Picasso etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Picasso etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ağustos 2020 Pazar

BİR HAYAT: ABİDİN DİNO







   Ressam Abidin Dino, 1934 yılında İstanbul'da karşılaştığı Mustafa Kemal Atatürk'ün bir portresini çizer karakalem... Resmi beğenen Atatürk, Dino'nun isteği üzerine imzalar...
   Nâzım sorar ya;
  "Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?" diye...
   Bence yapmıştır!..


SUNAY AKIN



***



   Yurtta giderek ağırlaşan baskı ortamı, yaşam koşullarının elverişsizliği nedeniyle dışarı çıkan Abidin Dino önce İtalya'ya, daha sonra Fransa'ya geçerek buraya yerleşti. Dönemin Paris'i sanatçılar açısından tam bir platform gibiydi. Fikret Mualla, Avni Arbaş, Picasso, Meyerhold, Tristan Tzara ve Yves Montand gibi çok sayıda sanatçıyla tanışma, onların oluşturduğu sanat havasını soluma olanağına kavuştu. Kendisinden sonra gönderilmek için gümrüklere teslim edilen seramikleri ise asla yurt dışına çıkamadı. Çünkü seramikler üzerine atılmış "Abidin" imzasına gizlenmiş orak-çekiç resmi "uyanık" görevlilerin dikkatinden kaçmamıştı. Bu nedenle böyle bir propagandaya alet edilmemeleri için seramikler kırılarak yok edildi. Paris'e gittiğinde bu kötü olayı duyan Picasso Abidin'e, "Hadi, gel başka seramikler yap. Vallauris'de benimle pek o kadar sıkıntın olmaz" diyecektir. (A. CELAL BİNZET - Aydınlık Gazetesi)

  



***



   7 Aralık 1993'ün sabahı John Berger, Abidin Dino'nun ölüm haberini alınca:
  "Bu sefer ağladım. Hem de köpek gibi. Soluğum kesilircesine. Acı hayvani bir duygudur... Çoğu zaman soylu bir insanın ölümünden sonra bir ışık söndü derler. Basmakalıp bir söz, ama ölümden sonraki alacakaranlık daha iyi anlatılabilir mi? Gördüğüm beyaz kağıt kömür rengini almıştı. Siyah ve kömür yokluğun rengidir." (JOHN BERGER - Portreler)


ABİDİN DİNO & JOHN BERGER









Merhaba!  

5 Ocak 2020 Pazar

KIRILGAN YILDIZLAR - DORA MAAR





ABİDİN DİNO



   Abidin Dino, Paris'e dönerken Çorum'dan mürekkeple yazmada kullanılan bir kuş tüyü getirir. Bir gün kafede otururken bu tüy ve mürekkeple kağıda bir şeyler çizmeye başlar. Birkaç masa ötede oturan Picasso bunu görünce hemen yanına gelir ve tüyü göstererek sorar "Bu ne?" Abidin Dino, onun desen çizmek için Türkiye'den getirdiği bir kuş tüyü olduğunu söyler. Picasso gider. Ertesi gün aynı kafede otururken, Picasso'nun o zamanki sevgilisi Dora Maar, Dino'nun yanına hışımla gelir ve "Sen ne Yaptın?" diyerek çıkışır ve devam eder: "Pablo dün gece tüyleri çıkarmak için evde ne kadar yastık varsa hepsini söktü." (GÜL AR'ın anılarından - Prof. Dr. CANER KARAVİT - Aydınlık Gazetesi)  




Picasso'nun "Mavi Şapkalı Kadın" tablosundaki, sevgilisi Dora Maar'dır.




DORA MAAR
(Gerçek adı: Henriette Theodora Markovitch)
Fotoğraf: MAN RAY



   Picasso hayatına tüm despotluğu ile girmeden önce, Maar sürrealizmin yükselen bir yıldızıydı. Picasso, onun pek çok Kübik portresini yaparken (Ağlayan Kadın, Dora Maar'ın Portresi, Dora Maar ve Kedi vs.), Maar da Picasso'nun Guernica eserinin yaratım süreci boyunca yardımcılığını yapmış ve Guernica'nın ortaya çıkış anlarını fotoğraflayarak resim tarihine belgesel bir katkıda bulunmuştu. Ancak tüm bunlar olup biterken, kendisi de başarısının zirvesindeyken, Picasso'yla ilişkisindeki iniş çıkışlar ve Picasso'nun hayatındaki kadınlara karşı zalim davranışlardan nasibini en çok alanlardan biri olarak hayatını sürdürmeye çalışmasından dolayı sanatsal doyuma ulaşamayan Maar, umutsuzluk ve kendinden şüphe gibi duyguların esiri olmuş, zamanla da Picasso'nun ününün gölgesinde kalmıştı. Picasso'nun ikna etmesiyle fotoğrafçılıktan uzaklaşmış, resim yapmaya yönelmiş ama sevdiği adamın müthiş ününün gölgesinde kendi resimleri dikkat çekmez olmuş ve yalnızca "Picasso'nun portrelerini yaptığı sevgili" olarak anılmaya başlanmıştı. 
   Hayatındaki kadınları bencilce yönettiğini ve onları yüksek egosuyla bastırdığını düşündüğüm Picasso'nun, Maar'la ilgili söylediği sözler de bu düşüncemin kanıtı sanırım: "Onu asla ağlamaktan başka bir şey yaparken görmedim, ağlamaktan başka bir şey yaparken hayal edemedim." Bu sözler, harikulade bir yeteneğe sahip Maar için sarf edilebilecek en acımasız sözler olsa gerek. 
   Picasso'dan ayrıldıktan sonra uzun yıllar toparlanamayan ve büyük bir depresyona giren Maar, bir sanatoryumda kalmak da dahil pek çok tedavi süreci yaşar, deliliğin kenarından uzun zaman sonra döner, yaşamının kalanını fotoğraf çekerek, resim yaparak ve şiir yazarak inzivada geçirir. 
   Eserlerine baktığımda, Picasso'nun hakkında tek hatırladığı şeyin "sürekli ağlayan bir kadın" olduğu Dora Maar'ın, gözyaşlarından daha fazlası olduğunu görebiliyorum ve bu harika sanatçının karşısında saygıyla eğiliyorum. (YAPRAK ÖZ - www.rotka.org)




  
Fotoğraf: DORA MAAR
(Mannequin Star)



***



YILDIZLAR

Gece olduğunda
basamaklarda durup dinliyorum,
yıldızlar üşüşüyor bahçeye
ben karanlıkta bekliyorum.
Duydun mu bak, bir yıldız düştü şıngırtıyla!
Çimenlerde çıplak ayakla dolaşma;
Bahçem kırılmış yıldız dolu.


EDITH SÖDERGRAN
(Çeviri: ELİF FİRUZİ)



***




Karikatür: GUILLERMO MORDILLO








Merhaba!

3 Mart 2019 Pazar

SANATIN NAMUSU




Şair!    
Bize yağmurdan söz etme.
O yağmuru yağdır.

(Hint atasözü)





   "Bir kitabın bize mutluluk olasılığını sunduğuna neden inandığımı tam olarak bilmiyorum. Ama bu alçak gönüllü mucize için gerçekten minnettarım" der Jorge Luis Borges. Ancak onun yaşadığı gibi küçük mucizelere şahit olmak her zaman mümkün olmuyor tabii. Hele ki günümüzde sayısı artan, Ümit Alan'ın deyimiyle, kitap benzeri ürünler arasında nitelikli eserlere rastlamak; işte bu, önemli bir mutluluk kaynağı. Bu tarz kitaplar eline geçtiğinde eminim pek çok kişi de benim gibi mutlu oluyordur. Zira Latinlerin de dediği gibi "Ars longa, vita brevis" yani "sanat uzun, hayat kısa." (KEREM GÜREL - Cumhuriyet Kitap)








    Söyleşi: ÜMRAN AVCI (Gazete Habertürk)

   Büyü kurgudur. Sanatçının ilgi çekiciliği, insanları kurguyla etkilemesine bağlanabilir. Zaten sanatın varoluşunda büyücüler çok etken. Gösterim sanatçıları tarihin ilk büyücüleridir. Yazar, büyüsünü masasının başında yapar. Onun işi de insanı ummadığı durumlarla, kurgularla, sözlerle karşılaştırmaktır. Sanatçı, çağımızda büyücünün yaptığını üstlenmiştir. İlkel dönemlerden bu yana toplum, büyüyü kendi isteğine göre yapanı başının üstünde tutmuş, yapmayanı işkencelerle öldürmüştür.
  Sanatçı, çalgısını iktidarların havasında çalıyorsa ondan iyisi yoktur. Egemenlere eleştiri okları savuruyorsa hapislerde çürütülür. Tarih boyunca gerçek sanatçının böyle bir bahtsızlığı olmuştur. İnsanlığın hayrına bir şeyler yapıp da başına kötü şeyler gelmeyen sanatçı yok gibidir. Federico Garcia Lorca öldürüldü. Pablo Neruda, üzerinde hep bir baskının ağırlığını yaşadı. Thomas More'u düşünün. Başını gövdesinden ayırdılar! O dönemde sakal düşünürlerin simgesi; kafası idam kütüğüne yerleştirilirken, "Onun günahı yok" diyor, sakalını kütükten sallandırıyor.
   Picasso, "Resim, senin benden istediğin değil, benim sana verdiğimdir" diyor. Gerçek sanat budur. Sanatçı, talebi karşılayan bir aracı değil, yaratıcı gücünü sergileyen kişidir. Aman yarabbi, sokaklarda romancıdan geçilmiyor! Okuyorsunuz, düz anlatıdan başka bir şey yok. Dil kaygısı yok. Estetik, sanatın namusudur; o hiç yok! Yazılan estetik tat vermiyorsa, satırlar boş vagon gibi, takur tukur önünüzden geçiverir. Hangi türde olursa olsun, yazılan inandırıcı, düşünsellik belirgin olmalıdır. Röportaja başlamadan hüzünden söz ettiniz. "Bozkır Aydınlığında Aşk"ta bir cümle var: "Mutluluk gelimi gidimi tez bir konuktur; acı ise, gittiği yere postu seren yüzsüzün teki!.." Bir okur bu sözü yazıp görebileceği bir yere yapıştırmış. Demek ki, düz anlatma pek de önemli değil, anlatı düşünceyle beslenirse anlam taşıyor. Sanatçı, kişiyi düşündürmeli, beğeniyle duyarlı kılmalı. Gereksinimler göz önünde bulundurularak sanat yapılmaz. Ayrıca, sanat tevazu ister; büyücü her an içimizde olmalı, bizimle yaşamalı, bizimle soluk almalı. Yaptığını göklere çıkaranlar var. Öyle yapanı kimse ciddiye almaz.  


ADNAN BİNYAZAR
(Fotoğraf: LÜTFİ ÖZGÜNAYDIN)










    Söyleşi: DERYA AYDOĞAN (BİRGün Gazetesi)

   ... Gerçek sanatçılar tarihte her zaman zorluklar yaşamış insanlardır. Müzikte öyle, heykelde öyle, resimde öyle, hepsine bir bakın. Tiyatroda da öyle oldu haliyle. Bu bakımda bu onların kaderidir demek istemiyorum. Sanat satılacak bir şey değildir. Böyle dükkânını açıp sanatı satamazsınız. Zaten sanatı satanlar çok zengin oluyorlar ama sanatçı olamıyorlar. Onun için bu bir ruh meselesi. Yani ben hem zengin olurum hem sanatçı olurum gibi bir şey yok. Tekrar söylüyorum, yok öyle bir şey. Mümkün değil. Çünkü ruhunuz yozlaşıyor. Yani işin içine para girdi mi, ticaret girdi mi aşk uçar gider. 
   Şöhreti taşımak çok zordur. Eğer entelektüelseniz, şöhreti taşırsınız. Çünkü okursanız bilgi sahibi olursunuz, nerede olduğunuzu bilirsiniz, haddinizi bilirsiniz, neyin ne olduğunu, neyin doğru olduğunu bilirsiniz. Sanatı daha bilimsel bir şekilde yapmak, dünya meseleleriyle ilgili olmak, dünyaya açık olmak ve okumak, okumak... O zaman şöhret size hiçbir şey yapamaz.



ZELİHA BERKSOY













Merhaba!
    
   





   






13 Ağustos 2017 Pazar

FRİDA KAHLO - YAŞASIN HAYAT




   1913
   Frida Kahlo 6 yaşında çocuk felci geçirdi ve bu sebepten dolayı bir bacağı daha inceydi. Bu yüzden uzun etekler giyen Kahlo, kendisine "Tahta Bacak Frida" denmesine oldukça içerliyordu.

    1925
   Okul dönüşü bindiği otobüs bir tramvayla çarpıştı. Frida'nın sağ bacağı on bir yerden kırılmış, ezilmiş, sol omzu çıkmış, leğen kemiği de üç yerden kırılmıştı. 32 kez ameliyat edilen Frida'nın sakat olan sol bacağı kesilecekti.




"Ayaklar, uçmak için kanatlarım varken size neden ihtiyaç duyayım?"




   Ailesiyle birlikte Coyoacan'da yaşayan Kahlo'nun oturduğu ev, sahip olduğu renkten dolayı Mavi Ev olarak anılıyordu. Ve sanatçı hayatının büyük bölümünü dış duvarları kobalt mavisi renkte boyanmış olan bu evde geçirecekti.





   Yatağa bağımlı olduğu dönemde ailesi ona resim yapması için tuval ve boya hediye etti. "Aslında pek de önem vermeksizin resim yapmaya başladım" diyecekti Frida. Kendisini görebilmek için yatağın üstüne bir ayna koydurdu. O aynaya bakarak otoportreler yaptı.




   Yaşarken ünlü olan nadir ressamlardan biri olan Kahlo için Picasso:
 "Biz onun gibi insan yüzleri çizmeyi bilmiyoruz" demişti.



    1929
   1927 yılı sonunda yürümeye başlayan Kahlo, bu dönemde sanat ve politika çevreleri ile yakın ilişkiler kurmaya başladı. Kübalı önder Julio Antonio Mella ve fotoğraf sanatçısı Tina Modotti bu isimlerden ikisiydi. Birlikte davetlere gidiyor, sosyalistlerin tartışmalarına katılıyorlardı ve Kahlo, 1929'da Meksika Komünist Partisi'ne üye oldu. 
   Resim çalışmalarına devam eden Kahlo, eserlerini takip ettiği ve Meksikalı Michelangelo olarak anılan ünlü ressam Diego Rivera'yla da tanışmak istiyordu. Rivera'nın kendi resimleriyle ilgili fikrini merak eden Frida, ondan resimlerine bakmasını istedi. Bu, Diego ile yaşayacakları uzun ve fırtınalı aşkın da başlangıcıydı. İki sanatçı, 21 Ağustos 1929'da dünya evine girdi.



Fotoğraf: TİNA MODOTTİ




   Ne yaşarsa yaşasınlar, hatta Frida kendi adına ne hata yaparsa yapsın Diego onun için her zaman özel ve önemli oldu:
   "Başlangıç Diego... Yapıcı Diego... Çocuğum Diego... Ressam Diego... Babam Diego... Oğlum Diego... Sevgilim Diego... Kocam Diego... Dostum Diego... Anam Diego... Ben Diego... Evren Diego..."
   Frida yeri gelip onu yalnız bırakan, yeri gelip kendinden daha iyi resim yaptığı için kıskanan Diego'yu her şeyi saymıştı.





   "Fiil icat etmek mümkün mü? Sana bir tanesini söylemek istiyorum: Seni göklüyorum. Kocaman kanatlarım seni limitsizce sevmek için genişliyor. En başından beri birlikte olduğumuzu, aynı malzemeden yapıldığımızı, aynı dalga boyunda olduğumuzu ve içimizde aynı hisleri taşıdığımızı hissediyorum. Zekân, alçak gönüllülüğün, her şeyin benzersiz. Yaşamı zenginleştiren sensin. Olağanüstü dünyanda sana sunabileceğim tek şey bu gerçek; her zaman en derin parçalarını bile el üstünde tutacağım. Bunu kabul ettiğin için teşekkür ederim, yaşadığın için teşekkür ederim."





"Hayatımda iki büyük kaza geçirdim;
 biri Diego'ydu ve diğerinde ise bir tren az daha beni öldürüyordu. 
Diego kesinlikle çok daha yıkıcıydı."




   1953
   1950'li yıllara gelindiğinde sağlık durumu daha da kötüleşmişti. Omurgasındaki sorunlar nedeniyle 9 ay hastanede yattı. 1953 yılına gelindiğinde hayat Frida için pek de cömert sayılmazdı. Yurtdışında sergiler açmış bir ressam olarak ülkesindeki ilk sergisini o yıl gerçekleştirebildi. O dönem yataktaydı ve kesinlikle çıkmaması gerekiyordu. Ancak Frida'nın, kendi ülkesindeki ilk sergisinin açılışını kaçırmaya hiç de niyeti yoktu. Madem yataktan çıkamıyordu, o halde yatağı ile sergiye giderdi. Aynen öyle yaptı.


  



                1954
                Ölmeden önce tamamladığı son tablosuna "Kökler" adını verdi:










Merhaba!

11 Ekim 2014 Cumartesi

ADAM GİBİ ADAMLAR-AVNİ ARBAŞ




KUVAYİ MİLLİYE ATLILARI


   Modern resmin ustaları arasında Avni Arbaş'a en yakın sanatçının Picasso olduğunu belirten Ferit Edgü, "Resim benden daha güçlü, ne isterse yaptırıyor bana" diyen Picasso'nun tam tersine, Arbaş'ın "Resme söz geçirmeye çalıştığını" söylüyor. 





AVNİ ARBAŞ
(d.1919  İstanbul-ö. 2003  Foça-İzmir)

(Devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in çabalarıyla düzenlenen yurt gezilerine seçildi. Dolayısıyla Siirt'e giden ressam, o yılların yoksul Anadolu'suyla ilk kez tanıştı. 1954'te Paris'teki ilk sergisinde yer alan ve Mahmut Makal'ın Bizim Köy adlı eserinden esinlendiği resimlerinde, bu gezinin izleri okunmaktadır.)






Bu atlar Avni'nin atları
Kuvayi Milliye atları
Kara yamçı altında ak sağrı dolgun
Titrer burun kanatları
Bu atlar Avni'nin atları


Kuvayi Milliye gelecek yine
Şahin atlar aşarak yeli
Çiğneyerek gavuru da, Anzavur'u da
Kuvayi Milliye gelecek yine
Hem bu sefer ayyıldızlı bayrağıda ışık içinde.


Bu atlar Avni'nin atları
Kuvayi Milliye atları
Titrer burun kanatları.


Bana Avni'nin atlarına 
Binmek nasip olmasa gerek
Ama Memet binecek
Gelecek düşmanla topuz topuza!
Gülüm, Kuvayi Milliye atları
Gözüm, Kuvayi Milliye atları,
Memleketi satanları bağlasınlar,
Kuyruğunuza...



Avni Arbaş'ın çizgileriyle NAZIM HİKMET



 Avni Arbaş, Fransa'da yaşadığı yıllarda, Picasso'ların, Tristan Tzara'ların, Aragon'ların da bulunduğu bir dostlar çevresi edinmiş ve Ecole de Paris ressamları arasında yerini almıştı.
 Ne var ki devlet, Arbaş'ın başarılarını görmezden gelerek askerlik yapmadığı gerekçesiyle onu vatandaşlıktan çıkarır.1977 yılında ülkesine dönen ressam vatansız damgası yer ancak uzun uğraşlar sonunda vatandaşlık hakkını geri alabilmiştir.




Merhaba!

23 Eylül 2014 Salı

İNSANLIK VE SANAT



"En büyük güç alçakgönüllülüktür."

DOSTOYEVSKİ




   Esengül Kaya, 11 yaşında Nesin Vakfı'na gelmiş. İlk üç yılında Aziz Nesin'i tanıma tanıma fırsatı bulmuş. Şimdi kendisi gibi vakfa sığınan çocuklara öğretmenlik yapıyor. Seramik öğretmeni Kaya, "Akşam yemeklerini Aziz Nesin'le birlikte yerdik. Eğitim üzerine toplantılar yapardık. Bize hep 'İzan nedir çocuklar...İzan çok önemli. İnsan kendini bulmalı...Hayata dair çözüm yolları üretmeli' derdi. Aziz Nesin bizlere dilin, dinin, ırkın öneminin olmadığını, önceliğin insanlıkta olduğunu öğretti" diye anlatıyor gazetedeki röportajında.




AZİZ NESİN



"Kişi, mutluluk için gerekli her şeyi kendi içinde taşır."

DİYOJEN



   Değerli sanatçı, heykeltıraş Meriç Hızal kendisiyle yapılan söyleşide "Öğrencilerinize öğütlediğiniz en önemli şey nedir?" sorusunu şöyle yanıtlamış:

   "Kendini tanı." Bu benim icadım değil, Apollon Tapınağı'nın alnında yazılı. Çünkü kendilerini tanırlarsa samimi olurlar. Lütfen diploma almak için gelmesinler. Şadi Çalık Hoca'da öyle derdi. Eğitimdeki rol modelim Şadi Hoca'dır. Atölyeye ilk girdim, asistana "ne yapayım" diye sordum."Hiçbir şey yapma, rıhtıma çık. Herkes rıhtımda" dedi. Ben başlamak için direttim. Oradan biraz çamur aldım, boynu moynu olmayan İbiş gibi bir büst yaptım. Uzun boylu bir beyefendi geldi içeri, yaylanarak yürüyordu. İncecik sesiyle, "Sen yeni mi geldin?" diye sordu. Uzun parmaklarıyla büstün göz kapaklarına belirgin bir plan yaptı. Sonra yine yaylanarak giderken "at onu şimdi" dedi ve çıktı. Atsam kıyamıyorum, atmasam hoca beğenmedi kendime yediremiyorum. Kıvranırken bir baktım kapının aralığından eğilmiş bana bakıyor; "Bana bak yeni gelen" dedi, "Her dediğimi yapma. Yoksa Şadi Çalık olursun. Sen, sen olacaksın!"
   Aynı şeyi yapmaya ve aynı duyguyu vermeye çalışıyorum.





MERİÇ HIZAL



   "Yazarın, ressamın, müzisyenin, yontucunun her zaman iki anası vardır; 
biri onu doğuran, emziren anadır,
öbürü doğup büyüdüğü kültür ortamıdır,
yani vatanıdır."

OSMAN ŞAHİN




OSMAN ŞAHİN

   
      Mahmut Makal'a göre zaman içinde, eğitim yoluyla oluşturulması gereken durum şu olmalıdır:

   Bilimsel, kültürel ve sosyal kaynaklar, yurt kaynakları, uygarlık birikiminden yöntemli bir biçimde yararlanarak edebiyat tarihi bilinci oluşturur. Bu birikimlerden yararlanmasını bilen her ulus, kuşaklararası bağıntıyı da geliştirecektir. Toplumsal katmanlar arasındaki hoşgörü de böyle gelişir.



MAHMUT MAKAL


   İnsanlığın içinde yaşadığı büyük dönüşümü en iyi anlayabilenlerden biri Bertolt Brecht oldu. Brecht, gerçek bir dram yazarıdır. En büyük amacı, kitleleri, piyeslerini görenleri, dinleyenleri değiştirmektir. İnsanlar tiyatrodan çıktıkları zaman, yalnızca sarsılmış değil, değişmiş de olmalıdırlar. Uygulamada iyiye, bilinçli uyanışa, eyleme, ilerlemeye yönelmişlerdir. Çünkü estetik etkinin işlevi, sosyal, ahlaksal bir dönüşüm oluşturmaktır. (SERVER TANİLLİ, Uygarlık Tarihi)



   SERVER TANİLLİ (d.1931-ö.29 Kasım 2011) Yazar, anayasa hukuku profesörü. 7 Nisan 1978 günü terör ortamında silahlı saldırıya uğrayıp, belden aşağısı tutmaz oldu. Fransa'ya gidip uzun yıllar Strasbourg Üniversitesi'nde çalıştı. 1980 sonrasında düşün ortamını ve özellikle de gençliği etkilemiş olan "Uygarlık Tarihi (1973) üniversitelerde ders kitabı olarak okutuldu.


   Les Lettres Françaises dergisinin 25 Mart 1945 tarihli sayısında Picasso'nun şu bildirisi yayınlanmıştı:

   "Bir sanatçı nedir dersiniz? Ressamsa yalnız gözleri, müzikçi ise yalnız kulakları, ozansa kalbinin her katında bir lir ve hatta boksörse, yalnız adaleleri olan bir ahmak mı? Tersine aynı zamanda siyasal bir kişidir sanatçı. Bütün varlığı ile tepki göstermesi gereken, acıklı, keskin, mutlu olayların karşısında her an bilinçli olması zorunlu bir kişidir sanatçı. Başkalarına karşı ilgi göstermeden yapabilir mi kişi...Kendisine bol bol canlılık getirenlerden kopabilir mi? Resim, odaları süslemek için yapılmamıştır. Resim, düşmana karşı saldırıda ve savunmada kullanılması gereken bir savaş silahıdır."


Ve düşman, Picasso'nun birçok defalar belirttiği gibi,
bencilliği ve çıkarı için başka insanları sömüren kişidir.

SERVER TANİLLİ




Merhaba!
   

2 Şubat 2014 Pazar

BARIŞ GÜVERCİNİ

            

          Ressam bu resmi 1949 yılında, üyesi olduğu Komünist Partisi'nin siparişi üzerine yapmıştır ve o günden bugüne barışın simgesi olarak kullanılmaktadır.Paloma İspanyolca "güvercin" demektir ve ressamın aynı yıl doğan kızına , Paris'te 'Uluslararası Barış Konferansı' için çizdiği sembolün anısına verdiği isimdir.
                                 
                                                                                       
                      GUERNİCA                                                                             
          
                                                                                          
       Guernica, İspanya'nın güneyinde, Bask bölgesinde bir şehir. Franco bombardımanı altındaki görüntüyü resmetmiş ünlü ressam.    
       Picasso, resmi gören Nazi subayının "bu resmi siz mi yaptınız?" sorusuna,"hayır bayım, siz yaptınız!" cevabını vermiştir.   




       
                                     
PABLO PİCASSO 

        
                                                                                        Merhaba!