Che etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Che etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2018 Pazar

"ONLAR"




   Şevket Süreyya, Nâzım'ı Ankara'nın en yetkili kişilerinden bazılarıyla görüştürüyor: İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Emniyet Müdürü Şükrü Sökmensüer... Toplumcu - gerçekçi ilk yazarlardan Sadri Etem Ertem'in davet ettiği yemekte şair, Şükrü Sökmensüer'le konuşuyor. Sökmensüer: "Kapitalistleri, emperyalistleri yerdiğin zaman, bunlardan bizi mi kastediyorsun? Onlara karşı savaşan biz Kemalistler değil miydik," diye soruyor. "Pencereden dışarıya bak, gelişmek için bocalayan bir Ankara göreceksin. Bu davaya hizmet etmek hepimizin; bilim adamlarının, halktan kişilerin, şairlerin, memurların görevi değil mi?"
   Şevket Süreyya, gecenin devamını da anlatıyor: "Hava yumuşamıştı. Nâzım, İspanyol İç Savaşı hakkındaki şiirini okuduğu vakit, sert Emniyet Müdürü'nün dahi gözlerinde yaşlar vardı. Nâzım'a dönüp şu ilginç sözleri söyledi: 'Bu şiirde bir halk isyanı var, aynı bizim Kurtuluş Savaşımızda olduğu gibi. Nâzım, bizim Kurtuluş Savaşı destanımızı hiçbir şaiirin yazmamış olması yazık değil mi? İspanyol İç Savaşı, bizim Kurtuluş Savaşımızın yanında bir oyuncak. Sen bizim Kurtuluş Savaşımız hakkında bir destan yazmalısın.' Başka şiirler okundu, meclis sabaha kadar sürdü, dostça vedalaştılar." (Aydınlık Kitap)




Onlar ki toprakta karınca,  
                            suda balık, 
                                         havada kuş kadar
                                                      çokturlar;
korkak,
     cesur,
             câhil,
                     hakîm
                               ve çocukturlar
ve kahreden
          yaratan ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.


NÂZIM HİKMET











   "Hayatı yaratan, 
olayların yönünü çizen ve bunların karakter ve rengini veren tek başına insanlardır, 
Napolyonlar değildir, halkın kendisidir."

LEO TOLSTOY










biz sevdayı madenlerden tanırız
sevda ile dağları delen de bizden
paslanmaz bir yürekle sev de
demir bir yüzük ver sevdiğine istersen.


SENNUR SEZER











Dolayısıyla ülkeler bombalanmakta, iç savaşlar tetiklenmekte,
 küresel paylaşım mücadelesi sürmekte ve bunun sonucunda memleketlerinden ayrılmak zorunda kalanlar da ucuz işgücü olarak küresel kapitalizmin tedarik zincirine dahil olmaktadır. (EREN KORKMAZ - soL Haber)





  ...Bugün ambargolar altında kıvranan küçücük Küba, BM Gıda ve Tarım Örgütü tarafından dünyada açlıkla savaşta örnek ülke olarak gösterildi.
  Çünkü neden? Dünyada aslında her bir insana karşılık 7 kat fazla gıda üretiliyor. Ama mesele paylaşımda da ondan...



... 70'li yıllarda SSK'nın işçi primleriyle kurulan hem hastaneleri vardı, hem de jenerik ilaç fabrikaları.
   Bugün ise bir kanser ilacının neredeyse bir dozunu Hollanda firması Türkiye'de 200 - 300 bin lira gibi fiyatlardan satıyor.
   Amerikan, Fransız, İsrail firmaları da hakeza.
   SSK oldu SGK, jenerik ilaç fabrikaları çoktan kapatıldı.
   Her kullandığımız ilaca dünya kadar emperyalizm vergisi ödüyoruz.
 Michael Moore'un "Sicko" belgeselinde ABD'den alıp Küba'ya götürdüğü hastalar, Havana'daki eczaneden kullandıkları ilaçları birkaç kuruşa alınca mutluluk ve üzüntüden ağlıyorlardı.
   Çünkü aynı ilaçlar ABD'de 100 katına satılıyordu.
   Bizim hastalar da artık Kübalı değil, Amerikalı gibi. ( HÜSEYİN VODİNALI - Aydınlık Gazetesi)












Onu çocuklara bakarken gördünüz mü hiç.
Nasıl bir sevinç vardı gözlerinde.
Nasıl bir tutku.
Nasıl bir çareyi bilip de...
Onu çocuklara bakarken gördünüz mü hiç.
Neden kalmadı Küba'da, neden bilir misiniz yerleşmedi.
Çocuklar ölüyordu ilerde.
Çocuklar açtı. Çocuklar...
İşte.
Gözlerinde umut ve öfke, sürdü motosikletini, sürdü yaşamını sarpa.
Yol boyu çocuklar onu bekliyordu.
Çantasında ilaç, çantasında şeker ve devrim ellerinde...
Sonra çocuklar...
Sonra çocuk gülüşleri kanadı göğsünde.
Bir doktordu o...
Çocuklar And dağlarının tepelerinde onu selamlarlar.
O hep ordadır: Çantasında ilaç ve şeker, ellerinde devrim...
Ve göğsünde kanayan çocuk gülüşleriyle.

SENNUR SEZER











    Ne yapacağız ağabey, üretmeyelim mi?
  -Yok öyle şey, bütün sahneler bizim. Sonuna kadar üreteceğiz. Kardeşlik diye, eşitlik diye, aşk diye, şarkı diye, türkü diye, dans diye, resim diye, heykel diye, roman diye, şiir diye, ağaç diye, kuş diye, su diye, kadın diye, çocuk diye, erdem, vicdan, şeref diye diye üreteceğiz.
  Tiyatro suya yazılan yazıdır derler, halt ederler, tiyatro oyunu dediğin; hayatın bağrında, insan aklını zenginleştirmek için yazılır, oynanır ve oraya kazınır.
  Zalimin tiyatrodan korkması da bu yüzdendir.


ORHAN AYDIN












   Sanatı politikadan ayıramazsın. Memlekette kötü giden şeyler yükseldikçe sanat da tırmanır, engel olamazsın. Her şey sütliman giderken de sanat eleştirir. Yapıcıdır, onarıcıdır ve yol göstericidir. Sanata sırtını dönen iktidarlar ne kendilerinin ne de halkın hayallerini asla gerçekleştiremezler. Özetle;
 Güneşle ilgili hayalleri olmayanın, aydınlık geleceği de olmaz.


MENDERES SAMANCILAR














Merhaba!


                                      

12 Kasım 2017 Pazar

BİR ŞEY YAPMALI








   "Kaybettiğinde değil, vazgeçtiğinde yenilirsin."

CHE











   "Çöplük" kitabının yazarı, Brezilyalı zenci kadın, Carolina Maria de Jesus. İlkokulu bitirme fırsatı dahi bulamamış, üstelik çöplüklerde, açlık ve umutsuzluk içerisinde yaşarken yazmış bu eseri. Hemen hemen dünyanın bütün dillerine çevilmiş ve dünyanın en çok satan kitapları arasına girmiş. Hayatı kurtulmuş kadının... Öylesine çok açlık çekmiş ki, "ben açlığın rengini gördüm, açlık sarıydı" diye yazmış kitabında... Aklımda kaldığı kadarıyla bir yerinde şöyle diyor: "Memleketimizi idare edenler zengin kimselerdir. Onlar yoksulluğun, açlığın ne olduğunu bilemezler. Çektiğimiz acıları, ıstırapları anlayamazlar... Yöneticileri çoğunluk olan yoksul sınıf seçer. Ne var ki onlar daha çok azınlık olan varlıklı sınıfa hizmet ederler..." (ATTİLÂ DUMAN - Karanlıkta Bir Işık / Artvin Romanı)









   "İnsanlar karınlarını kim doyurursa ona dönerler, doğa böyle çalışır. İşte bu yüzden hürriyet ancak karnı tok insanların hayali olabilir. Sistemin yüzyıllardır sorunsuz çalışmasının temeli insanları yarı aç yarı tok bırakıp, arada sırada böyle şenliklerle fütursuzca doyurup kendine bağlamak. Bazen zeki biri düzene karşı çıktığı vakit ise o kişiyi ya dinsizlikle suçlarlar ya deli muamelesi yaparlar. Çoğunlukla da öldürürler."









   Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın kendi dönemlerinde bir türlü bir araya gelemeyen, birbiriyle çatışan sosyalist - sol gruplara söylediği rivayet edilen bir sözünü hatırladım: "Tamam, şimdi bir araya gelmeyin, beis yok, nasılsa burjuvazinin zindanlarında bir arada olacağız." Hayatın kendilerine dokunmadan yanlarından akıp gideceğini, kendilerine bu dünyada müstesna (apolitik!) bir hayat kuracaklarını zannedenler yanılıyorlar. Onlara şunu söyleyebilirim: "Tamam, siz böyle yaşamaya çalışın bakalım, nasılsa bir gün anlayacaksınız bütünün ayrılmaz bir parçası olduğunuzu! Çünkü en acımasız kötülükler her zaman kötü insanlar tarafından işlenmez ve çoğu zaman başımıza gelenlerin sebebi 'iyi insanlar'ın görmezden geldiği şeyler yüzündendir." 



ERCAN KESAL










"Kötülüğün zaferi için gereken tek şey, iyi insanların hiçbir şey yapmamalarıdır."

EDMUND BURKE











Merhaba!

8 Ocak 2017 Pazar

ARILAR VE ÇİÇEKLER




   "Arının yaptığı tatlı bir kuyumculuk, demişler. Çiçekten çiçeğe çapkınlığı da cabası..."


FAHRİ ERDİNÇ
(Kore Nire)









  ...Orhan Kemal'in düzyazıya başlaması Nâzım'la ayaküstü tanıştıktan sonra, 52 numaralı tecrit odasında birlikte kalmaya başladıktan sonradır. Aslında idare Nâzım'a başka oda vermiştir ama Nâzım yalnız kalmak istememektedir; "Hayal bile edemezsiniz, nasıl nefret ederim yalnızlıktan...Bir tek satır yazamam, çıldırırım." Konuşurlarken bir ara söz Orhan Memal'in şairliğine gelir. Orhan Kemal okumaya başlar, ilk dörtlük bitmeden durdurur Nâzım, ikinci, üçüncü şiir için de yargı aynıdır: "Berbat!" Aylar sonra yazdığı şiiri yine Nâzım'a okur Orhan Kemal; "Beyrutta, / Yeni İstanbul lokantasında, / Bulaşıkların başındayım. / On sekiz yaşındayım. / Saçlarım taralı ve parlak, / Aklımda Eleni." Şiirin devamı vardır ama Nâzım daha fazla katlanamamıştır. Bir başka gün raslantısal olarak roman başlangıcı geçer eline Nâzım'ın. Okur beğenir. İşte o zaman Orhan Kemal'in yazınsal yaşamını değiştirecek ve belirleyecek ünlü sözünü söyler: "Birader, neden bahsetmediniz bundan. Siz düzyazı yazın, düzyazı!" (HALİT PAYZA - Aydınlık Kitap)








TARIK DURSUN K.

   Tarık Dursun K. birlikte yaptığımız yürüyüşlerde bana, yazmakta olduğu ya da yazmayı tasarladığı roman ve hikayelerden söz eder, büyük bir alçakgönüllülükle ne düşündüğümü merak ederdi. Onun için roman yazmak, hikaye yazmaktan daha kolaydı. Çünkü, derdi, "Roman hoşgörülüdür, hataları bağışlar. Ama hikaye öyle değil. Hikaye karanfil ister." (AYDOĞAN YAVAŞLI - Aydınlık Kitap)







"Çünkü yaşanmışlık geçmiş zamana aittir. Oysa öykü geçmiş zamanı harç yaparak yeniden döküm yapmaktır."


NİHAT ZİYALAN









     Yaşar Kemal, Abidin Dino'yu konu alan bir yazısında, onun "Doksan Çiçek, Dokunsan Çiçek" başlıklı sergisine göndermede bulunmak için olacak, Anadolu'da çiçeklerin konuştuğundan söz etmişti. Ne var ki sanatçının resmine koyduğu çiçekleri resim diliyle konuşturmak da Abidin Dino'ya özgü bir yetenektir. Nitekim yıllar önce bu isim altında Ankara'da düzenlediği sergisindeki çiçek resimleri, izleyicinin görsel belleğinde benzer örneklerine belki binlerce kez tanık olduğumuz çiçek imgesinin dışında tılsımlı bir iz bırakmış olmalıdır. Benim belleğimde böyle bir iz bıraktığından rahatlıkla söz edebilirim. Şairlerin birer çiçek delisi olmalarını bir yana bırakalım... (KAYA ÖZSEZGİN - Aydınlık Gazetesi)



ABİDİN DİNO - YAŞAR KEMAL







Köşe başını tutan leylak kokusu
Yakamı bırak da gideyim  


OKTAY RİFAT







Tarık Dursun K. ayrılırken bize hep "Öpüldünüz çocuklar!" der, ardından eklerdi: "Çiçekler açtı."

AYDOĞAN YAVAŞLI








"Bir çiçeği öldürebilirsiniz ama baharı öldüremezsiniz."

CHE 

















Merhaba!

18 Aralık 2016 Pazar

İNSANLIK AŞKI




   Gazeteci Lisa Howard bir devrimcinin sahip olduğu en önemli özellik nedir diye sorar bir röportaj sırasında. Che yanıtlar: Aşk. Bu yanıt çok şaşırtmış olmalı ki tekrar etmekten kendini alamaz genç kadın. Aşk? "İnsanlık aşkı, doğruluk ve adalet aşkı. Bunları taşımıyorsa benliğinde, gerçek bir devrimci değildir o." 









...Almanya 2. Lig takımlarından FC Saint Pauli Alman futbol arenasının "bahar çiçeği" olarak bilinir. Hitler döneminde öldürülen yandaşlarının anısına, ölen insanların isimlerinin yazılı olduğu bir anıtı Millerntor Stadyumu'na diken ve "faşizm bir düşünce değil, bir suçtur" diyebilen ve bu görüşünü pankartlarla tribünlere asabilen St. Pauli yandaşlarının dünya üzerindeki tek derdi takımlarının Hamburg'u yenebilmesidir. Antifaşist mücadelenin bayraktarlığını yapan yandaşlarının, toplumsal olaylara karşı duyarlı olması ile St. Pauli'nin yaşamı öylesine uyumlu ve birbiriyle örtüşmüştür ki, bu duyarlılık karşısında St. Pauli kamp yeri olarak Küba'yı seçebilmektedir.
   Kulübünü ve yandaşlarını sosyalist olarak gören St. Pauililer, dünya üzerinde kulüp-semt uyumunu en üst düzeyde yakalayan bir sivil toplum örgütüdür. Bu bağlamda St. Pauli, kendini bir futbol takımı olarak değil de bir ülke olarak görmektedir ki, bayrakları bile var. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan terör olaylarında, ırk ayrımcılığı söylemlerinde ilk tepkiyi St. Pauli yandaşları göstermektedir. Solingen'de gurbetçilerimize yapılan kıyım karşısında tribünlere "Faşistleri s..... edin hepimiz kardeşiz" pankartını da asan onlar, maç izlerken Che Guevara tişortları giyen de yine onlar. Gezi direnişine selam duran St. Pauli yandaşları, takımıyla uyumlu bir yaşam biçimi oluştururken, küçük ama futbol dünyasında saygın bir yeri olan kendi dünyalarını kurmuşlar. Bu dünyanın içine tüm insanları sığdıracak kadar yüce gönüllü oldukları halde, takımı oluşturan oyuncuların tamamına yakını kendi semtlerinden yetişme...(METİN TÜKENMEZ - Aydınlık Gazetesi)






Hiç böyle ısınmamıştım 
Daldaki vişneye,
Vitrindeki aydınlığa,
Salça kokusuna mutfağımın,
Akan dereye, uçan buluta,
Hiç böyle ısınmamıştım yaşamaya.


EDİP CANSEVER







 ...Philippe Martinez sınıf mücadelesini sendika anlayışının temel ilkesi yapmış. Le Monde gazetesine göre Fransa'yı dize getirmeye kararlı bir büyük lider (Lider Maximo). Hedefinde Fransa Başbakanı'nın sendikaları zayıflatmak, işten çıkarmaları kolaylaştırmak, işçilerin kazanılmış haklarını yok etmek isteyen iş yasası tasarısının yasalaşmasını engellemek var. İşyeri toplu iş sözleşmelerinde işverenlere ücretlerde, yıllık ücretli izin sürelerinde, çalışma saatlerinde işçi aleyhine önemli değişiklikler yapma yetkisini getirerek işçilere büyük bir darbe vuracak ve sendikaların çok ciddi üye kaybına neden olacak iş yasası tasarısını Başbakan geri çekmeyeceğini ısrarla dile getirdi. Sendikaların gücünü ve işçilerin kazanılmış haklarını korumak amacı ile Philippe Martinez haftalardır haklı bir sınıf mücadelesi veriyor. Fransa Genel Çalışma Konfederasyonu CGT'nin 680 bin üyesi var. Bu üyeler demiryolları, metal, maden, matbaa, kamu işkollarında çalışıyor. Hepsi sendikalarına ve CGT'ye sımsıkı bağlı ve disiplinli. Philippe Martinez bir süre önce bir makale yazarak CGT'nin yaptığı eylemlerin amacını kamuoyuna anlatmak için bütün gazetelerin  bu makalesini yayınlamasını istedi. Komünist L'Humanite dışında hiçbir gazete bu makaleyi yayınlamak istemeyince CGT'nin üyesi matbaa işçileri L'Humanite dışında hiçbir gazetenin yayınlanmasına izin vermedi ve gazeteler o gün basılmadı...(ENGİN ÜNSAL-Aydınlık Gazetesi)







Yalnız insan merdivendir.
Hiçbir yere ulaşmayan
Sürülür yabancı diye
Dayandığı kapılardan.

Yalnız insan deli rüzgar
Ne zevk alır, ne haz verir.
Dokunduğu küldür uçar.
Sunduğu tozdur silinir.


LOUİS ARAGON







Kuş olsun,
İnsan olsun,
Yalnızlık sevmesini bilmeyenlerin icadı...


EDİP CANSEVER










Merhaba!

4 Aralık 2016 Pazar

MADENCİLER


GÜLE GÜLE COMANDANTE



"Sevgili Fidel'im,
Bizi bıraktın
ve ben ilk kez
seninle aynı fikirde değilim."

MİKİS THEODORAKİS











   İndiniz mi yerin 1000 metre altına hiç? Ya 500 metre? 100? O halde yeraltından seslerin nasıl geldiğini de bilmezsiniz.
   Peki ya, yeraltından çıkan birinin gözlerine baktınız mı hiç?
   Kapkara suratın arasında parlayan o iki nesnenin çekimine uğramadınız mı hiç?
   Çokkk, çok şeyden uzak yaşamışsınız demek ki.
   Dünyanın çekirdeğini görürsünüz orada.
   10 bin derece sıcaklığı...
   Zifiri karanlığı, ıssızlığın dibini görürsünüz orada.
   Aydınlığın gözleri kör eden güzelliğini görürsünüz orada.
   Ağlayan bebenin sesinde hayatın en dibini görürsünüz.
   Yavuklunun hayalinde Ferhat'ı görür, öyle vurursunuz kazmayı karanlıklara.
   Siz siz olun gazabına uğramayın bunların.
   'Sessiz atın tekmesi pek olur' derler ya, aynen öyle...(MEHMET AKKAYA - Aydınlık Gazetesi)






Ezilen halkı anlamak için komünist, sosyalist, sağcı, solcu, ateist ya da dindar olman gerekmiyor... İnsan ol yeter..!


CHE






   Tarihin elinde bir fotoğraf makinesi vardır. Ben de bilmiyordum, Prof. Dr. Server Tanilli'den öğrendim: Dünyaya gelen her insanın bu makineyle bir kez fotoğrafını çekermiş tarih; ama yalnızca bir kez! İkinci kez, yalvarsan yakarsan, tüm servetini önüne döksen de asla çekmezmiş. Nerede, ne zaman, bilinmez? Her insan, o tek fotoğrafına bakılarak anılırmış ileride, nasıl biriymiş bu, ne yapmış, diye! (SUNAY AKIN)


SERVER TANİLLİ







Bir insanda sevgi ne kadar varsa, o kadar mutlu yaşar dünyada.


TARIK AKAN







Merhaba!

4 Eylül 2016 Pazar

BİZ HALKIZ




   Çağımız, ortaklaşa düşünme çağıdır. Birlikte dünyayı ve hayatı anlamaya, yorumlamaya, giderek değiştirmeye çalışmak; toplumsal ve bireysel bir sorumluluktur. Hayattan, insandan ve bunların geleceğinden yana olmak, ortaklaşa çalışmayı gerektiriyor. Tek hücrelilerden amip gibi bölünerek çoğalmak değil, ancak birleşerek çoğalmak, hayatı yeniden kurabilir.


VEYSEL ÇOLAK

 




  "Fikirlerden yoksun bir hayatın ne değeri vardır ki? Jose Marti bir keresinde 'Fikir yığınları taş yığınlarından daha değerlidir' demişti. Fikirler insanlardan mı doğar? İnsanlarla mı yok olurlar? Fikirler insanlık tarihinin başından beri vardır. Türümüz var oldukça fikirler de var olacaktır. Ancak, insanoğlu akıl almaz bir kendi kendini imha kapasitesi olan ve sınırsız gözüken teknolojik gelişmeler ve siyasi az gelişmişlik nedeniyle daha önce hiç olmadığı kadar ciddi bir tehdit altındadır. Nereye baksak, soykırıma yakın savaşlar, iklim değişikliği, açlık, susuzluk ve eşitsizlik görüyoruz. İnsanların umutlu bir gelecek fikrine sıkı sıkı sarılmaya ve hayatta kalma mücadelesini bilim üzerinden yürütmeye ihtiyacı var. Bugün ancak bilimsel bir arayış adaletli olabilir. Bu parlak gelecekte, dünya çapında bir diktatörlük tarafından idare edilen günümüzün gelişmiş kapitalist sisteminin korkunç adaletsizliklerine yer olmayacaktır.
   Shakespeare, oyunlarından birinde 'Olmak ya da olmamak!' demişti. Bugün genç insanların önündeki alternatif budur. Bunu yok saymak, dünyada sadece birkaç on yıl daha yaşamayı tercih etmektir ki bu süre, tarihi düşündüğümüzde üç beş saniyeden fazla etmez."

  
FİDEL CASTRO







   


Geleceğe umutla bakması gereken gözler hayatın zorluklarıyla erken tanışıyor. Dünyayı sömüren kapitalist sistem minik bedenleri de ayırt etmiyor:
   - Ülkemizde milyonlarca çocuk işçi bulunmaktadır. Çocuklarımızın yarısı tarımda diğer yarısı ise sanayi ve hizmetler sektöründe çalışmaktadır.
   - Çocuk işçilik konusunda devlet politikalarının bir ortağı Avrupa Birliği'dir (AB). AB yetkilileri çocuk işçilik konusunda bir yandan devletin attığı adımlarla olumlu bir çizgide olduğunu söyleyerek övmektedir. Bu noktada kendi eliyle kurdurduğu ve mali olarak milyonlarca Avro aktardığı dernekleriyle sosyal bir imaj çalışması çizmektedir. Oysa Türkiye'de çocuk işçiliğin artışında AB'nin uygulattırdığı, tarımı çökerten ve sanayiyi daha da bağımlaştıran politikalar bulunmaktadır.
   - 2013 yılında çalışırken yaşamını yitiren hiçbir göçmen çocuk tespit edilememişken, 2014 yılında 5 Suriyeli çocuk, 2015 yılında 12 Suriyeli çocuk, 2016 yılında 2 Suriyeli çocuk olmak üzere 19 Suriyeli çocuk iş cinayetlerinde katledilmiştir. Genel olarak çocuklar içinde iş cinayetlerinin yüzde 9,8'inde Suriyeli çocuklar katledilmiştir. Bu durum Türkiye-AB arasındaki göçmen politikalarının doğrudan yansımasıdır.(Aydınlık Gazetesi)



   Boston Consulting tarafından yayımlanan Küresel Zenginlik 2016 raporunda dünya nüfusunun %1'inin, toplam zenginliğin %47'sine sahip olduğu belirtiliyor.
   Nüfusun %1'inin 2013'te sahip olduğu zenginliğin yüzdesinin %45 olduğu bildirilirken, artışın küresel eşitsizliğin artmakta olduğunu gösterdiği söyleniyor. 

  Günümüzde insanlığın üretebildiği ürünler, tüm insanlığın temel gereksinimlerinin karşılanabilmesi için yeterlidir. Ancak insanların küçük bir kesiminin akıl almaz bir lüks içinde yaşayabilmesi için, insanlığın büyük bölümü insanca yaşama olanağından yoksun bırakılıyor. (YILDIRIM KOÇ-Aydınlık Gazetesi)





"Dünyanın neresinde olursanız olun;
bir insan haksızlığa uğruyorsa, eziliyorsa, onun yanında olun ve ona kavgasında yardımcı olun.
Çünkü bu, bir devrimcinin en büyük özelliğidir."



CHE







Halkım ben, parmakla sayılmayan
Sesimde pırıl pırıl bir güç var
Karanlıkta boy atmaya
Sessizliği aşmaya yarayan

Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
Tohuma dururlar yeniden
Ve halk, toprağa gömülü 
Tohuma durur bir yerde
Buğday nasıl filizini sürer de
Çıkarsa toprağın üstüne
Güzelim kızıl elleriyle
Sessizliği burgu gibi deler de

Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.


 PABLO NERUDA






"Tarih kralların çiftliği değil, milletlerin tarlasıdır."

VOLTAIRE










Merhaba!