Cevat Çapan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cevat Çapan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2023 Pazar

EDEBİ EMPATİ

 


   Lütfi Özgünaydın kitabında (Yirmi Yazar - Fotoğraf/Söyleşi, İLKEKİTAP) örneğin Cevat Çapan'ın, herkesin içinden kolayca çıkamayacağı birtakım evreleri aşarak geldiği ülkemizin ünlü bir şairi olmasını anlattığı döneme yönelik son bir soru yöneltiyor:
   "Edebiyat ve şiir sanatları hayatımızı ne oranda etkiler?"
   Gençlerin yazınsal alana bilinçli bilgilenerek girmesinde sanırım Çapan'ın şu sözleri onları daha verimli alanlara yöneltecektir:
   "Şiir, insanlığımızı hissetmemizi sağlar. Bize duyarlık kazandırır. Düşünmeyi öğretmeye çalışıyor okullar bize. Ama insanlar sadece düşünerek yaşamaz ki. Duyarlık diye bir şey var. Duyguları var insanların. Duygular ile düşünceler ne kadar bütünleşirse, ne kadar birbirini tamamlarsa, insan insanlığını o kadar zengin bir biçimde yaşayabilir.
   Bunu da edebiyat sağlar bizlere. Yani edebiyat bize nasıl hangi durumlarda nelerle karşılaşılabilineceğini, neleri görebileceğini, görülmeyenin nasıl görüleceğini gösterir."  

   (Cumhuriyet Kitap)


***


   Konu insanı değiştirmekse, orada edebiyatın önemli bir işlevi olabilir. Çünkü ruhumuzun karanlık mıntıkalarını, yüzleşemediğimiz irili ufaklı suçları, hesaplaşamadığımız sorunları, yani hayatımızın loş ve tekinsiz diyarlarını edebiyatla keşfetmemiz mümkündür. Dahası, hayatın kendimizden ibaret olmadığını, bizden başka nadir kuşların da yaşadığını anlamamızı, başka insanların hikâyelerine ve dünyaya açılmamızı, onlarla empati kurmamızı sağlayabilir.

   (MURAT UYURKULAK - Söyleşi: TURGAY FİŞEKÇİ / Cumhuriyet Kitap)


***


   "Bir karatavuk kazara bir saraya gelir, sarayda yaşayan soylu onu müziklerin en güzeliyle, şarapların en iyisiyle ağırlar. Karatavuk her şeye rağmen kederli ve sıkıntılı görünmektedir. Soylunun ısrarıyla birkaç yudum şarap içer, gürültülü müziğin ortasında tek notalık bir ötüşe bile cesaret edemez. Birkaç gün sonra bahçede ölü bulunur. 'Ne oldu?' der soylu, anlayamaz. Bir bilge ona basit bir açıklama yapar: Soylu kendisi nasıl ağırlanmak isterse öyle ağırlamıştır karatavuğu, onun isteyeceği şekilde değil."


EDUARDO BERTI
(Düşlenen Ülke)





Merhaba!

19 Haziran 2023 Pazartesi

GOETHE: ŞAİRİ ANLAMAK

 


JOHANN WOLFGANG VON GOETHE
(İllüstrasyon: BORİS PELCER)


Goethe der ki

"Şiiri anlamak isteyen
Yazıldığı ülkeye gitsin;

Şairi anlamak isteyen
Şairin ülkesine gitsin."


   Frankfurt'a gelen herkese "Goethe'nin evini gezdin mi?" diye sorulurmuş. Ahmet Haşim, kente geldiği ilk gün Goethe'nin evine koşar. "Goethe ne kadar büyük bir şair olursa olsun, ölümünden 100 yıl sonra, bütün duvarları, bahçeleri, meydanları, taze sarı çiçeklerle dolduran bu neşeli ve güneşli sonbahar sabahında loş bir sokaktaki loş evinde kendine kâfi bir müşteri bulabileceğini pek de" ummaz. 
  "...Eski bir şairden başka bir şey olmayan Goethe'yi ölümünden yüz sene sonra ziyaret edecek iki kişi bile bulunmaz" diye düşünür. Ama yanılır. "Bir mezara" girecekmiş gibi "soğuk bir ürperme ile açılan kapıdan içeriye girince hayretten" donakalır.
   "Evin içi talebe yaşında çocuklardan, kızlardan, şık kadın ve erkeklerden, yaşlı efendilerden müteşekkil gayet temiz ve heyecanlı büyük bir kalabalıkla" doludur. Goethe'nin çalışma odasına vardıklarında rehber, "Üstü baştan başa mürekkep lekeleriyle kaplı eski bir yazı masası önüne gelip de 'Goethe, Faust'u bu masa üzerinde yazdı!'" deyince "kalabalığın son hadde varan merakı ve heyecanı, ışık halinde gözlerden" taşar.

   (GÜLTEKİN EMRE - Cumhuriyet Kitap)



Yaratma gücü tükenmişti. Artık yazamıyordu.
Sus öyleyse, esin perisi yeniden gelinceye dek.
Konu kalmayınca ya da uygun bir dil bulunamayınca,
aylaklık edilebilir diye
Goethe'nin izni var elimizde:
O yüce yetkeye sığınıyorum işte.

JOHN BERRYMAN
(Çeviren: CEVAT ÇAPAN)






Merhaba!

3 Nisan 2022 Pazar

AYLARIN EN ZALİMİ



Yeryüzünün kışı geldi

Ve ben hepsinin parçası olurum

Ve içimde kımıldayan her şeyin ruhu oturur.

Soğukla süzgün ve saatlerle bozlaşan

Ve anlık bir güneşle neşelenen

Yeryüzünün kışına katlanmak zorundayım.

Bak işte, baharımın gelişini beklemekten soldum! 



EZRA POUND
(Çeviri: İSMAİL AKSOY)




  Kendisi Amerikalı, ama daha ziyade tarihe, şiir tarihine sahip çıkan soylu bir Avrupalı. Bu Pound'un Çin geleneği içinden umulmadık parodiler yaratmasına da engel değildir elbet. 'İmgeci' diye adlandırılan bir okulun elebaşılığını etmiştir, yine de Eliot düzeyinde bir büyük şairin arkadaşı, yürekten destekleyicisidir. Pound'un II. Dünya Harbi'nde Roma Radyosu'ndan faşizm adına yaptığı sözcülük, bu büyük şairin gözümüzden silinmesine yol açmış olsa bile, unutmayalım ki, Pound'u bu naneye sürükleyen şey burjuvaziye ve kapitalizme, tefeci Yahudiliğe duyduğu öfkedir. Bunun da kefaretini uzun süre bir Amerikan akıl hastanesinde yatarak çekmiştir. Bir kafes içinde... (CAN YÜCEL - gazete duvaR) 



EZRA POUND & THOMAS STEARNS ELIOT



Ezra Pound'a

Aylardan en zalimidir Nisan, leylaklar
Açtırır ölü topraktan, yoğurup
Bellekle isteği, diriltir
Ölgün kökleri bahar yağmurlarıyla.

T. S. ELIOT
(Çeviri: CEVAT ÇAPAN)








Merhaba!

19 Eylül 2021 Pazar

AY BÜYÜRKEN UYUYAMAM

 


  Nasıl ki

  kalkar, doğup büyüdüğün şehre

  gidersin bir gece

  ve bakarsın temelinden yıkılıp yeniden

  kurulmuş o şehir

  ve yakalamaya çalışırsın geçen yılları

  onları yeniden bulmanın umudu içinde.

   

  YORGO SEFERİS

  (Çeviri: CEVAT ÇAPAN)




***

   

  Dolunayı gösteriyor gençlere.

   "Çok güzel, değil mi?"

   "Çok..."

   "Kim bilir kaç kez ışıldadı bu göğün üzerinde. Kim bilir kimlere neler anlattı. Ne çok gelene, ne çok gidene ışık oldu. Ben çok severim memleketimi. Urla bir başkadır be çocuklar! Bereketli bir topraktır. Ay da, güneş de bir başka sever bu toprağı. Hayat senden bir şey alır ama yerine bir başka güzellik koyar derler ya... Buradan da çok şey almış, çok şey bırakmış yerine. Mesela... Yıl 1900. Urla'da bir şair doğar. Doğumundan 63 yıl sonra Nobel Ödülü alacak bir Şair: Yorgo Seferis. Ama işte, hayat 1914'te onu buradan alır, ailesiyle Yunanistan'a gönderir. Onlar gittikten epey bir zaman sonra Yunanistan'da, Florina'da bir başka şair doğar. Necati koyarlar ismini. İki üç yaşındayken ailesinin kucağında gelir Urla'ya. İki göçmen aile çocuğu. Kendilerinden önce ve sonrakilerin acılarına tanıklık etmiş iki delikanlı. İkisi de büyük şair, büyük yazar olur. Biri Yunancanın, öbürü Türkçenin büyüklerinden şimdi. İnsan ölür, kelimeler kalır geriye... Urla'da bu büyük aya her baktığımda Necati Cumalı'nın bir cümlesi gelir ilişir sanki gökyüzüne: 'Ay büyürken uyuyamam'. Necati Cumalı'dan bir zaman önce bu sokaklarda koşup oynayan Yorgo Seferis'in sesini duyarım sanki..." (İCLAL AYDIN / Söylenmemiş Sözler - Artemis Yayınları)  



 






***


   Ah o taşra geceleri! O küçük kıyı kentinde akşam oldu mu işleyen saatler dururdu sanki. Akşam karanlığından gözü uyku tutuncaya kadar geçmek bilmez bir süre uzanırdı önünde. Evliler, yerli arkadaşları çeker giderlerdi evlerine. Mermer masalı bir lokantada, çoklukla yalnız, iştahsız iştahsız yerdi yemeğini. Bazı geceler üç beş arkadaş toplanır, içerler, poker oynarlardı. Gösterilen film iyi mi kötü mü diye düşünmeden kentin tek sinemasına giderler, filmden çok sinemaya gelen kadınlar kızlarla ilgilenirlerdi. Ama çoğu geceler şaşırıp kalırdı ne yapacağını. Dükkânları erkenden kapanan, ıssızlaşan, susan kentin küçük alanında, lokantadan çıkınca tek başına bulurdu kendini.

  (...) Ayın erkenden doğduğu bir gece, her akşamkinden daha yalnız kaldı. Yemekte iki kadeh rakı içti.

 (...) Gece yarılanırken, gidecek başka bir yer bulamayarak, biraz yorgun, oda kiraladığı eve döndü. Kapıyı gürültüsüz açtı. Alt katta, bir oturma, bir yemek odası, bir sofa vardı. Pencerelerden sızan ay ışığı sessizliğini bozuyordu sanki sofanın. Evin üst katında, denize bakan yönündeydi odası. Evin karaya bakan yönünde iki oda daha vardı. Birini yaşlı bir öğretmen kiralamıştı. Öbüründe evini kiraladığı kadın kendi oturuyordu. 

   Üst kata çıkan merdivenlere bir türlü gitmiyordu ayakları. Konuşmak, dertleşmek, eski aşklarını anlatmak, yaşamak istiyordu kısacası. Bir kımıldama oldu sofada. Hiç dikkat etmemişti, baktı, denize bakan pencerenin kenarında birinin oturduğunu gördü. Karaltı ayağa kalkınca tanıdı: Evin kadınıydı.

   Kadın yavaşça:

   - Benim, dedi. Sinemaya mı gittin?

   Kadına doğru yaklaştı:

   - Dolaştım. Sinemaya gitmedim.

   - İyi etmişsin..

   - Bu aylı geceler deli ediyor beni, dedi..

   Kadın iç çekti:

   - Kimi etmiyor ki?

   - Ay büyürken uyuyamıyorum! Silip alıyor gözümden uykuyu..

   (NECATİ CUMALI - Ay Büyürken Uyuyamam)


                                                                                                                                                 


  Merhaba!

28 Haziran 2020 Pazar

ŞİİRE DAİR - KAVAFİS




"Şiir öyle bir dildir ki, başka hiçbir dile çevrilemez. Hatta yazılmış göründüğü dile bile."


JEAN COCTEAU



***



   Yabancı bir dili bırakın, "Ben sana mecburum" dizesini başka kelimelerle Türkçe yazmaya kalktığınızda bile bütün büyüsünü yitirdiğini görürsünüz. Bu yüzden, şiirin başka bir dile çevrilemeyeceğine, sadece yeniden yazılabileceğine inanıyorum. Nâzım Hikmet, Lorca gibi devleri çevirirken çevirinin aslına eşdeğer olabileceğini düşünmek safdilliktir. Bunun gerçekleşmesi için -örneğin- benim Sophokles ya da Seferis ayarında bir şair olmam gerekirdi. Çeviriler erek dile orijinal dilin taşıdığı sihrin sadece küçük bir yüzdesini nakledebilirler. 
   Kavafis'in bir özgünlüğü var. Hayatının son yıllarına kadar yüzlerce kez elden geçirip düzelttiği dizelerinden bütün gereksiz ayrıntıları çıkararak, söylemek istediklerini en uygun kelimelerle en yalın şekilde ifade etmeyi başarmıştır. Çevirmen, kelimelerin doğru karşılıklarını bulduğunda, şiir ana hatlarıyla kendiliğinden çevrilmiş olur. Bu yüzden, çoğu üçüncü dillerden yapılan çevirileri bile estetik duygular uyandırır. Konularının özgünlüğü, yergisinin acımasızlığı, dilinin ayırt edilebilirliği, dizelerinin çok katmanlığı, felsefî derinliği ve görünürdeki aldatıcı yalınlığı şiirlerinin başka dillere çevrilmesini özendirmiştir. Günümüzde İngilizceye elliden fazla çevirisinin olması bu yüzdendir. Aynı şekilde, Cevat Çapan, Erdal Alova-Barış Pirhasan ve Özdemir İnce-Herkül Milas gibi değerli aydınlar onu Türkçeye çevirme ihtiyacını duydular. İstos Yayınları'ndan Yunancasıyla birlikte yayımlanan benim çevirimi de eklerseniz, ondan başka Türkçeye dört kez çevrilen başka bir çağdaş şair yoktur. (ARİ ÇOKONA - t24.com.tr)



    
KONSTANTİNOS KAVAFİS


    ARİ ÇOKONA  (Gerçek Sanat)
  Kavafis gibi ben de İstanbulluyum, atalarının yaşadığı Fener semtinde doğdum, ben de onun gibi İstanbullu olmamla gururlanıyorum. Şiirlerini yazdığı ve Yunanistan'da hor görülmesine, Yunancaya hâkim değil diye suçlanmasına neden olan İstanbul Rumcası benim anadilim. (Kavafis sağlığında Yunanistan'da çok dışlanmıştı. Dönemin şair-i azamı Palamas, eserini "Bunlar şiir mi şimdi?" sözleriyle küçümsemiş, o zamanlar yeni yetme bir aydın olan Seferis de onun için "Yunanca bilmeyen millî şairimiz" demişti.) Onu şair olarak çok sevdiğimden başka, birçok duygusunu paylaştığım bir insan olarak da kendime yakın buluyorum. Şiirlerini okurken aldığım keyfi başkalarıyla da paylaşmak istediğimden, İstanbulluluğunu vurgulayarak, onu diğer anadilim olan Türkçeye çevirmeye cüret ettim:


Diyorsun ki, "bir başka ülkeye,
bir başka denize gitmek istiyorum;
bundan daha güzel bir başka kent vardır kuşkusuz.
Ama kötü yazgım peşimi bırakmaz ne yapsam,
ve kalbim şimdi burada gömülü bir ceset sanki. 
Ruhum daha ne kadar katlanacak bu çoraklığa?
Hangi yana çevirsem yüzümü, ne yana baksam
Hayatımın kara yıkıntıları çıkıyor karşıma
bunca yıllarımı heder ettiğim şu ülkede."

Yeni bir ülke bulamazsın, arama sakın,
bir başka deniz de bulamayacaksın.
Nereye gitsen bu kent senin ardından gelecek,
aynı sokaklarda dolaşıp duracaksın yine,
ve yaşlanacaksın aynı, hep aynı mahallede,
hep aynı evlerde ağaracak saçların.
Ve dünyayı bir uçtan bir uca dolansan da
dönüp bu kente geleceksin sonunda.
Yanılma sakın, bir başka gelecek umma,
ne seni bekleyen bir gemi var limanda
ne de beklediğin bir başka çıkar yol.
Nasıl tükettiysen ömrünü şurada, şu köşecikte,
Öyle kıydın demektir ona, tüm yeryüzünde.



   TURGAY FİŞEKÇİ (Cumhuriyet Kitap)
   Kavafis deyince unutulmaz bir anıyı da aktarmadan geçemeyeceğim: Kutay Onaylı adlı günümüzün genç bir şairi, Kavafis'in şiirlerini Cevat Çapan çevirisiyle okuyunca o kadar hayran olur ki bu şiirlere, "Çevirileri bu kadar güzelse, asılları kim bilir ne güzeldir..." diye düşünüp şiirlerin asıllarını okuyabilmek için Yunanca öğrenir. Şiirlerin asıllarını okuduğunda ise Türkçelerinin de asılları kadar güzel olduğunu görür:


'Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim', dedin
'bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir  yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.'

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma.
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.



***



   Şiirler başka bir dile çevrildiklerinde güzelliklerinden çok şey yitirseler de o eksik halleriyle bile soylu duygular iletmeyi başarırlar. Şiir dünyanın geleceğine daha iyimser gözle bakmamızı sağlar.


ARİ ÇOKONA
(Cumhuriyet Kitap)






Merhaba!

10 Mart 2019 Pazar

SANAT VAR!




 

Resim: CAN GÖKNİL

   ... Huzur sevginin içinde var olabiliyor. Sevgi, gücünü doğadan alıyor. Hayvan doğaya ait. İnsan da öyle. Gerçi insan bunu unutmuş. Anımsatmak istiyorum ben de. Var böyle bir dünya. Sanat var...


CAN GÖKNİL
(Cumhuriyet Gazetesi)





   Hikmet Altınkaynak (Cumhuriyet Gazetesi):
   
   ... "Bana düşlerini anlat" demesi boşuna değil Çapan'ın. Yaşadıklarında olduğu gibi düşlerinde de sorumluluk peşini bırakmaz. Yaşadıklarında ise hep arkadaşa, sevgiliye, eşe, çocuğa, sanatçıya adanan şiirler, yolculuklar kuşatır dünyasını. Bunlardan birini "Melih Cevdet Anday'ın 80. Yaş Kutlaması" için yazar:

Ne güzel yolculuktu, aklımdan çıkmaz-
Oysa unuttum nice yolculukları-
Trenle boydan boya geçmiştik bütün Fransa'yı,
Dağların yamaçlarında açan çiçekler,
Ovalarda sabahın dağılmaya başlayan sisi,
Yol alıyorduk dar saatlerinde zamanın.
İnsan bir bilebilse nereye gideceğini yola çıkarken.
Bizimki bir kaçış daha çok, nerdeyse kendimizden.


CEVAT ÇAPAN











   Özkan Mert, şairi şöyle tarif ediyor: "Şiire yolculuk, insana, doğaya ve evrenin sonsuzluğuna yolculuktur. İnsanın, doğanın ve evrenin milyarlarca yılda geçtiği yerlerden, bir dizeyle, bir şiirle geçmeye kalkan bir çılgındır, bir delidir şair!.." 








Sanat incelikler senfonisidir; 
şiir ilk dizesinde,
 roman-öykü ilk tümcesinde, 
resim ilk bakışta, 
müzik ilk notalarında 
sarsmalı okuyanı, göreni, dinleyeni.



ADNAN BİNYAZAR
(Cumhuriyet Gazetesi)










Merhaba!







   

















12 Ağustos 2018 Pazar

ŞİİR CUMHURİYETİ




    İSMAİL MERT BAŞARIR (Cumhuriyet Kitap):
   Geleneksel ile gelişen hemhal edilirken bellekle de, yaşanılmış aşklarla da, dostluklarla da buluşularak ilerler şiirler. Yaşama şevki verir, umut ve direnç üretir ama kulağımıza da usulca söyler Cevat Ağabey: Umudu hak edebilmek için önce direnmeye başlamak gerekir! Kayaları yarıp boy atan dağ menekşesi gibi:

Yeniden bir su boyunca yürümek
Elinden tutmak bir çocuğun usulca
Birlikte solumak menekşeleri
Dağlarda kayaları kıracak


CEVAT ÇAPAN








   Eğer şiir "güzel söz söyleme sanatı" değil de "sözü güzel söyleme sanatı " ise ki öyle, her şey dönüp dolaşıp "söz"de düğümleniyor.
   Şiir hiçbir dönemde gerilemiyor, zayıflamıyor, dünyaya dair bir derdi olmayanların sayısı arttığında yani insanın niteliği azaldığında şiirin etkisi ve dönüştürücü gücü de görece azalmış görünebiliyor. Gerçekte "söz"ün gücü azalmıyor, zaman zaman altındaki zemin kayabiliyor yalnızca.


 ALTAY ÖKTEM









Bavulunu toplayıp
havagazını kapattıktan,
ışıkları söndürüp kapıyı kilitledikten
ve avlunun girişini kapattıktan sonra,
düşmemek için duvara yaslandığında
araç gelsin diye beklerken,
seni çok uzaklara
götürecek aracı,
gökyüzü bulutsuz, masmavi,
yok olmuş üst geçitteki
engeller,
artık ne geçmişin vardır, ne geleceğin,
işte o bomboş anda
kurar çadırını şiir.


BIANCA TAROZZI
(Çeviren. CEVAT ÇAPAN)







Gücü yetenler şiire iltica etsin.


küçük  İSKENDER











Merhaba!

10 Nisan 2015 Cuma

ŞİİR-YAŞAMA SANATI




"Kolay değildir hayat ama mümkündür teselli bulmak sanatta, inançta, insanları sevmekte"



ALBERT CAMUS




"Barış, insandan yana olan tüm çabaların, tüm üretimin, yaşama sanatını da içermek üzere tüm sanatların temelidir."




BERTOLT BRECHT




"Sanat, insanların dünyaya bağlılığının, sevincinin büyük türküsüdür."




YAŞAR KEMAL




Her dilde türkülerin meramı bir
Sıla, iki gözlü bir ev, bir gelin
Kovboyun dilinde yavuz bir at, bir kement
Doğuda, bizim çobanların dilinde
Taze ekmek, taze peynir

Mutlu olmak her vakit elimizdedir
Bütün istediğimiz bundan ibaret
Köylüye toprak, kovboya kement
Her şeyin başında, her şeyden önce
Hürriyet



NECATİ CUMALI




"Şair olmak şiiri kapsar, ama ondan öte bir şeydir, bir tavırdır."




CEMAL SÜREYA

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde 
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik

CEMAL SÜREYA




Cemal Süreya'nın şiirleri ve Yunus Emre
Ne güzel yağıyorlar Türkçeye




CEYHUN ATUF KANSU




Cennet cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni




YUNUS EMRE




"Şiir olmazsa kıyamet kopmaz, ama insanlar sevişemez, öpüşemez, bir şey beğenemez; dünya tatsız tuzsuz bir yer olur.




CEVAT ÇAPAN




"Şiir; onu yazana değil, ona ihtiyacı olana aittir."




PABLO NERUDA




Merhaba!