Mahmut Makal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mahmut Makal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2019 Çarşamba

EĞİTİMİN AMACI





TALİP APAYDIN


   Apaydın'ın babası, başkalarının tarlalarında ortakçılık yapan, okuması yazması bile olmayan bir çeltik-pirinç üreticisi, yani bütün yıl ailesiyle birlikte çalışıyor, ekiyor-biçiyor, çıkan ürünün yarısı toprak sahibinin yarısı kendisinin. Yaşamları zor, yoksunluklar içindeler. Öğretmen olabilmesi bile hayal olan Apaydın, nasıl oldu da çok sevilen, tanınan bir yazar olabildi? Bu bir mucize miydi, şans mıydı? Talip Apaydın olmanın gizemi neydi? Bu sorunun yanıtı, Köy Enstitüleri'nde verilen eğitimde ve yoksul bir köy çocuğuna bu olanağı sağlayan eğitim politikasında gizlidir. (FEYZİYE ÖZBERK - Aydınlık Gazetesi)










   Annem Aliye Esma Atay, 1940 yılında Beykoz'un Dereseki köyünden Arifiye Köy Enstitüsü'ne (Adapazarı) yol tuttu. O günden sonra artık o, "Cumhuriyet'in kızı" idi. Ömrü boyunca da bunun hem gururu hem sorumluluğu ile yaşadı. 
 Çocukluktan başlayarak hayal kırıklıkları, duygusal ve ruhsal ciddi sarsıntılarla geçen hayatında Arifiye Köy Enstitüsü anneme yeni bir "aile" olmuştur aslında. Cumhuriyeti "baba", Arifiye'yi "anne" bildi o!..
   Köy Enstitüleri annemin hayatına değmiş, onun hayatının akışını değiştirmiş, makus talihini yenmesini sağlamıştır da tabii esas amaç, bunu bütünüyle toplum ölçeğinde yapmaktı. Bir "çiftçi imparatorluğu"ndan geriye kalan bitkin ve çaresiz insanları çağdaş bir ulus-devlete ümitle bağlı yurttaşlar kılma yolunda iddialı, idealist, en önemlisi "romantik" bir hamledir bu. Çünkü Cumhuriyet'in acelesi vardır! Batı'da yüzlerce yıla yayılan ekonomik, teknolojik, demografik, düşünsel, kültürel, dinsel ve siyasal dönüşümler birkaç on yıla sığdırılmak istenmektedir. Öyle ki köylülüğün Batı'da yaklaşık 200 yıla yayılan kentlileşme, burjuvalaşma (ve tabii proleterleşme) macerasını bekleyecek vakit yoktur. Köylüyü köyde dönüştürme yolunda ve köyün kendi çocukları (Köy Enstitülüler) marifetiyle bir proje hayata geçirilmiştir. Tabii bir yandan da kırsal-feodal toplumsal düzenin yerel hâkim güçlerine karşı "içeriden" bir kitlesel seferberlik için bilinç inşasına dönük bir motivasyon da vardır. (TAYFUN ATAY - Cumhuriyet Gazetesi)








   "Köy Enstitüleri kendisinden beklenen sonuçları sağlamış mıdır?" sorusuna ise yine bu bağlamda yanıt verirsek tek sözcükle: Hayır, diyebiliriz. Çünkü Köy Enstitüleriyle, toprak reformu ve köyün aydınlanması amacı birlikte düşünülmüştü. Ancak II. Dünya Savaşı sonrası Türkiye'de muktedirlerin "batıyı" tercih etmesi ve Marşal "Yardımı"nı almak için, karşılık olarak istenen;
  - Toprak reformunda vazgeçilmesi,
  - Köy Enstitülerinin kapatılması,
  - Demir yolu ulaşımının geri plana itilmesi,
  - Planlı kalkınmadan vazgeçilmesi
  koşullarını kabul etmesi, bu okulların da kaderini belirlemiştir. (MUSTAFA DEMİR/Eğitimciler Derneği Genel Başkanı - soL Haber)
       









"Başardım, çünkü beni Köy Enstitüleri mezunları yetiştirdi."


Prof. Dr. AZİZ SANCAR
(2015 Nobel Kimya Ödülü)











   Köy Enstitülerinde, insanoğlunun erdeminin ve yaratıcılığının, elleriyle beyni arasında kurabileceği uyumla doğru orantılı olduğu gerçeğine uygun biçimde yetişiyordu yeni insan. Eğitimin gerçek ereği, halk kaynağını harekete geçirmek, üstündeki karanlık perdeyi, yetişen çocukların eliyle kendisinin yırtıp atmasını sağlamaktır. Böyle eğitim kurumu, böyle yetişmiş insan istenmiyor. Bu yüzden de Atatürk'ün Türkiyesi eğitimsiz, işsiz, yönsüz-yöntemsiz, idealsiz insanları, din tüccarlarının ülkesi oldu. Öğretmen yetiştirmekten bile korkuyoruz. Dünyasal, çağcıl, bilimsel ve laik bir eğitim uygulamasına geçemeden, düşünen, konuşan, ülke sorunlarının çözümü için didinen insanı yetiştirmeden ve de bu insanlardan yana davranacak yöneticilere kavuşmadan hiçbir yere varamayız. Geriye geriye giderek gericiliğin çıkmazına girdik. Köy Enstitüleri uygulamasının günümüz koşullarına göre işletilmesi bir seçenek olabilir.


MAHMUT MAKAL













Merhaba!

11 Ekim 2014 Cumartesi

ADAM GİBİ ADAMLAR-AVNİ ARBAŞ




KUVAYİ MİLLİYE ATLILARI


   Modern resmin ustaları arasında Avni Arbaş'a en yakın sanatçının Picasso olduğunu belirten Ferit Edgü, "Resim benden daha güçlü, ne isterse yaptırıyor bana" diyen Picasso'nun tam tersine, Arbaş'ın "Resme söz geçirmeye çalıştığını" söylüyor. 





AVNİ ARBAŞ
(d.1919  İstanbul-ö. 2003  Foça-İzmir)

(Devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in çabalarıyla düzenlenen yurt gezilerine seçildi. Dolayısıyla Siirt'e giden ressam, o yılların yoksul Anadolu'suyla ilk kez tanıştı. 1954'te Paris'teki ilk sergisinde yer alan ve Mahmut Makal'ın Bizim Köy adlı eserinden esinlendiği resimlerinde, bu gezinin izleri okunmaktadır.)






Bu atlar Avni'nin atları
Kuvayi Milliye atları
Kara yamçı altında ak sağrı dolgun
Titrer burun kanatları
Bu atlar Avni'nin atları


Kuvayi Milliye gelecek yine
Şahin atlar aşarak yeli
Çiğneyerek gavuru da, Anzavur'u da
Kuvayi Milliye gelecek yine
Hem bu sefer ayyıldızlı bayrağıda ışık içinde.


Bu atlar Avni'nin atları
Kuvayi Milliye atları
Titrer burun kanatları.


Bana Avni'nin atlarına 
Binmek nasip olmasa gerek
Ama Memet binecek
Gelecek düşmanla topuz topuza!
Gülüm, Kuvayi Milliye atları
Gözüm, Kuvayi Milliye atları,
Memleketi satanları bağlasınlar,
Kuyruğunuza...



Avni Arbaş'ın çizgileriyle NAZIM HİKMET



 Avni Arbaş, Fransa'da yaşadığı yıllarda, Picasso'ların, Tristan Tzara'ların, Aragon'ların da bulunduğu bir dostlar çevresi edinmiş ve Ecole de Paris ressamları arasında yerini almıştı.
 Ne var ki devlet, Arbaş'ın başarılarını görmezden gelerek askerlik yapmadığı gerekçesiyle onu vatandaşlıktan çıkarır.1977 yılında ülkesine dönen ressam vatansız damgası yer ancak uzun uğraşlar sonunda vatandaşlık hakkını geri alabilmiştir.




Merhaba!

23 Eylül 2014 Salı

İNSANLIK VE SANAT



"En büyük güç alçakgönüllülüktür."

DOSTOYEVSKİ




   Esengül Kaya, 11 yaşında Nesin Vakfı'na gelmiş. İlk üç yılında Aziz Nesin'i tanıma tanıma fırsatı bulmuş. Şimdi kendisi gibi vakfa sığınan çocuklara öğretmenlik yapıyor. Seramik öğretmeni Kaya, "Akşam yemeklerini Aziz Nesin'le birlikte yerdik. Eğitim üzerine toplantılar yapardık. Bize hep 'İzan nedir çocuklar...İzan çok önemli. İnsan kendini bulmalı...Hayata dair çözüm yolları üretmeli' derdi. Aziz Nesin bizlere dilin, dinin, ırkın öneminin olmadığını, önceliğin insanlıkta olduğunu öğretti" diye anlatıyor gazetedeki röportajında.




AZİZ NESİN



"Kişi, mutluluk için gerekli her şeyi kendi içinde taşır."

DİYOJEN



   Değerli sanatçı, heykeltıraş Meriç Hızal kendisiyle yapılan söyleşide "Öğrencilerinize öğütlediğiniz en önemli şey nedir?" sorusunu şöyle yanıtlamış:

   "Kendini tanı." Bu benim icadım değil, Apollon Tapınağı'nın alnında yazılı. Çünkü kendilerini tanırlarsa samimi olurlar. Lütfen diploma almak için gelmesinler. Şadi Çalık Hoca'da öyle derdi. Eğitimdeki rol modelim Şadi Hoca'dır. Atölyeye ilk girdim, asistana "ne yapayım" diye sordum."Hiçbir şey yapma, rıhtıma çık. Herkes rıhtımda" dedi. Ben başlamak için direttim. Oradan biraz çamur aldım, boynu moynu olmayan İbiş gibi bir büst yaptım. Uzun boylu bir beyefendi geldi içeri, yaylanarak yürüyordu. İncecik sesiyle, "Sen yeni mi geldin?" diye sordu. Uzun parmaklarıyla büstün göz kapaklarına belirgin bir plan yaptı. Sonra yine yaylanarak giderken "at onu şimdi" dedi ve çıktı. Atsam kıyamıyorum, atmasam hoca beğenmedi kendime yediremiyorum. Kıvranırken bir baktım kapının aralığından eğilmiş bana bakıyor; "Bana bak yeni gelen" dedi, "Her dediğimi yapma. Yoksa Şadi Çalık olursun. Sen, sen olacaksın!"
   Aynı şeyi yapmaya ve aynı duyguyu vermeye çalışıyorum.





MERİÇ HIZAL



   "Yazarın, ressamın, müzisyenin, yontucunun her zaman iki anası vardır; 
biri onu doğuran, emziren anadır,
öbürü doğup büyüdüğü kültür ortamıdır,
yani vatanıdır."

OSMAN ŞAHİN




OSMAN ŞAHİN

   
      Mahmut Makal'a göre zaman içinde, eğitim yoluyla oluşturulması gereken durum şu olmalıdır:

   Bilimsel, kültürel ve sosyal kaynaklar, yurt kaynakları, uygarlık birikiminden yöntemli bir biçimde yararlanarak edebiyat tarihi bilinci oluşturur. Bu birikimlerden yararlanmasını bilen her ulus, kuşaklararası bağıntıyı da geliştirecektir. Toplumsal katmanlar arasındaki hoşgörü de böyle gelişir.



MAHMUT MAKAL


   İnsanlığın içinde yaşadığı büyük dönüşümü en iyi anlayabilenlerden biri Bertolt Brecht oldu. Brecht, gerçek bir dram yazarıdır. En büyük amacı, kitleleri, piyeslerini görenleri, dinleyenleri değiştirmektir. İnsanlar tiyatrodan çıktıkları zaman, yalnızca sarsılmış değil, değişmiş de olmalıdırlar. Uygulamada iyiye, bilinçli uyanışa, eyleme, ilerlemeye yönelmişlerdir. Çünkü estetik etkinin işlevi, sosyal, ahlaksal bir dönüşüm oluşturmaktır. (SERVER TANİLLİ, Uygarlık Tarihi)



   SERVER TANİLLİ (d.1931-ö.29 Kasım 2011) Yazar, anayasa hukuku profesörü. 7 Nisan 1978 günü terör ortamında silahlı saldırıya uğrayıp, belden aşağısı tutmaz oldu. Fransa'ya gidip uzun yıllar Strasbourg Üniversitesi'nde çalıştı. 1980 sonrasında düşün ortamını ve özellikle de gençliği etkilemiş olan "Uygarlık Tarihi (1973) üniversitelerde ders kitabı olarak okutuldu.


   Les Lettres Françaises dergisinin 25 Mart 1945 tarihli sayısında Picasso'nun şu bildirisi yayınlanmıştı:

   "Bir sanatçı nedir dersiniz? Ressamsa yalnız gözleri, müzikçi ise yalnız kulakları, ozansa kalbinin her katında bir lir ve hatta boksörse, yalnız adaleleri olan bir ahmak mı? Tersine aynı zamanda siyasal bir kişidir sanatçı. Bütün varlığı ile tepki göstermesi gereken, acıklı, keskin, mutlu olayların karşısında her an bilinçli olması zorunlu bir kişidir sanatçı. Başkalarına karşı ilgi göstermeden yapabilir mi kişi...Kendisine bol bol canlılık getirenlerden kopabilir mi? Resim, odaları süslemek için yapılmamıştır. Resim, düşmana karşı saldırıda ve savunmada kullanılması gereken bir savaş silahıdır."


Ve düşman, Picasso'nun birçok defalar belirttiği gibi,
bencilliği ve çıkarı için başka insanları sömüren kişidir.

SERVER TANİLLİ




Merhaba!
   

22 Haziran 2014 Pazar

SANATÇIYA DAİR-2




                          "Yazar, aç milyarlar için yazmadıkça, hep bir tedirginlik duygusu altında ezilecektir."


            
                                                                               JEAN- PAUL SARTRE



 " Sınıfsal bilinci olan her yazar, ister istemez güdümlü olduğunu, kendi kendini güdümlediğini bilir. Ötekiler, kendilerini güdümsüz sanırlar, ama kendilerini kimlerin güttüğünü bilmezler."




                                                                                       AZİZ NESİN



  
  "Halkın acısına, öfkesine, umuduna, sevincine, hasretine tercüman olunmalıdır. Sanat telakkimde değişmeyen şey işte budur. Geri yanı boyuna değişti, değişiyor, değişecek."




                                                                                     NAZIM HİKMET



  "Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi? Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa, ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım.
   Ben etle kemik nasıl birbirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum."




                                                                                   YAŞAR KEMAL




  "Sanat sanat için mi? Sanat toplum için mi?" konusunun gereksiz bir tartışma olduğunu düşünüyorum. Bence her şey toplum içindir. Aydın olarak nitelendirdiğimiz okur-yazarların büyük bir kısmı fildişi kulelerine çekilmiş, topluma yabancı, üretimden kopuk bir hayat sürüyorlar. Edebiyat eserleri olsun, bilim yapıtları olsun, gericiliğe, safsataya savaş açmalı, onlarla mücadele etmeli, kısaca uygarlığa yelken açmalıdır. Kalıcı olanlar da bunlardır.Yazar, bence de emeğin, ezilenlerin, yoksulların kısaca alacaklı, haklı insanların yanında olmalıdır.



  
                                                                                    MAHMUT MAKAL




                              "Siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz, bizse ortadan kaldırılmış yoksulluk."



               

                                                                                    VİCTOR HUGO




  Merhaba!
       

1 Haziran 2014 Pazar

KİTAPLARIN GÜCÜ



  "Okumak tüm dünyada tehlikelidir. Çünkü okumak ve eğitim çok ciddi bir şeydir. Eğer bu uygulama hakkıyla yapılabilse, herkese okuma alışkanlığı kazandırılabilseydi kapitalizm hava alırdı. Okumak insanı düşünmeye sevk eder."



                    MAHMUT MAKAL (d.1930, Aksaray)  "Köy Edebiyatı" akımını başlatan yazar, öğretmen. 

 " Öğretmenliğe, doğduğum kent Aksaray'ın Nurgöz köyünde başlamıştım. İlk sürgünümde o köyden aynı ilin Çardak köyüne gerçekleşti. İlk kitabım çıkalı üç ay olmuştu henüz. Kitabı elime alır almaz da Aksaray hapishanesini boyladım!" diyen Mahmut Makal 1967'de Unesco tarafından 'dünya gençliğine örnek insan' olarak seçildi.



 İşte size Ülkü Tamer'den kitapla ilgili bir anekdot: 

  İkinci Dünya Savaşı. Nazizmin Avrupa'yı kasıp kavurduğu dönem. Norveç. Ülkenin en ünlü yazarı Knut Hamsun , herkesin taparcasına sevdiği bir kişi.
   Ama işgal sırasında Almanlar'ın yanında yer almış.
   Bunun üzerine Norveçliler ne yapmışlar dersiniz?Sokaklara dökülüp yazarın kuklasını mı yakmışlar?
   Hayır.
  Evinde Hamsun'un kitabı olan kim varsa, almış o kitabı eline, yazarın evine gitmiş. Kitabı sessizce kapının önüne bırakmış. Ülkenin her yanından, kar altında, arabalarla, otobüslerle, trenlerle insanlar akmış. Ellerinde kitaplar. O kitapları evin önüne bırakıp sessizce kentlerine dönmüşler.
  Kısa sürede dev bir kitap yığını oluşmuş.
  Hamsun evinden çıkamamış artık. Bir süre sonra da ölmüş.




     Bir başka kitap öyküsünü Ekrem Ataer'in köşe yazısında okumuştum:

   2. Dünya Savaşı. Fransa Alman işgali altında. Naziler bütün vitrinlere Hitler'in ve Mussolini'nin posterlerinin asılmasını zorunlu kılıyor. Bir çoğu direnemiyor. Tarihi Montparnasse Garı'nın yanında küçük bir kitapçı dükkanı fotoğrafları asmıyor. Ölümle tehdit ediliyor. Kitapçı bütün vitrini boşaltıyor, iki yanına Hitler'in ve Mussolini'nin posterlerini asıyor. Vitrinin ortasına ise yalnızca bir kitap koyuyor. Vitrini gören SS'ler adamı orada öldürüyorlar. Sebep iki faşistin ortasındaki o tek kitap. Victor Hugo'nun "Sefiller" kitabı.


                                                           

Merhaba!