığlığı şiir, savaşa karşı çıkar. Yüzlerce şiir kitabı, dergilerde yayımlanan şiirler bunun için. Susmaz şiir. Şiire susmak yakışmaz.


ÖNER YAĞCI
(Cumhuriyet Gazetesi)



***




   Bir akşam hastanenin önünden yüzlerce çocuğun geçip gittiğini gördüm. Bu kadar çocuk nerden çıkmıştı, çok şaşırmıştım. 
   Yakınımızda eski bir apartmanın Suriyeli göçmenlerin kurduğu bir dernek tarafından çocuklar için okul haline getirildiğini söylediler. O bina epey önce yine bir iç göçle Doğu illerimizden gelen Kürt vatandaşlarımız tarafından çalıştırılan bir tekstil atölyesiydi. İşleri kötü gidince bırakıp gitmişlerdi. Eski tekstil atölyesi Suriyeli çocukların yeni okulu olmuş. Merak edip gittim okula. Bir Türk rehber yardımcı oldu konuşmamıza. Okulun idarecisi olan öğretmenlere "bir ihtiyaçları olup olmadığını" sordum, "hastane olarak, hekim olarak yardıma hazır olduğumuzu" da söyledim. Önce kuşkuyla karşıladılar beni. "Neye ihtiyacınız var?" diye ısrar ettim. Para, sağlık hizmet vs. 
  Bir süre sustuktan sonra içlerindeki en yaşlısı konuştu: "Bizim güvene ihtiyacımız var" dedi. Güven... Anlayamamıştım. Alınır, satılır somut bir şey değildi çünkü istedikleri. 
    'Neden' der gibi baktım yüzüne. 
   "Buraya geldikten sonra, bugüne kadar beş küçük kızımızı çaldılar" dedi. Bir eşya gibi bir paket gibi bir nesneden söz eder gibi ama derin bir acıyla konuşuyordu.
    Çocukların çalındığı, alınıp satıldığı bir dünya bize artık cehennem değilse nedir? Bu cehennem hepimizin. Böylesi bir cehennemde sayıların ya da paranın ne önemi olabilir?
   Devletlerin ve politikacıların büyük ve süslü cümlelerin arkasına saklayarak yarattıkları insan trajedilerinin suç ortağı olmamalıyız. Onlar için basit sayılar gibi telaffuz edilen insanların, kadın, erkek ve çocukların bir parçası da biziz çünkü.
   Yeryüzü bizden önce de vardı, bizden sonra da var olmaya devam edecek. Bir büyük sofranın tesadüfen bu çağda yerini almış misafirlerinden başkası değiliz. Sadece yaptıklarımızdan değil yapmadıklarımızdan, olan bitene sessiz kaldıklarımızdan da sorumluyuz. Birbirimizi bizi sayılar olarak gören yöneticilerin gözleriyle görmekten vazgeçmeliyiz.

   
ERCAN KESAL
(BirGün Gazetesi)



***



"Bir kişiye yapılan haksızlık, bütün bir topluma, bütün insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur çağımızda."

   ... Susmayı, bir yaşam biçimi olarak benimseyen insanlar vardır. Özgürlükleri ve silahları konuşmamaktır. Her adaletsizlik onların eylemsizliklerinden güç alır biraz da.. Ellerini kana bulayanlar, içlerindeki korların mezar taşlarıyla yaşayanlar, aynı adaletsizliğin ve aynı suçun ortaklarıdır hep birlikte. Gözlerin açıksa göreceksin! Kulağın sağır değilse duyacaksın! Ellerin kesik değilse uzanacaksın!..


UĞUR MUMCU
(Yeni Ortam, 20 Ocak 1975)








Merhaba!