Pablo Neruda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pablo Neruda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2025 Pazar

ÇÜNKÜ HİÇ KİMSE KALMADI EKMEĞİ, ŞARABI BÖLÜŞECEK



"Beni değiştiremezsiniz. 
Ben bir şair ve sanatçı olarak doğdum, diğerlerinin yakışıklı, kör ya da kusurlu doğması gibi.
 Kanatlarımı almayın benden, çünkü emin olabilirsiniz ki ben bu kanatları kullanmayı biliyorum." 


FEDERİCO GARCİA LORCA

***

Her yanda sorunlar koyuyorlar,
Çeşit çeşit insan var:
Kanlı bıçaklı kör var,
Öfkelisi, ümitsizi var,
Yoksul var, tırnak ağaçları var;
Şunun bunun sırtından,
Geçinmek sevdasıyla;
Harami var.

Hayat böyle, Federico,
Ey babayiğit, 
Ey kara sevdalı adam.
Sana, 
Dostluğumun sunabileceği şey
İşte bunlar..
Sen de epeyce şey biliyorsun
Şimdiden.
Yavaş yavaş, daha da,
Öğreneceklerin var.

(PABLO NERUDA - Çeviren: ENVER GÖKÇE)


Ölürsem 
açık bırakın balkonu!

Çocuk portakal yer.
(Balkonumdan görürüm onu.)

Orakçı ekin biçer.
(Balkonumdan duyarım onu.)

Ölürsem
açık bırakın balkonu!

(FEDERİCO GARCİA LORCA)


Ah ellerim ve kalbim
Her şey orada kaldı.
Keçeler keçeler ve portakallar
Kireç döktüler yere. Kara gözlüm, kalbim,
Halkımın fakir akşamlarıdır, biliyorum
Kanlı bir mendil diye bağlanan gözlerime
Kireç döktüler yere,
Bir duvarın dibine
Bir deppoy'un önünde
Kiraz ağaçlarına ve sığırcıklara karşı...

Bir halkın gösterişsiz, sessiz cömertliğinde
Ölüm nasıl söylenirse öyle
İspanyol dilinde
Ve her dilde...

obras
completas

Artık kat'iyen biliyoruz;
Halk adına dökülen kan
Sapı güldalı güzelliğinde bir bıçaktır.
Dişlerin arasında...
İspanya'da
Ve her yerde...

(TURGUT UYAR)


Sinyor kurşun. İspanya.
Asılıp gidebilir bakışlarınız
Bir bulutun yedeğinde
Tabii Lorca gibi sizin de
Gözlerinizi bağlamazlarsa.

(CEMAL SÜREYA)


ben ölmeyi bir şiirden öğrendim
sıcak bir yaz günüydü granada'da
bir ben öldüm bir lorca

şiirden olmayan tüfekler ucunda

(ELÇİN SEVGİ SUÇİN)





Merhaba!

18 Ekim 2020 Pazar

ŞARKILAR UMUTTUR




   "Benim seninle konuştuğum gibi konuşacaksın çocuklarınla. Bugün öğrendiğin acılardan onlara şarkılar yapacaksın. Ve hiç unutma, top tüfek seslerini yalnızca şarkılar bastıracaktır."


İCLAL AYDIN
(Unutursun)



***



   11 Kasım 1952, soğuk bir kış sabahı, Ankara'yı buz tutmuş. Dil ve Tarih'te Felsefe öğrencisi Sıdıka Umut'un evinin önü polis arabalarıyla kuşatılmış, alıp götürüyorlar Sıdıka'yı. Yavuklusu Ruhi Su'dur; o da arananlar listesindedir. Sıdıka önce 1. Şube ve ardından İstanbul Sansaryan Han'a götürülür. Aynı gün polisler Ruhi'nin Kaledibi'ndeki evine giderler ama bulamazlar Ruhi'yi. Sıdıka'nın alındığını öğrenen Ruhi çalıştığı operaya eşyalarını toplamak için uğrar ama kapıdan çıktığında bir meslektaşının ihbarını hızla değerlendiren polisler de oradadır. Uzun bir seyahat, sonra Sansaryan. Ruhi Su iki aya yakın bir süre ağır işkence görecektir. En zoru da "tabutluk"tur. Tabutluk mu? Bir insanın çömelerek sığabileceği kadar küçük bir sandık sanki. Sonraki yıllarda fotoğraflarını gördü de kahretti insanlar, yani insan olanlar. Ruhi Su müzisyen; operada bariton, saz da çalıyor, bitmez tükenmez zaman içinde hep hücrede. Sıdıka kadınlar bölümünde... İncecik bir kız... Aylardır kanaması var, doktora çıkartırlar mecburen. Doktor hücrelere yakın bir odada muayene eder Sıdıka'yı. Şikayetini söyler biraz yüksek sesle Sıdıka. "Kanamam var, kolumu kaldıramıyorum." "Sus" der doktor "sakin ol." Hemen yan taraftaki hücrededir Ruhi Su tanır yavuklusunun, "beyaz unun, ak güvercinin" sesini. 

   Mırıldanmaya başlar usuldan, ağır ağır yükselir o müthiş isyan türküsü...

   Sonra tüm Sansaryan duyar...

   Sonra herkes duyar...

   Sonra cümle âlem duyar:

Mahsus mahal derler, kaldım zindanda
Kalırım kalırım, dostlar yandadır
İki elleri kızıl kandadır kanda
Ölürüm ölürüm kardeş, aklım sendedir

Artar eksilmeyiz, zindanlarında
Kolay değil derdin, ucu derinde
Kumhan Irmağı'nda, Karaburun'da
Bulurum bulurum kardeş, öfkem kındadır

Dirliğim düzenim, dermanım canım
Solum sol tarafım, imanım dinim
Benim beyaz unum, ak güvercinim
Bilirim bilirim kardeş, gelen gündedir

   Gelen günde midir? Öyledir, gelen gündedir... (GÜRAY ÖZ - BirGün Gazetesi)


RUHİ SU



***



Hiçbir şey çözmeye gelmedim.
Şarkı söylemeye geldim buraya,
sen de benimle söyleyesin diye.


PABLO NERUDA
(Canto General)



***



"Yeryüzünde şarkı söyleyen bir tek insan kaldığı sürece umut hepimizin içinde yaşayacak."


GABRIEL CELAYA








Merhaba!

2 Mayıs 2020 Cumartesi

SONSUZA DEK





Masasına gelip gittiği açıkça anlaşılır
Daktilosu çalışmasa da şeridinin eskimesinden

Durduğu yerde patlaması mürekkep hokkalarının
Ömrünce biriktirdiği sosyalist öfkesinden

Ne kadar yok etse ölüm vuruşu göklerde yankılanan
Kocaman bir yürek kalır şili'nin allende'sinden

ATTİLÂ İLHAN






SALVADOR ALLENDE

   Salvador Allende, iktidara geldiği gibi, yönetimi emekçi kitlelerden yana programlara yönlendirmiş; ABD'nin sahip olduğu bakır madenlerini kamulaştırma, tarım reformu, çocuklara süt dağıtma programı, asgari ücretin yükseltilmesi gibi adımlar atmıştı. 
   Faşist darbe, tüm bu politikaları tersine çevirdi. Darbenin hemen ardından solculara yönelik operasyonlar başlatıldı, ölüm karavanları, Allende yanlısı mahalleleri dolaşarak sosyalistleri infaz etti. Binlerce kişi toplama kamplarına gönderildi, işkence tezgâhlarından geçti, kaybedildi. Ülke sessizliğe gömülmüştü...
   Büyük Şair Pablo Neruda, darbeden yalnızca 12 gün sonra hayatını kaybetti. 25 Eylül'de kaldırılan cenazesinde en çok hissedilenlerden biri bu büyük sessizlikti. Salvador Allende'nin kuzeninin kızı (Aynı zamanda Salvador Allende'nin vaftiz kızı - karvenar) Yazar Isabel Allende'de oradaydı. Yıllar sonra katıldığı bir söyleşide o günü anlatacaktı:
   "Cenazeye çok az kişi katılabildi. Onun partisinden kişiler (Komünist Parti), solcular, arkadaşları ya tutuklanmıştı ya da bir yerde saklanıyorlardı. İsveç Büyükelçisi oradaydı... Uzun siyah bir pardösünün içinde çok uzun bir adam... Ellerinde otomatik silahlarıyla askerler, mezarlığa kadar giden yol boyunca dizilmişlerdi. Büyükelçi'nin pardösüsüne tutunup arkasında durdum, kimse onu vurmaz diye düşündüm...
   Başlangıçta cenaze korteji sessizdi. Sonra bir noktada, çevredeki bir inşaattan, işçilerin haykırışı duyuldu: Yoldaş Pablo Neruda! Herkes karşılık verdi; Burada!
   Sonra başka biri bağırdı; Yoldaş Salvador Allende! Burada!" (ÖMÜR ŞAHİN KEYİF-BirGün Gazetesi) 












Merhaba!



  
    

3 Mart 2019 Pazar

SANATIN NAMUSU




Şair!    
Bize yağmurdan söz etme.
O yağmuru yağdır.

(Hint atasözü)





   "Bir kitabın bize mutluluk olasılığını sunduğuna neden inandığımı tam olarak bilmiyorum. Ama bu alçak gönüllü mucize için gerçekten minnettarım" der Jorge Luis Borges. Ancak onun yaşadığı gibi küçük mucizelere şahit olmak her zaman mümkün olmuyor tabii. Hele ki günümüzde sayısı artan, Ümit Alan'ın deyimiyle, kitap benzeri ürünler arasında nitelikli eserlere rastlamak; işte bu, önemli bir mutluluk kaynağı. Bu tarz kitaplar eline geçtiğinde eminim pek çok kişi de benim gibi mutlu oluyordur. Zira Latinlerin de dediği gibi "Ars longa, vita brevis" yani "sanat uzun, hayat kısa." (KEREM GÜREL - Cumhuriyet Kitap)








    Söyleşi: ÜMRAN AVCI (Gazete Habertürk)

   Büyü kurgudur. Sanatçının ilgi çekiciliği, insanları kurguyla etkilemesine bağlanabilir. Zaten sanatın varoluşunda büyücüler çok etken. Gösterim sanatçıları tarihin ilk büyücüleridir. Yazar, büyüsünü masasının başında yapar. Onun işi de insanı ummadığı durumlarla, kurgularla, sözlerle karşılaştırmaktır. Sanatçı, çağımızda büyücünün yaptığını üstlenmiştir. İlkel dönemlerden bu yana toplum, büyüyü kendi isteğine göre yapanı başının üstünde tutmuş, yapmayanı işkencelerle öldürmüştür.
  Sanatçı, çalgısını iktidarların havasında çalıyorsa ondan iyisi yoktur. Egemenlere eleştiri okları savuruyorsa hapislerde çürütülür. Tarih boyunca gerçek sanatçının böyle bir bahtsızlığı olmuştur. İnsanlığın hayrına bir şeyler yapıp da başına kötü şeyler gelmeyen sanatçı yok gibidir. Federico Garcia Lorca öldürüldü. Pablo Neruda, üzerinde hep bir baskının ağırlığını yaşadı. Thomas More'u düşünün. Başını gövdesinden ayırdılar! O dönemde sakal düşünürlerin simgesi; kafası idam kütüğüne yerleştirilirken, "Onun günahı yok" diyor, sakalını kütükten sallandırıyor.
   Picasso, "Resim, senin benden istediğin değil, benim sana verdiğimdir" diyor. Gerçek sanat budur. Sanatçı, talebi karşılayan bir aracı değil, yaratıcı gücünü sergileyen kişidir. Aman yarabbi, sokaklarda romancıdan geçilmiyor! Okuyorsunuz, düz anlatıdan başka bir şey yok. Dil kaygısı yok. Estetik, sanatın namusudur; o hiç yok! Yazılan estetik tat vermiyorsa, satırlar boş vagon gibi, takur tukur önünüzden geçiverir. Hangi türde olursa olsun, yazılan inandırıcı, düşünsellik belirgin olmalıdır. Röportaja başlamadan hüzünden söz ettiniz. "Bozkır Aydınlığında Aşk"ta bir cümle var: "Mutluluk gelimi gidimi tez bir konuktur; acı ise, gittiği yere postu seren yüzsüzün teki!.." Bir okur bu sözü yazıp görebileceği bir yere yapıştırmış. Demek ki, düz anlatma pek de önemli değil, anlatı düşünceyle beslenirse anlam taşıyor. Sanatçı, kişiyi düşündürmeli, beğeniyle duyarlı kılmalı. Gereksinimler göz önünde bulundurularak sanat yapılmaz. Ayrıca, sanat tevazu ister; büyücü her an içimizde olmalı, bizimle yaşamalı, bizimle soluk almalı. Yaptığını göklere çıkaranlar var. Öyle yapanı kimse ciddiye almaz.  


ADNAN BİNYAZAR
(Fotoğraf: LÜTFİ ÖZGÜNAYDIN)










    Söyleşi: DERYA AYDOĞAN (BİRGün Gazetesi)

   ... Gerçek sanatçılar tarihte her zaman zorluklar yaşamış insanlardır. Müzikte öyle, heykelde öyle, resimde öyle, hepsine bir bakın. Tiyatroda da öyle oldu haliyle. Bu bakımda bu onların kaderidir demek istemiyorum. Sanat satılacak bir şey değildir. Böyle dükkânını açıp sanatı satamazsınız. Zaten sanatı satanlar çok zengin oluyorlar ama sanatçı olamıyorlar. Onun için bu bir ruh meselesi. Yani ben hem zengin olurum hem sanatçı olurum gibi bir şey yok. Tekrar söylüyorum, yok öyle bir şey. Mümkün değil. Çünkü ruhunuz yozlaşıyor. Yani işin içine para girdi mi, ticaret girdi mi aşk uçar gider. 
   Şöhreti taşımak çok zordur. Eğer entelektüelseniz, şöhreti taşırsınız. Çünkü okursanız bilgi sahibi olursunuz, nerede olduğunuzu bilirsiniz, haddinizi bilirsiniz, neyin ne olduğunu, neyin doğru olduğunu bilirsiniz. Sanatı daha bilimsel bir şekilde yapmak, dünya meseleleriyle ilgili olmak, dünyaya açık olmak ve okumak, okumak... O zaman şöhret size hiçbir şey yapamaz.



ZELİHA BERKSOY













Merhaba!
    
   





   






22 Ekim 2017 Pazar

YAZARLAR VE EVLERİ




  "Medan Geceleri"; Natüralizm akımının öncüsü Emile Zola, Guy de Maupassant, Joris-Karl Huysmans, Henry Ceard, Leon Hennique ve Paul Alexis olmak üzere, altı natüralist yazarın bir araya gelerek, 1870 Fransa-Prusya Savaşı hakkında birer öykü yazmaları ve bu öyküleri tek bir kitapta toplamaları ile oluşmuş bir edebî eser...
 ...Temel ve basit bir bakış açısıyla düşünüldüğünde, Prusya ve Fransa arasında olan bir savaşın konu alındığı bir eser söz konusu ve bu eseri altı Fransız yazar kaleme almış. Savaşın ardından ortaya çıkan kaçınılmaz yıkım ve psikolojik yıpranmışlık da göz önünde bulundurulduğunda, öykülerin Fransız yanlısı olarak kaleme alınması çok olası. Ancak kitap bu yönüyle sizi oldukça şaşırtacak. Kitapta "Alçak Prusyalılar!" gibi söylemlerin yerini "Bunlar kötü insanlar değiller. Ülkelerinde hepsi birer kadın ve çocuklar bırakmış" gibi söylemler alıyor. 
   Bunun bir sebebi yazarların insalcıl bir bakış açısına sahip olmaları ve savaş konusunda sahip oldukları fikir birliğini kitap aracılığıyla yansıtmak istemeleri. Bunun yanı sıra, bu durumun bir diğer sebebi ise yine natüralizm akımının öğretilerine dayanıyor. Emile Zola'nın kendi sözleri bu konuyu net bir biçimde özetleyecektir: "Nasıl ki kimya bilgini kendi hazırladığı koşullar altında oluşan doğal olayları gözleyip saptamakla yetinir, azota kızmadığı gibi, oksijene de aşırı sevgi göstermezse sanatçı da suç karşısında yargıç kesilmez, erdem karşısında ise alkış tutmaz..." 


EMILE ZOLA

 ...Kitabın adını aldığı şehir olan Medan, Emile Zola'nın tren garının hemen bitişiğindeki evine de ev sahipliği yapmakta. Bu ev bir konut olmanın ötesinde, dönemin edebiyat çevresini çoğu zaman bir araya toplayarak Fransız edebiyatına katkı da sunmuş. Günümüzde de Zola Evi olarak aslına uygun bir biçimde varlığını sürdüren bu ev, Emile Zola'nın yaşamını ve çalışma hayatını yeniden canlandırarak yazarın anısını yaşatmakta...(ELİF SEDEF ÇELİK - Aydınlık Kitap)










   Ahmet Cemal, kendi kendisine 'Ancak bu çeviriyi tamamlarsam kendimi çevirmen sayacağım' dediği Hermann Broch'un "Vergilius'un Ölümü" kitabını 40 yılda çevirdi ve bu çeviri ile 2014'te Avusturya Büyük Devlet Ödülü'ne layık görüldü. 



   Evi tahmin edebileceğiniz gibi bir kitap mabediydi. Tarabya Çeviri Büyük Ödülü'nü kazandığı zaman, Almanya'dan gelen bir gazeteci, evinde bir röportaj yapmıştı. Kitap raflarına bakarak; "Çevirmenlik, biraz da insanı zorunlu olarak yalnızlığa götüren bir meslek değil mi? diye sormuş, Ahmet Cemal de şöyle cevap vermişti; "Gördüğünüz gibi duvarları dünya edebiyatının yazarları, bilim adamları dolduruyor. Onlarla aynı evi paylaşıyorum. Yani bunun adı yalnızlıksa, yeniden gelsem dünyaya, tekrar bu hayatı seçerdim." (TUĞÇE ISIYEL -  BirGün Gazetesi)








 ...İnsanların kimliğini neyi ürettiği, insanlığa neyi bıraktığı, insanlığın ortak gelecek özlemine nasıl katkılar yaptığı belirler. Bütün büyük yazarları büyük yapan budur. Öfkelenince Homeros'u hâlâ bu yüzden okuyoruz. Aşık olunca Neruda'ya bu yüzden sarılıyoruz. Emekçiyi anlamak için Orhan Kemal'e bu yüzden koşuyoruz vs.
   Bu damar coşkun ve büyük bir nehirdir. Kimileri çalıçırpının arasında o nehri görmüyor olabilir. Ama körler görmese de o nehir vardır, akmaktadır...(CEMAL GÖZEL - Aydınlık Kitap)









Ne düşündüğümü söylememi ister misin,
Söyle,
Sonradan kör olmadığımızı düşünüyorum, biz zaten kördük,
Gören körler mi,
Gördüğü halde görmeyen körler.


JOSE SARAMAGO
(Körlük)













Merhaba!

9 Nisan 2017 Pazar

ŞİİR İHTİYACI OLANA AİTTİR




   Bursa TÜYAP 15. Kitap Fuarı'nın açılış töreni sırasında PEN Türkiye Yönetim Kurulu'nun  Ahmed Arif'e ilişkin basın açıklaması:

  "Şiirimizin asi kalemi Ahmed Arif'in 90. yaşını kutluyoruz. Kutlama hazırlıkları, 1927 doğumlu büyük şairimizin, 2002 Mayıs ayında Diyarbakır Sur'da yaptırılan büstünün tahrip edilmesiyle başladı. Şairin oğlu heykeltıraş Filinta Önal tarafından yapılan büstün kaidesinde şairin şu dizeleri yer alıyor:

Bir ben bileceğim oysa
Ne afat sevdim
Bir de ağzı var dili yok
Diyarbekir kalesi.

   Şairimizin 90. yaşını kutluyor ve Türkiye PEN olarak pes diyoruz artık pes, başka ne diyeceğimizi bilemiyoruz, yetkilileri de, müsterih olsunlar, göreve filan çağırmıyoruz!"


   Ahmed Arif, dizeleriyle zulamızdaki asi resimdir. Bu resmi yüreğimizde ve sesimizde elli yıldır taşıyoruz. Büstünü kaldırabilirler. Ama onun dizelerine sinmiş olan yurtseverlik, emek ve özgürlük aşkı, Anadolu'nun Edirne'den Mardin'e yekpare kardeşliği alınyazımızdır, onu silemezler. Mürekkebi sürekli büyüyen ve birleşen avuçlarımızdadır. (SEYYİT NEZİR - Aydınlık Gazetesi)

Vurun ulan
Vurun,
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmiş közüm
Karnımda sözüm var haldan bilene.

AHMED ARİF








   Günseli İnal ve Tarık Günersel'in UNESCO'ya başvuruları sonrasında dünya kültürüne kazandırdıkları Dünya Şiir Günü'nde her yıl ülkemizde bir şair bildiri sunuyor. Bu yılki bildiriyi ise 2017 PEN Şiir Ödülü'nün sahibi Egemen Berköz hazırladı:

ŞİİR DOĞRUYU SÖYLER

  "Günümüzde insanlık sömürgeci kapitalizmin elinde usunu yitirmiş görünüyor.
  Alevler arasında kalmış bir akrep gibi kendini sokup öldürmek üzere.
  Üstünde yaşadığımız gezegenin tüm varlıkları, varsıllıkları yağmalanıyor.
  Doğanın dengesi bozuluyor doymayan mideleri doyurmak için.
  İnsanlar açlıktan ölüyor yoksul ülkelerde, halklar aldatılıyor, birbirine düşürülüyor.
  Ve yalan bulutları yayılıyor milyarlar olan biteni görmesin, anlamasın diye.
  Ülkemiz de payını aldı, alıyor elbet bu şeytansı kurgudan.
 Kurtuluş Savaşı'yla, kurduğu Cumhuriyet'le tüm sömürge ulusların umudu olan ülkemiz bir büyük yalanın tuzağında kıvranıyorsa bugün, ondan.
  İşte, bu karabasan ortamında tek umut şiirdedir.
  Çünkü bir gezgindir şiir, bir araştırmacıdır.
  İnsanın ve toplumun kılcal damarlarında gezinir, en eski çağlardan uzak geleceğe uzanır.
  Gerçeği arar.
  Bir büyücüdür şiir.
  İnsanlığın en büyük varsıllığı dillerin sözcükleriyle güzellikler yaratır.
  Çirkinliklere, kötülüklere karşı direnme gücü verir.
  Bir bilicidir şiir.
  İnsanlara gerçeği gösterir.
  Şiir doğruyu söyler.
  Yalan bulutları arasından bir ışık parlıyorsa,
  Bilinsin ki o şiirdir."


EGEMEN BERKÖZ









   Şilili yazar Antonio Skarmeta'nın, Almanya, Berlin'de 1982'de "Neruda'nın Postacısı" adını verdiği oyunda yazdığı gibi, Isla Negra adlı küçük bir balıkçı kasabasında yaşayan 17 yaşındaki Mario Jimanez, Neruda ile tanışınca anlar şiirin önemini. Neruda'nın şiirlerini kopyalar, altına kendi adını koyar. İlk görüşte âşık olduğu kıza onun şiirleri aracılığı ile yaklaşır. Neruda bunu öğrenir. Mario Jimanez'e kendi şiirleri ile kızı baştan çıkardığını söyler. Etik bulmamıştır. Hiç kuşkusuz sonradan ortaya çıkabilecek bu durumda, aşk zarar görecektir. Yalanlamaz Mario, Neruda'nın şiirleri ile kızı baştan çıkardığını kabul eder ama o şiirleri Neruda yazmış olsa da yalnızca Neruda'ya ait olamayacağını ileri sürer. Ne demektir bu? Neruda şaşırır, kendi yazdığı şiirlerin, şiiri yazana ait olmadığını mı söylemek istediğini sorar. Postacı Mario Jimanez'in yanıtı ilginçtir; "Evet" diyecektir. "Şiir yazana değil ihtiyacı olana aittir." (HALİT PAYZA - Aydınlık Kitap)








"Çocuk ölmedi
kaldırıyor yumruklarını yaslanıp annesine
haykırıyor annesi: Afrika! haykırıyor güzelliğini
özgürlüğün, haykırıyor bozkırları
kuşatılmış yüreklerin varoşlarında."


                                                                                  İNGRID JONKER



   Ingrid, Nyenga'da Askerlerin Vurduğu Çocuk şiirini protesto gösterisi sırasında annesinin kucağında can veren siyah bir çocuk için yazdı. Nelson Mandela, apartheid dönemi sonrasının ilk devlet başkanı olarak 24 Kasım 1994'te Güney Afrika Parlemantosu'nu bu şiiri okuyarak açacaktı. (İLYAS TUNÇ - BirGün Gazetesi)








Merhaba!

16 Ekim 2016 Pazar

ŞİİRLER VE TÜRKÜLERLE ÇOĞALMAK




SINIF'ın ozanıyım mimli,
HABABAM SINIFI'nın yazarıyım ünlü.
Kim ne derse desin,
Çocuklar için yazdım hep.


RIFAT ILGAZ





   Paris'te büyükelçi olarak yaklaşık üç yıllık bir görev süresinden sonra Neruda, sağlığındaki belirgin kötüleşme yüzünden, 1972 yılı sonlarında ülkesine dönmeyi arzu etmişti. Prostat kanserine yakalanmıştı. Artık evine dönecek, sağlığı ile ilgilenecekti. Ne var ki, 11 Eylül 1973 günü uğursuz bir darbe ülkedeki her şeyi mahvetti. Yakın arkadaşı Salvador Allende, darbenin olduğu gün askerlerce katledilmişti. Neruda, arkadaşının acı ölümüyle daha da sarsıldı.
   Darbeden birkaç gün sonra Neruda'nın Isla Negra'daki evi askerlerce basılmıştı. Onun hastalığına aldırmadan evi gözü önünde alt üst edildi. Her yerde "gizli suç unsurları" aranıyordu. Bu haris aramayı acı içinde izleyen şair, askerlere şöyle demişti;

   "Arayın, her yeri iyice arayın. Her yerde tek bir suç unsuru bulacaksınız; Şiirler... (soL Haber)



Halkım ben,
hani şu sayılamayan,
hani şu çok halk.
Soluğumun öyle bir gücü var ki
sessizliği deler geçerim, dinlemem,
filiz verir, boy atarım,
zifiri karanlık demem.

PABLO NERUDA







Yalnız olmamak ne güzel sevinçtir bilir misiniz?
Çok olmak, çok olup aynı şeyleri haykırmak, aynı türküleri söyleyip aynı şiirlere dokunmak, ne demektir bilir misiniz?

(ORHAN AYDIN - soL Haber)






"Nerede bir türkü söyleyen görürsen , korkma yanına otur."


NEŞET ERTAŞ











Merhaba!

4 Eylül 2016 Pazar

BİZ HALKIZ




   Çağımız, ortaklaşa düşünme çağıdır. Birlikte dünyayı ve hayatı anlamaya, yorumlamaya, giderek değiştirmeye çalışmak; toplumsal ve bireysel bir sorumluluktur. Hayattan, insandan ve bunların geleceğinden yana olmak, ortaklaşa çalışmayı gerektiriyor. Tek hücrelilerden amip gibi bölünerek çoğalmak değil, ancak birleşerek çoğalmak, hayatı yeniden kurabilir.


VEYSEL ÇOLAK

 




  "Fikirlerden yoksun bir hayatın ne değeri vardır ki? Jose Marti bir keresinde 'Fikir yığınları taş yığınlarından daha değerlidir' demişti. Fikirler insanlardan mı doğar? İnsanlarla mı yok olurlar? Fikirler insanlık tarihinin başından beri vardır. Türümüz var oldukça fikirler de var olacaktır. Ancak, insanoğlu akıl almaz bir kendi kendini imha kapasitesi olan ve sınırsız gözüken teknolojik gelişmeler ve siyasi az gelişmişlik nedeniyle daha önce hiç olmadığı kadar ciddi bir tehdit altındadır. Nereye baksak, soykırıma yakın savaşlar, iklim değişikliği, açlık, susuzluk ve eşitsizlik görüyoruz. İnsanların umutlu bir gelecek fikrine sıkı sıkı sarılmaya ve hayatta kalma mücadelesini bilim üzerinden yürütmeye ihtiyacı var. Bugün ancak bilimsel bir arayış adaletli olabilir. Bu parlak gelecekte, dünya çapında bir diktatörlük tarafından idare edilen günümüzün gelişmiş kapitalist sisteminin korkunç adaletsizliklerine yer olmayacaktır.
   Shakespeare, oyunlarından birinde 'Olmak ya da olmamak!' demişti. Bugün genç insanların önündeki alternatif budur. Bunu yok saymak, dünyada sadece birkaç on yıl daha yaşamayı tercih etmektir ki bu süre, tarihi düşündüğümüzde üç beş saniyeden fazla etmez."

  
FİDEL CASTRO







   


Geleceğe umutla bakması gereken gözler hayatın zorluklarıyla erken tanışıyor. Dünyayı sömüren kapitalist sistem minik bedenleri de ayırt etmiyor:
   - Ülkemizde milyonlarca çocuk işçi bulunmaktadır. Çocuklarımızın yarısı tarımda diğer yarısı ise sanayi ve hizmetler sektöründe çalışmaktadır.
   - Çocuk işçilik konusunda devlet politikalarının bir ortağı Avrupa Birliği'dir (AB). AB yetkilileri çocuk işçilik konusunda bir yandan devletin attığı adımlarla olumlu bir çizgide olduğunu söyleyerek övmektedir. Bu noktada kendi eliyle kurdurduğu ve mali olarak milyonlarca Avro aktardığı dernekleriyle sosyal bir imaj çalışması çizmektedir. Oysa Türkiye'de çocuk işçiliğin artışında AB'nin uygulattırdığı, tarımı çökerten ve sanayiyi daha da bağımlaştıran politikalar bulunmaktadır.
   - 2013 yılında çalışırken yaşamını yitiren hiçbir göçmen çocuk tespit edilememişken, 2014 yılında 5 Suriyeli çocuk, 2015 yılında 12 Suriyeli çocuk, 2016 yılında 2 Suriyeli çocuk olmak üzere 19 Suriyeli çocuk iş cinayetlerinde katledilmiştir. Genel olarak çocuklar içinde iş cinayetlerinin yüzde 9,8'inde Suriyeli çocuklar katledilmiştir. Bu durum Türkiye-AB arasındaki göçmen politikalarının doğrudan yansımasıdır.(Aydınlık Gazetesi)



   Boston Consulting tarafından yayımlanan Küresel Zenginlik 2016 raporunda dünya nüfusunun %1'inin, toplam zenginliğin %47'sine sahip olduğu belirtiliyor.
   Nüfusun %1'inin 2013'te sahip olduğu zenginliğin yüzdesinin %45 olduğu bildirilirken, artışın küresel eşitsizliğin artmakta olduğunu gösterdiği söyleniyor. 

  Günümüzde insanlığın üretebildiği ürünler, tüm insanlığın temel gereksinimlerinin karşılanabilmesi için yeterlidir. Ancak insanların küçük bir kesiminin akıl almaz bir lüks içinde yaşayabilmesi için, insanlığın büyük bölümü insanca yaşama olanağından yoksun bırakılıyor. (YILDIRIM KOÇ-Aydınlık Gazetesi)





"Dünyanın neresinde olursanız olun;
bir insan haksızlığa uğruyorsa, eziliyorsa, onun yanında olun ve ona kavgasında yardımcı olun.
Çünkü bu, bir devrimcinin en büyük özelliğidir."



CHE







Halkım ben, parmakla sayılmayan
Sesimde pırıl pırıl bir güç var
Karanlıkta boy atmaya
Sessizliği aşmaya yarayan

Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
Tohuma dururlar yeniden
Ve halk, toprağa gömülü 
Tohuma durur bir yerde
Buğday nasıl filizini sürer de
Çıkarsa toprağın üstüne
Güzelim kızıl elleriyle
Sessizliği burgu gibi deler de

Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.


 PABLO NERUDA






"Tarih kralların çiftliği değil, milletlerin tarlasıdır."

VOLTAIRE










Merhaba!

10 Nisan 2015 Cuma

ŞİİR-YAŞAMA SANATI




"Kolay değildir hayat ama mümkündür teselli bulmak sanatta, inançta, insanları sevmekte"



ALBERT CAMUS




"Barış, insandan yana olan tüm çabaların, tüm üretimin, yaşama sanatını da içermek üzere tüm sanatların temelidir."




BERTOLT BRECHT




"Sanat, insanların dünyaya bağlılığının, sevincinin büyük türküsüdür."




YAŞAR KEMAL




Her dilde türkülerin meramı bir
Sıla, iki gözlü bir ev, bir gelin
Kovboyun dilinde yavuz bir at, bir kement
Doğuda, bizim çobanların dilinde
Taze ekmek, taze peynir

Mutlu olmak her vakit elimizdedir
Bütün istediğimiz bundan ibaret
Köylüye toprak, kovboya kement
Her şeyin başında, her şeyden önce
Hürriyet



NECATİ CUMALI




"Şair olmak şiiri kapsar, ama ondan öte bir şeydir, bir tavırdır."




CEMAL SÜREYA

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde 
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik

CEMAL SÜREYA




Cemal Süreya'nın şiirleri ve Yunus Emre
Ne güzel yağıyorlar Türkçeye




CEYHUN ATUF KANSU




Cennet cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni




YUNUS EMRE




"Şiir olmazsa kıyamet kopmaz, ama insanlar sevişemez, öpüşemez, bir şey beğenemez; dünya tatsız tuzsuz bir yer olur.




CEVAT ÇAPAN




"Şiir; onu yazana değil, ona ihtiyacı olana aittir."




PABLO NERUDA




Merhaba!