Diego Rivera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diego Rivera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2017 Pazar

FRİDA KAHLO - YAŞASIN HAYAT




   1913
   Frida Kahlo 6 yaşında çocuk felci geçirdi ve bu sebepten dolayı bir bacağı daha inceydi. Bu yüzden uzun etekler giyen Kahlo, kendisine "Tahta Bacak Frida" denmesine oldukça içerliyordu.

    1925
   Okul dönüşü bindiği otobüs bir tramvayla çarpıştı. Frida'nın sağ bacağı on bir yerden kırılmış, ezilmiş, sol omzu çıkmış, leğen kemiği de üç yerden kırılmıştı. 32 kez ameliyat edilen Frida'nın sakat olan sol bacağı kesilecekti.




"Ayaklar, uçmak için kanatlarım varken size neden ihtiyaç duyayım?"




   Ailesiyle birlikte Coyoacan'da yaşayan Kahlo'nun oturduğu ev, sahip olduğu renkten dolayı Mavi Ev olarak anılıyordu. Ve sanatçı hayatının büyük bölümünü dış duvarları kobalt mavisi renkte boyanmış olan bu evde geçirecekti.





   Yatağa bağımlı olduğu dönemde ailesi ona resim yapması için tuval ve boya hediye etti. "Aslında pek de önem vermeksizin resim yapmaya başladım" diyecekti Frida. Kendisini görebilmek için yatağın üstüne bir ayna koydurdu. O aynaya bakarak otoportreler yaptı.




   Yaşarken ünlü olan nadir ressamlardan biri olan Kahlo için Picasso:
 "Biz onun gibi insan yüzleri çizmeyi bilmiyoruz" demişti.



    1929
   1927 yılı sonunda yürümeye başlayan Kahlo, bu dönemde sanat ve politika çevreleri ile yakın ilişkiler kurmaya başladı. Kübalı önder Julio Antonio Mella ve fotoğraf sanatçısı Tina Modotti bu isimlerden ikisiydi. Birlikte davetlere gidiyor, sosyalistlerin tartışmalarına katılıyorlardı ve Kahlo, 1929'da Meksika Komünist Partisi'ne üye oldu. 
   Resim çalışmalarına devam eden Kahlo, eserlerini takip ettiği ve Meksikalı Michelangelo olarak anılan ünlü ressam Diego Rivera'yla da tanışmak istiyordu. Rivera'nın kendi resimleriyle ilgili fikrini merak eden Frida, ondan resimlerine bakmasını istedi. Bu, Diego ile yaşayacakları uzun ve fırtınalı aşkın da başlangıcıydı. İki sanatçı, 21 Ağustos 1929'da dünya evine girdi.



Fotoğraf: TİNA MODOTTİ




   Ne yaşarsa yaşasınlar, hatta Frida kendi adına ne hata yaparsa yapsın Diego onun için her zaman özel ve önemli oldu:
   "Başlangıç Diego... Yapıcı Diego... Çocuğum Diego... Ressam Diego... Babam Diego... Oğlum Diego... Sevgilim Diego... Kocam Diego... Dostum Diego... Anam Diego... Ben Diego... Evren Diego..."
   Frida yeri gelip onu yalnız bırakan, yeri gelip kendinden daha iyi resim yaptığı için kıskanan Diego'yu her şeyi saymıştı.





   "Fiil icat etmek mümkün mü? Sana bir tanesini söylemek istiyorum: Seni göklüyorum. Kocaman kanatlarım seni limitsizce sevmek için genişliyor. En başından beri birlikte olduğumuzu, aynı malzemeden yapıldığımızı, aynı dalga boyunda olduğumuzu ve içimizde aynı hisleri taşıdığımızı hissediyorum. Zekân, alçak gönüllülüğün, her şeyin benzersiz. Yaşamı zenginleştiren sensin. Olağanüstü dünyanda sana sunabileceğim tek şey bu gerçek; her zaman en derin parçalarını bile el üstünde tutacağım. Bunu kabul ettiğin için teşekkür ederim, yaşadığın için teşekkür ederim."





"Hayatımda iki büyük kaza geçirdim;
 biri Diego'ydu ve diğerinde ise bir tren az daha beni öldürüyordu. 
Diego kesinlikle çok daha yıkıcıydı."




   1953
   1950'li yıllara gelindiğinde sağlık durumu daha da kötüleşmişti. Omurgasındaki sorunlar nedeniyle 9 ay hastanede yattı. 1953 yılına gelindiğinde hayat Frida için pek de cömert sayılmazdı. Yurtdışında sergiler açmış bir ressam olarak ülkesindeki ilk sergisini o yıl gerçekleştirebildi. O dönem yataktaydı ve kesinlikle çıkmaması gerekiyordu. Ancak Frida'nın, kendi ülkesindeki ilk sergisinin açılışını kaçırmaya hiç de niyeti yoktu. Madem yataktan çıkamıyordu, o halde yatağı ile sergiye giderdi. Aynen öyle yaptı.


  



                1954
                Ölmeden önce tamamladığı son tablosuna "Kökler" adını verdi:










Merhaba!

4 Haziran 2017 Pazar

EŞİTSİZLİK




DİEGO RİVERA
(Meksika'nın Tarihi)






      "Latin Amerika'nın Kesik Damarları - EDUARDO GALEANO."  Sömürgeciliğin ne kadar korkunç bir şey olduğunu da bu kitaptan öğrendim. Avrupalılar ucuz teneke tüketebilsin diye, madenlerde hayatını tüketen Bolivyalı işçilerin hikâyesi de buradaydı çünkü. Galeano, olayları ve insanları resmetme konusundaki becerisi sayesinde, beni elimden tutmuş Catavi mezarlıklarına götürmüştü mesela. Catavi mezarlıklarında, "kör adamlar bir peni karşılığında ölülerin ruhuna dua okuyorlardı" ve pek işsiz kalmıyorlardı çünkü "bembeyaz haçlardan oluşan bir mezar taşı ormanı onların arkasında uzanıp gidiyordu." Bolivya'ya dair hatırladıklarımdan biri, "bu madenci kamplarında doğan her iki çocuktan birinin doğar doğmaz hayata gözlerini yumduğu," geri kalanının da büyüyünce madenci olduğuydu. Hayatta kalmayı başaranların pek azı 35 yaşını görebiliyordu, çünkü o yaşa gelene kadar ciğerleri tamamen maden tozuyla doluyor ve nefes alamaz oluyorlardı.(MELTEM GÜRLE - BirGün Gazetesi)



EDUARDO GALEANO


...Gücü elinde bulunduran egemenler ötekileri yiyeceğe, barınmaya, yaşamaya aç bıraktığı gibi artık gerçekliğe de aç bir duruma getirdi. "Post - truth" (post - gerçek) kavramı ile önüne post gelen her şeyin bulanıklaştığı gibi gerçeklik içi boşaltılıp, egemen güçlerce yeniden inşa edilerek bambaşka bir kavram haline getirildi. Galeano henüz bu kavram neoliberallerin dilinde dolaşmazken değişmeyen "Batı" veya "Kuzey" kurnazlığını gözler önüne seriyordu: "Kapitalizm, piyasa ekonomisi artistik ismiyle ışıldıyor; emperyalizme küreselleşme diyorlar; emperyalizm kurbanlarına gelişmekte olan ülkeler diyorlar ki cücelere çocuk demek gibi bir şey bu...Şili diktatörlüğündeki toplama kamplarının birinin adı Haysiyet'ti ve Uruguay diktatörlüğünün en büyük cezaevinin adı Özgürlük'tü."



EDUARDO GALEANO


   Eşitsizlik ve onun yarattığı sömürü daha sonra sömürünün yarattığı eşitsizliğe dönüşürken bu paradoks yüzyıllardır insanlık tarihinin halklarının üzerinde tavaf ettiği bir çember haline geliyor. Galeano bu tavafı tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. "1960 yılında insanlığın en zengin yüzde yirmisi en yoksul yüzde yirminin otuz kat fazlasına sahipti. 1990 yılında fark yetmiş kattı. Ve o günden beri ara gitgide açılmaya devam ediyor. 2000 yılında fark doksan kat olacak" diyordu yazar ve tarihler 98 yılını gösteriyordu. Bugün 2017'den bildirdiğimizde farkın doksan katın daha da üzerinde olduğunu söyleyebiliyoruz ve adaletsizliğin hukuk halini aldığı bir dünyada eşitlik mücadelesi veriyoruz. (DAMLA YAZICI - Aydınlık Kitap)










Ay ve güneş herkesin lambasıdır,
hava herkesin havasıdır,
su herkesin suyudur,
ekmek neden herkesin ekmeği değildir?

ŞEYH BEDREDDİN








Merhaba!

15 Ocak 2017 Pazar

BİR LOKMA, BİR HIRKA



   

Fotoğraf: SERGEY PONOMAREV-Sığınmacılar
(2016 İstanbul Photo Awards ve Pulitzer Ödülü)








"Biraz vicdan, biraz matematik yeterli. Dünyada hepimize yetecek kadar, hatta ziyadesiyle zenginlik var."


PAUL LAVERTY












   FİDEL CASTRO, Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı,Rio-1992:

   Eğer insanlığın, kendisini yok etmesinden kurtarılmasını istiyorsak, zenginlikleri ve mevcut teknolojileri bu gezegen üzerinde daha adil bir şekilde bölüştürmeliyiz. Yeryüzünün kalan kısmında daha az yoksulluk ve açlık olması için birkaç ülkede daha az lüks ve daha az israf olmalı. Çevreyi felakete sürükleyen tüketici hayat tarzları ve alışkanlıklarının Üçüncü Dünya'ya transferine artık bir son. İnsan hayatını daha rasyonel kılalım. Adil bir uluslararası ekonomik düzen uygulansın. Kirletici olmayan bir sürdürülebilir kalkınma için bütün bilimi kullanalım. Dış borçlar değil, ekolojik borçlar ödensin. İnsanlık değil, açlık ortadan kaldırılsın. (soL Haber) 









DİEGO RİVERA
(Flower Festival)







   ...İçinde yaşadığımız düzenin adı kapitalizm. Kapitalizmin temel sorunlarından biri, eksik tüketim eğilimidir. Üretkenlik ve üretim artar. Ancak üretmek yeterli değildir. Üretilen ürünleri satamazsanız, zarar edersiniz. Yaratılan değerin gerçekleştirilmesi veya kapitalistin kâr edebilmesi, üretilen üretilen ürünlerin satılmasıyla mümkündür.
   Ürettiğiniz ürünleri nerede satacaksınız?
   Ya kendi ülkenizde, ya başka ülkelerde.
   Gömlek ve takım elbise de üretebilirsiniz, çamaşır makinesi, büzdolabı, akıllı telefon da.
   Sürekli üretiyorsunuz. O zaman sürekli satmak zorundasınız.
   Satmak için ne yapacaksınız?
  Ürettiğiniz ürünleri öncelikle dayanıksız yapacaksınız. Ayakkabılar, belirli bir kilometre yüründüğünde parçalanacak. Gömlekler, belirli sayıda yıkanınca eskiyecek.
   Sonra moda yaratacaksınız. Moda değişince, yepyeni elbiseler çöpe atılacak.
   Yeni teknolojiler geliştireceksiniz. Akıllı telefonunuz bir anda "eski model" kalacak. "Yeni model"in peşine düşeceksiniz. 
   Çamaşır makinenizin ömrü 10 yıl olarak belirlenecek. Bir süre sonra yedek parçasını bile bulamayacaksınız ve yenisini alacaksınız.
   Televizyonlar, gazeteler, sosyal medya da sürekli reklamlarla sizi etkileyecek. 
   Evinizdeki bazı eşyalardan "sıkılacaksınız" ve bunları yenileyeceksiniz. Komşularınız da çatlayacak.
   Arabanızı "son model" yapamadığınız için üzüleceksiniz.
   Özetle, kapitalizmin tüketim şebeğine döneceksiniz.
   Halbuki insanın kafa sağlığı açısından sade bir hayat daha yararlı.
  "Bir lokma, bir hırka" anlayışı aslında yoksulluğu değil, sade yaşantıyı anlatıyor.
   Bu anlayışta, insanların birbirine, sahip olduğu ve kullandığı eşyalarla hava atmadığı bir dünya var... (YILDIRIM KOÇ- Aydınlık Gazetesi)














    Avrupa Komünist İnisiyatifi Sekreteryası'nın Ekim Devrimi'nin 99. yıldönümü için yayımladığı "Sosyalizm zorunlu ve günceldir" başlıklı açıklamanın 1. maddesi:
   Büyük Ekim, bütün insanlığa halkın kendi çıkarlarına hizmet eden bir sosyo-ekonomik sistemi seçebileceğini, kapitalizmin insanlık tarihinin zirvesi olmadığını, onun can çekiştiğini ve düzeltilebilir olmadığını gösterdi. O, savaş, sömürü, yoksulluk, sefalet, işsizlik ve mülteciler yaratmaktadır. İnsanlığın başka bir alternatifi vardır: Sosyalizm.








Merhaba!
   




   





1 Ocak 2017 Pazar

EN GÜZEL ŞİİR



   HAYDAR ERGÜLEN (BirGün Gazetesi)
   Sosyal medyada yayımlandığı için artık benim de söylememde sakınca olmayan bir şey var. Nasıl desem, bana onur veren bir şey bu aslında. 2011 yılında "Mesele" dergisi benimle bir söyleşi yapmıştı, şiir, edebiyat, hayat, siyaset, uzun bir söyleşiydi, orada söylediğim bir cümleyi de kapakta kullanmışlardı. O cümle şudur: "Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa şimdi en güzel şiir barıştır." O sıralarda sosyal medyayla hiç ilişkim olmadığı için bir arkadaşım bu cümlenin Yaşar Kemal tarafından söylenmiş bir söz olarak yaygınlaştığını belirtti. 'Düzeltmeyecek misin?' dedi, 'hayır' dedim, çünkü hoşuma gitmişti. Kimin hoşuna gitmez hem, bir cümleniz Yaşar Kemal sözü olarak dolaşıma giriyor, yaygınlaşıyor, seviliyor. Yaşar Kemal'in diye bilinmesi ise çok doğal, çünkü barış için, Türkler ve Kürtler için bu ülkede en çok konuşan, yazan da ondan başkası değildi. Öyleyse onun vedasından bugüne daha da yakıcı olan talebimizi bir kez daha haykıralım ve 'Anadolu ermişi' Yaşar Kemal'i saygı ve özlemle analım:

   "Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa şimdi en güzel şiir barıştır."


Diego Rivera'nın o güzel tablosunda olduğu gibi.




   Bu Meksikalı komünist ressamın 1956 yılında, ölmeden önce hasta yatağında yaptığı resimde yüz binlerce işçi yürüyor ve hepsinin de elinde bayraklar ve pankartlar. Resmin adı "Rus Devriminin Yıl Dönümünde Geçit Resmi"...İşçiler ellerinde bir yer küre taşıyor ve taşıdıkları kocaman yer kürenin üstünde de "barış" yazıyor. Dünyanın tüm dillerinde...(soL Haber)







   "Senin çirkin olduğunu söyleyen annemden nefret ettim. Sana benim gibi bakamayan herkesten. Senin güzelliğini görememelerini anlayamadım hiç..." diyen Frida bu eserinde büyük aşkı Diego'su ile düğün günlerini resmetmiştir. Frida Kahlo deyince akla gelen ilk isim Diego Rivera'dır elbette.




   Frida Kahlo, 6 Temmuz 1907 günü doğmuş olmasına rağmen, kendisi doğum tarihini, Meksika Devrimi'nin gerçekleştiği 7 Temmuz 1910 günü olarak ilan etmiş, yaşamının modern Meksika'nın doğuşuyla başlamış olmasını istemiştir.
   17 Eylül 1925'te okuldan eve dönerken bindiği otobüsün tramvayla çarpışması sonucu çok kişinin öldüğü kazada, tramvayın demir çubuklarından birisi Frida'nın sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkmıştı. Kazadan sonra tüm hayatı korseler, hastaneler ve doktorlar arasında geçecek, omurgası ve sağ bacağında dinmeyen bir acıyla yaşayacaktı. Kazadan bir ay sonra hastaneden çıkan Kahlo, ailesinin teşviki ile sıkıntı ve acıdan kaçmak için resim yapmaya başladı. 1927 yılı sonunda yürümeye başlayan Kahlo, bu dönemde sanat ve politika çevreleri ile yakınlaşmaya başladı. Kahlo, 1929'da Meksika Komünist Partisi'ne üye oldu. Frida'nın Meksikalı Michelangelo olarak anılan ünlü ressam Diego Rivera ile fırtınalı bir evlilik yaşamı oldu...(Aydınlık Gazetesi)



FRİDA KAHLO









Merhaba!