Ludwig van Beethoven etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ludwig van Beethoven etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2024 Pazar

BEETHOVEN: MÜZİĞİN OZANI

 


LUDWIG VAN BEETHOVEN


Müzikle iç içe bir yaşam sürse de istediği başarıyı bir türlü yakalayamayan mutsuz, öfkeli bir babanın neden olduğu sıkıntılı bir evde, iki oğlan kardeşiyle büyür Ludwig.
Dört beş yaşlarındayken başlar müzik yaşamı ancak kendisiyle ve eviyle (aslında hayatla) kavgalı babasının zorbalığı bütün aile için gün günden çekilmez olur. 
Ludwig, ortanca kardeşi Karl'la Ren Nehri kıyısında doğanın seslerine kulak vererek baş etmeye çalışır bu hoyratlıkla...
Baba Johann, üç oğlunun da müzikle uğraşmasını, başarılı olmasını ve eve para getirmelerini beklemektedir.
Ludwig'i o gün ne yaptığı, ne kadar çalıştığı konusunda öfkeyle sorguya çekmesine kardeşi Karl dayanamayıp babasına direnir.
Öfkelenen Johann'ın Karl'ı cezalandırma tavrı üzerine o şiddetli tokadı araya giren Ludwig yer.
Anlatının başında tanık olduğumuz bu sahne, Ludwig'in ağrılı, kederli yaşamına ilişkin de ipuçları verir bize.
Sağlığının genç yaşlarında bozulmaya başlaması ve yaşamının büyük bölümünü duyma yetisinden yoksun geçirmesinde çocukluk yıllarının bu hoyrat ortamının yerini ve payını hikâyenin akışında derinden duyumsarız.


"Ben müziğin eliyim. Bulutların arkasını gören, doğanın dilini bilen..."

Bir bestecinin çok ötesinde bir sanatçıdır Beethoven, notalarla şiirler söyleyen bir ozandır o. Doğayı başka türlü görür, algılar, duyumsar.
Çocuk yaşlarda Ren kıyılarında yakaladığı doğanın seslenişini, renklerini, kokularını yaşamının her anında derinden duyumsamış, bestelerini hep o seslerle bezemiş, esinini bütünüyle doğadan almıştır.

Beethoven: Müziğin Ozanı [GÖKNİL ÖZKÖK - Can Yayınları], bize büyük bir sanatçıyı yakından tanıma, onun yaşam gerçeğine sızma olanağı verirken çağdaşı sanatçılarla da buluşturur bizi. Salieri, Mozart, bir dönem dersler aldığı Haydn bu sanatçılar arasındadır. Viyana'da, imparator Joseph saraya davet eder Beethoven'ı. Sarayın baş bestecisi Salieri, bestelerini yorumladığı Mozart'la da orada tanışır genç Ludwig. Ve onlara son yazdığı piyano sonatını çalar. İmparator çok beğense de Mozart için Avrupa böylesi genç sanatçılarla doludur. Hayranı olduğu sanatçının sözlerini duyan Ludwig, "Bay Mozart bana bir tema çalsınlar, ben de onun üzerine doğaçlama yapayım" der. Mozart ufak tefek haliyle, kendinden daha cüsseli olan Beethoven'ın yanına yaklaşır, "Peki öyleyse, güzel fikir, gösterin marifetinizi" diyerek piyanonun başına geçer. Oturur oturmaz da çok güzel bir tema çalar. Sonra aynı ifadeyle tabureyi işaret eder Ludwig'e. Mozart'ın ilk notasıyla tüm ezgi kafasında çalmaya başlayan Beethoven'ın yorumu olağanüstüdür. Doğaçlaması çok başarılı olan Beethoven yorumunu bitirdiğinde Mozart, "Bravo, ne diyebilirim ki... Piyano çalışınız muhteşem ama müzikle konuşabilmeniz etkileyici..." demekten alamayacaktır kendisini. 

Desen: KUTLAY SINDIRGI

Beethoven'ı farklı kılan bir yanı da sarayın, seçkinlerin, tuzu kuruların müzisyeni / sanatçısı olmayı, sarayın doğadan uzak, boğucu havasında ekmek elden su gölden de olsa yaşamayı ve yaratmayı ömür boyu reddetmiş oluşudur. 
Sarayda her şey vardır, güzeldir belki ama Beethoven için müzik böyle şatafatlı ortamlarda yapılacak ve erişilmesi güç bir şey olmamalı aksine "Bir çocuğun söylediği şarkı kadar kolay ulaşmalıdır kulaklara". Sarayların altın sırmalı, dev tokmaklı kapılarının ardında tutsak olmamalıdır.

(Y. BEKİR YURDAKUL - Cumhuriyet Kitap)






Merhaba!

13 Eylül 2020 Pazar

SANATÇI HALLERİ





ORSON WELLES


   Orson Welles, bir karakış akşamı, söyleşi için davet edildiği salona ulaştığında, salonu ancak onda biri dolu bulmuş karşısında... "Ben..." demiş, "Orson Welles'im... Yazarım, ozanım, besteciyim, ressamım, tiyatro sanatçısıyım, karikatüristim, set dekoratörüyüm, sanat eleştirmeniyim, seslendirme sanatçısıyım, kostüm tasarımcısıyım, öykü yazarıyım, radyo oyunları yazarıyım, prodüktörüm, senaristim, yönetmenim... Karşımda, sizler ne kadar azsınız!" (TARIK DURSUN K. - Geçti Akşam Suları)



***




LUDWIG VAN BEETHOVEN


   Ludwig van Beethoven, Appassionata Sonatı'nı besteledikten sonra bir akşam notaları yanına alıp, kendisine arada bir sınırlı maddi destek sağlayan Prens Lobkowitz'in evine gitmişti. Kötü bir rastlantı, o akşam prensin evinde o sıralarda Viyana'yı işgal etmiş bulunan Fransız ordusunun ileri gelen subayları yemekteydi. Israrları reddedemeyen Beethoven mecbur olmuş, yemek masasına oturmuştu. Fransız subaylar bir süre sonra ondan piyano çalmasını rica ettiler.
 Ne var ki, Beethoven bunu hiç istememişti ve isteği reddetti. Fransız subayların ısrarları giderek tehdide dönüşmekteydi. Sonunda Beethoven kalktı ve oradakilere hiç çekinmeden şu sözleri söyledi:
 "Siz soylular, prensler, prensesler, kontlar, subaylar... Siz öyle doğduğunuz için bu sıfatları taşıyorsunuz. Konumunuz bir rastlantıdan ibaret. Başka bir özelliğiniz yok ve sizden o kadar çok var ki... Ama Ludwig van Beethoven yalnızca bir tane var..."
  Sonra kalkarak çıktı. Ev sahibinin gitmemesi için yaptığı ısrarlı ricalar sonuç vermedi. Beethoven o geceki fırtınalı, yağmurlu havada evine gitmek için bir araba bulmak ümidiyle yürüdü, yürüdü... O sırada elinde bulunan notalar ıslanıp mahvolmuş, bir kısmı uçmuş gitmişti. Besteci daha sonra sonatı yeniden notaya alacaktı. (LEVENT ÖZÜBEK - soL GAZETE)  



***



Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım. 

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir..

Üstü kalsın..



CEMAL SÜREYA


   59 yaşında koskoca Darphane Müdürü ve Maliye Müfettişi öldü. O yıllardaki moda deyişle, bir dikili ağacı bile yoktu.
    O şimdi bir yerlerden övünüyordur bunun için.
    Cemal Süreya'yı sevmekle güzel bir sevinç yaşayabilir insan okurken. Biz tanırken o sevinci yaşadık.
    Son şiirinin adı "Üstü Kalsın". Sanki son yudumda bir ders verirmiş gibi...
  "Üstü Kalsın" diye bir şiir yazarsan, çok geçmeden ölmeyi bilmek gerekir. Yok, eğer ölmez de yaşamayı sürdürürsen, madara olursun. (NECATİ TOSUNER - BirGün Gazetesi)



***



ATAOL BEHRAMOĞLU'dan
TARIK AKAN'a

Onu bir şeye benzet deseler
Derdim ki farksızdı yanardağdan
Dışardan sakin, dingin, suskun
İçi ateşle dolup taşan




TARIK AKAN


   Benim için ağır bir kayıptı, hep eksikliğini hissettim ve hissedeceğim. Tarık Akan iyi bir oyuncu ve iyi bir insandı. Bazı insanlar önemlidir ama hiç değerli değildir, Tarık ise hem önemli hem de değerliydi. İlke adamıydı, düşüncelerinin arkasında durmayı bildi. Tarık'ın unutulduğunu zannedenler cenazesinde şaşkınlığa uğradılar. Unutulmaz böyle insanlar... (MÜJDAT GEZEN - Cumhuriyet Gazetesi) 



***



"Sanatçının büyüklüğü, sahneye çıkarken değil, sahneden inerken anlaşılır."


AYDIN BOYSAN







Merhaba!