Gerçek ya da düş
Çetrefil sorunları
Çocuklarla ozanlar çözer anca
(OKTAY RİFAT)
Gerçek ya da düş
Çetrefil sorunları
Çocuklarla ozanlar çözer anca
(OKTAY RİFAT)
"Doğayla savaş halindeyiz ve eğer kazanırsak kaybedeceğiz!"
(HUBERT REEVES)
***
"Şiir insanları sevmeye yarar."
(METİN ALTIOK)
***
Her yıl 6 Ağustos sabahı Hiroşima'da "barış çanı" çalınıyor ve bin beyaz güvercin uçuruluyor. Nuh söylencesinde, tufan sonrası gagasında bir dal zeytinle dönen güvercin midir onlardan biri? O güvercin, güvercinler tufanla yitip gitti belki de. Ne onlar kaldı, ne de zeytin ağaçlarıyla örtülü Parnassos Dağı'nın eteğindeki o kutsal ova.
Odysseus, toprağına döndü mü? Bu soruya erinçle verilecek yanıt, Antik çağdan bugüne savaşsız bir yeryüzünün yemişlerini kardeşçe bölüştüğümüzü de gösterir. Bu olası mı? Apollon Tapınağı'nın alnındaki üç buyruk da yeryüzünü savaşlardan alıkoyamadı: "Kendini tanı.", "Aşırı bir şey yapma.", "Bir davaya bağlanmak mutsuzluk getirir." Barış için üç öğüt.
(...)
Şiir, yeni insanın ancak evrensel bir bilinçle yaratılabileceğinin ayrımındadır artık. Çünkü çağlar boyunca savaş da şairin savaşa bakışı da farklılaşmıştır. Yeryüzünde savaş yine olacaktır. Ancak şiir, savaşa karşı insanlığa taşıyacağı bu yeni bilinçle onun aydınlanmasındaki işlevini sürdürmekten geri durmayacaktır. "Hangi barış?" sorusu, günün birinde anlamsızlaşana değin.
Anday'ın "Ah günüm yetse görmeye seni / Seni övmeye gücüm yetse / Barış çağı altın çağ / Son ozanı ben olayım bu özlemin / Bu özlem bitse" dizeleri unutulana değin. Barış Çanı yılda bir gün değil, her gün çınlayana değin.
Ne diyordu Latin şair Tibullus:
"Barış çağında ışır / Orak ve saban."
Kardeşçe paylaşan bir yeryüzü için.
(MUSTAFA KÖZ - Çıngıraklı Sokak Şiir Gazetesi)
"Kuşaklar değil, eylemler belirlemelidir geleceği."
Romantizmin kurucusu Victor Hugo'ya romantizmin ne zaman başladığını sorarlar, Hugo "Saatini de söyleyeyim mi?" yanıtını verir.
Mevlana'nın deyişiyle "Dünün düşünceleri dünle gitti cancağızım / şimdi yeni şeyler söylemek lazım." diyebilmeli bugünün şairi de.
(Çıngıraklı Sokak Şiir Gazetesi)
***
İnsan, anlamını yaşam biçiminden alan bir varlık olmanın yanında, o yaşam biçimini oluşturan nedenlerle de hesaplaşmak zorunda olan bir özne. Bu hesaplaşma, kimilerince İbni Haldun'a atfedilen fakat aslında Ahmet Hamdi Tanpınar'a ait olan ifadeyle bizi "Coğrafya Kaderdir" mottosuna götürür. Haliyle coğrafyası kaderi olan insanların, sanatın her dalıyla ilişkisi de kanamalı oluyor; bilhassa şiirle... Bizim şiir tarihimiz de ne yazık ki böyledir. Kanamalı şiirler yazılır bu dilde. Dilimizin en yüksek irtifasında her zaman kanamalı şiirler dolaşmıştır. Hakikatimiz budur maalesef. Böyle mi olmalıdır bilemiyorum ama bu çarpıcı bir olgu olarak dünya edebiyatındaki yerini almış durumdadır. Üstelik Homeros'tan Yaşar Kemal'e, Yunus Emre'den Nâzım'a, Pir Sultan'dan Âşık Veysel'e böyledir bu. Bir bakın Ahmed Arif'e, Cemal Süreya'ya, Dağlarca'ya... Hepsinde aynıdır. Kanamalı şiirdir bizim hakikatimiz. Bu nedenle işte coğrafyamız kaderimiz olmuştur. Zira 5 bin yıllık yazılı tarihe denk gelen bu imgede her zaman enkazlarımızla, savaşlarımızla, tragedyalarımızla yazmışız hikâyemizi. Destanımız da acıklıdır, aşkımız da, umudumuz da... Böyledir. Bu bir hikmet midir, bilemem. Bildiğim, acı bizim şiirimizin maymuncuk anahtarıdır.
[B]ugün zorlanır herkes yaşayan şair ismi verme konusunda. Amansız tüketim düzeni, yerküreyi kasıp kavuran şiddet, gitgide gericiliğin kucağına düşen halklar karşımızdayken şiir, geçmişin değerlerine bağlı, geleceği giderek daralan bir ifade türüne dönüşmüş olabilir.