Ahmet Erhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ahmet Erhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2019 Pazar

DÜŞÜNCE NAMUSU




   

FAKİR BAYKURT


  Nâzım'la Vera, evlendiklerinin ikinci yılında Roma'ya giderler. İtalyan PEN Kulübü, Nâzım'la ilgili bir toplantı düzenlemiştir. Nâzım, coşar, şiirler okur. Konuşur. Bu toplantı aynı zamanda orada iki dilli basılan Memleketimden İnsan Manzaraları' nın kutlamasıdır. 
   Roma'da öğrenim gören iki Türk gelip kendilerini tanıtır. Nâzım gençlerle ilgilenir. "Türkiye'de ne var, ne yok? Bana biraz yeni yazarlardan, kitaplardan söz eder misiniz?" der. Gençlerden biri Yılanların Öcü' den söz eder.
   Vera, notlarını yazdığı defterden okuyor:
   "Konusu nedir bu romanın?"
   Gençler anlatıyor.
   "Getirebilir misiniz onu bana? Okur geri veririm!"
   O kitap o gece otele geldi. Nâzım, okumaya başladı. Ben uyandım o hâlâ okuyor. Ertesi sabah kahvaltıdan önce okudu. Sonra okudu. Program çok yüklü. Yine bir toplantıya katılması gerekiyor. Bıraktı öyle. Ertesi gece sabaha kalmadan bitirdi. Kahvaltıda kitap elinin altında:
   "Veracığım, bu delikanlı dünyaya benim baktığım gibi bakıyor. İşi de benim bıraktığım yerden almış. Ama başka türlü yazıyor. Yetenekli olduğu belli. Bizim hükümet böyle yazarlara çok baskı yapar, bilmem dayanabilir mi? Dayanamazsa ya bırakır yazmaz ya da alkolik olur. İki halde de Türk yazınına yazık olur."
   Nâzım'ın korktuğu olmaz, Fakir bütün sürgünlere, açığa almalara, cezaevlerine tıkmalara karşın çalışkanlığıyla, direnciyle, bilgeliğiyle "Fakir Baykurt Destanı" nı yazar. Gerçekten bir destandır onun yaşamı kahramanı kendi olan. (HİDAYET KARAKUŞ - Cumhuriyet Kitap)



***



  Bir yazınızda dikkat çektiğiniz Borges'in "Şair başına gelen her şeyi kendine verilmiş bir şey olarak görmelidir; bahtsızlığı bile," sözünüzü yazının her türü için geçerli sayabilir miyiz?

   Yazı da sanat gibi, bir kişilik yansımasıdır. "Üslup, insanın kendisidir" sözü doğruluyor bunu. Yazının hangi türü olursa olsun, iki satırlık mektupta bile kişiliğinin izleri vardır. Mutlu yazar yoktur; şair, bir şiiri yazmak için iç gerilimlere girer; her çağda onun bunun sözcüsü olmamayı seçtiği için hiçbirinin yaşamında rahat bir döneme rastlanmaz. İnsan sevgisini, gerçeği coşkularla, lirik bir söylemle dile getiren Nâzım Hikmet bile, toplumu etkileyici gücünü köreltmek için hapsedilmiştir. Sabahattin Ali, yazdıklarından dolayı canından olmuştur. Düşünürler için de geçerlidir bu. Yasaları çiğneyip kralın buyruğunu yerine getirmeyen Thomas More'un, kütüklerde başı kesilmiştir. Borges'in deyimiyle "başına gelen her şeyi kendine verilmiş bir şey olarak gördüğü"nden duygularını dile getirmeyi düşünce namusu saymıştır. (KADİR İNCESU - BirGün Gazetesi)

   

ADNAN BİNYAZAR



***



   ...Eksik olmasınlar, yaşamı, özgürleştirme eylemine dönüştürmeye çalışan eğitim kurumlarından geldiğimiz için, düşman belledi, etmediklerini komadı bize egemenlerimiz. Onların çabaları boşa gitmesin diye kanıma banarak, karşılıkları ödenerek yazılmıştır ürünlerim...


MEHMET BAŞARAN



***



Usul usul geceleyin
Sirenler duyarsan derin
Kapını gökyüzüne dayayıp da bekle
Yolunu şaşırmış bir yıldız düşer belki üstüne
Başını yastığa göm
Yüreğini ayışığına ayarla
Yorganına sıkıca sarın
Derin bir nefes al
    Ve sakın ağlama...


AHMET ERHAN










Merhaba!


1 Mayıs 2019 Çarşamba

ÖZGÜRLÜK YOLU





MELİH CEVDET ANDAY
(Fotoğraf: ARA GÜLER)



   Melih Cevdet Anday anlatıyor:

  "Sartre'ın bir sözü vardır, onu size hatırlatayım. Der ki; 'Her sanat eseri bir mitosa varmalıdır. Yahut bir mitostan çıkmalıdır.' O uzun şiirimde önemli olan taraf da şuydu benim için; Odysseus'a Kirke diyor ki, şu yoldan gideceksin memleketine. Şöyle gideceksin, böyle gideceksin, yani yol gösteriyor. Fakat diyor ki, 'Bir yere geleceksin, iki yol çıkacak karşına. Orada artık sen seçeceksin.' Bu söz beni çok kurcalamıştır."
   Masada duran kitaplardan birinin sayfalarını karıştırdı. "Şurayı okumanı istiyorum."
   Kitabı aldım, okumaya başladım.
   "İyi dinle söyleyeceklerimi
   Her şeyi olduğu gibi anlatacağım sana
   Ki yeni uğursuzluklar yüzünden
   Denizler ortasında kalma bir daha
   Önce sirenlere rast geleceksiniz
   Koruyun onlardan kendinizi
   Yabansı ezgilerle büyüleneceksin
   Ordan çarçabuk uzaklaşmalı ki
   Büsbütün yok olmasın İthaca
   Sirenleri aştıkça kürekçilerin
   İki yol çıkacak karşına birden
   Acaba bunlardan hangisi?
   Artık onu orada sen bileceksin"
   Dinledikten sonra kısa bir süre bekledi, "Şöyle ki," dedi, "ben bunu Ankara'da başlamıştım düşünmeye, İstanbul'a gelirken. Bu mitostan ne çıkarılır? Kişisel karar. Sen seçeceksin doğru yolu diyor ya, doğru yolu bulmak insana özgürlük getirir... (AYHAN BOZKURT - Söz Simyacıları)







Özgürlük, sorumluluk demektir. Birçok kişinin özgür olmaya cüret edemeyişinin nedeni de budur.


GEORGE BERNARD SHAW











NİHAT BEHRAM


   Doğadan örnek vereyim: Hiçbir hayvan yuvadaki yavrusuna zehirli yem taşımaz. Ben yavrumun biberonuna tek damla kirli süt koymadım. İnanmadığım ve kirli olan tek sözcük yüreğimden/beynimden kalemime düşmedi. Yazdıklarımın geliriyle o biberonu dolduramadığımda, anlımın teriyle yan işler yaptım. Bu yaşımda hâlâ da öyle. 'Babandan miras kalmadı' sözün doğru değil! Babamdan mal/mülk değil ama onur/dürüstlük/yurt ve insan sevgisi; suya, toprağa, havaya, arıya, çekirdeğe, dala, başağa saygı/tutku gibi dünya parasıyla ölçülemeyecek paha biçilmez miras kaldı. Bu konuda, "Miras" adında bir romanım bile var. "Dikili ağacın yok" sözün de doğru değil! Evren Cuntasınca T.C vatandaşlığından çıkarıldığımda, bir zarf geldi yurdumdan, açtım baktım, ağladım, açtım baktım ağladım... Bir fotoğraf var içinde, Toroslar'ın Akdeniz'e bakan yüzünde, bir fidan, bir yanında Ahmed Arif oturuyor, bir yanında Metin Demirtaş. Fotoğrafın arkasında "Seni kimseler bu yurttan sökemez, şair amcaları sürgünde doğan kızın için ve onun adıyla Mavi adlı bu fidanı dikti" yazıyor. Açtım baktım ağladım, açtım baktım ağladım. 'Dikili ağaç' ne, yurdumda benim ormanım var, kökleri kalbimde! (Söyleşi: CANSU FIRINCI - soL Haber)








Kuşağım, acılı kuşağım
Acılarla sevinçleri böyle yoğun yaşamak
Kimselere nasip olmadı.
Bize düştü tarih ırmağının önünü açmak
Gülsün diye geleceğin çocukları.


 AHMET ERHAN













İŞÇİ VE EMEKÇİNİN BAYRAMI KUTLU OLSUN!









    

13 Ocak 2019 Pazar

HÜZNÜN ŞAİRİ - AHMET ERHAN





Resim: ARTİN DEMİRCİ




   Üstteki tablo Adam Sanat dergisinin Ekim 2001 tarihli 189. sayısının kapağında yayımlanmıştı. O sıralar derginin her sayısında yaşayan bir şair ya da yazarın bir ressam tarafından yapılan portresini yayımlıyordum. 
   Ahmet Erhan'ın Ankara'dan İstanbul'a taşındığı yıl. Kazancı Yokuşunun hemen yanında eski adı Sormagir, yeni adıyla Başkurt sokakta eski bir Beyoğlu evinin küçücük birinci katı. Kendisini sevenler ve gelen gidenlerle zaman tanımadan içtiği günler.
  Onu evinden çıkarıp bir kaç saat poz vermesi için Artin Demirci'nin Kuzguncuk'taki atölyesine götürebilmem inanılmaz zor oldu. Bir gün önce Hüseyin Alemdar gelmiş. Bakkaldan alınan likörlerle geçirilmiş son yirmi dört saat. Evin kapısından çıktığı anda başlayan bir panik atak. Yol boyu önce evin anahtarını kapıda unuttum geri dönelim ısrarı, ardından anahtarım yok eve nasıl gireceğim telaşı.
   Artin'in atölyesinde de sürüyor aynı telaş. Yerinde duramayan bir model örneği. Bu yüzden yarım saat ya da kırk dakikada yapılıyor Ahmet Erhan portresi. Bence Artin Demirci'nin yaptığı sanatçı portreleri içinde en başarılısı... (TURGAY FİŞEKÇİ - Sözcükler Dergisi)




BÜYÜK İLAN

Sahibinden satılık
Hasarlı Bir Hayat 1958 model
Kaçıncı el olduğu bilinmiyor
Bana geldiğinde bundan beterdi
Yedirdim, içirdim, giydirdim
Alkolle çalışır - ÖTV hariç
Sırtında şişe taşımaktan beli büküldü
Ha, bir de egzoz niyetine cigara içer
Kanserli
Bir de ülser
Tekerleri laçka, benden söylemesi
Memleketin bütün yollarında 
Bunun yazısı var.

Sahibinden satılık
Markası silik, okunmuyor
Antika niyetine
Ama niye
İçi temiz olmasa dağlarda bırakırdım
Bir kötülüğünü görmedim, yalan olur
Bir hayrını da
İçi temiz dedim ya, has deri kaplama
Amerikalı değil, sanki dünya kırması
Uçurumdan atardım, üstüme kayıtlı
Devlet malına zarar vermekten filan
Korktum açıkçası

Üçe beşe bakmam
Hasarlı bir hayat - 1958 model
Sahibinden satılık
Alacaksan
Al, artık...

AHMET ERHAN








   Şair Ahmed Arif'in oğlu heykeltıraş Filinta Önal, Ankara Karşıyaka Mezarlığı'nda yatan şair Ahmet Erhan için bir anıt mezar yonttu:
   "Yolculuğunu tamamlamış, yelkenleri toplanmış, öbür aleme varıp kumlara hafifçe yaslanarak yolcusunu indirmiş bir sandal; içinde yeşillikler ve çiçekler var, adı da Akdeniz." (Hürriyet Gazetesi)











Merhaba! 






23 Aralık 2018 Pazar

ŞİİR HAYATIN İÇİNDEN




MÜLTECİ

Denizin üstü gemi
dümeninde dolunay
geminin altı deniz
ambarı dolu mülteci
Ay çalındı geceden
Denizin üstü karanlık
beşi bebek, yetmiş çocuk
karanlığın altı dehliz
arkadaşları bir kara balık
Ay çalındı gemiden
Denizin üstü soğuk
sınırı dikenli tel
denizin altı oyuk
alın yazıları ecel
Ay çalındı denizden




   "Gökyüzünde kayan bir yıldız olsun şiirim... Dere kenarında bir çakıltaşı, dağ yamacında açan gelincik... Filinta delikanlılar yakalarına taksınlar gül niyetine... Genç kızlar mendil kenarına işlesinler... Yapıda çalışan işçilerin alınterinde parlasın... Emekli hademenin elindeki tespihi döndürsün... Kısaca hayatı anlatsın şiirim..."


REFİK DURBAŞ








DOĞADAN İSTEK

Beni geçmişin dehşetiyle besle
beni geleceğin özsuyuyla

Küpeler tak kulaklarıma kirazlardan
mendilimi fesleğenlerle yıka

Bana çılgın bir gürleyiş bellet
yankısıyla kapan üstüme geceleri

Benimle rüzgârları tanıştır
gözlerimi boralara düğümle

Beni kankardeşi bilsin gözyaşların
beni umudunla büyüle

Bana ıssız gecelerden yıldız kaymaları sun
beni ucu kıl birbirine sürtünen çakmak taşlarının

Koynuma başakları yıkayan yağmurunla yağ
kasıklarımı zeytin yapraklarıyla yenile

Ben seni esir alayım şiirlerle
Sen beni kul bil kendine




 "... Hayat sevdası teslimiyet taşımaz. Şiir hayat sevdasıdır. Can bu sevdaya tutunur, bu sevda canın kökleridir, soluğudur. Bitki ya da hayvan, bütün canlılar için böyledir. Tamam, can ölümlüdür, ama hayat ölümsüzdür. Genelde sanat, özelde şiir o ölümsüzlüğün gizinde filizlenir. Teslim alınmazlığı da ondandır..."


NİHAT BEHRAM








TÜRKÜ

Uyandım, dağlarda duman
Ovada sabahın tütsüsü

Deniz ürperiyor uzaktan
Koynunda güneşin gülü

Kanat kanat dağılsam
Unutmam kendi göğümü

Gelirsin bana sulardan
Yüzünde yosunların tülü

Yaşamak, seni seviyorum
Demenin başka türlüsü




"Devrimci şair, hayatın bütün duygu ve düşüncelerine açık olmalıdır;
çünkü onun temsil ettiği düşünce hayata en yakın düşüncedir."


AHMET ERHAN








KİRAZ BAHÇESİ

C.'ye dair...

kiraz bahçelerinden geliyordum
yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri
seni sevmekten geliyordum
bir çeşit yalansızından sevda cümleleri
tren yolculuklarında
kiraz bahçelerinin resmi geçitleri

o hınzır çocuklar yok şimdi
seni o denli sevmek yok
tren yolculukları yok

sek sek oynuyorum sanmıştım
önümde çizdiğin kareleri atlarken
geri döndüğümde
tüm eski yollarımı silmiştin

büyümek
kiraz bahçelerinden kaçmakmış
ya ben ne anlamıştım




"Şiir edebiyatın can yeleğidir."



BETÜL DÜNDER













Merhaba!

1 Nisan 2018 Pazar

AŞK VE HÜZÜN




Aşka burun kıvırma sakın; o çöl ortasında çimenli bir yerdir.

MAX EHRMAN









Sen ilk aşkım, ilk göz ağrımsın;
Dünyalara değişmem seni.
Keyfimden uçtuğum oluyor
Rüyama girdiğin geceler.
Bayram sabahı bile olsa,
Sensiz doğan günü neyleyim!


CAHİT SITKI TARANCI










Nereye gitsem, hangi boylama sığınsam
Bir kentin kenar mahalleleri gözlerin
Ne kadar bulvarlara yerleştirsem de anılarımı

Sensin, kendinden öte bir şeysin
Bence biraz daha uzatmalısın saçlarını
Bir yaprak fırtınasında usulca rakı içeyim

Anladım, adı niye akşamsefası bu çiçeğin...


AHMET ERHAN











Oturmuşum rıhtımdaki kahveye
Önümde martılar, deniz
İçim bir dünya
Dışım bir dünya
Kederler oynaşıyor sularda



MEHMED KEMAL












Resim: HASAN KIRDI









Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer
Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle
Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum
Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken
Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde
Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su
Çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç
Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı
(Soluğunun elma kokması bundandı belki)
Bir elma kokusuna tutundum düşerken
Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle
Çocuksun sen, çocuğumsun



AHMET TELLİ











   Şairler değil midir, yan yana gelme olasılığı düşük yahut imkansız sözcükleri nikâhlayarak, nişanlayarak buluşturanlar ve böylelikle estetiğin, hatta yokülkenin, postmodernitenin kıyılarına ulaşanlar?


MURAT BATMANKAYA










Merhaba!

26 Mart 2017 Pazar

SEYİRCİ KALMA !




Nicedir akşam, kara bir kefen gibi geriliyor
Bu acılı, bu yoksul ülkemin üstüne.
Perdeler örtük, kapılar sürgülü
Polis arabaları dışında kimseler yok sokaklarda
Ay, bir boşluk arıyor sekerek gökyüzünde
Nicedir akşam, kara bir kefen gibi geriliyor
Bu acılı, bu yoksul ülkemin üstüne.


AHMET ERHAN


   Ahmet Erhan, "Alacakaranlıktaki Ülke" de 70'li yılların sonundaki Türkiye'yi bu dizelerle tarif ediyordu.
  Herkesin herkesten korktuğu, her gün 15-20 kişinin öldürüldüğü günlerdir. Neşe, sevinç, mutluluk "güven ve huzur" la birlikte çoktan çekip gitmiştir evlerden, sokaklardan. Alacakaranlıktadır her şey. Arkasından kopkoyu, zifiri bir karanlık gelecektir.
 Yine bir / yeni bir alacakaranlığın içine yuvarlanmakta olduğumuz şu zamanda bu uzun şiir, sanki bugün için yazılmışçasına taze. O günlerde yazılan şiirlerin büyük bir kısmı "Alacakaranlıktaki Ülke" yle akrabadır ve hepsi de bugün yazılmışlar gibi tazedirler.
  O günlerin yirmili yaşlarındaki şairleri, bugün altmışlı yaşlarını sürmektedirler, içinde yaşadıkları topluma, insanlara, olaylara, zamana büyük bir aşkla bağlıydılar. Buldukları her imge, yazdıkları her şiir yüreklerinin en derin yerinden kopup geliyordu. Bugünün şairleri öyle mi ya? Birkaç ustayı saymazsak toplum, insanlar, hayat yazılan şiirden tümüyle çekilip gitmiş, şair kendisiyle, kendi beniyle baş başa kalmıştır...(MECİT ÜNAL - Aydınlık Gazetesi)








SON ŞİİRİM

Elim birine değsin,
Isıtayım üşüdüyse
Boşa gitmesin son sıcaklığım!

19 -11-1991  


RIFAT ILGAZ








   5. Nilüfer Tiyatro Festivali için hazırlanan manifesto:

   "Şu anın anlatıcıları olarak geçmişin izleri üzerimizden, yüzümüzden, dilimizden dökülürken... Şu anın yaratılmasında pay sahibi olanların sahnelediği oyuna seyirci kalmamalıyız.
  Geleceğin gözleri, sözleri, izleri biziz. Kötülüğün hüküm sürdüğü coğrafyalar sergilenirken sahnelerde, hiç tanımadığımız yüzler hep bir ağızdan soracaklar bize; seyirci miydin sen de?
  Uygar dediğimiz şu anki dünyada Uygar'ları, Çağdaş'ları, Özgür'leri, Sevda'ları otobüs duraklarında, sahile vuran dalgalarda, miting alanlarında, tiyatro ve konser salonlarında, bilinmezliğin peşi sıra sınırları zorlayan küçük adımlarda feda etmekten artık vazgeçmeliyiz.
   Bizler sahneye çıktığımızda hem herkesiz hem hiç kimseyiz. Yollara düştüğümüzde de sahnede de kimsesiziz. Sanatın aykırı sokaklarında hep kabul edilmeyi, onaylanmayı bekleyen mültecileriz. Seyircilerimize sığınırız. Biliriz ki onlar bize lütufta bulunmaz, hak ettiğimizi verir. Bu yüzden aslında bizim için adı seyirci olanlar aslında seyirci kalmayanlardır. Savaşları, gözyaşlarını, katliamları, ırkçılığı, sosyal adaletsizliği, tecavüzleri, her türlü hak ve hukuk ihlallerini reddederek, aşktan, doğadan, yaşam hakkından yana olanlardır.
   Bizler kötülüğe alışmayan, güçten değil eşitlikten yana, sadece bir döneme ait değil tüm zamanların barış elçileriyiz.
   Yaşasın tiyatro, yaşasın barış!"






   Türkiye, bir yurt olarak, Dicle'den Sakarya ve Meriç'e, Alpaslan'dan Bedrettin ve Mustafa Kemal'e, Yunus'tan Nâzım'a ve Yaşar Kemal'e bütün bir zaman ve uzamda tarih, bugün ve gelecek doğrultusunda, bu nesnel ve öznel gerçeklerle yapılanmıştır. Emperyalizmin Türkiye üzerindeki hesaplarını bozmak üzere yurdu savunmak, emekçilerin devrim ve iktidar savaşını bu savunma cephesinde yükselecek ittifaklarla geliştirmek, birikmiş emeği kendi yaratma sürecinde billurlaştıran canlı kişilerin en yetkin bileşkesini oluşturmak aydın ve sanatçıların omuzları üzerindedir. Unutmayalım ki, "sanatçı, ışığı alnında ilk duyandır" , kendinden başlayarak bütün toplumu ve yaşamı  anbean aydınlatmaya gönüllü bireydir. 




SEYYİT NEZİR









"Bütün çağlarda sanatçının soylusu ezilenden, soysuzu ezenden yanadır."










Merhaba!

10 Haziran 2015 Çarşamba

HAZİRANDA ÖLMEK ZOR




   "Sevgi, bilgiden doğar, nefret bilgisizlikten. Devrimci, toplum olaylarını doğa olayları gibi bilimsel yasalarla açıklar."



İLHAN SELÇUK





Ben bir insan,
ben bir Türk şairi Nazım Hikmet
ben tepeden tırnağa insan
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret...
Ben hem kendimden bahseden şiirler yazmak istiyorum,
hem bir tek insana, hem milyonlara seslenen şiirler.
Hem bir tek elmadan, hem süpürülen topraktan, hem
zindandan dönen insan ruhundan, hem kitlelerin
daha güzel günler için savaşından, hem bir tek
insanın sevda kederlerinden bahseden şiirler yazmak
istiyorum, hem ölüm korkusundan, hem ölümden korkmamaktan
bahseden şiirler yazmak istiyorum.




NAZIM HİKMET
(ö.3 Haziran 1963)





   ...Onat Kutlar'ın o güzelim "İshak" kitabında unutulmaz bir öykü vardır. "Kül Kuşları". Gazel adlı küçük bir çocuğun halasıyla, sığırcıklarla, kediyle, bir bebekle ilgili serüvenini anlatır öykü. Öyküyü okuduğum zaman bombalı saldırı sonucu ölen Onat Kutlar'ın oğlunun adının Gazel olduğunu bilmiyordum. Yıllar sonra Gazel'le karşılaştığımda, içim bir başka ürperdi, Kül Kuşları'nı düşünerek. Aylarca bu öyküde salındım. Artık kahramanımın adı belliydi: Gazel. Kitapta herkesten bir parça aldım. Cavit Orhan Tütengil'in kızı Deniz Abla, annesinin, babasının ölümünün ardından gazetecilere söylediği sözü aktarmıştı: "Kocamın değil, katillerin fotoğrafını çekin!" Oysa o fotoğraf hiç çekilemeyecekti...Böylece romanda Gazel'in babasının öldürümü de kurgulanmış oldu. Bir akşam otururken, 7 Kasım 1980'de öldürülen İlhan Erdost'un kızı, canım arkadaşım Alaz, ilkokuldayken bir erkek çocuğun kendisini teröristin kızı diye tokatladığını anlatmıştı. Birkaç gün uyuyamadım. Bu berbat anının da bir yansıması oldu kitaba. Araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu'nun kızı canım Özge anlatmıştı, kahve içerken...Babası öldükten üç gün sonra evlerine gelen polis onlara, "Bu bir aşk cinayeti olabilir mi acaba?" diye sormuştu...
   ...Şu çok açık ki, kimse anlamak istemez, Sabahattin Ali öldürüldükten sonra uyuyamayan eşinin, kızı Filiz'i de akşamdan sabaha ayakta durmaya zorladığını...Kimse bilmez, Ümit Kaftancıoğlu'nun çocuklarına bağlanması gereken maaşı devletin esirgediğini, bu paraya kavuşmak için ailenin ne çilelerden geçtiğini...Kimse görmez, eşi öldürüldükten sonra iki yavrusuyla baş başa kalan Gül Erdost'un her hafta sonu kızlarından gizli İlhan Erdost'un sevdiği türküleri dinleyip ağladığını...Ateş düştüğü yeri yakar sözü ne kadar da doğru.



"Gece Uyurken" 
EREN AYSAN
(Sivas Katliamında yitirdiğimiz şair-yazar Behçet Aysan'ın kızı)





Dünyanın ölümünü gördüm, suyun toprağın
En yakın dostlarımın birer birer
Vakitsiz açan çiçeklerin, vakitli doğan çocukların
Ölümünü gördüm, ama kimse
İnandıramaz beni öldüğüne sevgilerin!
Yaşam ki bir kum saatidir usulca akan
Dolan sevgilerimizdir biz boşaldıkça
 Yaşımız biraz da sevgilerimizin akranıdır
Vereceğimiz tek şey budur dünyaya.



AHMET ERHAN





Gece leylak
ve tomurcuk kokuyor
üstümbaşım  elim yüzüm gazete
vurmuşum sokaklara
vurmuşum karanlığa
uy anam anam
haziranda ölmek zor!




HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL





Merhaba!