Tarık Dursun K. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarık Dursun K. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2020 Pazar

SANATÇI HALLERİ





ORSON WELLES


   Orson Welles, bir karakış akşamı, söyleşi için davet edildiği salona ulaştığında, salonu ancak onda biri dolu bulmuş karşısında... "Ben..." demiş, "Orson Welles'im... Yazarım, ozanım, besteciyim, ressamım, tiyatro sanatçısıyım, karikatüristim, set dekoratörüyüm, sanat eleştirmeniyim, seslendirme sanatçısıyım, kostüm tasarımcısıyım, öykü yazarıyım, radyo oyunları yazarıyım, prodüktörüm, senaristim, yönetmenim... Karşımda, sizler ne kadar azsınız!" (TARIK DURSUN K. - Geçti Akşam Suları)



***




LUDWIG VAN BEETHOVEN


   Ludwig van Beethoven, Appassionata Sonatı'nı besteledikten sonra bir akşam notaları yanına alıp, kendisine arada bir sınırlı maddi destek sağlayan Prens Lobkowitz'in evine gitmişti. Kötü bir rastlantı, o akşam prensin evinde o sıralarda Viyana'yı işgal etmiş bulunan Fransız ordusunun ileri gelen subayları yemekteydi. Israrları reddedemeyen Beethoven mecbur olmuş, yemek masasına oturmuştu. Fransız subaylar bir süre sonra ondan piyano çalmasını rica ettiler.
 Ne var ki, Beethoven bunu hiç istememişti ve isteği reddetti. Fransız subayların ısrarları giderek tehdide dönüşmekteydi. Sonunda Beethoven kalktı ve oradakilere hiç çekinmeden şu sözleri söyledi:
 "Siz soylular, prensler, prensesler, kontlar, subaylar... Siz öyle doğduğunuz için bu sıfatları taşıyorsunuz. Konumunuz bir rastlantıdan ibaret. Başka bir özelliğiniz yok ve sizden o kadar çok var ki... Ama Ludwig van Beethoven yalnızca bir tane var..."
  Sonra kalkarak çıktı. Ev sahibinin gitmemesi için yaptığı ısrarlı ricalar sonuç vermedi. Beethoven o geceki fırtınalı, yağmurlu havada evine gitmek için bir araba bulmak ümidiyle yürüdü, yürüdü... O sırada elinde bulunan notalar ıslanıp mahvolmuş, bir kısmı uçmuş gitmişti. Besteci daha sonra sonatı yeniden notaya alacaktı. (LEVENT ÖZÜBEK - soL GAZETE)  



***



Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım. 

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir..

Üstü kalsın..



CEMAL SÜREYA


   59 yaşında koskoca Darphane Müdürü ve Maliye Müfettişi öldü. O yıllardaki moda deyişle, bir dikili ağacı bile yoktu.
    O şimdi bir yerlerden övünüyordur bunun için.
    Cemal Süreya'yı sevmekle güzel bir sevinç yaşayabilir insan okurken. Biz tanırken o sevinci yaşadık.
    Son şiirinin adı "Üstü Kalsın". Sanki son yudumda bir ders verirmiş gibi...
  "Üstü Kalsın" diye bir şiir yazarsan, çok geçmeden ölmeyi bilmek gerekir. Yok, eğer ölmez de yaşamayı sürdürürsen, madara olursun. (NECATİ TOSUNER - BirGün Gazetesi)



***



ATAOL BEHRAMOĞLU'dan
TARIK AKAN'a

Onu bir şeye benzet deseler
Derdim ki farksızdı yanardağdan
Dışardan sakin, dingin, suskun
İçi ateşle dolup taşan




TARIK AKAN


   Benim için ağır bir kayıptı, hep eksikliğini hissettim ve hissedeceğim. Tarık Akan iyi bir oyuncu ve iyi bir insandı. Bazı insanlar önemlidir ama hiç değerli değildir, Tarık ise hem önemli hem de değerliydi. İlke adamıydı, düşüncelerinin arkasında durmayı bildi. Tarık'ın unutulduğunu zannedenler cenazesinde şaşkınlığa uğradılar. Unutulmaz böyle insanlar... (MÜJDAT GEZEN - Cumhuriyet Gazetesi) 



***



"Sanatçının büyüklüğü, sahneye çıkarken değil, sahneden inerken anlaşılır."


AYDIN BOYSAN







Merhaba!

29 Ocak 2017 Pazar

KIŞIN İZLERİ




nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır
oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar



ATTİLÂ İLHAN










FETHİ NACİ


   Fethi Naci, 1980' lerin ortalarında Hürriyet Gösteri dergisine yazdığı bir yazıda "Acıyı yaşadım ben ve yalnızlığı ve sevgisizliği. Bir ölüm kaldı, o da umurumda değil. Ölüm yaşanmıyor ki..." demişti.
   24 Aralık 1976, biricik kızı Deniz'i 21 yaşında kaybettiği gündü. Sahil yolunda Zeytinburnu civarında denize uçan bir arabadaydı Deniz. Aynı arabada annesi, Fethi Naci'nin bir süre önce ayrıldığı eşi Emel Hanım da vardı... (TUNCA ARSLAN - Aydınlık Gazetesi)









vay bana!
bu kara gecede nereye asayım yamalı ceketimi
ki açayım bağrımı da
boşansın haddinden fazla derdim
saplanınca zehre bulanmış onca kurşun
vay bana!



NİMA YOUSHİJ










Yağmur yağar ve camlarda kışın izleri kalır.



TARIK DURSUN K.









Merhaba!

8 Ocak 2017 Pazar

ARILAR VE ÇİÇEKLER




   "Arının yaptığı tatlı bir kuyumculuk, demişler. Çiçekten çiçeğe çapkınlığı da cabası..."


FAHRİ ERDİNÇ
(Kore Nire)









  ...Orhan Kemal'in düzyazıya başlaması Nâzım'la ayaküstü tanıştıktan sonra, 52 numaralı tecrit odasında birlikte kalmaya başladıktan sonradır. Aslında idare Nâzım'a başka oda vermiştir ama Nâzım yalnız kalmak istememektedir; "Hayal bile edemezsiniz, nasıl nefret ederim yalnızlıktan...Bir tek satır yazamam, çıldırırım." Konuşurlarken bir ara söz Orhan Memal'in şairliğine gelir. Orhan Kemal okumaya başlar, ilk dörtlük bitmeden durdurur Nâzım, ikinci, üçüncü şiir için de yargı aynıdır: "Berbat!" Aylar sonra yazdığı şiiri yine Nâzım'a okur Orhan Kemal; "Beyrutta, / Yeni İstanbul lokantasında, / Bulaşıkların başındayım. / On sekiz yaşındayım. / Saçlarım taralı ve parlak, / Aklımda Eleni." Şiirin devamı vardır ama Nâzım daha fazla katlanamamıştır. Bir başka gün raslantısal olarak roman başlangıcı geçer eline Nâzım'ın. Okur beğenir. İşte o zaman Orhan Kemal'in yazınsal yaşamını değiştirecek ve belirleyecek ünlü sözünü söyler: "Birader, neden bahsetmediniz bundan. Siz düzyazı yazın, düzyazı!" (HALİT PAYZA - Aydınlık Kitap)








TARIK DURSUN K.

   Tarık Dursun K. birlikte yaptığımız yürüyüşlerde bana, yazmakta olduğu ya da yazmayı tasarladığı roman ve hikayelerden söz eder, büyük bir alçakgönüllülükle ne düşündüğümü merak ederdi. Onun için roman yazmak, hikaye yazmaktan daha kolaydı. Çünkü, derdi, "Roman hoşgörülüdür, hataları bağışlar. Ama hikaye öyle değil. Hikaye karanfil ister." (AYDOĞAN YAVAŞLI - Aydınlık Kitap)







"Çünkü yaşanmışlık geçmiş zamana aittir. Oysa öykü geçmiş zamanı harç yaparak yeniden döküm yapmaktır."


NİHAT ZİYALAN









     Yaşar Kemal, Abidin Dino'yu konu alan bir yazısında, onun "Doksan Çiçek, Dokunsan Çiçek" başlıklı sergisine göndermede bulunmak için olacak, Anadolu'da çiçeklerin konuştuğundan söz etmişti. Ne var ki sanatçının resmine koyduğu çiçekleri resim diliyle konuşturmak da Abidin Dino'ya özgü bir yetenektir. Nitekim yıllar önce bu isim altında Ankara'da düzenlediği sergisindeki çiçek resimleri, izleyicinin görsel belleğinde benzer örneklerine belki binlerce kez tanık olduğumuz çiçek imgesinin dışında tılsımlı bir iz bırakmış olmalıdır. Benim belleğimde böyle bir iz bıraktığından rahatlıkla söz edebilirim. Şairlerin birer çiçek delisi olmalarını bir yana bırakalım... (KAYA ÖZSEZGİN - Aydınlık Gazetesi)



ABİDİN DİNO - YAŞAR KEMAL







Köşe başını tutan leylak kokusu
Yakamı bırak da gideyim  


OKTAY RİFAT







Tarık Dursun K. ayrılırken bize hep "Öpüldünüz çocuklar!" der, ardından eklerdi: "Çiçekler açtı."

AYDOĞAN YAVAŞLI








"Bir çiçeği öldürebilirsiniz ama baharı öldüremezsiniz."

CHE 

















Merhaba!

25 Aralık 2016 Pazar

AGANTA BURİNA BURİNATA




   Onun için cennet ve cehennem denizin yeşile tempo tutan yeşil ve mavisindedir. Cevat Şakir Kabaağaçlı kendi anlatımı ile ilk defa Bodrum'dan Ege'ye baktığı sahilinde diz çöktüğü gün ölmüş, o kıyıda küllerinden yeniden "Halikarnas Balıkçısı" olarak doğmuştu. Eserlerinde deniz diliyle özgürlüğü, başkaldırışı, kayıpları, kederleri, bunalımları, korkuları, insanoğlunun geçmiş ve gelecek arayışlarını anlatır:
  "Bana son olarak verilen kumandayı tekrar et dedi. Ben de ciğerlerimi doldurarak olanca sesimle aganta burina burinata diye bağırdım."


   Halikarnas Balıkçısı'na "Çağdaş Homeros" denmesi boşuna değil. 
...Anlatım tarzının böyle "kabına sığmayan" tarzda oluşu, onun anlattıklarıyla da bire bir ilgilidir. Dolu dolu bir yaşam sevinci, doğa ve insan sevgisi taşar yazdıklarından. Acı bir olayı anlatırken bile içinde bu sevgiyi hissetmek mümkündür. Doğayı, denizi böylesine yaşayan bir varlık olarak edebiyatımıza katan Halikarnas Balıkçısı'dır. Toprağın her halini destan gibi anlatan Yaşar Kemal; "Biz toprağı denizci Halikarnas Balıkçısı'ndan öğrendik" der...
   Yine aynı yazıda Yaşar Kemal; "Eğer Halikarnas Balıkçısı denize başlamamış olsaydı Sait Faik olmazdı. Olurdu belki de denizi böyle sıcacık anlatan bir Sait Faik olmazdı" diye yazar. (MESUT ÖRS-Aydınlık Kitap)
   



Fırtınaları ayağınıza
Meltemleri saçınıza yollayacağım.
Yakamozlar tırmanacak göğsünüze
Martılara söyleyeceğim gelsinler.


SAİT FAİK 






      Kampana vurur, vapur demir alır gürültülerle. Fiyakacı kaptan "işte ben gidiyorum Bandırma kenti, ne halin varsa gör bensiz..." diyerek üst üste düdük çalar. Kapıdağı Burnu yol verir. Sonra açık deniz... Sonrası, motorların tekdüze sesi ... Sonrası, çıplak ve tezek kokulu ana güverte. Bir rüzgâr eser, üşütür. Burnu kıvrılana kadar bizi uğurlayan martılar gerisingeri dönmüşlerdir. Aptal ve en yavru biri, inatla kanat vurup peşimizden gelir. Derken yorgunluk kanatlarından süzülür ve korku dağları bekler. Çığlıkları pişmanlık çığlıklarıdır.
   Bakınır ve tek martı göremez. Bakınır ve korkar. Çok uzun açar kanatlarını; dört dolanır, yavaş pikelerle aklı başına gelir, telaş içinde gagasının kırmızısını Bandırma'ya çevirir.
   Yolun açık olsun yavru martı! Hiç korkma... Bak, açıklardan tatlı bir esinti çıktı ve kanatlarını yormadan, bir planör sessizliğinde seni alacak, doğru Bandırma'ya götürecek.


TARIK DURSUN K.
(Geçti Akşam Suları)





İnsan; 
Denizin olmadığı yerde,
Umut adına,
Martı olmalı...


NAZIM HİKMET
(Tablo: CELİLE HANIM)





"Deniz öyle bir öğretmendir ki insanın sivriliklerini törpüler, yumuşatır, terbiye eder! 
Onunla dost olanın yüreğinde, öfke ve kin değil yalnızca sahici sevdalar barınır..."

ESRA KAHRAMAN
(Segâh Makamı)







NURULLAH BERK
(Fırtına)





Gün olur, alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşi sıra.

Dünyalar vardır düşünemezsiniz;
Çiçekler gürültüyle açar;
Gürültüyle çıkar duman topraktan.

Hele martılar, hele martılar,
Her bir tüylerinde ayrı telaş!..

Gün olur, başıma kadar mavi;
Gün olur, başıma kadar güneş;
Gün olur, deli gibi...


Heeey
Ne duruyorsun be, at kendini denize;
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, her yanda hürriyet;
Yelken ol, dümen ol, kürek ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere...


ORHAN VELİ
(Görsel çalışma: KÜRŞAT COŞGUN)








Merhaba!

23 Ağustos 2015 Pazar

ŞİİRE DAİR




Omuzlarında hayat ve şiir
Alınterinden bir yürüyüş

Sen tek başına değilsin..

ABDÜLKADİR BULUT




Şiirlerim hiçbir zaman
böyle dolmadı ağzına kadar
seninle ey sevgili yurdum
ve hiç bu kadar çırpınmadı
seni tutuşturan yaralar için
can havliyle



   1966 yılının 10 Kasım'ında düzenlenen Atatürk'ü anma etkinliğinde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle hakkında dava açılan Abdülkadir Bulut, Cemal Süreya tarafından "Kasabalı Lorca" olarak tanımlanmıştı.
   12 Eylül'den sonra da davalardan yakasını kurtaramayan şair, 8 Ağustos 1985'te Silifke'deki duruşmaya gitmek için Anamur'dan minibüse bindi. Minibüsün bozuk kapısı bir virajda aniden açılıverdi ve Abdülkadir Bulut yola savrularak hayatını kaybetti.








   "Şiir sever misiniz?.. Ben severim. Şiirin 'göklerde yükselen nazenin bir balon' olması bir yana, inanın, hayatı yontan, insanın beş duyusunu birden ayaklandıran bir özelliği vardır. Şairler bunu bilirler ve hınzırca, bizim onca duygumuza toptan seslenirler."

TARIK DURSUN K.






Her dakikasını ayrı hatırlarım
Erenköy'de geçen zamanımın
Rüyama girer üçü bir arada
İstanbul, bahar ve Türkânım
Bir odamız vardı etrafı sarmaşık
Bostanlara bakan penceremiz
O güller kadar taze
Ben ona deli gibi aşık

OKTAY RİFAT




   Oktay Rifat askerliğini yaparken Zonguldak'ta valinin kızı Türkân'a aşık olmuş ve sonra onunla evlenmişti. Türkân o dönemde "ince hastalık" denilen vereme yakalanmıştı. Sonra da veremden yaşamını yitirmişti. Zonguldak'ta, Türkân  için çok görkemli bir cenaze töreni yapılmıştı. Aynı günlerde Zonguldak'ta yaşayan ve verem olan şairler Muzaffer Tayyip Uslu ve Rüştü Onur bu olay üzerine "Vali bile kızını veremden kurtaramadığına göre biz nasıl kurtulacağız" diye umutsuzluğa düşmüşlerdi. (EROL ERTUĞRUL-Aydınlık Gazetesi) 






Ölüm içimde
Ölüm dışımda
Ölüm talihsiz aşımda
Ölüm kuru başımda
Teselli benim gözyaşımda




RÜŞTÜ ONUR


"Rüştü Onur şiirleriyle hayatını, daha doğrusu ölümünü bir arada götürmüş."

(CEMAL SÜREYA)




Diyecekler ki arkamdan
Ben öldükten sonra
O, yalnız şiir yazardı
Ve yağmurlu gecelerde
Elleri cebinde gezerdi
Yazık diyecek
Hatıra defterimi okuyan
Ne talihsiz adammış
İmanı gevremiş parasızlıktan...





Güzel olan yaşadığımızdır
Bir gün öleceğimiz değil

MUZAFFER TAYYİP USLU








Merhaba!






6 Nisan 2014 Pazar

HAYATA DAİR

    

    "Hayat, mücadeleden ibarettir. Bundan dolayı hayatta yalnız iki şey vardır: Galip olmak ve mağlup olmamak"

                                                                            MUSTAFA KEMAL


      Tarık Dursun'un " Denizin Kanı" adlı romanında Şaban Reis şöyle der:

   "Dayanacağız. Sonuna kadar. Ahtapot dediğin hemencecik pes etmez. Bir kolunu kes, on kolu kalır, iki kolunu kes, dokuz. Bütün kollarını kesmeye ise, adamın gücü, kuvveti yetmez."



TARIK DURSUN K. ( d. 1931, İzmir) Yazar ve yayınevi yöneticisi.
     

        Berber Hüseyin. Mehmet Başaran' ın " Yüreğinin Sesi Zeytin Ülkesi" kitabındaki kahramanı. Şöyle diyor:

       " İlkçağdan beri olagelen işler bunlar. Suyun ödevi akmak, onlarınki de akarsuya kilit vurmaya çalışmak. Yüzyıllar geçmiş vurabilmişler mi? Öldürmüşler, yakmışlar, kapamışlar susturabilmişler mi? Dedelerinin, ağababalarının yapamadığını bunlar mı yapacak?"



   
      MEHMET BAŞARAN ( d. 1926 Ceylanköy- Lüleburgaz- Kırklareli) Şair, yazar. Kepirtepe Köy Enstitüsü' nü ve Hasanoğlu Yüksek Köy Enstitüsü' nü bitirdi. Askerliğini yaparken Yedeksubay Okulu' ndan çavuşa çıkarıldı.



ve cellat uyandı yatağında bir gece
tanrım dedi bu ne zor bilmece
öldükçe çoğalıyor adamlar
ben tükenmekteyim öldürdükçe



ATAOL BEHRAMOĞLU ( d. 1942 Çatalca- İstanbul) Şair, yazar, çevirmen. 1982'de Barış Derneği kurucu ve yöneticisi olarak tutuklandı. Cezaevinde bulunduğu sırada, Asya- Afrika Yazarlar Birliği Lotus Ödülü' nü kazandı.



Ağaçların meyve verebilmesi için çiçekler ölür.

( Çin atasözü )



Merhaba!