11 Temmuz 2014 Cuma

EMEĞİN DEMOKRASİSİ






"Dünya ve insanlık emeğin üzerine kuruludur. Uygarlık emek demektir. Emeğin olmadığı yerde hayat yoktur. Gelmiş geçmiş ne varsa oy sandığından çıkmamıştır."

                                                        OSMAN ŞAHİN






  "İnsanlık tarihinde, sınıflardan arınmış tek bir devlet olmadığı için sınıf karakteri taşımayan bir demokrasi de olamaz ve yoktur. Herhangi bir devlette demokrasi, yalnız egemenliği eline geçirmiş sınıf için demokrasidir."

                                                                                                                                             KİM İL SUNG 









  Sadun Tanju'nun "Kutsal İnekler" adlı kitabında şöyle bir cümle vardır:

  İnsanlara eşit koşullar içindeymiş sanısını verip, eşitsizliğin tokadını her istediği zaman yapıştıran bir yönetim, bir siyasal felsefe, aslında hapishanelerin en büyüğüdür.
  
  






                                                            





Amerikalı sosyalist yazar Leo Huberman ise şöyle der Sosyalizmin Alfabesi'nde:

"Kapitalizm adaletsiz olmak zorundadır; çünkü temel taşı eşitsizliktir."








"Hareket etmeyen zincirlerini fark edemez"

ROZA LUXEMBURG



Merhaba!

6 Temmuz 2014 Pazar

ADAM GİBİ ADAMLAR




   "AZİZ NESİN'in bütün özellikleri, daha da çok direnme gücü onu çağımızın büyük güldürü yazarı yapmıştır.
   Gülmesini bilen yaratık, sevmesini de oynamasını da bilir.
   Aziz Nesin'de tıpkı Nasrettin Hoca gibi güldürürken düşündürür de.

                                                                                         YAŞAR KEMAL


   Aziz Nesin 12 Eylül darbesinden kısa bir süre sonra yapılan bir panelde "korkmuyoruz" diye seslenen bir dinleyiciye, "ben korkuyorum, ama korkudan yüce duygular vardır" demişti.
                             
                                                                                    MUSTAFA BİLGİN



AZİZ NESİN (d. 20 Aralık 1915-ö. 6 Temmuz 1995) İkinci kitabı "Azizname"yi 1948'de çıkardı. Taşlamalardan oluşan bu kitap için 1949 yılında İngiltere Prensesi 2.Elizabeth, İran Şahı Rıza Pehlevi, Mısır Kralı 1.Faruk birlikte Ankara'daki elçilikleri aracılığıyla Türkiye Dışişleri Bakanlığı'na resmen başvurarak, bir yazısında kendilerini aşağıladığı iddiasıyla aleyhine dava açılınca altı ay hapse mahkum edildi.



"Bazen insan öyle özlenir ki özlenen bilse, yokluğundan utanır."

AZİZ NESİN


Merhaba!



5 Temmuz 2014 Cumartesi

ANADOLU



   İznik'in Simavna kasabasında kadılık eden bir beyin oğlu bilgin Şeyh Bedrettin'in yönettiği, sonra Balkanlar'a, Bulgaristan'daki Ağaç Denizi'ne sıçrayan büyük halk ayaklanması 15. yüzyıldadır. Anadolu'nun yoksul Türk, Yunan, Yahudi ve Ermeni köylülerini aynı sancak, aynı kardeşlikte toplayan ilke: "Yarin dudağından gayri her şeyde ortak" olma özlemiydi.
      Bilginler olsa, ilkel toplumculuk derdi. Bana sorarsanız hiç de o kadar ilkel değil. Daha yalın terimlerle söylersek, bu, bütün emekçilerin, tarih boyunca kardeşçe, özgür yaşama duydukları özlemdir.


          ABİDİN DİNO
         (d. 23 Mart 1913, İstanbul- ö. 7 Aralık 1993, Paris)
          1979 yılında Fransa Plastik Sanatlar Birliği'nin 
                                  Onursal Başkanlığı'na seçilmiştir.                              
                                                                                
                          
                      
                           




  " Dünyanın hiçbir yerinde, insan serüvenini bu denli temsil eden bir toprak bulunamaz: Savaş toprağı, istila toprağı, karşılaşma toprağı ve hatta bazen kıyım toprağı. Ama aynı zamanda da birlikte yaşama, sentez ve ahenkli anlaşma toprağı. Fakat özellikle bu diyalektik yazgının ötesinde İyonyalı filozofların çağından beri, Diyojen'den Selçuk çağı ozanı  Mevlana'dan geçerek, Cumhuriyet'in kurucusu Kemal Atatürk'e kadar, yaşamlarını kendi düşüncelerinin somut örneği haline getirmeye çalışmış insanların toprağı. Sert bir topraktır Anadolu: Ne ikiyüzlülüğü ne değişkenliği kabul eder. Bizans olsun, Osmanlı İmparatorluğu olsun, ana hoşgörüsünün temel ilkelerine ihanet etmeye cüret eden bir siyasi örgütü cezalandırır."



            MÜMTAZ SOYSAL (d. 1929- Zonguldak)1961 Anayasası'nın imza sahiplerinden hukukçu ve siyaset adamı.      




   Gazetede, Önder Manoğlu'nun yazısı ilgimi çekmişti:

   Viyana'da gezerken İmparatorluk saray kapısının kaşısındaki meydanda, turistler etrafı çevrili bir taş duvara bakıyorlardı. Sordum."Bizanslılar'dan kalma " dediler.Ülkemizde işi ile ilgilenen bir turizm bakanı olsa, yüksek bir yere çıkıp bağırırdı;" Siz medeniyet mi görmek istiyorsunuz, gelin Midyat'a görün." Öyle 3-5 medeniyet değil.Bakın kimler geçmiş, yaşamış Mardin'de, Midyat'ta:
  Hassunalar, Halaflar, Uruklar, Hurriler, Akadlar, Hititler, Mitanniler, Asurlular, Aramiler, Medler, Büyük İskender, Selevkoslar, Abgarlar, İlhanlılar, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Romalılar, Süryaniler, Sasaniler, Bizanslılar, Artuklular, Osmanlılar ve son olarak da Türkiye Cumhuriyeti.
  İtalyanlar, Napoli'nin iki bin yıllık tarihi ile övünürler. Mardin kaç yıllık bir tarihe sahip biliyor musunuz? Tam sekiz bin yıllık.




MARDİN
ve
MİDYAT






Merhaba!
                                                                           

28 Haziran 2014 Cumartesi

AŞKA DAİR-2



       Cevdet Kudret "Karıncayı Tanırsınız" romanında şöyle der:


    Dostluğa ve aşka, ölüme gider gibi gidilir. Elde ne varsa arkada bırakarak. Zenginlik, soy sop, mevki,...Hepsini.


     
   
                                      CEVDET KUDRET(d.7 Şubat 1907, İstanbul-ö. 10 Temmuz 1992, İstanbul)



     Oktay Güzeloğlu anlatıyor:

     Bir gün kahvede Ali Dayı bana dedi ki; sen tiyatrocu adamsın sana bir şey anlatacağım ama neden diye sormayacaksın.
      Sevdiğim kadını zehirledim, dedi. Şimdi nasıl neden diye sormazsın ama soramazsın işte. Ama anlıyorsun, sevdiği kadına hiç ulaşamamış, sevgilisi değil bak, sevdiği kadın. Ulaşamamış. Neden ulaşamamış? Çünkü hayat kadını buna diyormuş ki ben seninle yapamam, sen bana bir tokat bile atamazsın. Çünkü inanılmaz ince ruhlu bir adam. Kadın bazen geliyormuş, bazen hop, çekip gidiyormuş. Kadın hakkında buna müjde verenlere harçlıklar veriyormuş adam. O olmadığı zaman çalıştığı pavyonlarda hep onun resimlerine bakarak gezermiş. 20-25 sene gelmemiş böyle kadın, gitmiş. Bir akşam Asmalımescit taraflarında bir köşe başında onu görmüş. Pislik içindeymiş kadın, leş gibi kokuyordu diyor, sarılmak istedim, beni tanımadı diyor. Yanına oturdum, açım dedi, diyor. Böyle kendinde değil gibiymiş. Tanıtmamış Adil Dayı kendini. Gitmiş ekmek arası et yaptırmış. Bir de fare zehiri bulmuş, en keskininden. Hiç sevemediği kadını sabaha kadar kafasını dizine koyup sevmiş. Ötenazi değil mi?Ama kendi felsefesine göre ne diyordu, zaten yaşamıyordu. Ben sevdiğimi zehirledim bu yüzden ama ömrüm olduğunca mezarına çiçek taşıdım diyor. Aşka bak. Şimdi sen bu adamların hayatlarını yazmaz mısın?




OKTAY GÜZELOĞLU ( d. 1 Ocak 1956, Bafra- Samsun)
İstanbul Kısa Filmciler Derneği başkanı,
Yazar oyuncu, yönetmen.




Merhaba!


22 Haziran 2014 Pazar

SANATÇIYA DAİR-2




                          "Yazar, aç milyarlar için yazmadıkça, hep bir tedirginlik duygusu altında ezilecektir."


            
                                                                               JEAN- PAUL SARTRE



 " Sınıfsal bilinci olan her yazar, ister istemez güdümlü olduğunu, kendi kendini güdümlediğini bilir. Ötekiler, kendilerini güdümsüz sanırlar, ama kendilerini kimlerin güttüğünü bilmezler."




                                                                                       AZİZ NESİN



  
  "Halkın acısına, öfkesine, umuduna, sevincine, hasretine tercüman olunmalıdır. Sanat telakkimde değişmeyen şey işte budur. Geri yanı boyuna değişti, değişiyor, değişecek."




                                                                                     NAZIM HİKMET



  "Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi? Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa, ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım.
   Ben etle kemik nasıl birbirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum."




                                                                                   YAŞAR KEMAL




  "Sanat sanat için mi? Sanat toplum için mi?" konusunun gereksiz bir tartışma olduğunu düşünüyorum. Bence her şey toplum içindir. Aydın olarak nitelendirdiğimiz okur-yazarların büyük bir kısmı fildişi kulelerine çekilmiş, topluma yabancı, üretimden kopuk bir hayat sürüyorlar. Edebiyat eserleri olsun, bilim yapıtları olsun, gericiliğe, safsataya savaş açmalı, onlarla mücadele etmeli, kısaca uygarlığa yelken açmalıdır. Kalıcı olanlar da bunlardır.Yazar, bence de emeğin, ezilenlerin, yoksulların kısaca alacaklı, haklı insanların yanında olmalıdır.



  
                                                                                    MAHMUT MAKAL




                              "Siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz, bizse ortadan kaldırılmış yoksulluk."



               

                                                                                    VİCTOR HUGO




  Merhaba!
       

15 Haziran 2014 Pazar

MÜZİĞİN GÜCÜ


   Bosna savaşı sırasında, Sırp bombalarıyla harabeye dönen Saraybosna Milli Kütüphanesi'nde bir konser verilmişti. Saraybosna Filarmoni Orkestrası, ünlü şef Zubin Mehta yönetiminde, Mozart'ın "Requiem"ini seslendirdi. Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç'in fikriydi konser. Amacı, dünyaya "şehirlerimizi yıkmış olabilirler ama biz hala insanlık ailesinin uygar bir üyesiyiz!" diye seslenmekti. Olay büyük yankı yarattı. Bosna halkının zor şartlarda moral bulmasını ve kenetlenmesini sağladı. Avrupa'nın bağrında acı çeken Müslümanlar, dünyaya Katolik kültürünün en ünlü ağıtı "Requiem" ile sesleniyordu. Hiçbir siyasi söylevin veremeyeceği güçte bir mesajla:

                  "Her gün bombalanan biziz ama ağıdı yakılması gereken sizsiniz;çünkü aslında Avrupa ölüyor"







  
      Abdülkadir Elçioğlu'ndan (Aptülika) okumuştum:


    Bir kente adanmış şarkılardan en muhteşemi "Georgia On My Mind"dir. Doğduğu kent Albany'nin bulunduğu eyalet olan Georgia için bu parçayı yapan Ray Charles'ın, yaşamının son yıllarına kadar bu eyalete girmesi yasaklanmıştı. 50'lerde ırk ayrımının had safhada olduğu yıllarda beyazlar ile siyahların  lokantaları bile ayrıydı. Ray charles, bir restorana girip, beyazların oturduğu, siyahlara yasak olan bölüme oturunca hakkında dava açılır. Bu inadını sürdüren Ray Charles, konserinde beyazlar ile siyahların ayrı bölümlerde oturmasına  da karşı çıkacaktı. Bu olay sonucu eyalet valisi Ray Charles'in eyalete girişini yasaklayacaktı. 1979 yılında yıllar süren bu yasak kalkacak ve "Georgia On My Mind" şarkısı da Georgia eyaletinin şarkısı olarak ilan edilecekti.




   RAY CHARLES (d.23 Eylül 1930-ö.10 Haziran 2004) ("Aşk" diye bir şey var ise blues insanların ihtiyaç hanesindeki yerini koruyacaktır. O boğazınıza düğümlenen bir şeylerin göbeğinde bir de ayrılık acısı eşlik etmeye başlarsa, Ray Charles'ın ilaç etkisi kaçınılmazdır. O, aşk denilen şeyin ilk sirayet edişinden yitişindeki acıya dek eşlik edebilen bir müzik sunar sizlere. En berbat durumda bile bir halt olabildiğimizi hissettirmeyi başarır. Bu blues'un kısa özetidir ve bunu bizlere en iyi şekilde sunan kişi de Ray Charles'dır.) (APTÜLİKA)

                                                                                           




Ülkü Tamer'in aşağıdaki yazısı sayesinde tanıdım PAUL ROBESON'u:


   ABD'de soğuk savaş yılları. Amerika'ya Karşı Çalışmaları Araştırma Komitesi, aydınlara, düşünen kafalara savaş açmış, ortalığı kasıp kavuruyor. Özellikle sinema, tiyatro ve müzik alanında "komünistler" fişleniyor, kara listeye alınıyor, çalışmalarına, yurt dışına çıkmalarına izin verilmiyor.
   Paul Robeson'da o sanatçılardan biriydi. 12 Haziran 1956'da komite karşısına çıkarıldı. Ama o, kimi sanatçılar gibi muhbirlik etmedi, pişmanlığını dile getirmedi. Onurla direndi. "Komünist olduğum için yargılanmıyorum burada," dedi. "Kendi halkımın hakları uğruna savaştığım için yargılanıyorum. Yiğitçe direnen, savaşan bütün karaderilileri susturmak istiyorsunuz. Afrika'daki sömürge halklarının bağımsızlığı uğruna savaştığım için pasaport verilmiyor bana." 
  Robeson'nun yurt dışına çıkışı yasaklanmştı. Ama başka ülkelerde onu dinlemek isteyenler vardı.
  Çözüm kısa sürede bulundu.
  ABD-Kanada sınırında bir yer seçildi. ABD topraklarında, tam sınırda, açık havada bir sahne, bir de güçlü ses düzeni kuruldu. Robeson'un orada konser vereceği açıklandı.
  Belirlenen gün, dünyanın çeşitli yerlerinden binlerce, binlerce insan aktı Kanada'ya. Sınıra gidip konserin verileceği yerin tam karşısında toplandılar. Kanada topraklarında.
  Konser saatinde Paul Robeson geldi sahneye çıktı. ABD'den ayrılmadan, yüz metre kadar ötedeki "dünya"ya inanılmaz bir müzik şöleni verdi.




 PAUL ROBESON (d.9 Nisan 1898-ö.23 Ocak 1976) 4 Eylül 1949 tarihinde Newyork'un Prekskill kentinde şarkıcılığa veda konseri sırasında Ku Klux Klan saldırısında linç edilmekten son anda kurtarıldı.Nazım Hikmet'in serbest bırakılması için dünya çapında kampanya başlatarak, şairin dört şiirini besteledi. 1950 yılında Nazım Hikmet ile birlikte Dünya Barış Konseyi Ödülü'nü paylaştı.

  

Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robeson
inci dişli zenci kardeşim
kartal kanatlı kanaryam




NAZIM HİKMET







    Merhaba!


8 Haziran 2014 Pazar

HAK, HUKUK, ADALET

"Hukukun kuvvetinin azaldığı yerde, kuvvetlinin hukuku geçerli olmaya başlar."
                                         
                                                                                       MAURİCE DUEVERGER 
                                                                                    (d.1917, Fransız anayasa hukuku uzmanı)



HENRİK IBSEN (d.1828-ö.1906)


          Norveçli yazar Henrik Ibsen 1882 yılında yazdığı Bir Halk Düşmanı'nda şöyle der:


   "Otoritenin sesini yükseltmesi onu haklı yapmaz. Adaletin öncüleri her zaman azınlıkta kalanlar olacaktır! Çoğunluk, adı üstünde, çoğunluk sağlar ve gücü elinde tutar. Peki bu onu haklı mı yapar? Yani çoğunluk hep haklı mıdır? Çoğunluk tıkanıklığı davet eder; durgunluğu, cehaleti; öteki olan her şeye saldırır."






    Sabahattin Ali 17 Mart 1947 tarihli Markopaşa dergisindeki ADALET başlıklı yazısında, emekli bir hukukçunun ağzından şöyle sesleniyor:


   "Bir memleketin ordusu bozuk olabilir, harbe girmedikçe bu meydana çıkmaz; maarifi bozuk olabilir, bunun acısı da ancak aradan bir nesillik bir zaman geçince kendini gösterir; iktisadiyatı bozuksa, millet uzun seneler süren bir sefalet içinde sürüklenir gider. Ama bir memlekette adalet bozulursa, halk adalete inanmamaya başlarsa, anarşi hemen kendini gösterir, herkes hakkını kendi aramaya kalkar ve o insan cemiyeti derhal dağılmaya, batmaya mahkumdur."





     SABAHATTİN ALİ ( d.1907-ö.1948)Yazar, şair,öğretmen, gazeteci. Leylim Ley, Aldırma Gönül şiirleri herkes tarafından bilinir."Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?" demiş, 2 Nisan 1948'de öldürülmüştür.





   Adalet hakkındaki son sözler Ahmet Yesevi'den:

"Ekmek, su, aş bulmak gecikebilir,
Temele taş bulmak gecikebilir,
Devlete baş bulmak gecikebilir,
Adalet gecikmez, tez verilmeli."





Merhaba!