4 Nisan 2021 Pazar

İNSANLIĞIN SOL YANI-2

 


   "Bir de şu toplanan kitap..."

   "İşte hep bu anlattıklarım yazılıydı kitapta... Benim derdim, komşumun derdi, okuldaki çocukların derdi..."

   "Biliyorsun, bunları yazanlardan hoşlanmadıklarını... Gene de habire yazıyorsun!"

   "İstiyorum ki halk, kendi çektiklerinin ayrımına varsın. Bir kez halk yoksulluğunun ayrımına varırsa... Daha doğrusu halk, halk olarak kendi gücünün farkına varırsa... Kaderine öyle razı olmuş görünüyor ki..."

   "Korktuğum için kendimi savunduğumu sanma. Ben henüz solcu olup olmadığımı bilmiyorum kesin olarak. Bildiğim bir şey varsa ezilen halktan yana oluşum. Halkın çektiği sıkıntıların benim çektiklerimle tıpatıp uygun oluşu. Kurtuluşumu da halkın kurtuluşunda görüşüm... Bu birkaç düşünce kırıntısı solcu olmam için yeterse kendimi hiç de temize çıkarmaya çalışacak değilim."

RIFAT ILGAZ (Karartma Geceleri)


***


   "Suçlu senaryosu reddedilmiş. Redde esas, eserin sol temayüllü oluşuymuş. Ya reddetmeselerdi de 'Uygun' deselerdi? Kendi kendimden, yani 'Sol'culuğumdan şüphe edip, kendimi bir çeşit 'Dönek' saymaz mıydım?"

ORHAN KEMAL

(Fikret Otyam'a yazdığı mektuptan)


***


Tıraştan tıraşa yüzüne bak

unut yaşını

koru kendini bitten

                                               bir de bahar akşamlarından.

Bir de ekmeği

                                                   son lokmasına dek yemeği

bir de ağız dolusu gülmeyi unutma hiçbir zaman.

Bir de kim bilir

sevdiğin kadın seni sevmez olur

ufak iş deme

yemyeşil bir dal kırılmış gibi gelir

                                                    içerdeki adama.

İçerde gülü bahçeyi düşünmek fena

dağları deryaları düşünmek iyi

durup dinlenmeden okumayı yazmayı

bir de dokumacılığı tavsiye ederim sana

bir de ayna dökmeyi.

Yani içerde on yıl on beş yıl

                                               daha da fazlası hatta

geçirilmez değil

geçirilir

kararmasın yeter ki

              sol memenin altındaki cevahir.               

NÂZIM HİKMET


***


"Başkaları için kendilerini unutanlar, hep hatırlanacak olanlardır."

FYODOR DOSTOYEVSKİ





Merhaba!

28 Mart 2021 Pazar

ÇOCUKLARIMIZ GELECEĞİMİZDİR

 


   1954 yılının 16 Nisan'ında Budapeşte'de, Tuna Nehri'ndeki Margit adasında kalan Nâzım'ı ziyarete, okullarının seçmiş olduğu birkaç öğrenci gelir. Öğrenciler oradan ayrılırken Moskova'daki çocuklara iletmesi için Nâzım'a mektuplar bırakırlar.

   Bu ziyaret sırasında çocuk dostlarıyla dertleşen Nâzım'ın "Bazı şehirler mutludur. İçinde mutlu çocuklar yaşadığı için. Budapeşte de böyle mutlu bir şehir... Çünkü içinde sizin gibi mutlu çocuklar yaşıyor. Fakat bazı şehirler de hüzünlüdür. Orada hüzünlü çocuklar yaşarlar. Benim şehrim, İstanbul öyle bir şehir." ifadeleri üzerine küçüklerden biri bir soru yöneltir. Nâzım da gelecekte mutlu bir şehir olacağını düşündüğü İstanbul'daki göremediği üç yaşındaki oğlu Mehmet'ten bahseder. Hatta çocuk dostlarından Julika, oğlu Mehmet'e göndermesi için şaire bir mektup verir.

  Çocukların mektupları daha sonra Nâzım'ın "Postacı" şiirinin dizelerine yansır. (BERFİN ŞENGİL - BirGün Gazetesi)


Çocukken postacı olmak isterdim,

şairlik filân yoluyla değil ama

basbaya, sahici postacı.

(...)

Çocukken postacı olmak isterdim. 

Muradıma, Macaristan'da erdim, ellisinde.

Çantamda bahar.

Çantamda Tuna'nın pırıltısıyla,

  kuş cıvıltısıyla,

taze çimen kokusuyla dolu mektuplar,

Moskova'ya Budapeşte'den,

çocukların çocuklara mektupları.

Çantamda cennet...

Bir zarfın üzeri:

"Memet,

Nâzım Hikmet'in oğlu,

Türkiye"

diye yazılı.

Moskova'da mektupları birer birer

kendim dağıtırım adreslerine.

Yalnız Memed'in mektubunu götüremem yerine,

hattâ yollayamam.

Nâzım'ın oğlu,

haramiler kesmiş yolu,

mektubumu vermezler.

(Mayıs 1954)


***


"Altı yaşındaki bir çocuğa açıklayamıyorsanız, kendiniz anlamazsınız."

ALBERT EİNSTEİN


***


   Çocukların dünyayı öğrenme ve ilgi duydukları şeyleri bilme merakını kaybetmemeleri için, farklı yollar olabilir. Ama bu yolların en önemlilerinden biri, aile üyelerinin de, öğretmenlerin de, çocukların sorularını geri çevirmemeleri ve çocuğun soru sorduğu konuyla ilgili merakını kendisinin gidermesinde ona yardımcı olmaları, yani sorularına doğrudan cevap vermeden, sorunun cevabını kendilerinin bulmasını sağlamalarıdır. (Prof. Dr. İOANNA KUÇURADİ - Söyleşi: ELİF ŞAHİN HAMİDİ - Bilmekvaktidir.com)


***




   "Çocuk beyni, çocuk zekâsı ancak tiyatro havasında, alabildiğince sınırsız ve engelsiz uçar. Ben o kanıdayım ki her mahallede bir çocuk tiyatrosu, her ilde bir gençlik tiyatrosu kurulmadıkça, siz isterseniz bin bir kalkınma planı yapın, o planları uygulayacak aydın genç bulamazsınız! Bizim kafa düzeyimiz de bir santim yükselmez! Çocuk dediğim zaman, ben, onda yarının gençliğini görüyorum. Hani şu Atatürk'ün emanetini onlardan başka bırakacak kimselere güvenemediği has gençliği... İşte onun için dönüp dolaşıp Çocuk Tiyatrosu üstünde direniyorum." (MUHSİN ERTUĞRUL - Gerçeklerin Düşleri: Tiyatro Düşünceleri)



Merhaba!

21 Mart 2021 Pazar

ŞİİRİN BEDELİ

 

"Dünya ellerini yıkar şiirle; buna bağlı olarak şair ise ruhunu."

ABDÜLKADİR BUDAK


***


yağmurlu bir yorgan altında

geceyi geçirmişse eğer şiir

yanına sokulur ozanın

gözyaşlarını silmek için

sanki yürekten kopmuştur, öyledir

sonsuzluktan gelen sevgilimizdir şiir


AKGÜN AKOVA


***


   Kuşkusuz şiir kurmacadır. Ancak kurmaca olması, onun sahiciliğini ortadan kaldırmaz. Şair her sözünün bedelini mutlaka ödemiştir. Şiirlerini ömründen toplar. O şiirlerin karşılığında ömrünü verir. Hayli acı dolu bir takastır bu. Şair bu takasa razı olandır. (HASAN ERKEK - Cumhuriyet Kitap, Söyleşi: GENCER AYTÜRE)


***


Bir şiir yaz
Dudak büksün şiir operatörleri
Varsın 'özgün' olmasın

Bir şiir yaz
Ne şiirin senin önünde yürüsün
Ne sen şiirinin ardında kal

Bir şiir yaz
Şiir yazmak için şiir yazma
Yüreğinden kopan bir parçan olsun


A. KADİR PAKSOY


***


"İnsan kendinden kopara kopara şiir yazar."

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA






Merhaba!

14 Mart 2021 Pazar

DOĞADAN UZAKTA VE YALNIZ

 

   "Gelişmiş ülkelerin semalarında ne kadar uçağın uçtuğu değil, ne kadar çok arının uçtuğu önemlidir.                 Eğer arılar ölürse sonraki yıllarda insanlar da ölür."      


ALBERT EİNSTEİN


***


   Her geçen gün doğal kaynakların yok edildiği, tabiatta sadece ekonomik güçlerin çıkarlarının ön planda tutulduğu, öteki canlılarla beraber yaşam kaynağımız olan ekosistemin dikkate alınmadığı ve her şeyin sadece insanlara ait olduğu düşüncesinin hakim olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Eserde (Bir Başka Âlem), insan olmasaydı yaşadığımız dünya nasıl olurdu, insanlarla beraber bitkiler ve hayvanların eşit kabul edildiği bir âlem nasıl bir görünüme bürünürdü ve tabiat böyle yok edilmeye devam ederse sonumuzun ne olacağı yönünde soruların da yanıtı aranıyor. 
   (...)
  Tabiatın, insanın tüketici ve yok edici davranışlarından kurtulduğu vakit er ya da geç tekrar o eski gücüne kavuşacağı ve yaşam kaynağı olarak var olmaya devam edeceği görüşündeyim.
   Bütün bu olumsuzluklara, kötülüklere rağmen tabiat o kusursuz döngüsü içerisinde bize huzur dolu sonsuzluğunu fısıldamaya devam ediyor. İşte bu yüzden hâlâ geç değil eşitliğin hüküm sürdüğü şu eşsiz tabiatı koruyup, ona sahiplik gütmeden onla yaşamak için... (ORHAN VELİ ALICI - Bir Başka Âlem, Söyleşi: GÜLŞAH AKBULUT - Cumhuriyet Kitap)


***




  Ve insan epey zamandır yalnız. Her geçen gün kalabalıklaşan yaşam merkezlerinde, değişen iletişim biçimleriyle uyumlanmaya çalışırken kendisiyle olan bağını yitirdiğini fark etmeksizin doğadan ve doğasından uzaklaşarak, zamanı yetiremediği işleriyle dopdolu yaşamında, -aslında- ona iyi gelmeyen bir yalnızlık hissiyle baş başa.
  KİMDİR ASLINDA YALNIZ?
  Haluk Levent'in bir anısıyla başladım yalnızlık olgusunu izlemeye. Turnede bozulan aracının onarılmasını beklerken bir kadına rastlıyor. "Teyze n'apıyorsun bu dağ başında yapayalnız?" Teyze şaşkın: "Sensin yalnız!" diyor. Şimdi kim yalnız? (EMEK YURDAKUL - Cumhuriyet Kitap)


***


Kendi hâline bıraktığımız düşler gibi
Kendi hâline bıraktığımız gülüşler gibi
Kendi hâlinde değildi yalnızlığımız.

VOLKAN HACIOĞLU
(Şehri Terk Eden Hayalet)






Merhaba!

7 Mart 2021 Pazar

SEVGİYLE

 


   Ayşen Erman, 30 Kasım 1945 tarihinde Erman Ailesi'nin ortanca kızı olarak İstanbul, Yeşilköy'de doğdu. Babası kara tren makinistiydi. Komedi yeteneği, çocuk yaşta Yeşilköy'deki evlerinde komşularının taklidini yaparken ailesi tarafından keşfedildi. Lise ikinci sınıfa giderken babasını kaybetti. Geçim sıkıntısı yüzünden okulu bırakıp çalışmaya başladı.                                               

  Ayşen Erman, Tevfik Bilge'nin turne tiyatrosunda profesyonel oyunculuğa başladı. İlk rolü 1962 yılında "Kongre Eğleniyor" adlı vodvilde küçük bir hizmetçi rolü idi. 1977 yılında 16 senelik tiyatro hayatından sonra televizyonda bir eğlence programı içinde yayınlanan skeçte canlandırdığı "Domates Güzeli Nahide Şerbet" karakterinden sonra herkes tarafından tanındı. Ayşen Erman, Ankara Meydan Sahnesi'de tiyatro oyuncusu Yılmaz Gruda ile tanışıp evlendi. Kızları Elvan doğunca Ayşen Gruda bir süre tiyatroya ara verdi. 1976'da Yılmaz Gruda'dan boşanan Ayşen Gruda, boşandıktan sonra da Gruda soyadını kullanmayı sürdürdü. Ayşen Gruda daha sonra yakın dostu Adile Naşit'le birlikte, Ertem Eğilmez filmlerinin çekirdek kadrosunda yer aldı. (Cumhuriyet Gazetesi)




   Asıl adı Adela... 17 Haziran 1930'da doğdu. Tiyatro oyuncusu Amelya ve komedyen Naşit, kızlarına Adela adını uygun gördü. Avrupalı rengârenk bir kelebek türü de böyle anılır. Gerçekten de renkli bir kelebek olacaktı Adela.

   Annesi Amelya, Ermeni kökenli bir annenin ve Rum kökenli bir babanın kızıydı. Dedesi Kemani Yorgo Efendi, anneannesi de meşhur kantoculardan Küçük Verjin'di. Ne çıkar oyuncudan başka böyle bir aileden? O da sahnenin yolunu tuttu, tozunu yuttu. Düşünün, 14 yaşında çıktı tiyatro sahnesine ilk. Sayısız film yaptı, ünlendi. Ona rağmen utangaçlığı ve mütevazılığı hep baki kaldı.
 
   1987'de 57 yaşında öldü. Geride sade bir gülüş bıraktı. Gülüşü gülden güzel bir kadındır nihayetinde. Hababam Sınıfı'nın hademe Hafize'si, Neşeli Günler'in inatçı Saadet'idir. Siz onu Adile Naşit olarak biliyorsunuz. (ORHAN GÖKDEMİR - soL Haber) 





   "Anlamıyor musun beyim, bu çocuklar birbirini seviyor. Ama ben boşuna konuşuyorum. Sevgiyi tanımayan adama, sevgiyi öğretmeye çalışıyorum. Sen, büyük patron, milyarder, para babası, fabrikalar sahibi Saim Bey! Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm! Ben, Yaşar Usta! Sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun bir hiç! Gözümde pul kadar bile değerin yok. Ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiçbir şey yapamayacaksın. Yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi. Çünkü biz birbirimize parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız." (MÜNİR ÖZKUL - Bizim Aile filmi, Yaşar Usta)






Merhaba!

28 Şubat 2021 Pazar

GERİ DÖNDÜĞÜNDE

 

   "Kapitalizm korkunç bir şey. Bütün dünyayı eline aldı. Her şeyi denetliyor. 

Barış, savaş, açlık, tokluk, her şey ondan soruluyor. Çöküşü korkunç olacak."

MEMET FUAT

(Ölünceye Kadar)


***




   "Sevgililer Günü"nde Texas'ın payına, son 30 yılın en büyük kar fırtınası ve dondurucu soğukları düştü. Elektrik, doğalgaz şebekeleri, internet, telefon sistemleri çöktü, sular kesildi; bu yazı yazılırken hâlâ milyonlarca insan içilebilir sudan, düzenli elektrikten ve gaz servisinden mahrumdu. İnsanlar konutunu ısıtacak olanağa sahip akrabalarının evlerine sığındılar; çoluk çocuk, yaşlı genç aynı mekânı paylaşarak "süper bulaşıcı" ortamlar yarattı. Halen krizin sonucu ölenlerin sayısı 70 kişi dolayında; gelecek günlerde bu sayının bu kez pandeminin etkileriyle daha da artması bekleniyor. Texas enerji sistemini yöneten ERCOT da durumun ne zaman normalleşeceğini bilmiyor. Biden, Texas'ı "afet bölgesi" ilan etti.
   Texas'ı vuran kriz neo-liberalizmin ürünüdür. Üç etken kesişerek bu krize yol açtı: Denetim ve düzenlemeden kaçan bir "serbest piyasacılık". Yalancı ve yanlış medya ortamı. İklim krizi inkârcılığı.
   Dünyanın 9. büyük ekonomisine sahip Texas, kuşaklar boyunca Cumhuriyetçi Parti ve "petrol baronları" tarafından, neo-liberalizmin en denetimsiz biçimleriyle yönetiliyor. Texas, merkezi, federal yönetimin enerji ve çevre düzenlemelerinden kurtulmak için eyaletin elektrik şebekesini ulusal ağlardan koparmış. Bu nedenle şimdi kriz sırasında, başka eyaletlerden enerji ithal edemiyor. Bireyciliği yücelten Cumhuriyetçi Texas, kriz vurunca, Demokrat Biden afet alanı ilan edene kadar kendi başına kaldı. 
   (...)
  ABD muhafazakârlığının, özellikle de enerji sektörünün bir nefret nesnesi denetlemeyse bir diğeri de küresel ısınma söylemidir. ABD'yi Uluslararası İklim Anlaşması'ndan çıkaran "inkârcı" Trump, seçimleri kaybettikten sonra, şimdi iktidarda, İklim Anlaşması'na geri dönmeye, küresel ısınma ve iklim kriziyle mücadele etmeye, bir "Yeşil Yeni Mutabakat" programı hazırlamaya kararlı olduğunu söyleyen Biden yönetimi var.
  Bu yüzden, Texas Valisi Greg Abbott, kriz başlar başlamaz FOX TV'ye çıkıp her aklı başında insanın mantığını kısa devre ettirecek biçimde, "Yaşananlar, Yeni Yeşil Mutabakat anlayışının ABD için nasıl bir felaket olacağını sergiledi" deyiverdi. Kısacası adamın ne gerçekliği kabullenmeye ne de önlem almaya niyeti var. Texas'ta elektrik ve doğalgaz kesikti ama otoriterler "suları kaynatmadan içmeyin" diyorlardı.  
  Neo-liberalizmin müstehcenlik çukurunun dibinin olmadığını da Colorado Belediye Başkanı Tim Boyd'un sözleri sergiliyordu: "Her fırsatta yardım isteyen insanlardan gına geldi. Yalnızca güçlüler hayatta kalacak, zayıflar yok olacak."
  Texas krizinin bir özelliği de Covid-19 krizi fiyaskosunu, "seçimler çalındı" büyük yalanını, 6 Ocak faşist kalkışmasını, Trump'ı Kongre'de aklayan kutuplaşmayı ekleyince, oluşan resmin ABD'nin belediye ve enerji sektörlerindeki, seçim ve sağlık altyapısındaki çöküşü, ekonomisindeki gerilemeyi ve ahlaki çürümeyi sergiliyor olmasıydı. (ERGİN YILDIZOĞLU - Cumhuriyet Gazetesi) 


***




  "Amerika geri döndü"... Böyle dedi yeni Başkan Biden, müjde verircesine... Demokrasi ve özgürlük bekliyordu kendisinden epey kişi, oysa biliniyordu ki, ABD'nin geri dönüşü işgal, savaş, darbe ve bilimum kötülüklerde tırmanma anlamına geliyordu. Örneğin Biden "geri döndük" derken bir başka "müjde"den daha söz etmekteydi: ABD Irak'ta askeri operasyonlarını yeniden başlatma kararı almıştı.
   Yetmedi demek ki Irak'taki yedikleri naneler...
  Biden her zamanki duygusuz yüz ifadesiyle "Amerika geri döndü" diyordu, kıtanın tümüne el koyarcasına. Aynı esnada ABD'nin en büyük eyaletlerinden Texas buzul çağına geri dönmekteydi. Milyonlarca kişi dondurucu soğukta elektrik ve su olmadan bir başlarına kalıvermişti. Birkaç saat değil, günlerce!
  "Amerika geri dönüyordu"...
  Konuyla ilgili haberlere odaklanmadan önce Rusya'daki Yakutsk kentiyle ilgili kısa bir belgesel izliyordum. Sıcaklığın kışın -50'lere kadar düştüğü, -25'in "bahar havası" olarak kabul gördüğü bir kent. Sonra Texas'taki görüntülerle karşılaştım. Orada da şiddetli soğuk vardı ve dünyanın enerji kaynakları açısından en "şanslı" bölgelerinden birinde insanları esir almış, elektrikler kesilmişti. Herkes birbirini suçluyordu ama parmakları en fazla işaret ettiği "aşırı hava koşulları"ydı!
  Yalandı bu, şu ana kadar 47 kişinin ölümüne neden olan "skandal"ın faili doğa değildi elbette.
  Biliyorsunuz, "planlı ekonomi"nin verimsizliğinden, piyasanın en akılcı düzenleyici olduğundan söz edilir hep. Biraz araştırınca, Texas'ın elektrik üretiminde her şeyi ama her şeyi piyasa tanrısına emanet ettiğini görüyorsunuz. Ne akıl ama!
  Üst akıl!
  Eyalet elektrik şebekesini diğer bütün eyaletlerden ayırmış. Aman merkezi olmasın. Sonra elektrik üretimini (diğer eyaletlerde olduğu gibi) özel şirketlere vermiş; sayısız şirket, kimi fuel, kimi kömür, kimi güneş, kimi rüzgâr enerjisi kullanarak elektrik üretir olmuş. Onların, daha doğrusu onların sömürdüğü enerji işçilerinin ürettiği elektriği beş ayrı şirketin dağıtması sağlanmış. Mükemmel rekabet ortamı, girişimci özgürlüğü! Burada da kalmıyor, aboneler kimden elektrik alacaklarına kendileri karar veriyor. Demokratik sonuna kadar anlayacağınız.
  (...)
  Meğer Texas'taki bu sistem "örnek" gösteriliyormuş. Biden "Amerika geri döndü " dediği sırada kontağı kapatıp havaların ısınmasını bekleyen "özel sektör" ülkenin medarı iftiharıymış. Peki sorun neymiş? Sorun, bu şirketlerin arz-talep tablolarını incelemekten altyapı yatırımı yapmayı "unutmaları"ymış. Soğukta elektrik üretimi ve dağıtımı elbette mümkünmüş ama "Amerika geri dönerken" bu şirketler kârlarından küçük de bir bölüm olsa zorlu hava koşulları için gerekli donanıma para ayırmadıkları için milyonlarca kişi ortada kalıvermiş. 
  Nasıl bir alçaklıktır bu?
  Elektrik bir lüks değil yaşamsal bir zorunluluktur. Bunun üzerinden para kazanılması kapitalizmin eğitim gibi, sağlık gibi bir bütün ayıbı, ayıbın da ötesi suçudur. 
   (...)
   Suçlu doğa değildir. 
  Yakutsk'ta -50 derecede evlerde atlet-fanila dolaşır insanlar. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nden kalma bir kazanımdır bu. Sovyetler Birliği'nde evlerdeki ısınma her mahallede kurulan tesislerden gelen sıcak su ile sağlanırdı. Soğuklar başladığında evlere sıcak su verilir, Mayıs ayında kesilirdi. Kimsenin üşüme hakkı yoktu; tek şikayet konusu, fazla sıcak olunca dondurucu soğukta pencereleri açıp temiz havanın keyfini sürmek zorunda kalmalarıydı. Sovyetler Birliği'ni yıkan ekibin şeflerinden Yeltsin hep bunu örnek verirdi, "bu ne israf" diye sızlanırdı. Şimdi abonelerden tonla para alıyorlar ama Rusya hâlâ sosyalizm döneminden kalma merkezi sistemlerle ısınıyor.
  Evet insanların üşüme özgürlüğü yoktu pis kızıl despotların ülkesinde.
  ABD ve diğer kapitalist ülkelerse tepe tepe kullanıyor üşüme, aç ve susuz kalma özgürlüğünü.
  "Amerika geri dönmüşmüş"...
  Siz dünyayı sosyalizm geri döndüğünde göreceksiniz. (KEMAL OKUYAN - soL Haber)






Merhaba!
 

21 Şubat 2021 Pazar

UZAY HİKÂYELERİ

 



   Ay'a ayak basan NASA ekibi dönüşlerinde Türkiye'yi ziyaret etti. Peki neden? Radyo programcısı Jozi Zalma, Ay'a ilk ayak basan Amerikalıların Anıtkabir ziyaretinin hikâyesini anlattı:

   "Geveze" adıyla uzun yıllardır radyo programları yapan Jozi Zalma, Ay'a ilk ayak basan Amerikalı ekibin 1969 yılındaki Türkiye ziyaretine ilişkin önemli bir ayrıntıyı aktardı.
     Apollo 11 astronotlarından Neil A. Armstrong, Michael Collins ve Edwin E. Aldrin Ay dönüşlerinin ardından 29 Eylül 1969 tarihinde birçok ülkenin başkentini ve farklı şehirlerini ziyaret ettikleri bir dünya turuna başladılar. Bu dünya turunda ziyaret edilecek başkentler ve şehirlerden birisi de Ankara'ydı. Gazetemizin 21 Ekim 1969 tarihli sayısında çıkan habere göre, Apollo 11 mürettebatı 20-22 Ekim 1969 tarihlerinde bu dünya turu kapsamında Türkiye'nin başkenti Ankara'ya gelerek 20 Ekim 1969 tarihinde Anıtkabir'i ziyaret ettiler. 
   "Geveze" Ay'a ayak basan Neil Armstrong ve astronot arkadaşlarının Türkiye'ye geldiklerinde ilk gittikleri yerin Anıtkabir olduğunu anlattı. "Geveze" ayrıca, Atatürk'ün eğitim için yurt dışına gönderdiği ilk Türk mühendisi Necdet Eraslan'ın oğlu olan Arsev Eraslan'ın Apollo 11 için yazdığı yazılım programı ve görevdeki etkin katkılarının astronot ekibinin Anıtkabir ziyaretinde etkili olduğunu söyledi. (Cumhuriyet Gazetesi)   




   Apollo projesinde NASA'yı eğiten baba-oğul Eraslanlar

  -Uzay ve havacılık eğitimi için Atatürk tarafından Paris'e gönderilen, eğitimini başarıyla bitirerek ülkesine dönen, Türkiye'nin ilk uçak mühendisi, ilerleyen yıllarda kurulacak TÜBİTAK'ın fikir babası, Necdet Eraslan... Havacılık alanında başarılı faaliyetlerinin ardından yine Atatürk tarafından bu kez ABD'ye gönderiliyor. Bundan sonrası ise film gibi. Anlatır mısınız? Neler başarmıştır Necdet Eraslan?

   -Necdet Eraslan Türkiye'nin ilk uçak mühendislerinden. Atatürk, Necdet Eraslan'ı 1928'de Paris'e uçak mühendisliği eğitimi, 1937'de Amerika'ya Martin ve Vultee uçaklarını satın alması için yolluyor. Eraslan ABD'de roket eğitimi de alıyor. Hem teori hem pratik tecrübesi ile orada da sivriliyor. 
  1937'de Caltech'te roket eğitimi alırken dünyaca ünlü bilim insanı Theodore Von Karman'ın asistanı olması isteniyor. Doçentlik teklif ediliyor ama Eraslan kabul etmiyor, "Atatürk'e borcumu ödemem gerekiyor" deyip Türkiye'ye dönüyor. 
   Yıldız Teknik Üniversitesi'nin Makine Mühendisliği bölümünü kuruyor. Türkiye'deki ilk dizel motoru, elektriksiz köy kalmaması için de ilk su türbinlerini yapıyor. Ama Menderes gelince hepsinden vazgeçiliyor. 1960'larda Louisiana State Üniversitesi'nde ders verirken Apollo projesi için NASA personelini eğitiyor. Dizel motorda kompresör teknolojisini geliştirince dünyanın birçok yerine davet ediliyor ve konferanslar veriyor. AGARD'ın Türkiye temsilcisi seçiliyor, hayatını bilime adıyor, vefatından kısa bir süre önce dahi 'mekanizmada benzetişim programı' adında bir keşif yapıyor. Bugün yaptığı ilk dizel motor Yıldız Teknik Üniversitesi'nde sergilenmektedir.



TOLGA AYDOĞAN & ARSEV ERASLAN


   -Necdet Eraslan'ın Apollo 11 projesinde katkı sahibi olduğunu öğrendiğimiz oğlu Arsev Eraslan'ın da ABD'de imza attığı ve günümüzde de kullanıldığını belirttiğiniz projeler var. Burada da dile getirelim.

  -Necdet Eraslan'ın oğlu Arsev Eraslan ise 1965'te Tennessee Üniversitesi'nde doçent olarak çalışırken aynı zamanda Hava Kuvvetlerine bağlı Arnold Space Center'da Apollo 11 projesi için yazılım geliştirir. 1969'daki Neil Armstrong'un ay yürüyüşünün ardından astronotların dünyaya dönüşü için re-entry yazılımlarını ekibiyle birlikte gerçekleştirir. 
   1996'da NASA-Technology Transfer Center'ın başına geçer, baş bilim adamı olur. Adalet Bakanlığı için dünyadaki ilk üç boyutlu yüz tanıma teknolojisini (ILEFIS) hayata geçirir. Suçluları yakalamak için geliştirilen bu teknoloji Prof. Dr. Arsev Eraslan ve ekibi sayesinde günümüzde hemen hemen dünyanın birçok ülkesinde kullanılıyor. 
   Eraslan'lar çok kıymetli bilim insanları olarak karşımıza çıkar. İstikbal Göklerdedir diyen Ulu Önder'in bu gençleri onun vasiyetini yerine getirircesine Apollo 11 projesine katkıda bulunur.
   Yani Ay'a yolculuğun ardında NASA personeline ders veren baba Eraslan ve aynı proje için yazılım geliştiren oğul Eraslan vardı. Bu kitapta da detayları yer aldı. (TOLGA AYDOĞAN - Atatürk'ün İzindekiler / Cumhuriyetin Unutulan Kahramanları - Bilgi Yayınevi, Söyleşi: GAMZE AKDEMİR - Cumhuriyet Kitap)


***



Prof. Dr. DİLHAN ERYURT


   Ay yüzeyine insanlı inişin 51. yıl dönümü 20 Temmuz 2020 günü Google, Türk bilim insanı Dilhan Eryurt için bir Doodle hazırladı. Google açıklamasında, "Dilhan Eryurt.. evrenin sırlarına tuttuğunuz ışık için teşekkür ederiz!" deniliyordu. Bilim kadını Dilhan Eryurt, güneş modeli çalışmaları ile Ay'a ilk iniş projesine yaptığı önemli katkılardan dolayı, 1969 yılında NASA tarafından verilen Apollo Barış Ödülü'nü aldı. O dönem NASA'ya bağlı Goddard Araştırma Enstitüsü'nde bu konularda araştırma yapan tek kadındı.




   NASA ödüllü Dilhan Eryurt, 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne döndü, Astrofizik Anabilim Dalını kurdu. 1977 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü aldı, 1997 yılında TÜBA şeref üyeliğine seçildi. 1993 yılında emekli olana kadar ODTÜ'de çalıştı. 13 Eylül 2012 günü evinde vefat etti. Dilhan Eryurt'un ölümü, gazetelerde "NASA'daki ilk Türk bilim kadını sessizce veda etti" yazısı ile verildi. 
   Geçmişte ya da bugün, değerini bildiğimiz bilemediğimiz, gurur kaynağımız tüm bilim insanlarının görüyoruz ki en büyük sırları meraklı bir dimağ, azim ve iyi bir eğitim.
  Sayın devlet büyüklerimiz, madem aya, uzaya gitmek istiyoruz, neden üniversitelerimize, bilim insanlarımıza, üniversite gençliğimize bu kadar kötü davranıyoruz? (L. GÜLDEN TRESKE - BirGün Gazetesi)









Merhaba!