Turgay Fişekçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turgay Fişekçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2022 Pazar

ŞİİR

 

   Sen bu şiiri okurken / ben belki başka bir şehirde olurum

kötü geçen bir güzü / ve umutsuz bir aşkı anlatan

rüzgârla savrulan / kâğıt parçalarına / yazılmış

dağıtılmamış / bildiriler gibi

uzun bir yolculuğa hazırlanan / yalnız bir yolculuğa.

Çünkü beyaz bir gemidir ölüm

siyah denizlerin hep / çağırdığı

batık bir gemi

sönmüş yıldızlar gibidir

yitik adreslere benzer / ölüm

yanık otlar gibi.

Sen bu şiiri okurken / ben belki başka bir şehirde / ölürüm.

BEHÇET AYSAN


***


   En çok şairlerin yüreği incinir ve o vakit eğilip ruhlarını kendileri öperler. İşte bu öpüşmedir şiir, gökkuşağı ile acıları sarmaktır.

   Şairin iç tınılarına kulak verdiğimiz zaman şu fısıltıları duyarız:


"Buzun donduruculuğuna inat

Büyüdü içimin güneşi

Hiçbir katığı olmadan

Açılan sofrasında evrenimin

Gökkuşağı ile sardım acılarımı."

HASAN UĞUR TAŞÇI


   Bu ruh öpüşü mavi bir öpüşe dönüştürür yaşamı. (NURBANU KABLAN - Cumhuriyet Kitap)


***


   ... Ama şiir sanatının temel özelliklerinden biri de büyüdür. Kendi dillerinde sözcüklerden büyüler yaratabilen şairler, başka dillerdeki şiirlere bakıp aynı ya da benzer bir büyüyü kendi dillerinde de yaratabilirler. Ayrıca şiir için demezler mi özgürlüğün deney alanı diye... (TURGAY FİŞEKÇİ - Cumhuriyet Kitap)


***


Şiir cambazların dengesidir, / hokkabazların seyircisi

Sihirbazların rüyasıdır şiir.

ÜLKÜ TAMER




Merhaba!


27 Eylül 2020 Pazar

CEMAL SÜREYA: ŞAİR

 


  Cemal'in ikinci Papirüs dönemi. İlk dönemde yaprak biçiminde çıkarmıştı dergiyi; bir süre sonra da yayınına ara vermişti. Şimdi İstanbul'da daha kalın, daha doyurucu bir dergi hazırlığındaydı. Birlikte kolları sıvadık. Cağaloğlu'nda Eser Han'da küçük bir oda tuttuk. Evlerden getirilen bir-iki eşyayla döşedik. Yazılar hazırlandı. Dizgiye verilecek. Toplam basım gideri 1500 lira. Ceplerde 50 lira ya var ya yok.

   Bir gün Edip (Cansever) geldi. Çıkarken yerdeki ufacık, eski püskü bir halıya ilişti gözü. "Bu iyi bir şeye benziyor," dedi. Kapalıçarşı'da ortağı Jak'la bir antikacı dükkânı vardı. Halı da satıyorlardı. "Jak'a söyleyeyim, gelip baksın," dedi.

  Yarım saat sonra Jak damladı. Halıya baktı. "Siz bunun üstüne basıyor musunuz?" diye sordu şaşkınlıkla. Halıyı katladı, aldı gitti. Biraz sonra da yardımcıları Hakkı geldi. Elinde 2000 lira. Uzattı: "Halının parası."

   Hayır, ilk sayının parası!

   Cemal, "Halıya teşekkür ilânı koyalım dergiye," dedi. (ÜLKÜ TAMER - Aydınlık) 


 

Fotoğraf: ARA GÜLER


   Cemal Süreya sanatın özellikle de şiirin dünyaya güzellikler sunmak olduğunu en iyi bilen şairlerden biriydi. Nereden mi biliyorum? Yazdığı şiirler dışında deneme, eleştiri ve çevirileriyle de aynı güzellikleri insanlara sunmaya çalışmasından.

   Çok ünlü bir şair olarak başka alanlarda ürün vermesine gerek yoktu Cemal Süreya'nın. Şiirleriyle ülkenin en sevilen şairlerindendi. Başka ülkelerde okunmak, tanınmak gibi istekleri de yoktu; böyle dünyevi başarılara gönül indirecek biri değildi. Kadıköy'de oturmak, haftada bir Cağaloğlu'na inip Gazeteciler Cemiyeti'nde arkadaşlarıyla buluşmak yeterli genişlikte bir dünya sağlıyordu ona. 

   Gazete dergi yazıları yazmak, dergiler yayımlamak onun en heyecan duyduğu işlerdendi. "Kaç dergi çıkardın?" sorusunu "17 dergi batırdım" diye yanıtlamıştı. Kimi için arabasını satmış, kimi için değerli bir kilimi ama hep "batırmış". (TURGAY FİŞEKÇİ - Cumhuriyet Kitap)


***


"Şiir yazanlarla şairleri birbirine karıştırmamak gerekir. Bütün sanatlar gibi şiir sanatı da içtenlik ister."

(AFŞAR TİMUÇİN - Edebiyat Estetiği)




Merhaba!

28 Haziran 2020 Pazar

ŞİİRE DAİR - KAVAFİS




"Şiir öyle bir dildir ki, başka hiçbir dile çevrilemez. Hatta yazılmış göründüğü dile bile."


JEAN COCTEAU



***



   Yabancı bir dili bırakın, "Ben sana mecburum" dizesini başka kelimelerle Türkçe yazmaya kalktığınızda bile bütün büyüsünü yitirdiğini görürsünüz. Bu yüzden, şiirin başka bir dile çevrilemeyeceğine, sadece yeniden yazılabileceğine inanıyorum. Nâzım Hikmet, Lorca gibi devleri çevirirken çevirinin aslına eşdeğer olabileceğini düşünmek safdilliktir. Bunun gerçekleşmesi için -örneğin- benim Sophokles ya da Seferis ayarında bir şair olmam gerekirdi. Çeviriler erek dile orijinal dilin taşıdığı sihrin sadece küçük bir yüzdesini nakledebilirler. 
   Kavafis'in bir özgünlüğü var. Hayatının son yıllarına kadar yüzlerce kez elden geçirip düzelttiği dizelerinden bütün gereksiz ayrıntıları çıkararak, söylemek istediklerini en uygun kelimelerle en yalın şekilde ifade etmeyi başarmıştır. Çevirmen, kelimelerin doğru karşılıklarını bulduğunda, şiir ana hatlarıyla kendiliğinden çevrilmiş olur. Bu yüzden, çoğu üçüncü dillerden yapılan çevirileri bile estetik duygular uyandırır. Konularının özgünlüğü, yergisinin acımasızlığı, dilinin ayırt edilebilirliği, dizelerinin çok katmanlığı, felsefî derinliği ve görünürdeki aldatıcı yalınlığı şiirlerinin başka dillere çevrilmesini özendirmiştir. Günümüzde İngilizceye elliden fazla çevirisinin olması bu yüzdendir. Aynı şekilde, Cevat Çapan, Erdal Alova-Barış Pirhasan ve Özdemir İnce-Herkül Milas gibi değerli aydınlar onu Türkçeye çevirme ihtiyacını duydular. İstos Yayınları'ndan Yunancasıyla birlikte yayımlanan benim çevirimi de eklerseniz, ondan başka Türkçeye dört kez çevrilen başka bir çağdaş şair yoktur. (ARİ ÇOKONA - t24.com.tr)



    
KONSTANTİNOS KAVAFİS


    ARİ ÇOKONA  (Gerçek Sanat)
  Kavafis gibi ben de İstanbulluyum, atalarının yaşadığı Fener semtinde doğdum, ben de onun gibi İstanbullu olmamla gururlanıyorum. Şiirlerini yazdığı ve Yunanistan'da hor görülmesine, Yunancaya hâkim değil diye suçlanmasına neden olan İstanbul Rumcası benim anadilim. (Kavafis sağlığında Yunanistan'da çok dışlanmıştı. Dönemin şair-i azamı Palamas, eserini "Bunlar şiir mi şimdi?" sözleriyle küçümsemiş, o zamanlar yeni yetme bir aydın olan Seferis de onun için "Yunanca bilmeyen millî şairimiz" demişti.) Onu şair olarak çok sevdiğimden başka, birçok duygusunu paylaştığım bir insan olarak da kendime yakın buluyorum. Şiirlerini okurken aldığım keyfi başkalarıyla da paylaşmak istediğimden, İstanbulluluğunu vurgulayarak, onu diğer anadilim olan Türkçeye çevirmeye cüret ettim:


Diyorsun ki, "bir başka ülkeye,
bir başka denize gitmek istiyorum;
bundan daha güzel bir başka kent vardır kuşkusuz.
Ama kötü yazgım peşimi bırakmaz ne yapsam,
ve kalbim şimdi burada gömülü bir ceset sanki. 
Ruhum daha ne kadar katlanacak bu çoraklığa?
Hangi yana çevirsem yüzümü, ne yana baksam
Hayatımın kara yıkıntıları çıkıyor karşıma
bunca yıllarımı heder ettiğim şu ülkede."

Yeni bir ülke bulamazsın, arama sakın,
bir başka deniz de bulamayacaksın.
Nereye gitsen bu kent senin ardından gelecek,
aynı sokaklarda dolaşıp duracaksın yine,
ve yaşlanacaksın aynı, hep aynı mahallede,
hep aynı evlerde ağaracak saçların.
Ve dünyayı bir uçtan bir uca dolansan da
dönüp bu kente geleceksin sonunda.
Yanılma sakın, bir başka gelecek umma,
ne seni bekleyen bir gemi var limanda
ne de beklediğin bir başka çıkar yol.
Nasıl tükettiysen ömrünü şurada, şu köşecikte,
Öyle kıydın demektir ona, tüm yeryüzünde.



   TURGAY FİŞEKÇİ (Cumhuriyet Kitap)
   Kavafis deyince unutulmaz bir anıyı da aktarmadan geçemeyeceğim: Kutay Onaylı adlı günümüzün genç bir şairi, Kavafis'in şiirlerini Cevat Çapan çevirisiyle okuyunca o kadar hayran olur ki bu şiirlere, "Çevirileri bu kadar güzelse, asılları kim bilir ne güzeldir..." diye düşünüp şiirlerin asıllarını okuyabilmek için Yunanca öğrenir. Şiirlerin asıllarını okuduğunda ise Türkçelerinin de asılları kadar güzel olduğunu görür:


'Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim', dedin
'bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir  yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.'

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma.
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.



***



   Şiirler başka bir dile çevrildiklerinde güzelliklerinden çok şey yitirseler de o eksik halleriyle bile soylu duygular iletmeyi başarırlar. Şiir dünyanın geleceğine daha iyimser gözle bakmamızı sağlar.


ARİ ÇOKONA
(Cumhuriyet Kitap)






Merhaba!

13 Ocak 2019 Pazar

HÜZNÜN ŞAİRİ - AHMET ERHAN





Resim: ARTİN DEMİRCİ




   Üstteki tablo Adam Sanat dergisinin Ekim 2001 tarihli 189. sayısının kapağında yayımlanmıştı. O sıralar derginin her sayısında yaşayan bir şair ya da yazarın bir ressam tarafından yapılan portresini yayımlıyordum. 
   Ahmet Erhan'ın Ankara'dan İstanbul'a taşındığı yıl. Kazancı Yokuşunun hemen yanında eski adı Sormagir, yeni adıyla Başkurt sokakta eski bir Beyoğlu evinin küçücük birinci katı. Kendisini sevenler ve gelen gidenlerle zaman tanımadan içtiği günler.
  Onu evinden çıkarıp bir kaç saat poz vermesi için Artin Demirci'nin Kuzguncuk'taki atölyesine götürebilmem inanılmaz zor oldu. Bir gün önce Hüseyin Alemdar gelmiş. Bakkaldan alınan likörlerle geçirilmiş son yirmi dört saat. Evin kapısından çıktığı anda başlayan bir panik atak. Yol boyu önce evin anahtarını kapıda unuttum geri dönelim ısrarı, ardından anahtarım yok eve nasıl gireceğim telaşı.
   Artin'in atölyesinde de sürüyor aynı telaş. Yerinde duramayan bir model örneği. Bu yüzden yarım saat ya da kırk dakikada yapılıyor Ahmet Erhan portresi. Bence Artin Demirci'nin yaptığı sanatçı portreleri içinde en başarılısı... (TURGAY FİŞEKÇİ - Sözcükler Dergisi)




BÜYÜK İLAN

Sahibinden satılık
Hasarlı Bir Hayat 1958 model
Kaçıncı el olduğu bilinmiyor
Bana geldiğinde bundan beterdi
Yedirdim, içirdim, giydirdim
Alkolle çalışır - ÖTV hariç
Sırtında şişe taşımaktan beli büküldü
Ha, bir de egzoz niyetine cigara içer
Kanserli
Bir de ülser
Tekerleri laçka, benden söylemesi
Memleketin bütün yollarında 
Bunun yazısı var.

Sahibinden satılık
Markası silik, okunmuyor
Antika niyetine
Ama niye
İçi temiz olmasa dağlarda bırakırdım
Bir kötülüğünü görmedim, yalan olur
Bir hayrını da
İçi temiz dedim ya, has deri kaplama
Amerikalı değil, sanki dünya kırması
Uçurumdan atardım, üstüme kayıtlı
Devlet malına zarar vermekten filan
Korktum açıkçası

Üçe beşe bakmam
Hasarlı bir hayat - 1958 model
Sahibinden satılık
Alacaksan
Al, artık...

AHMET ERHAN








   Şair Ahmed Arif'in oğlu heykeltıraş Filinta Önal, Ankara Karşıyaka Mezarlığı'nda yatan şair Ahmet Erhan için bir anıt mezar yonttu:
   "Yolculuğunu tamamlamış, yelkenleri toplanmış, öbür aleme varıp kumlara hafifçe yaslanarak yolcusunu indirmiş bir sandal; içinde yeşillikler ve çiçekler var, adı da Akdeniz." (Hürriyet Gazetesi)











Merhaba! 






19 Ocak 2014 Pazar

YOKSULLARIN GÖZLERİ



           Charles Baudelaire'in "Paris Sıkıntısı"kitabında"Yoksulların Gözleri"adında nefis bir denemesi vardır:
            

           Işıl ışıl bir kafede otururken,paçavralar içinde yaşlı bir adam iki çocuğuyla camın önüne dikilir.Çocukların gözlerinde "ancak bizim gibi olmayanların girebileceği bir yer burası"nı okur Baudelaire;
           

          "Bu gözlerin karşısında susuzluğumuzdan daha büyük olan bardaklarımızdan utandım" der.
                   
                                           
           Turgay Fişekçi'nin yazısı ise çözüm önerisidir:
                            
    
           Siz insanlığa yararlı bir ürün geliştireceksiniz ama onu yalnızca parası,eğitimi olanlar kullanabilecek.
           Ya aç insanlar?
           Ya savaş içinde yaşayanlar?
           Onlar insan değil mi?
           Onlar insan kardeşlerinin geliştirdiği nimetlerden nasıl yararlanacaklar?

           "Sermaye düzeni" yerini mal ve hizmetleri kendine yeni karlar sağlasın diye değil de gerçekten insanlık yararına kullanılmasını gözetecek "toplumsal bir düzene" bırakınca.

                                                                    Merhaba!