17 Nisan 2026 Cuma
KIZLAR DA YANMAZ
1 Temmuz 2023 Cumartesi
NEDEN BÖYLEYİZ?
Cumhuriyet'in ilk yıllarında Doğu Anadolu'nun küçük bir beldesi olan Ağın'da kendini yetiştiren öğretmen Abdullah Lütfi Bey'in bir öğrencisine yönelttiği şu soru, okumak isteyene kitabın sonsuz yolunu açıyor:
"Aklın ekmeği kitaptır, okuyor musun?"
Geniş kitap bilgisi olduğu kanısı uyandıran öğretmen Ferhat Özen'den geniş oylumlu bir ileti aldım:
"Cumhuriyet'teki köşenizde 'Kitap Okuyan Çoban' başlıklı yazınızı, diğer yazılarınız gibi ilgiyle okudum. Bunda belki babamın çoban olmasının da etkisi var. Yazınız bana ayrıca kitap okuyan başka bir çobanı da anımsattı.
Köy Enstitüleriyle ilgili araştırmalarım sırasında rastladığım Bekir Semerci'nin Türkiye'de İleri Atılımlar ve Köy Enstitüleri adlı kitabından alıntıladığım bu yaşanmış olayı belki siz de duymuş ya da okumuşsunuzdur.
Olay Filistin'in İngiliz sömürgesi olduğu yıllarda geçiyor."
"Günün birinde bir İngiliz subayın gözetimindeki topluluk, yolda bir taşın üstüne oturmuş genç bir çobana rastlar. Çocuk okuduğu kitaba öylesine dalmıştır ki geçenlerin farkında bile olmamış. Subay, 'Bu çocuk acaba ne okuyor? Onun ne okuduğunu öğrenmek isterim' demiş. Arabadan atlayan bir görevli, kitabı çocuğun elinden alıp subaya uzatmış.
Çocuk, Schopenhauer'ın İrade ve Temsil Bakımından Dünya adlı kitabını okumuyor mu!
Sömürge subayı İngiliz şaşkına dönmüş, 'Buna benzer adamlarla sömürge siyaseti yapmak zordur' demekten kendini alamamış."
Belki de bu, subayın sömürge kavramını içinden sildiği bir andır...
Özen, küresel gücün, kitap okuyanları sevmediğini anlatan bu ilginç anıyı, Köy Enstitülerinin kapatılmasına bir neden olarak yorumluyor:
"Köy Enstitülerinin yalnızca Türkiye'yle sınırlı kalacağına inansalardı belki de savaş biter bitmez enstitülerin üstüne bu kadar büyük bir düşmanlıkla gitmezlerdi. Bunu, enstitülerin büyük ilgi uyandırarak bütün Asya'yı saracağından korkmalarına bağlıyorum.
İngiliz sömürge subayı haklıdır. Bu içerikteki kitapları okuyan çobanların bulunduğu bir ülkede sömürge siyaseti yapmaları gerçekten zordur. Subay, vardığı sonuçla bu gerçeği doğrulamış oluyor."
Bilgi yoksunu politikacılar, toprak sahibi çıkarcı ağalar, 1940 yılında öğretime başlayıp kısa sürede birçok köyü okula kavuşturan enstitülerin varlığına on yıl dayanabildi.
Kendi deyimleriyle 1950 yılında "kahir ekseriyetle" iktidara gelen Demokrat Parti'nin ilk eylemi, eğitim dünyamızı aydınlatan bu kurumları 1954'te kapatmak oldu. Yalnız o mu? Hemen ardından dünya klasiklerinin basımını gerçekleştiren Tercüme Bürosu'nun, gençlerin sanat yeteneklerini geliştirme yuvası Halkevlerinin kapısına kilit vurmak oldu.
Aile parçalanmasından dolayı ancak on dört yaşında okul yüzü gören bir Köy Enstitülü olarak örneği kendimden vereyim. 1950 yılında Ergani-Dicle Köy Enstitüsü'nde eğitime başladığımın ertesi günü Shakespeare'in, önce filmini gördüğüm Romeo ve Juliet adlı kitabını bulup gece boyu okuyarak yazınsal dünyaya ilk adımımı atmıştım...
10 Nisan 2022 Pazar
NE OKUMALI?
Resmi tarih toptancıdır savaşı rakamlarla anlatır. Roman, askerlerden birinin dramını anlatır, savaşın ruhsal, fiziksel röntgenini çeker. (İNCİ ARAL - Cumhuriyet Gazetesi)
***
Benim çocukluğum, babamın anlattığı kahramanlık hikâyelerini dinleyerek geçti. Lütfü Ustamsa Gülhisar'ın tek savaş kahramanı olduğu halde, bu konuda dilsiz sayılırdı. Bir defasında ona bacağını nasıl kaybettiğini sormaya kalkışmıştım, "Sana ne, sen işine bak," cevabını almıştım. Sonra makinenin üstüne bir kitap atmıştı.
"Al bu kitabı oku!" demişti.
Kitabın başlığına baktım; "Fihi Mâ-Fih!"
"Ne demek bu?" diye sordum.
Lütfü Ustam gülümsedi. Raftan Osmanlıca Türkçe sözlüğü çıkarıp kitabın yanına koydu.
"Lügate bak!" dedi. "Ben söylersem aklında kalmaz; lügate bakarsan kalır."
Kitabı bitirince, beni sigaya çekti.
"Dert ağacı nedir, anlat bakalım!" dedi.
Cevap veremedim. O akşam eve gittiğimde, kitaptaki dert ağacı sayfasını bulup bir defa daha okudum.
Hazreti Meryem doğum sancısı çekiyordu; İsa'yı doğuracaktı. Herkes onu terk etmişti; bir çöl çalısı kadar yalnızdı. Yalnız bir çöl hayvanı kadar çaresizdi.
Sonra, çölün ortasında yalnızlığına ortak olacak bir hurma ağacı buldu. Ağaç bir seraptı sanki. Dallarını, doğacak çocuğunun sevgili kolları gibi açmıştı. "Ben bu ağaca yaslanmalıyım," dedi Meryem. Yaslandı. O ağaç, onun bütün acısını, bütün sancılarını aldı. Böylece Meryem, İsa'yı huzur içinde doğurdu.
Ertesi gün Lütfü Ustam yine sordu:
"Dert ağacı nedir?"
Ben yine cevap veremedim. Aklıma bir şeyler geldiyse de düşündüklerimi açıklamaya cesaret edemedim.O zaman Lütfü Usta takma bacağını salladı.
"Bu bacağa iyi bak," dedi. "Ne görüyorsun?"
Sustum. Çok utandım.
"Bu bir kayıp değil," dedi Lütfü Usta, "bu bir dert."
Sonra kollarını açıp farlardaki kitapları gösterdi.
"Bunlar da benim dert ağaçlarım. Başka bir deyişle tahammül ağaçlarım. İnsan, dünyaya, hakikatlere tahammül edebilmek için değişik yollar buluyor. Benimki de bu; okumak! Kimi işine sarılır, kimi paraya sarılır, kimi sevgiye, kimi de nefrete. Ben bunlara sarıldım. Bazılarına bu da kifayet etmiyor; okuduğumuz bu kitapları yazıyorlar. Âdemoğlunun dertlerine ortak olmak için, o dertlere tahammül edebilmek için yazıyorlar. Bazen ben de yazıyorum ama onlar gibi yazamıyorum. Yalnızca kendi hayatımın hakikatleri hakkında yazıyorum. Ayrıca, şu Meryem olma işini de henüz tam manasıyla çözebilmiş değilim. Okudukça derdim azalıyor mu, yoksa çoğalıyor mu; bunu bile bilmiyorum."
(HÜSNÜ ARKAN / Gülhisarlı Terziler - Sia Kitap)
***
André Maurois'nın anneannesi doksan yaşına çengel attığı vakit bile, bir gün olsun, yeni yazarları okumaktan geri kalmamıştır.
Okumak budur.
Yaşamın boyunca binlerce ton kitap devirmedinse hiçbir şey okumamış sayılırsın. Aralık aralık, yasak savmak, bir toplulukta utançlı duruma düşmemek, ya da geceleri uykuyu egavlamak için fıştıklanan kitaplar okuma sınırı içine girmez.
Uzun lafa ne gerek, okumayı seven kişi, bir kitabı bitirdi mi, bir başkasının üstüne atılmadan duramaz. Kimileri de birini bitirmeden ötekine başlar, ya da birini okurken, ona ara vererek bir başkasını mideye indirir. Şu var ki, çok çok okumadan, boyuna okumadan dünya ve dünya yazını üzerine öksürüksüz bir yargıya varmanın yolu yoktur. İngiliz romancılarından Virginia Woolf şöyle der günlüğünde:
Tanrım, okunacak ne çok kitap var!
26 Eylül 2021 Pazar
DAHA GÜZEL BİR DÜNYA İÇİN
Halk arasında, "Güzelin düşmanı çoktur" diye bir deyim dolaşır. Güzelin düşmanı çoktur da düşünürlerin, sanatçıların, yetkin kişilerin, insanca yaşamayı ilke sayanların düşmanı az mıdır? Toplumu aydınlatmaya çalışan şairlerin, yazarların, özgür düşünceden yana olanların, güzel sanat yaratıcılarının başına gelmeyen kalmamıştır. Onların arasında süslü sözcüklerle alkış toplayanlar var. Bir de nereden türedikleri belli olmayanlar çıkıyor ki onlar bir zamanlar aşağıladıklarını, koşullar değişince övgüleriyle göklere çıkarırken yüzleri kızarmayanlardır.
O türleri gözümün önüne getirince, Cervantes'in ünlü romanı Don Quijote'nin girişinde geçen şu sözlerini bir süre dilimden düşüremiyorum:
"Unutma, kendi çatısı camdansa eğer,
delidir taş toplayan,
komşuya atmak için!"
(ADNAN BİNYAZAR - Cumhuriyet Gazetesi)
***
7 Şubat 2021 Pazar
SEVGİ HAYATIN ÖZÜDÜR
"Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek."
SABAHATTİN ALİ
***
Einstein'ın kızına yazdığı mektupları okurken düşünüp durdum; öyle bir bilim insanı hep sevgiden söz ederken, nasıl oluyor da en gelişmiş ülkelerde bile insanın savaş çıkararak birbirini boğazlaması önlenemiyor? Örneğin şu sözler bir sevdalının ağzından dökülmüyor, benzerine ancak birkaç yüzyılda bir rastlanılan bilim insanının beyninden süzülüp yerleşiyor insanlığın benliğine.
Ölümünden 20 yıl sonra açıklanan mektuplarının birinde,
"İzafiyet kuramını açıkladığım zaman çok az kişi beni anladı, şimdi insanlığa ulaşması için yazacaklarım da bu dünyada yanlış anlaşılma ve önyargıyla çarpıtılmaya mahkûm. Mektupları gerektiği sürece korumanı istiyorum, ta ki toplum şimdi açıklayacaklarımı kabul edecek düzeye gelene kadar. Bilimin açıklayamadığı son derece kuvvetli bir güç var" diyor.
Sevgi
Açıklamalarını sürdürüyor:
"Bu güç herkesi kapsıyor ve yönetiyor, evrenin çalışmasını sağlayan her olgunun arkasında bile o var ve henüz bizim tarafımızdan tanımlanamadı. Bu evrensel güç sevgidir; sevgi ışıktır onu alıp verenleri aydınlatan... Sevgi yerçekimidir, çünkü insanların birbirine çekim hissetmelerini sağlıyor."
Şu yargısı ise doğada varoluşumuzun bildirgesi:
"Eğer türümüzün hayatta kalmasını istiyorsak, eğer hayatta bir anlam bulmamız gerekiyorsa, eğer dünyayı ve içinde yaşayan her duyarlı varlığı kurtarmak istiyorsak, sevgi tek ve biricik cevaptır."
(...)
"Bu evrensel enerjiyi almayı ve vermeyi öğrendiğimiz zaman sevgili Lieserl, sevginin hepsini yendiğini, her şeyin ötesine geçtiğini doğrulayabileceğiz, çünkü sevgi hayatın özüdür." (ADNAN BİNYAZAR - Cumhuriyet Gazetesi)
***
Saçak altına sığınmış
göçmen kuşun
kar tanecikleri arasında
düşen beyaz tüyünü de
görebilmek
İşte
sevmek
SUNAY AKIN
Merhaba!
24 Ocak 2021 Pazar
"TATLI" DİL
17 Kasım 2019 Pazar
DOĞA ELİMİZDEN GİDİYOR
27 Ekim 2019 Pazar
DÜŞÜNCE NAMUSU
10 Mart 2019 Pazar
SANAT VAR!
(Cumhuriyet Gazetesi)
Merhaba!
3 Mart 2019 Pazar
SANATIN NAMUSU
... Gerçek sanatçılar tarihte her zaman zorluklar yaşamış insanlardır. Müzikte öyle, heykelde öyle, resimde öyle, hepsine bir bakın. Tiyatroda da öyle oldu haliyle. Bu bakımda bu onların kaderidir demek istemiyorum. Sanat satılacak bir şey değildir. Böyle dükkânını açıp sanatı satamazsınız. Zaten sanatı satanlar çok zengin oluyorlar ama sanatçı olamıyorlar. Onun için bu bir ruh meselesi. Yani ben hem zengin olurum hem sanatçı olurum gibi bir şey yok. Tekrar söylüyorum, yok öyle bir şey. Mümkün değil. Çünkü ruhunuz yozlaşıyor. Yani işin içine para girdi mi, ticaret girdi mi aşk uçar gider.
Şöhreti taşımak çok zordur. Eğer entelektüelseniz, şöhreti taşırsınız. Çünkü okursanız bilgi sahibi olursunuz, nerede olduğunuzu bilirsiniz, haddinizi bilirsiniz, neyin ne olduğunu, neyin doğru olduğunu bilirsiniz. Sanatı daha bilimsel bir şekilde yapmak, dünya meseleleriyle ilgili olmak, dünyaya açık olmak ve okumak, okumak... O zaman şöhret size hiçbir şey yapamaz.

























