doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2026 Pazar

YAŞAMA SANATI

 

(Karikatürler: BEHİÇ AK - Cumhuriyet Gazetesi)

***

Sara, çapanın çatalına dolanan solucana parmağının ucuyla dokundu, o soğuk bildik his. Batu'nun yaşamaktan anladığı, insanın doğa ile birlikte yaşama sanatı. Yeryüzündeki her canlının hakları vardı. Solucanların, ayıların, karacaların, ağaçların, salyangozların...
Tırnaklarının içi toprak dolmuştu. Toprak etrafı kirletiyor diye kaldırımdaki ağaçların dibine beton dökenleri düşündü. Ali yeni anlattı, otoparktaki ağaçları kesmişler, neymiş kuşlar otomobillere pisliyormuş. Bu herifler beton sevici diye kükrerdi Batu. Doğrulup belini rahatlatmak için gerindi. Doğayla birlikte yaşamak sanat sahiden.

(ZEYNEP GÖĞÜŞ - Gizemi Kalmalı Hayatın, Everest Yayınları)

***










Merhaba!

12 Nisan 2026 Pazar

PEKİ ŞİMDİ NEREYE ?

 

"Doğayla savaş halindeyiz ve eğer kazanırsak kaybedeceğiz!"

(HUBERT REEVES)

***


ANAR RIZAEV

Azerbaycan'da 2024 yılı "Yeşil Dünya İçin Dayanışma Yılı" ilan edilmişti. Bu kapsamda Bakü'de yayımlanan "Yeşilim, Yeşilim Nereye Gidiyorsun?" adlı şiir koleksiyonuna Azerbaycan Yazarlar Birliği Başkanı Anar Rızaev'in yazdığı önsözden:
Tüm şehirleri yok eden volkanların ateşi yerden fışkırıyor. Dağlardan köy ve mezraları alıp götüren sel suları akıyor. Dalgalar, insan yerleşimlerinin üzerinde yükselen fırtınalar, tsunamiler, kasırgalar denizlerden karaya saldırıyor. Dünyalılar ayrıca masum gölleri ve denizleri kurutarak "intikam alıyorlar". Kaybeden yine insandır. 

(HÜSEYİN DUYGU - Çıngıraklı Sokak Şiir Gazetesi)

***

Acayipleşti havalar,
bir güneş, bir yağmur, bir kar.
Atom bombası denemelerinden 
diyorlar.
Stronsium 90 yağıyormuş
ota, süte, ete
umuda, hürriyete
kapısını çaldığımız büyük 
hasrete.
Kendi kendimizle yarışmadayız,
gülüm.
Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz,
ya dünyamıza inecek ölüm.


NÂZIM HİKMET

***


"Bu küçük mavi noktadan başka gidecek yerimiz yok. 
Yıldızların çocuklarıyız biz; 
bir araya gelmeyi, birbirimizin gözünde gökyüzünü görmeyi öğrenmedikçe,
hiçbir keşif bizi kurtaramaz.
Ama belki de asıl devrim, daha fazla bilgi değil;
daha fazla vicdan, 
daha fazla dayanışma,
daha fazla merak olacaktır.
Ada, Nova...
Ve tüm çocuklar.
Siz büyürken, biz hâlâ soruyor olacağız:
Nasıl bir insan olmak istiyoruz?
Ve nasıl bir dünyayı size bırakacağız?"

ÖZLEM YÜZAK
(Peki Şimdi Nereye? - Cumhuriyet Kitapları)






Merhaba!

26 Ocak 2025 Pazar

VAHŞİ ?

 


ABD Başkanı Franklin Pierce, Reis Seattle'a mektubunda, beyaz göçmenler için toprak ister, topraklarının çoğu zaten işgal edilen Kızılderililerin reisi de başkana yine bir mektupla yanıt verir:

(...) Beyaz adam, anası dünyaya ve kardeşi gökyüzüne sanki satın alınabilen veya yağma edilebilen bir mal gibi, koyunlara ve parlak boncuklara davrandığı gibi davranır. Onun bu iştahı ve hırsı bir gün dünyayı yiyip bitirecek ve geriye sadece çorak bir çöl bırakacaktır. 
Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlayamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Beyaz adamın kurduğu kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulmaz. Bilmiyorum, bizim yollarımız sizinkilerden farklı. Sizin kentlerinizin gürültüsü bile Kızılderili'nin gözlerine acı verir. Beyaz adamın kentlerinde sakin yer yoktur. Orada bahar gelince yaprakların açılışını veya böceklerin kanat seslerini dinleyecek yer bulunmaz. Ama bu belki de benim vahşi olduğumdan ve anlamadığımdandır. Çünkü takırtı bizim kulaklarımıza bir hakaret gibi gelir.
Ben Kızılderili'yim. Bunlardan başkasını anlayamam. Belki de bir vahşi olduğum için anlayamıyorum ama benim ve halkım için önemli olan şeyler oldukça başka. İnsan eğer ağaçtaki bir kuşun yalnız başına ağlayışını veya su birikintisi etrafında toplanmış tartışan kurbağaların ve doğanın seslerini dinleyemezse, yaşamın ne anlamı ve değeri kalır?
Bir Kızılderili'yim ve anlamıyorum. Biz Kızılderililer, bir su birikintisi üzerine vuran rüzgârın yumuşak sesini, yağmurun temizliğini, çam kokulu rüzgârı her şeye yeğler. Ormanın kokusunu taşıyan ve yağmurlarla yıkanıp temizlenmiş meltemleri severiz. Hayvanlar, ağaçlar, insanlar, hepsi aynı nefesi, aynı havayı paylaşır. Hava Kızılderililer için çok kutsaldır. Aldığı nefes, beyaz adamın dikkatini çekmiyor gibi. Beyaz adam, öleli uzun günler olmuş ve kötü kokuyla uyuşmuş gibidir.
(...)
Toprağımızı almak önerinizi düşüneceğiz. Eğer kabul etmeye karar verirsek, bir koşulumuz olacak: Beyaz adam bu toprağın hayvanlarına kardeşleri gibi davranacak... Kızılderililer sizin yollarınızı, sizin adetlerinizi anlamazlar. Çayırlarda çürüyen binlerce bufalo gördüm! Beyaz adamın, geçerken dumanlı demir attan vurup bıraktığı ve ne amaçla öldürdüğünü hâlâ anlayamadığım binlerce bufalo... Ben vahşiyim ve dumanlı demir atın bufalodan nasıl önemli olabileceğini anlayamıyorum! Ve biz vahşi olduğumuzdan bufaloyu yalnız aç kalmamak için öldürürüz. Hayvanlar olmadan insanlar nedir ki?
Canlıların yok edildiği bir dünyada insan ruhu yalnızlık duygusundan ölür gibi geliyor bize. Unutmayın, bugün diğer canlıların başına gelen yarın insanın başına gelir. Çünkü bütün hepsinin arasında bir bağ vardır. Eğer bütün hayvanlar yok olsaydı, insan ruhu o büyük yalnızlığa dayanamaz ölürdü. Ayakları altındaki toprakları, büyük babalarımızın külleri olduğunu çocuklarınıza öğretmelisiniz. Toprağın, akrabalarımızın yaşamlarıyla dolu olduğunu çocuklarınıza söyleyiniz. Böylece toprağa saygı duyarlar.
Şu gerçeği iyi biliyoruz: Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Bu dünyadaki her şey, bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket insanoğlunun da başına gelmiş sayılır.
(...)
Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş, yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş. İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirme mücadelesinin başlangıcı olacak...

REİS SEATTLE, 1954
Duwamish ve Suquamish Kızılderilerinin Reisi



"Türlerin yok olmasını neden önemseyim ki?"

(Resim: Schloriancartoon)









Merhaba!

13 Ekim 2024 Pazar

ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR ?

 

Çalıyor yine çanlar

Fakat kimin için?

Her saniyesinde

Yaşam ve ölümün devindiği

Evrende

Ben kimim, neyim, niçin?

Ama dur, saat değil bu çalan!

Uyan, uyan, uyaaan!

(NEDRET KILIÇ - Dokunulmaz, Nemesis Kitap)


***



Çocuktum. Köyümüzde / köylerde "atık" (dilerseniz "çöp" deyin siz ona) diye adlandırılan, tanış olduğum(uz) bir olgu / sorun yoktu. Eskimeye yüz tutan yenilenir ya da "iş" / "görev" değiştirirdi. Ambalajlı ürün söz konusu değildi. Naylon, pet, poşet daha kentlerimizi bile işgal etmemişti. File ve bez torbalara girerdi her şey. Organik ne varsa ev hayvanlarıyla ortaklaşa tüketilirdi.
Kapitalizm, geliştikçe; her yurttaşı / bireyi hayatının her döneminde ille de "müşteri" kılma hedefine doğru acımasız bir koşu tutturdu. Aile üretimi, küçük işletmeler adım adım yok edildi. Buna da gelişme / hayatın kolaylaşması denildi. En uzak yerlere ulaşsın ürünleri, oradaki müşteri de "mağdur" olmasın diye yollar yapıldı demirden, betondan, sudan...
Ambalajsız ürünün hastalık yaydığına neredeyse herkes ve kolayca inandırıldı. Dahası, "Evladiyelik ne demek, kullan at, yenisini al. Oyalanma modası geçmiş şeylerle..." dayatması iliklere kadar işledi. Ve kirlendi dünya...
[...]
Bir şeyleri "kolay"laştırırken çıkan atığı, çevre kirliliğini neden düşünmüyoruz? İnsan sağlığına, doğaya bunca zararlı maddeleri bile bile neden gündelik hayatın akışına karıştırıyoruz?

(Y. BEKİR YURDAKUL - Cumhuriyet Kitap)


***


Hatırlanması gereken, daha doğrusu insanın kabul etmesi gereken, biz doğaya muhtaçken doğanın bize hiç mi hiç muhtaç olmadığıdır.

"Harvard profesörü E. O. Wilson şöyle yazar: 

Gerçek, bizlerin böceklere ihtiyacı olduğudur ancak onların bize ihtiyacı yok. İnsanlar yeryüzünden yarın yok olsalar, dünya eskiden olduğu gibi dönmeye devam eder.
[...]
Ancak böcekler kaybolacak olursa, insanların birkaç aydan fazla dayanabileceklerini sanmıyorum." (s. 161)

(MAJA LUNDE - Arıların Tarihi, DeliDolu Yayınları / Çeviri: DİLEK BAŞAK)


***


"Öyleyse asla haber gönderip sordurma çanlar kimin için çalıyor diye; onlar senin için çalıyor."

(OYLUM YILMAZ - Ağaçların Rüyası, Doğan Kitap)






Merhaba!


7 Nisan 2024 Pazar

SÜREYYA BERFE ve DOĞA

 

"Çağımız insanı 'insan yazgısı' ile 'doğa yasası' arasındaki ayrımın bilincine varan kişidir."

(İLHAN SELÇUK - Ağlamak ve Gülmek)





Sabaha doğru

bahar yağmuru

Şiir bazen görülebilir.

Geçmişte yaptığı bir söyleşide "Kent ve kentliyi çocukluğumdan beri sevmedim. Ama bu kır âşığıyım demek değil. Doğayı ve ona yakın insanları daha çok seviyorum" deyişini anımsatıyorum Yavaş Yavaş Bilemiyorum'u kendisinden dinlemek için bir araya geldiğimiz Berfe'ye.

Bugün kentten yola çıksak diyorum, dönsek aynı kırı ve doğayı bulur muyuz artık? "Ah nerede..." diye iç geçiriyor usta şair, "Bulmak imkânsız. O kır, o doğa yok artık ama sadece o da değil sorun. Nüfus da aldı başını gidiyor, her şey daha kötüye doğru ilerledi."

Doğanın tam içinden, artık onunla yoğurulmuş olarak görüyoruz dizeleri. Günümüzde çokça hırpalanan, sömürülen, yok edilmeye çalışılan bir varlık artık doğa. Gözlerimizin önünde yakılan, yıkılan, yerine betondan renksiz, kokusuz, nefessiz bir dünyanın yaratıldığı o güzelim doğaya getiriyoruz sözü. 

Onun yanında yer alıp, kitapta tam da içinden konuşan şaire, "Canı yanan doğanın bir seslenişi mi bize?" diyorum, "Öyle elbette, hatta çırpınışıdır..." diye yanıtlıyor beni.

Bahar rüzgârına, topraktaki kıpırdanmaya, denizin durgunluğuna bir bir rastladığımız dizeler, insanın yolculuğunu doğa aracılığıyla anlamlandırmasına da bir olanak tanıyor.

(...)

Doğayı, sevmeyi, gören gözlerle bakmayı, yalnızlığımızı, içtenliği, kısacası artık pek rastlayamadıklarımızı, unuttuklarımızı ve tabii çokça baharı hatırlatıyor Süreyya Berfe; durmadan sakin ve kararlı.

Yazıyı kitaba ismini veren şiirle bitirelim:

Bahar akşamlarının yalnızlığı

neye benziyor

Yavaş yavaş bilemiyorum.

 (BERRİN KARADENİZ - Cumhuriyet Kitap)




Merhaba!


4 Nisan 2024 Perşembe

İNSANLIĞIN LÜZUMU YOK !


(Fotoğraf: AKGÜN AKOVA)


Hayvan dünyası bizim insan dünyamızdan çok çok çok daha masumdur.
Öyleyse diyeceksiniz, iki dünya arasındaki en önemli fark bu mudur?
Yani hayvan dünyasının bizim insan dünyamızdan daha masum oluşu...
Bir bakıma evet. Ama ben başka bir şey söyleyeceğim. İnsanla hayvan arasındaki en önemli, en belirgin fark, bana kalırsa, hangi türü olursa olsun hayvan dünyasının belli bir "standart"ı olduğu, insanın ise yükselmesinin ya da alçalmasının bir sonu, sınırı olmadığıdır.
(...)
Hayvan dünyasını küçümsemeyelim. Alçak hayvan yoktur. Ama insan alçaklığının, alçak insanın ne yazık ki sürüsüne bereket!

(ATAOL BEHRAMOĞLU - Cumhuriyet Gazetesi)

 


TOMBİLİ


Hiç hayvan güler mi, gülmek ağlamak insanlara mahsustur. Vay ahmak insanoğlu vay, asıl gülmeyi unutan insanlardır. Şu dünyada dostu, arkadaşı olmayan, bir sıcak elin tadına, bir bakışın güzelliğine artık bundan sonra varamayan, varamayacak olan da insandır. Umutsuz olan, nankör olan insandır. Dünyanın güzelliğini yadsıyan artık salt yaşamanın tadına varamayan insandır, altında yaşadığı göğü, üstünde gezdiği toprağı, akan suları göremeyen insandır. Görkemli doğa ortasında görmeden dolaşan, bakarkör olan insandır. Yunuslar, balıklar, kuşlar, kurtlar, tilkiler, ne pahasına olursa olsun, hem de börtü böcekler bu dünyanın tadını çıkarırlar.
"Hayvan olmak bu çağda insan olmaktan daha mutluluktur," dedi Selim balıkçı.

(YAŞAR KEMAL / Deniz Küstü - Yapı Kredi Yayınları)




"Doğaya daha yakından bak, o zaman her şeyi daha iyi anlayacaksın."



ALBERT EINSTEIN







4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü

12 Temmuz 2022 Salı

SULAR ÇEKİLİRKEN

 





  Faşizm güncel bir şeydir ve kapitalizmle aynı soydan gelir. Bir yandan yağmalar, diğer yandan ortak eder günahına. Bitmek tükenmek bilmeyen kârlar, komisyonlar ve yüzdelerdir. Yüksek verimliliktir, akıl almaz hesaplardır. Dili bir tuhaftır, zor anlarsınız; bankaların, borsaların ve insan kaynaklarının dilidir. Gevezedir, hastalıklı ekranlardan akıllarınıza hücum eder durmadan.
  Parmağını sallamaktır her seferinde. Çocuklara, kadınlara ve yaşlılara düşman olmaktır. Maden ocağının önünde yan yana yatan genç bedenlere yetmeyen tabutlardır. Kavun deposuna doldurulan cesetlerdir. Nefes alacak hava, bakacak gökyüzü, içecek temiz su bırakmamaktır faşizm. 

  (ERCAN KESAL - BirGün Gazetesi)



***


  (...) İnsanoğlu milyonlarca yıldır aynı suyu kullanıyor, dinozorların içtiği suyu bugün biz içiyoruz. Kullandığımız su tarih çağlarından bu yana doğada dönüp dolaşıp önümüze geliyor. Ancak biz bu doğal döngüyü bozmak üzereyiz.
  Su, yerkürede her zaman tasarruflu kullanılması gereken, fabrikalarda üretilemeyen, en temel doğal kaynaktır.
  Su, teknolojinin hızla ilerlemesine rağmen yerine başka bir maddenin konulamadığı, canlıların, yaşamın olmazsa olmazıdır.
  Su, tek üretim yeri doğa olan, yeryüzündeki en yaygın ve en hayati maddelerden biridir...
  Petrolün alternatifinin bulunduğu günümüzde suyun alternatifi yoktur.
  Ve... Son bir şey, yer altı suları çekildikçe bir bir derelerimize, nehirlerimize, göllerimize veda edeceğiz.

(M. OSMAN AKBAŞAK / Sular Çekilirken - Duvar Yayınları)


***


  "Evrende iki sonsuz yaratıcı güç vardır. Biri insan, öbürü doğa. İnsan, yaratıcılığını yitirdiği gün, doğa yaratıcılığını bitirdiği gün her şey bitecektir. Doğa da insan da yok olacaklardır. Biz, sosyalistler olarak insanları yitirmiş oldukları yaratıcılıklarına kavuşturmak amacındayız. Yeryüzünde en büyük çabamız budur. Çünkü sömürgenlerin ilk ve başlıca işleri insanları kişiliklerinden sıyırmak olmuştur."

   (YAŞAR KEMAL / Abdi İpekçi'ye verdiği röportajdan - 1971)







Merhaba!

16 Temmuz 2017 Pazar

ÖLÜMSÜZ AĞAÇLAR





WHANGANUİ


   Yeni Zelanda'da Whanganui adlı kasabada yerel insanların kullandığı "ben nehre aitim, nehir de bana" olarak bilinen deyimden esinlenerek harekete geçildikten sonra Maoriler tarafından kutsal sayılan Whanganui Nehri "canlı varlık" olarak kabul edildi ve nehre hukuki statü verildi.







 ...Dünyanın gerek doğal ve maddi varlıklarının gerekse kültürel ve ruhsal değerlerinin korunması şimdi herkesin ortak istemi...Oysa kapitalizm, küreselleşme düzleminde dünyayı bir bütün olarak tüketim nesnesi, insanı ise tüketimin öznesi olarak tanımlıyor. Böylece insanın varlık nedeni ve oluş biçimi tüketim edimiyle belirleniyor...  
 

SEYYİT NEZİR








"Doğayı ve insan haklarını en vahşice ihlal edenler asla hapse girmez. Çünkü cezaevlerinin anahtarları onlardadır."











Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında
dünyayı çocuklara verelim
kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
dünyayı çocuklara verelim
bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
çocuklar dünyayı alacak elimizden
ölümsüz ağaçlar dikecekler


NÂZIM HİKMET


















Merhaba!