Fidel Castro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fidel Castro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2020 Pazar

AŞAĞIDAKİLER - YUKARIDAKİLER





Resim: HASAN KIRDI



  "Sıra sıra dizilmiş sandallara baktım. Sabah ayazının çiyleri küpeştelerinin üzerinde boncuk boncuk parlıyor, yorgun bir amelenin alın teri gibi ışıldıyordu." (VECDİ ÇIRACIOĞLU - Son Voli)

   Bir gün Coşkun Reis'le sandalda oturmuş, balık pişirip rakılıyorduk. Büyük bir holdingin başındaki biri, tanıyorum da adamı, yanımıza geldi, "Oh, ne güzel hayatınız var, mis gibi yaşıyorsunuz," dedi. Adam bize gıpta ediyor ama ayağında bir eşofman var, parayla alamazsın. Coşkun Reis kafasını kaldırdı, "Evet beyim, açlığa katlanan bey gibi yaşar" dedi. 


VECDİ ÇIRACIOĞLU
(Söyleşi: ALTAY ÖKTEM - www.gazeteduvar.com.tr)



***



    Ekonominin iyi ya da kötü olması görece bir kavramdır.
    Acaba ekonomi herkese göre mi kötü?
    Ne demişler?
    Kiminin parası kiminin duası!..
    Fakirler dua edecekler ki, zenginlerin ekonomisi düzelsin.
  Bazı memleketlere demokrasi yerine inanç yerleştirmek lazımdır. Ki, ekonomiyi yönetenler hiç olmazsa kendi durumlarını düzeltebilsinler.
  Ekonomik durumlarını düzelten zenginler kutsal günlerde fakirlere parasal yardımlar yapabilirler. Bu şekilde itibarlarını da kurtarmış olurlar.
   Tıpkı ilk seferinde bir buz dağına çarparak batan ünlü Titanik gemisi gibi... Gemi batsa bile en üsttekilerin hayatta kalmasını sağlayacak sayıda filika vardır.
   Filikalara yerleşenler gönül rahatlığıyla şöyle diyebilirler:
  -Sakin olun hepimiz aynı gemideyiz!  


NAZIM ALPMAN
(BirGün Gazetesi)



***



  -Yemeğin, ekmeğin hasını yiyoruz. Onlarsa bizden çok daha ağır iş altındalar. Hem yiyoruz, hem de heriflere laf ettirmiyoruz. Bu kadarına hakkımız yok!
   -Onlar amele, dedi ırgatbaşı, "ırgat!"
   -Sen? Ben?
   -Sen ustasın, ben de ırgatbaşı!
   -Sen, ben hatta ağa olmasa da işler yürür amma, onlar olmasa yürümez!
   -İyi. Onlara da lokantadan yemek getirtsin ağa öyleyse...
   -Lokantadan değilse bile, bizim yediğimiz gibi...
  -Söyle ağaya da dediğini yapsın. Çukurova'ya âdet mi getireceksin? İcat mı çıkaracaksın? Bunca yıl böyle gelmiş böyle gidiyor!
   -Böyle gelmiş ama böyle gider mi bilmem...
  Irgatbaşı uzun uzun baktı ustaya. Evet, sözleri doğruydu, çok da harbi adamdı ama, ne lüzum vardı bu kadar harbiciliğe? Her koyun kendi bacağından asılırdı. Irgadı tutmakla, ırgattan yana olmakla başa mı çıkılırdı? Onların keyfine göre köy yapmaya kalksan, bugün etli pilav; etli pilav verirsin, yarın yanına etli fasulya; yağlı ayran, öbür gün de baklava börek isterlerdi.


ORHAN KEMAL
(Bereketli Topraklar Üzerinde)
Fotoğraf: ARA GÜLER



***



   "Bizler çoğu kez insan hakları üzerine konuşuyoruz. Ama aynı zamanda insanların hakları üzerine de konuşmalıyız. Diğerleri lüks otomobillere binebilsin diye neden bazı insanlar çıplak ayaklarıyla yürümek zorunda? Diğerleri 70 yıl yaşasın diye neden bazı insanlar 35 yıl yaşamak zorunda? Diğerleri müthiş derecede zengin olsun diye neden bazıları berbat bir şekilde yoksul olmak zorunda? Ben, bir parça ekmeğe bile sahip olamayan dünya çocuklarının adına konuşuyorum."

   
FİDEL CASTRO








7 Şubat 2020 Gazeteler:  "Çocuklarım aç!" dedi kendini yaktı.









Merhaba!

13 Ekim 2019 Pazar

SORUN NEREDE?




   Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO'nun 2018 tarihli "Dünya Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu" başlıklı raporu beklenmedik olmayan ama ürkütücü bulguları ilan etmektedir. En temel mesajı yetersiz beslenme ve ondan kaynaklanan sorunların 2014 yılına kadar düşüş gösterse de 2014 yılından itibaren hızla artmaya başlamasıdır. 2017 yılında yetersiz beslenmeden mustarip insan sayısı 821 milyona ulaşmıştır. Yaklaşık 151 milyon çocuk gelişim ve büyüme geriliği yaşamaktadır. Cılızlık ve aşırı zayıflıktan ölüm ve hastalık tehlikesiyle karşı karşıya kalan 5 yaş altı çocuk sayısı 50 milyon iken aynı yaş grubuna dahil 38 milyon çocuk ise obezite ile baş etmektedir.
   Bölgelere göre açlığın derinliğinin haritası çıkarılmış; buna göre açlık konusunda liderlik şaşırtıcı olmayacak bir şekilde kadersiz kıta Afrika'ya aittir. Afrika genelinde 2017 yılında tüm nüfusun beşte biri yetersiz beslenmektedir. Doğu Afrika'da oran % 31'e çıkmaktadır. Afrika'yı nüfusunun % 11'i yetersiz beslenen Asya takip etmektedir. Böylece insanlığın doğduğu iki kadim kıtanın açlık konusunda önderliği kimselere bırakmadıklarını anlamış oluyoruz.
  Sorun nerededir? FAO raporu pek çok unsuru sıralamaktadır, iklim değişikliği, iç savaşlar, siyasi çalkantı, ormansızlaşma, erozyon ve ekilebilir topraklarda azalma, aşırı yoksulluk ve daha pek çok unsur.
   FAO açlığın ve yetersiz beslenmenin altında yatan birbiri ile ilgisiz görünen faktörlerin tamamını saymaktadır ancak tüm bu faktörleri bir araya getiren temel sorunu es geçmektedir. Olumlu ancak yetersiz bir uyarıdır. 
   Aslında FAO'nun işaret etmekten sakındığı temel soruna başka biri, Fidel Castro yıllar önce işaret etmişti. 1983 yılında Bağlantısız Ülkeler Yedinci Zirve Konferansı'nda yaptığı uzun ve çok önemli konuşma Türkçeye de çevrildi ve Onur Yayınları tarafından Dünya Bunalımı başlığı ile kitap olarak basıldı. Kitabı okuduğumda çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Castro bizim için hep büyük bir devrimciydi, Latin Amerika'nın devrimci ruhu ve Amerikan emperyalizminin ana karasının çok yakınında olan ancak ona sonuna kadar kafa tutan dizginlenemez bir isyandı. Bu konuşma bize aynı zamanda deruni bir aydın ve analizci olduğunu da göstermektedir. Kitabın temel tezlerinden birkaçını, hatırımda kaldığı ölçüde sıralamak gerekiyor. Castro daha o zamanlarda bile aşikâr olan kapitalist dünyanın gıda, tarım ve çevre krizinin altını çizerken birbiriyle bağlantılı birkaç süreci teşhis etmekteydi. Bir kere birbirinden ayrı bir gıda, bir tarım ve bir çevre krizi yoktur, bu üçü tek bir sistemik sorunun birbiriyle ilintili dışavurumlarıdır. İkincisi, zengin ülkelerde aşırı ve dengesiz beslenmeden doğan hastalıklar artarken, azgelişmişlerde düşük ve yetersiz beslenmeden kaynaklanan hastalıklar cirit atmaktadır. Üçüncüsü FAO'nun daha o yıllarda terennüm ettiği "gıda krizi" olgusu ise kökenlerinden koparıldığında sanki herkes için geçerliymiş gibi görünen bir gıda yetersizliğine ve ona bağlı olarak açlığa işaret etmekteydi. Oysa Castro çok açık bir şekilde küresel tarım ve gıda endüstrisinin üretim seviyesinin insan nüfusunu defalarca doyurabilecek düzeyde olduğunu belirtmekteydi. Sorun az veya düşük üretim değildir, sorun tam da üretilenin insanlar ve toplumlar arasında nasıl paylaşıldığı ile ilgilidir. "Biri yer, biri bakar" rejimi sorumludur. Aslen sorun insanların küçük bir kısmının üretilen gıda ve tarımsal ürünün büyük bir bölümüne el koyması ve diğerlerine sofrada yer vermemesidir. Çok açık... (SERDAL BAHÇE - soL Haber)



       


"Ancak ölüm eşitler bizi"
Diyordu Şirazlı Sadi
Yağma yok!
Biz sağken eşitleyeceğiz
Gülümüzü ve ekmeğimizi
Gülden ve ekmekten
Ancak ölüm ayırır bizi.

MEHMET BARIŞ












Merhaba!

9 Temmuz 2017 Pazar

ELBET BİR GÜN




               "İsteklerimizin kabulü için savaşım vermekten başka seçeneğimiz yok. Biz, insanlığın büyük                                          çoğunluğunu oluşturuyoruz. Haklarımız ve çıkarlarımız sürgit ayaklar altında çiğnenemez." 


FİDEL CASTRO








   En az  yüz yıldır şunları söylüyoruz: Kapitalist hukukun önceliği adalet değil; "sistemin varlığını ve geleceğini" korumak, güvenceye almaktır. Hukukun evrensel kurallarının sınırlarını kapitalizmin/emperyalizmin çıkarları belirler. Hukukun kuralları siyaset aracılığıyla konulur ve siyaset sahnesinde figüran olmanın ötesinde rol üstlenemeyen sınıflar, kural koymak bir yana, sermaye istemedikçe, kendi çıkarlarına olabilecek küçük bir gedik bile açamaz. (KADİR SEV - soL Haber)








Ekmek her gün nasıl gerekliyse nasıl,
adalet de gerekli her gün,
hem o, günde bir çok kez gerekli.

Sabahtan akşama dek, iş yerinde, eğlencede,
hele çalışırken canla başla,
kederliyken, sevinçliyken,
halkın ihtiyacı var pişkin, bol ekmeğe,
günlük, has ekmeğine adaletin.

Madem adaletin ekmeği bu kadar önemli,
onu kim pişirmeli, dostlar, söyleyin?

Öteki ekmeği kim pişiren?

Adaletin ekmeğini de
kendisi pişirmeli halkın,
gündelik ekmek gibi.

Bol, pişkin, verimli.


BERTOLT BRECHT








 "Toplumu sınıflar değiştirir, kişiler değil. Devrimci teori, ancak devrimci sınıfla birlikte çözüm getirir."


"Bir Gün Tek Başına"
VEDAT TÜRKALİ








Parmaklarının ucuna basıp basıp
doğrulsan da yerinden,
üstüne yürüsen de karşılaştığın vakit
çekip alsan da hatta yakalarını eline,
suratına yapıştırsan da yumruğu
tek başına kaldıkça bu öfke
getirmeye yetmez kavganın sonunu.



KEMAL ÖZER









Sık dişini yılma sakın, vazgeçme bu umuttan
Elbet bir gün insanlar hasretle kenetlenir

Gör işte o zaman, devranını küskün dünyanın
Bilinmedik cemrelerle bak nasıl çiçeklenir

Görmese de Altıok Metin, oğul veren günleri
Toprağın tavından sezip kemikleri şenlenir



METİN ALTIOK










Merhaba!

12 Mart 2017 Pazar

DEVRİMCİLER NEDEN ÖLÜR ?



"Tek amacım, gittikçe soğuyan bu dünyada üşüyen halkların ısınabileceği, paylaşılan ateşler yakmaktı"


CHE GUEVARA








 ...Fransa 19. yüzyılda Afrika'dan Hindiçin yarımadasına uzanan kolonyal yayılmacılığı sırasında, en fazla Cezayir'i Fransa'nın bir parçası olarak gördü. Resmi olarak sadece "yerli" ya da "Müslüman" olarak tanımlanan Cezayirlilerin topraklarına el koyarak yürütüldü kolonileştirme. Cezayirli kimliğinin inkârı asimilasyonu hedefliyordu. Topraksız kalan köylüler göçe ve sefalete, bir kısmı açlıktan ölmeye mahkûm edildi. Cezayir'in bağımsızlık mücadelesi sırasında da Fransız ordusu savaş suçları işledi.
   Bütün bunlar aslında Fransa'da gayet iyi bilinen şeyler. Cezayir bağımsızlık mücadelesini desteklemiş aydınların, siyasetçilerin yıllardır teşhir ettikleri suçlar. 1988'de sosyalist hükümette üç yıl başbakanlık yapan Michel Rocard, 1960'ta hazırladığı bir raporda, Cezayir'de iki buçuk milyon köylünün yerinden edildiğini ve bir kısmının açlıktan öldüğünü belirtiyordu. (AHMET İNSEL - Cumhuriyet Gazetesi)






   Fidel Castro'nun cenaze töreninde, Güney Afrika ve Namibya Devlet Başkanları "bizim oralara bir şeyler almak için gelmeyen tek güç Kübalılardı" diyor ırkçı Güney Afrika rejimine karşı Angola'nın yanında savaşan Kübalı gönüllülerden söz ederek..."Geldiler, dönerken ne elmaslarımızı, ne altınlarımızı götürdüler, yanlarına aldıkları yoldaşlarının cansız bedenleriydi sadece..." (KEMAL OKUYAN - soL Haber)










  "Dünyanın neresinde olursa olsun tüm sömürülenler bizim vatandaşımızdır ve dünyanın neresinde olursa olsun tüm sömürücüler bizim düşmanımızdır...Ülkemiz aslında dünyadır ve dünyadaki tüm devrimciler kardeşimizdir."



FİDEL CASTRO








Merhaba!

15 Ocak 2017 Pazar

BİR LOKMA, BİR HIRKA



   

Fotoğraf: SERGEY PONOMAREV-Sığınmacılar
(2016 İstanbul Photo Awards ve Pulitzer Ödülü)








"Biraz vicdan, biraz matematik yeterli. Dünyada hepimize yetecek kadar, hatta ziyadesiyle zenginlik var."


PAUL LAVERTY












   FİDEL CASTRO, Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı,Rio-1992:

   Eğer insanlığın, kendisini yok etmesinden kurtarılmasını istiyorsak, zenginlikleri ve mevcut teknolojileri bu gezegen üzerinde daha adil bir şekilde bölüştürmeliyiz. Yeryüzünün kalan kısmında daha az yoksulluk ve açlık olması için birkaç ülkede daha az lüks ve daha az israf olmalı. Çevreyi felakete sürükleyen tüketici hayat tarzları ve alışkanlıklarının Üçüncü Dünya'ya transferine artık bir son. İnsan hayatını daha rasyonel kılalım. Adil bir uluslararası ekonomik düzen uygulansın. Kirletici olmayan bir sürdürülebilir kalkınma için bütün bilimi kullanalım. Dış borçlar değil, ekolojik borçlar ödensin. İnsanlık değil, açlık ortadan kaldırılsın. (soL Haber) 









DİEGO RİVERA
(Flower Festival)







   ...İçinde yaşadığımız düzenin adı kapitalizm. Kapitalizmin temel sorunlarından biri, eksik tüketim eğilimidir. Üretkenlik ve üretim artar. Ancak üretmek yeterli değildir. Üretilen ürünleri satamazsanız, zarar edersiniz. Yaratılan değerin gerçekleştirilmesi veya kapitalistin kâr edebilmesi, üretilen üretilen ürünlerin satılmasıyla mümkündür.
   Ürettiğiniz ürünleri nerede satacaksınız?
   Ya kendi ülkenizde, ya başka ülkelerde.
   Gömlek ve takım elbise de üretebilirsiniz, çamaşır makinesi, büzdolabı, akıllı telefon da.
   Sürekli üretiyorsunuz. O zaman sürekli satmak zorundasınız.
   Satmak için ne yapacaksınız?
  Ürettiğiniz ürünleri öncelikle dayanıksız yapacaksınız. Ayakkabılar, belirli bir kilometre yüründüğünde parçalanacak. Gömlekler, belirli sayıda yıkanınca eskiyecek.
   Sonra moda yaratacaksınız. Moda değişince, yepyeni elbiseler çöpe atılacak.
   Yeni teknolojiler geliştireceksiniz. Akıllı telefonunuz bir anda "eski model" kalacak. "Yeni model"in peşine düşeceksiniz. 
   Çamaşır makinenizin ömrü 10 yıl olarak belirlenecek. Bir süre sonra yedek parçasını bile bulamayacaksınız ve yenisini alacaksınız.
   Televizyonlar, gazeteler, sosyal medya da sürekli reklamlarla sizi etkileyecek. 
   Evinizdeki bazı eşyalardan "sıkılacaksınız" ve bunları yenileyeceksiniz. Komşularınız da çatlayacak.
   Arabanızı "son model" yapamadığınız için üzüleceksiniz.
   Özetle, kapitalizmin tüketim şebeğine döneceksiniz.
   Halbuki insanın kafa sağlığı açısından sade bir hayat daha yararlı.
  "Bir lokma, bir hırka" anlayışı aslında yoksulluğu değil, sade yaşantıyı anlatıyor.
   Bu anlayışta, insanların birbirine, sahip olduğu ve kullandığı eşyalarla hava atmadığı bir dünya var... (YILDIRIM KOÇ- Aydınlık Gazetesi)














    Avrupa Komünist İnisiyatifi Sekreteryası'nın Ekim Devrimi'nin 99. yıldönümü için yayımladığı "Sosyalizm zorunlu ve günceldir" başlıklı açıklamanın 1. maddesi:
   Büyük Ekim, bütün insanlığa halkın kendi çıkarlarına hizmet eden bir sosyo-ekonomik sistemi seçebileceğini, kapitalizmin insanlık tarihinin zirvesi olmadığını, onun can çekiştiğini ve düzeltilebilir olmadığını gösterdi. O, savaş, sömürü, yoksulluk, sefalet, işsizlik ve mülteciler yaratmaktadır. İnsanlığın başka bir alternatifi vardır: Sosyalizm.








Merhaba!
   




   





4 Aralık 2016 Pazar

MADENCİLER


GÜLE GÜLE COMANDANTE



"Sevgili Fidel'im,
Bizi bıraktın
ve ben ilk kez
seninle aynı fikirde değilim."

MİKİS THEODORAKİS











   İndiniz mi yerin 1000 metre altına hiç? Ya 500 metre? 100? O halde yeraltından seslerin nasıl geldiğini de bilmezsiniz.
   Peki ya, yeraltından çıkan birinin gözlerine baktınız mı hiç?
   Kapkara suratın arasında parlayan o iki nesnenin çekimine uğramadınız mı hiç?
   Çokkk, çok şeyden uzak yaşamışsınız demek ki.
   Dünyanın çekirdeğini görürsünüz orada.
   10 bin derece sıcaklığı...
   Zifiri karanlığı, ıssızlığın dibini görürsünüz orada.
   Aydınlığın gözleri kör eden güzelliğini görürsünüz orada.
   Ağlayan bebenin sesinde hayatın en dibini görürsünüz.
   Yavuklunun hayalinde Ferhat'ı görür, öyle vurursunuz kazmayı karanlıklara.
   Siz siz olun gazabına uğramayın bunların.
   'Sessiz atın tekmesi pek olur' derler ya, aynen öyle...(MEHMET AKKAYA - Aydınlık Gazetesi)






Ezilen halkı anlamak için komünist, sosyalist, sağcı, solcu, ateist ya da dindar olman gerekmiyor... İnsan ol yeter..!


CHE






   Tarihin elinde bir fotoğraf makinesi vardır. Ben de bilmiyordum, Prof. Dr. Server Tanilli'den öğrendim: Dünyaya gelen her insanın bu makineyle bir kez fotoğrafını çekermiş tarih; ama yalnızca bir kez! İkinci kez, yalvarsan yakarsan, tüm servetini önüne döksen de asla çekmezmiş. Nerede, ne zaman, bilinmez? Her insan, o tek fotoğrafına bakılarak anılırmış ileride, nasıl biriymiş bu, ne yapmış, diye! (SUNAY AKIN)


SERVER TANİLLİ







Bir insanda sevgi ne kadar varsa, o kadar mutlu yaşar dünyada.


TARIK AKAN







Merhaba!

4 Eylül 2016 Pazar

BİZ HALKIZ




   Çağımız, ortaklaşa düşünme çağıdır. Birlikte dünyayı ve hayatı anlamaya, yorumlamaya, giderek değiştirmeye çalışmak; toplumsal ve bireysel bir sorumluluktur. Hayattan, insandan ve bunların geleceğinden yana olmak, ortaklaşa çalışmayı gerektiriyor. Tek hücrelilerden amip gibi bölünerek çoğalmak değil, ancak birleşerek çoğalmak, hayatı yeniden kurabilir.


VEYSEL ÇOLAK

 




  "Fikirlerden yoksun bir hayatın ne değeri vardır ki? Jose Marti bir keresinde 'Fikir yığınları taş yığınlarından daha değerlidir' demişti. Fikirler insanlardan mı doğar? İnsanlarla mı yok olurlar? Fikirler insanlık tarihinin başından beri vardır. Türümüz var oldukça fikirler de var olacaktır. Ancak, insanoğlu akıl almaz bir kendi kendini imha kapasitesi olan ve sınırsız gözüken teknolojik gelişmeler ve siyasi az gelişmişlik nedeniyle daha önce hiç olmadığı kadar ciddi bir tehdit altındadır. Nereye baksak, soykırıma yakın savaşlar, iklim değişikliği, açlık, susuzluk ve eşitsizlik görüyoruz. İnsanların umutlu bir gelecek fikrine sıkı sıkı sarılmaya ve hayatta kalma mücadelesini bilim üzerinden yürütmeye ihtiyacı var. Bugün ancak bilimsel bir arayış adaletli olabilir. Bu parlak gelecekte, dünya çapında bir diktatörlük tarafından idare edilen günümüzün gelişmiş kapitalist sisteminin korkunç adaletsizliklerine yer olmayacaktır.
   Shakespeare, oyunlarından birinde 'Olmak ya da olmamak!' demişti. Bugün genç insanların önündeki alternatif budur. Bunu yok saymak, dünyada sadece birkaç on yıl daha yaşamayı tercih etmektir ki bu süre, tarihi düşündüğümüzde üç beş saniyeden fazla etmez."

  
FİDEL CASTRO







   


Geleceğe umutla bakması gereken gözler hayatın zorluklarıyla erken tanışıyor. Dünyayı sömüren kapitalist sistem minik bedenleri de ayırt etmiyor:
   - Ülkemizde milyonlarca çocuk işçi bulunmaktadır. Çocuklarımızın yarısı tarımda diğer yarısı ise sanayi ve hizmetler sektöründe çalışmaktadır.
   - Çocuk işçilik konusunda devlet politikalarının bir ortağı Avrupa Birliği'dir (AB). AB yetkilileri çocuk işçilik konusunda bir yandan devletin attığı adımlarla olumlu bir çizgide olduğunu söyleyerek övmektedir. Bu noktada kendi eliyle kurdurduğu ve mali olarak milyonlarca Avro aktardığı dernekleriyle sosyal bir imaj çalışması çizmektedir. Oysa Türkiye'de çocuk işçiliğin artışında AB'nin uygulattırdığı, tarımı çökerten ve sanayiyi daha da bağımlaştıran politikalar bulunmaktadır.
   - 2013 yılında çalışırken yaşamını yitiren hiçbir göçmen çocuk tespit edilememişken, 2014 yılında 5 Suriyeli çocuk, 2015 yılında 12 Suriyeli çocuk, 2016 yılında 2 Suriyeli çocuk olmak üzere 19 Suriyeli çocuk iş cinayetlerinde katledilmiştir. Genel olarak çocuklar içinde iş cinayetlerinin yüzde 9,8'inde Suriyeli çocuklar katledilmiştir. Bu durum Türkiye-AB arasındaki göçmen politikalarının doğrudan yansımasıdır.(Aydınlık Gazetesi)



   Boston Consulting tarafından yayımlanan Küresel Zenginlik 2016 raporunda dünya nüfusunun %1'inin, toplam zenginliğin %47'sine sahip olduğu belirtiliyor.
   Nüfusun %1'inin 2013'te sahip olduğu zenginliğin yüzdesinin %45 olduğu bildirilirken, artışın küresel eşitsizliğin artmakta olduğunu gösterdiği söyleniyor. 

  Günümüzde insanlığın üretebildiği ürünler, tüm insanlığın temel gereksinimlerinin karşılanabilmesi için yeterlidir. Ancak insanların küçük bir kesiminin akıl almaz bir lüks içinde yaşayabilmesi için, insanlığın büyük bölümü insanca yaşama olanağından yoksun bırakılıyor. (YILDIRIM KOÇ-Aydınlık Gazetesi)





"Dünyanın neresinde olursanız olun;
bir insan haksızlığa uğruyorsa, eziliyorsa, onun yanında olun ve ona kavgasında yardımcı olun.
Çünkü bu, bir devrimcinin en büyük özelliğidir."



CHE







Halkım ben, parmakla sayılmayan
Sesimde pırıl pırıl bir güç var
Karanlıkta boy atmaya
Sessizliği aşmaya yarayan

Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
Tohuma dururlar yeniden
Ve halk, toprağa gömülü 
Tohuma durur bir yerde
Buğday nasıl filizini sürer de
Çıkarsa toprağın üstüne
Güzelim kızıl elleriyle
Sessizliği burgu gibi deler de

Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.


 PABLO NERUDA






"Tarih kralların çiftliği değil, milletlerin tarlasıdır."

VOLTAIRE










Merhaba!

12 Haziran 2016 Pazar

PERDE ARKASI-2 ("SU" DAN SEBEPLER)




   Kışı Mersin'de geçiren Sarıkeçililer, baharda yayla yoluna koyuluyor. Konya ve Karaman'ın yaylalarında yazı geçiriyorlar. Sonbaharda, yaklaşık 2 bin kişinin şehre geri dönüşü başlıyor. Yörükler, bin yıldır yaya olarak gidip geldikleri yollarda, artık, tehdit altındalar. Hayvanlara verecek su bulamıyorlar. Kimi zaman, hayvanları ancak haraçla otlatabiliyorlar... Karaman'ın Hacıbaba Dağı eteklerindeki Çoka Çeşmesi'nde, 14 Mayıs'ta düzenlenen "11.Sarıkeçililer Geleneksel Göç Kervanı" etkinliğinde ise ilk kez organize bir saldırıyla karşılaştılar.
   (Konukların arasındaki belediye başkanı, su sorunundan konuşulunca rahatsız oldu. "Her şeyi sökün"  diye talimat vererek, etkinliği terk etti.)


PERVİN ÇOBAN SAVRAN
(Sarıkeçililer Yaşatma ve Dayanışma Derneği Başkanı)


   Pervin Ana anlatıyor:
  "Çoka Çeşmesi, yüzyıllardır sürülerimizi suladığımız bir yer. Ama 4-5 yıldır burada bir damla su bulamıyorduk. Su kaynağı, mermer ocağına bağlanmış. Biz ise belediyeden para karşılığında tankerlerle su alıyorduk... Panelde, su sorununu konuştuk. Mermer ocağının mühendisi de geldi. 'Suyunuzu biz aldık' dedi. Çözüm üretelim derken, belediye başkanı tepki gösterdi. Sonra saldırıya geçtiler...
   Bizim tepkimiz doğayı, suyu yok etmeye çalışanlara... Yerdeki karıncayı, kurdu, kuşu, yılanı, çiyanı, çakalı bile koruruz. Hepsine saygılıyız. Bizim sözlerimizden alınanlar varsa, yarası olan gocunuyorsa bir şey diyemem. Biz dağlarda, Toroslar gibi dimdikiz hala, eğilmeyeceğiz. Tek tek saldırılar oluyordu ama belediye organizesinde böyle bir olayla ilk kez karşılaştık. Siyaset üstü bir duruşumuz var. Bizim için hiç bir partinin değeri yok. Mühim olan doğa ve kültürdür. Bu duruşumuz herkesi rahatsız ediyor. Eğilmez bir gücümüz var. Bu güce sahip olmamıza inanamıyorlar. Dağlardan, doğadan, yoldaşımız keçilerden alıyoruz bu gücü... (Cumhuriyet Gazetesi)




  "Neden bir takım 'yüksek' mevkidekiler işi gücü bırakıp, 85 milyonluk bu ülkede 2 bin kişilik bir göçer gurubuyla uğraşıyorlar?" diye soran Erhan Ünal, "Sorun yeni değil. Yıllardır bu sinsi işkence sürüyor. Bir bakıyorsunuz, göçerlerin Aydıncık ile Karaman arasında geçtikleri güzergâh boyunca 'orman geçiş müsaadeleri' sorun oluyor. Bir bakıyorsunuz birileri göçerlerin develerini vurup öldürüyor ve bu sevimsiz liste uzayıp gidiyor" şeklinde konuştu. 
   Sarıkeçililerin yaşadığı sorunun dramatik olduğunu ancak münferit bir olay olarak görülmemesi gerektiğine vurgu yapan Ünal, "Konu aslında tüm Türkiye'nin geleceği üzerinde mayalanan bir dizi karanlık girişimin, Sarıkeçililer üzerinden uç yaptığı bir durum. En iyisi bu çok geniş ve meşum ve melun hazırlığın konu başlıklarını vererek Sarıkeçililerle bağlantısını açıklamaya çalışayım" ifadelerini kullandığı değerlendirmesinde, su, toprak ve hayvancılık gibi başlıklar altında özetlediği küresel oyunu şöyle anlattı:
   "Su sorunu; Türkiye en geç, 2009 yılında İstanbul'da gerçekleştirilen 'World Water Forum'da, bu forumu organize eden 'World Water Council'in, genel geçerli prensipleri yönünde hareket etme yükümlülüğü altına girmiştir. Buna göre, WWC'nin tüm dünyada gerçekleştirmek için mücadele verdiği en önemli hedefi olan 'Tatlı su kaynaklarının' bir araya getirilerek, işletmelerinin özel şirketlere (Suez, Thames Water, Viola, Bechtel gibi) verilmesi, Türkiye'de de ısrarla hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Bu yüzden sadece barajlarda toplanan nehir suları değil, HES adı altında toparlanan ve bir araya getirilen dereler de bu kapsamda su havzaları ile birlikte özelleştirme süreci içerisindedirler. Bu konudaki girişimler bir adım daha ileri taşınarak, 'köylüye sulama suyu sağlama' etiketi altında, en küçük derelerin suyu da göletler halinde biriktirilmekte. Sonuçta yakın bir gelecekte kimse doğada sahipsiz bir avuç su bulamayacaktır, hedef bu! Senaryo, korkutucu olmaktan çok ötedir. Bu ortamda Sarıkeçililer ya da başkalarının, hayvanları ile doğada 500 km den fazla yolu yürüyerek gitmeleri sistemin geleceği açısından olası değildir...
   Türkiye'de su işleriyle uğraşan ve özelleştirilmemiş tüm su kaynaklarını işleten kurum olan DSİ (Devlet Su İşleri), Orman ve Su İşleri Bakanlığı'na bağlıdır. Dolayısı ile Sarıkeçililere müdahele ederken orman memurunun söylediği, 'Bizim görevimiz ormanları korumak' söyleminin arkasına saklanan diğer söylem ise: 'Su kaynakları konusunu gündemden düşürmek için o kadar gayret ediyoruz, bu konudaki her türlü hareketlilik, bu çok hassas konuda bizi zora sokar', olacaktır.(soL Haber)






FİDEL CASTRO


   Domuzlar Körfezi Zaferinin 55. yıldönümünde gerçekleşen Küba Komünist Partisi 7. Kongresi Fidel Castro'nun konuşmasıyla kapandı. Küba Devrim Lideri, 12 dakika süren konuşmasında insanlığın gezegene zarar vermeye devam edemeyeceğinin altını çizdi:
  "Dünyayı tehdit eden büyük bir tehlike var: Modern silahların yıkıcı gücü dünya barışını baltalayarak insan soyunun devamını imkansız kılabilir. İnsan soyu tıpkı dinozorlar gibi yok olabilir. Belki uzun bir sürede yeni akıllı bir tür gelişebilir ya da güneşin sıcaklığı tüm güneş sistemini yok edecek bir düzeye erişebilir. Birçok bilim insanı bu olasılıkları tartışıyor. Bu varsayımları yok sayamayız, insanoğlu bu konuda daha çok bilgi sahibi olup gerçeğe adapte olmak zorundadır. Ama önce büyük bir sorunu çözmek gerekiyor: İnsanın temel gereksinimi olan içilebilir su ve doğal kaynakların sınıra dayandığı dünyamızda milyarları bulan insan nüfusunu nasıl besleyeceğiz?
   Bazılarınız ya da belki çoğunuz bu konuşmada siyaset nerede diye içinizden geçiriyorsunuz. İnanın bunları söylemek bana da acı geliyor, ama siyaset burada, bu sözlerde. Umarım birçok insan bu gerçeklerin kaygısını taşıyordur...
   Teknolojiden yoksun; yağmuru, barajı olmayan yeraltı kaynakları kumlarla kaplı, Afrikalı susuzları kim besleyecek?" (soLHaber)







iyice görüyorum artık düzeni.
orada, bir avuç insan oturuyor yukarıda,
aşağıda da bir çok kişi.
ve bağırıyor yukarıdakiler aşağıya:
"çıkın buraya gelin ki,
hepimiz olalım yukarıda."
ama iyice gözlediğinde görüyorsun,
neyin saklı olduğunu
yukarıdakilerle, aşağıdakiler arasında.
bir yol gibi gözüküyor ilk bakışta.
yol değil ama.
bir tahta bu.
ve şimdi görüyorsun açıkça;
bu bir tahterevalli tahtası.
bütün düzen bir tahterevalli aslında.
iki ucu birbirine bağımlı.
yukarıdakiler durabiliyorlar orada, 
sırf ötekiler durduğundan aşağıda

ve ancak;
aşağıdakiler, aşağıda oturduğu sürece
kalabilirler orada.
yukarıda olamazlar çünkü,
ötekiler yerlerini bırakıp çıksalar yukarı.
bu yüzden isterler ki;
aşağıdakiler sonsuza dek 
hep orada kalsınlar.
çıkmasınlar yukarı.
bir de, aşağıda daha çok insan olmalı yukarıdakilerden.
yoksa durmaz tahtervalli.


BERTOLT BRECHT
   







Merhaba!