Victor Hugo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Victor Hugo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Eylül 2025 Pazar

ŞİMDİ YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM

 

"Kuşaklar değil, eylemler belirlemelidir geleceği."

Romantizmin kurucusu Victor Hugo'ya romantizmin ne zaman başladığını sorarlar, Hugo "Saatini de söyleyeyim mi?" yanıtını verir.

Mevlana'nın deyişiyle "Dünün düşünceleri dünle gitti cancağızım / şimdi yeni şeyler söylemek lazım." diyebilmeli bugünün şairi de.

(Çıngıraklı Sokak Şiir Gazetesi)


*** 



Doğa ve yaşamla bütünleşen edebiyat, zamanla yarışır ve zamanı dünden yarına taşır.
Edebiyatçı, yaşam serüveninin seçilmiş, damıtılmış, estetize edilmiş biçimini, bir gerçeklikten yola çıkarak bütünsel gerçekliği göstermek yoluyla zamanı aşar. 
Bu aktarmada daha güzel yaşamların arayışı yer alır.
Bir arayışla süren edebiyat, insanlığın dününün perdelerini aralamaya çalışırken yarının ışıltılarının da yolunu açar.
"Edebiyatın işinin salt estetik işlevden ibaret olmadığını, bir de toplumsal ahlak yönünün olduğunu" söyleyen eleştirimizin büyük ustası Fethi Naci'nin tüm yapıtlara yaklaşma yöntemi "Çağımızı doğru olarak yansıtmak kaygısı'ydı.
Yaşamın dününü, bugününü en iyi edebiyattan öğreniriz.
Edebiyatın böyle soylu bir görevi vardır.
Bu görevle yükümlü olan edebiyat, bugünün dünyasında neler görmektedir ve bugünün dünyasını gelecek zamanlara nasıl aktaracaktır?
Bugünün dünyasında gördüğümüz tablo, korkutucu, yaralayıcı bir tablodur.
20. yüzyılın ilk yarısında iki büyük dünya savaşı yaşamıştık. Bu savaşların yıkımları, yakımları, öldürümleri, ölüm kampları, atom bombaları yetmemiş olmalı ki yakın tarihte hep acılar, kırımlar yaşadık dünyada. 20. yüzyılın ikinci yarısında da 21. yüzyılda da savaşları yaşadık, yaşıyoruz ve dünyanın bomba tarlalarına dönüştürüldüğünü gözledik, gözlüyoruz. 
Kirlenen bir dünyada yaşıyoruz. Toprağıyla, dağıyla, ovasıyla, deniziyle, gökyüzüyle, ırmağıyla, gölüyle, binasıyla, sokağıyla kirlenen, çöplüğe dönüşmüş bir dünya bu. İnsan da bu çöplüğün içinde ve duyguları, düşünceleri, düşleri, inançlarıyla kirleniyor. 
Tüketilen, her şeyin alınıp satıldığı, her şeyin değerinin parayla ölçüldüğü, piyasanın, paranın en yüce değer haline getirildiği bir dünyada, değerlerin, kültürün, sanatın, aşkın, sevginin her şeyin tüketildiğini görüyoruz.
Bağnazlıklar, barbarlıklar, kan, vahşet, saldırganlık, zorbalık, katliamlar, savaşlar ve bunlara eklenen her şeyin tüketildiği bir yaşamı görmek, edebiyatçıların yüreğini burkuyor, allak bullak ediyor onları da.

Bugünün dünyasını yazmak!

Düşünüyor edebiyatçı: Kanların üzerinde uygarlığını sürdüren insanlık, ikiyüzlülüğüyle güzelleştirebilir mi dünyayı?
Yaşamımızın hiç de yürek ferahlatıcı görüntülerle geçmediği ve dünyanın bugününe bakınca görülen tüketilme, savaş, edebiyatçıya aşması gereken zorlukların ne denli büyük olduğunu gösteriyor ve "Hayır" yanıtını veriyor.
Karşı karşıya olunan ürkütücü gerçeklik, ne yazık ki insanlığın dünden getirdiği bir miras olarak kapımızı çalıyor.
Bu gerçeklik, Kızılderili atasözünde olduğu gibi çocuklarımızdan ödünç aldığımız geleceğimizin karartıldığını da gösteriyor.
Bir edebiyatçıya, insanlığın kendi varlığının temellerini bombalamasını görmesinin verdiği hüzün korkunçtur ve insanlık bunu hak etmemiştir. İlyada'da destanlaşan bir savaştan yüzyıllar sonra karşı karşıya geldiğimiz sürekli kanayan bu gerçeklik, utanç verir.
Edebiyatçı bu utançla yaşamak istemez. Savaşı kaçınılmaz ve insanlığın yazgısı olmaktan çıkarmak ister. Zamanın edebiyatçıya verdiği görev budur. En değerli silahı olan edebiyatıyla savaşların dünyadan silinmesine katkıda bulunması yaşamın dayattığı en zorunlu görevidir.
Edebiyatçı, geçmiş zamanın kötü yaşamlarıyla hesaplaşarak, bugünün yanlışlarını cesurca ortaya koyarak ve çirkinliklerden arınmış bir yarın arayışının çağrıcısı olarak zamanın üzerine yüklediği görevi yerine getirmek zorundadır.

(ÖNER YAĞCI - Cumhuriyet Gazetesi)


***  


Düşün, uzay çağında bir ayağımız,
Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri
Düşün, olasılık, atom fiziği
Ve bizi biz eden amansız sevda,
Atıp bir kıyıya iki zamanı
Yarının çocukları, gülleri için
Herbirinin ayvatüyü, çilleri için,
Koymuş postasını,
Görmüş restini.
He canım,
Sen getir üstünü.

AHMED ARİF
(Hasretinden Prangalar Eskittim)






Merhaba!

25 Ekim 2020 Pazar

SEVMEKLE BAŞLAR HER ŞEY



Bütün renkler hızla kirleniyordu, 

Birinciliği beyaza verdiler.

ÖZDEMİR ASAF


***




  Belki bir gün, tek başına güzelliklerin tarifi yapılan yazılar kaplayacak gazete sayfalarını. Belki bir gün, sadece insanın kendisi yazı konusu olacak. Kendini bilmenin erdeminden söz edecek yazılar. Kendini tanımanın ayrıcalığını anlatacak yazarlar. Belki bir gün, insanların tümü için mutlu bir dünyadan söz edilirken, daha bir mutlu dünyaya nasıl adım atılacağını işleyecek yazılar. Belki bir gün, insanlar başkalarını ve yaşamı mülk edinmediklerinde; 'sevgiyi' ise mülk edinmek sanmadıklarında, yaşamın anlamı üzerine yazılar çoğalacak.

   Herkes yaşamın anlamını sevgide arayacak belki bir gün. Bir bakışın, elvedanın, aşkın, sevmenin, belki de ölümün anlamını. Belki bir gün, insanın ölümü sadece doğal yollardan gerçekleştiğinde; trafikten savaşlara kadar; insan 'insan eliyle' ölümden uzaklaştığında; ölüm üzerine farklı yazılar yazılacak. Belki değerli insanlar ölmeden önce, değerlerini anlatacak yazılar. Belki bir gün, yönetenler yalan söylemekten vazgeçtiklerinde; sadece tarihteki unutulmuş yalanlar üzerine, eğlendiren, hoş yazılar yazılacak.  

   Belki bir gün hepimiz, özellikle 'sizlere' ve 'bizlere' bölünmekten vazgeçtiğimizde; özgür insanın yaşam tarzı üzerine yazılar yazılacak. Belki de özgürlüğün değeri üzerine. Belki bir gün, bir yazı bir martının kanat çırpınışlarını anlatacak sadece. Bakacaksınız bir gün, sadece kelebekleri anlatacak yazılar. Denizin dalgalanışını belki. Okyanusların ıssızlığını. Mavinin kucaklanışını sanki.

   Bütün renklerin nasıl kurtulduğunu son anda kirlenmekten. Ve beyazın eşitler arasında nasıl birinci olduğunu belki. Bir gün bir yazı, belki balıkların da hissettiklerini mesela. Belki bir gün, 'açlık' unutulduğunda. Bu dünyada aç çocuklar kalmadığında; geçmiş anımsanıp hüzünle gelip geçecek bir kalemin dünya için kısacık bir serüveni daha. (ÜNAL ERSÖZLÜ - Yeryüzü Misafiri)


***


Victor Hugo, ölmeden iki gün önce şöyle bir not yazmış defterine:

"Sevmek, eyleme geçmek demektir."





Haydi o zaman, merhaba!


1 Mayıs 2017 Pazartesi

EMEK VE MÜCADELE




  "İnsanlar her şeyin fiyatını gayet iyi biliyor, ama değerini asla... 
Şunu unutuyorlar ki, fiyatı belirleyen belki insanlar ama değeri belirleyen emektir."

ERTÜRK AKŞUN
(On Sekiz Saat)






Ve elbette ki sevgilim, elbet
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet...


NAZIM HİKMET






   Bırakınız birileri buna Don Kişotluk desin. Senyorun yeldeğirmenleriyle mücadele edecek gücü yoktu. Ama mücadele hırsı vardı, bu hırs ancak sınıfsal kavramlarla ortaya çıkar. Biz her şeyin bir anda olmasını bekledik, bizim kuşak. Ama sonra dank etti.
   Sovyetler Birliği'nin sönümlenmesi meselesi... Molotov'da söylüyor: "Sosyalizmi kurduk mu kurmadık mı?" Onlar da kafalarında bunu tartışıyor.
   Ama 70 yıl iktidarda kaldılar. Spartaküs'ünki 7 gün sürdü, Paris Komünü 70 gün sürdü, Sovyetler Birliği 70 yıl sürdü. Bundan sonraki belki 700 yıl sürecek. 
  Ama bir şey öğrendim. Mücadele sabır işidir. Sabırlı olmayan daima yanılır mücadelede...


   
TEVFİK ÇAVDAR






"Devrimler sona erdiği zaman farkına varılır ki, insanlık tartaklanmış ama yol almıştır."



VİCTOR HUGO
(1793 Devrimi))







Merhaba!

30 Temmuz 2014 Çarşamba

EDEBİYATA DAİR



 Victor Hugo: "Nedir edebiyat? İnsan zekasının harekete geçirilişi! Nedir uygarlık? Yürüyen insan zekasının her adımda yaptığı sürekli buluşlar. İlerleme bundan doğar." Der ve halkların edebiyatlarına göre değerlendirilmesi gerektiğini savunur.





    VİCTOR HUGO (d. 1802 Besançon,-ö .1885 Paris) Hugo'nun en büyük ve en sevdiği kızı Léopoldine, 19 yaşındayken Seine Nehri'nde bir gemi kazasında öldü. O zaman Fransa'nın güneyinde seyahat etmekte olan Hugo, kızının ölümünü oturduğu kafede okuduğu bir gazeteden öğrendi.






        "Yazar, yeri, zamanı gelince yıllar önceki soluğuna sinen ayrıntıları yazmaya, açmaya, anılarını, şiir, öykü, roman yoluyla süzmeye başlar. Bu süreç bütün kış dağ başına yağan karın, yağmurun, süzülerek aylar sonra dağın dibinden pınar olarak kaynamasına benzer. Artık o pınar suyu, ne yağan kardır, ne de yağmurdur. Süzülmüş, tertemiz bir pınardır."



     OSMAN ŞAHİN ( d.1940, Aslanköy-Mersin) Öykülerinde kullandığı ilk dil yatağı Toroslardır. Bu dil, Yörük ve Türkmen dilidir. Bu dil, Toros insanının ana memesidir. Bu dil, düşüncenin toprağıdır.Yörük ve Türkmenlik ise büyük bir doğa ve insanlık birikimidir. (Son Yörük adlı kitabının arka kapak yazısından)




  "Şiir yazmakla okuma yazma birbirine benzemez. Şiir yazmak acıkmak gibidir, yıkanmak gibidir, öpmek gibidir. Bunların okumayla, yazmayla ilgisi yok. Ben okuma yazma bilmeden büyük bir rastlantıyla şiir denen 'tansığı' sezdim. Bu, anne babaya, kardeşe benzemiyordu. Bu gökyüzüne benziyordu."

   


        FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA (d.1914, İstanbul / Osmanlı İmparatorluğu-ö. 2008, İstanbul / Türkiye)
                  1967'de ABD'deki Milletlerarası Şiir Forumu tarafından " En İyi Türk Şairi" seçilmiştir.


   

Senin dudakları pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!

Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!

Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!

Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkiyalar basardı,
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!

Benim doğduğum köylerde
Kuzey rüzgarları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi,
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz!




   CAHİT KÜLEBİ (d.1917 , Zile-Tokat, ö.20 Haziran 1997 Ankara) Halk şiirinden, türkülerden yararlanarak çağdaş bir şiir oluşturmuş, konu olarak yurt, insan ve doğa sevgisini işlemiştir. "Atatürk Kurtuluş Savaşı"nda adlı eseri, Nevit Kodallı'nın "Atatürk Oratoryosu'na temel olmuştur.

                                                                         
          
                                                  

   Yazar Alper Akçam'ın sözcükleriyle, edebiyatı bir tür dil oyunu, insanın tanımını da Hollandalı filozof Johan Huizinga'nın yaptığı gibi Homo Ludens (oynayan yaratık) olarak kabul ettiğimizde çok önemli bir tarihsel zenginlikle karşı karşıya kalırız.



TOROSLAR'DA YÖRÜKLER





Merhaba!

22 Temmuz 2014 Salı

SAVAŞA DAİR-FİLİSTİN





     " Hiçbir ordu, vakti gelmiş bir fikir kadar güçlü değildir."

Demiş Victor Hugo ve devam etmiş:

  " İnsanın bütün bilgeliği şu iki kelimededir: Uzlaşma ve yeniden uzlaşma; düşünceler için uzlaşma, insanlar için yeniden uzlaşma! İnsanlığın gerçek kurtuluşu budur. Kini yıkmak."


 
 Öner Yağcı'nın sözleriyle:

   Filistin halkı için İsrail'in kurulduğundan beri uykusuzluk, yoksunluk, acı, ölüm var yalnızca. Zorla yurtlarından sürgün edilme var. Köklü bir halkın özgürlüğünün elinden alınması var. Kundağındayken kanlar içinde bırakılan bebekler var. Bir halkın katledilmesi, varlığının yağmalanması var. O gün bugündür Filistin'in şairleri hep özgürlük çığlığı attı.



                                                                                    ÖNER YAĞCI


Yurdumda ölmek bana yeter,
gömülmek yurdumun toprağına,
toprakta dağılmak, karışmak toprağa, yok olmak,
sonra dönmek bir gün yeryüzüne tekrar,
bir yeşil ot olarak, dönmek bir gün
ülkemde büyüyen bir çocuğun elinde
bir demet çiçek olarak
yeryüzüne tekrar.
Yeter bana yurdumun bağrında olmak,
toprak, ot, çiçek.

FETVA TUKAN
(d.1914 Nablus-ö. 14 Aralık 2003 Nablus-Filistinli kadın şair)

   

   Mehmet Faraç'ın yazdığına göre İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırısında 7 Temmuz'dan bu yana ölen Filistinliler'in sayısı 600'e ulaştı. Yaralı sayısı 3200'ü geçti.
   İsrail Başbakanı Netenyahu her ne kadar uluslararası tepkileri engellemek için Gazze'ye yönelik operasyonun "teröre karşı" yürütüldüğünü iddia etse de, İsrail Meclis Başkan Vekili Moshe Feiglin 'in son açıklaması, İsrail zulmünün ardında Gazze'nin "insansızlaştırılması" çabaları olduğunu net biçimde deşifre etti.
   Gazze'ye yönelik saldırının "daha da acımasızca" yapılmasını da isteyen Feiglin şöyle demiş:
   "Gazze bizim vatanımızın bir parçası, sonsuza dek burada kalacağız...Gazze, bölgedeki terörizmin temizlenmesinden sonra, İsrail'in bir parçası haline gelecek ve Yahudiler buraya yerleşecek, bu aynı zamanda İsrail'deki konut krizinin hafifletilmesine de yardımcı olacak..."
   Şöyle devam ediyor Mehmet Faraç:
   İsrailli yöneticinin bu vahim itirafı, bu vahşetin asıl amacını da dışa vuruyor; Musevilere konut yaratmak için Filistinliler mezara gönderiliyor!...





Edip Cansever'in dediği gibi:

"Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor." 


Filistinli çocukların gökyüzüleri çalındı  yaşamlarından!




Merhaba!

22 Haziran 2014 Pazar

SANATÇIYA DAİR-2




                          "Yazar, aç milyarlar için yazmadıkça, hep bir tedirginlik duygusu altında ezilecektir."


            
                                                                               JEAN- PAUL SARTRE



 " Sınıfsal bilinci olan her yazar, ister istemez güdümlü olduğunu, kendi kendini güdümlediğini bilir. Ötekiler, kendilerini güdümsüz sanırlar, ama kendilerini kimlerin güttüğünü bilmezler."




                                                                                       AZİZ NESİN



  
  "Halkın acısına, öfkesine, umuduna, sevincine, hasretine tercüman olunmalıdır. Sanat telakkimde değişmeyen şey işte budur. Geri yanı boyuna değişti, değişiyor, değişecek."




                                                                                     NAZIM HİKMET



  "Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi? Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa, ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım.
   Ben etle kemik nasıl birbirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum."




                                                                                   YAŞAR KEMAL




  "Sanat sanat için mi? Sanat toplum için mi?" konusunun gereksiz bir tartışma olduğunu düşünüyorum. Bence her şey toplum içindir. Aydın olarak nitelendirdiğimiz okur-yazarların büyük bir kısmı fildişi kulelerine çekilmiş, topluma yabancı, üretimden kopuk bir hayat sürüyorlar. Edebiyat eserleri olsun, bilim yapıtları olsun, gericiliğe, safsataya savaş açmalı, onlarla mücadele etmeli, kısaca uygarlığa yelken açmalıdır. Kalıcı olanlar da bunlardır.Yazar, bence de emeğin, ezilenlerin, yoksulların kısaca alacaklı, haklı insanların yanında olmalıdır.



  
                                                                                    MAHMUT MAKAL




                              "Siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz, bizse ortadan kaldırılmış yoksulluk."



               

                                                                                    VİCTOR HUGO




  Merhaba!
       

1 Haziran 2014 Pazar

KİTAPLARIN GÜCÜ



  "Okumak tüm dünyada tehlikelidir. Çünkü okumak ve eğitim çok ciddi bir şeydir. Eğer bu uygulama hakkıyla yapılabilse, herkese okuma alışkanlığı kazandırılabilseydi kapitalizm hava alırdı. Okumak insanı düşünmeye sevk eder."



                    MAHMUT MAKAL (d.1930, Aksaray)  "Köy Edebiyatı" akımını başlatan yazar, öğretmen. 

 " Öğretmenliğe, doğduğum kent Aksaray'ın Nurgöz köyünde başlamıştım. İlk sürgünümde o köyden aynı ilin Çardak köyüne gerçekleşti. İlk kitabım çıkalı üç ay olmuştu henüz. Kitabı elime alır almaz da Aksaray hapishanesini boyladım!" diyen Mahmut Makal 1967'de Unesco tarafından 'dünya gençliğine örnek insan' olarak seçildi.



 İşte size Ülkü Tamer'den kitapla ilgili bir anekdot: 

  İkinci Dünya Savaşı. Nazizmin Avrupa'yı kasıp kavurduğu dönem. Norveç. Ülkenin en ünlü yazarı Knut Hamsun , herkesin taparcasına sevdiği bir kişi.
   Ama işgal sırasında Almanlar'ın yanında yer almış.
   Bunun üzerine Norveçliler ne yapmışlar dersiniz?Sokaklara dökülüp yazarın kuklasını mı yakmışlar?
   Hayır.
  Evinde Hamsun'un kitabı olan kim varsa, almış o kitabı eline, yazarın evine gitmiş. Kitabı sessizce kapının önüne bırakmış. Ülkenin her yanından, kar altında, arabalarla, otobüslerle, trenlerle insanlar akmış. Ellerinde kitaplar. O kitapları evin önüne bırakıp sessizce kentlerine dönmüşler.
  Kısa sürede dev bir kitap yığını oluşmuş.
  Hamsun evinden çıkamamış artık. Bir süre sonra da ölmüş.




     Bir başka kitap öyküsünü Ekrem Ataer'in köşe yazısında okumuştum:

   2. Dünya Savaşı. Fransa Alman işgali altında. Naziler bütün vitrinlere Hitler'in ve Mussolini'nin posterlerinin asılmasını zorunlu kılıyor. Bir çoğu direnemiyor. Tarihi Montparnasse Garı'nın yanında küçük bir kitapçı dükkanı fotoğrafları asmıyor. Ölümle tehdit ediliyor. Kitapçı bütün vitrini boşaltıyor, iki yanına Hitler'in ve Mussolini'nin posterlerini asıyor. Vitrinin ortasına ise yalnızca bir kitap koyuyor. Vitrini gören SS'ler adamı orada öldürüyorlar. Sebep iki faşistin ortasındaki o tek kitap. Victor Hugo'nun "Sefiller" kitabı.


                                                           

Merhaba!