Albert Einstein etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Albert Einstein etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2024 Pazar

ÇAMURDAN KEKLER

 



Savaşlar, iklim değişiklikleri, doğal afetler ve coğrafi etkenler...

Bir yanda iklim nedeniyle Afrika'da temiz içme suyu bile bulamayan insanlar,
diğer yanda savaş bölgesinde yaprak yiyerek hayatta kalmaya çalışan Yemenliler...

Öte yandan
 2,3 milyon kişinin gıda sıkıntısı çektiği Haiti'de çamur kekleri yiyerek hayatta kalmaya çalışan halk...

Yoksul Haiti halkının açlıkla savaş için bulduğu çare:
Çamur, tuz ve biraz da yağ...

(www.trthaber.com)


***


16 Ekim Dünya Gıda Günü. Takvim yaprağındaki birçok benzer gün gibi, 16 Ekim'in mimarı da BM. Üstelik bugünün anlamı konusunda da oldukça iddialı söz konusu kurum.
"Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), açlığa son vermek için uluslararası çabalara öncülük eden Birleşmiş Milletlerin özel bir kurumu" olarak tanımlıyor kendini. 16 Ekim de bu amacın takvim yaprağı yapılıyor.
Bu yıl, "Attığımız adımlar geleceğimizdir - Daha iyi üretim, daha iyi beslenme, daha iyi çevre ve daha iyi yaşam" temasıyla karşılanan bugünün çağrı metninin başında ironik şekilde "sistemi düzeltelim" deniliyor.
Peki bu mümkün mü?
Sovyetler Birliği'nin, yani sosyalizmin gölgesinin ortadan kalktığı dünyada açlık giderek yayılırken, emekçilerin yaşamlarını sürdürebilmesi için en temel gıda maddelerine erişimi giderek zorlaşıyor.
Açlık tüm dünyada mevcut düzenin en temel sonuçlarından biri olurken, savaş ve salgın gibi başlıklar zaten var olan açlık sorununu çok daha derin bir hale getiriyor.

(soL Haber,2021)




"Dünyayı kötüler değil, hiçbir şey yapmadan onları seyredenler felakete sürükleyecek" diyor Albert Einstein. Yazar da [Gilbert Sinoué] kitabın bir yerinde bu alıntıyı yapıyor. Ama kötü dediğin de ilelebet kalacak değil, diye de vurguluyor. 
"Evet zor zamanlardan geçiyor insanlık. Özellikle de Ortadoğu halkları. Ama bak yazar ne güzel anlatmış" diyor Yusuf Şaylan ve Yasemin Kokusu romanından bir bölüm açıyor:
"'Güneş alan her varlık değişir, dağlar bile. İmparatorlukların ömrü insan ömründen kuşkusuz daha uzundur, ama kaderleri aynıdır, onlar da ölümlüdür' diye anlatıyor İbn-i Haldun. Yazar da bunu kaynak gösteriyor. Evet kötüler de ölümlü. Bunu akıldan çıkarmamak gerekiyor. Yaşayan ve yaşatan tek şey kötülere karşı direniş. İnsanlık belki bir şeyler daha kaybetti. Ama esas yenilgi mücadele duygusunu kaybedince oluyor" diyor Şaylan.
"Hiç karamsarlığa kapılmıyor musun?" diye soruyorum. Çayından bir yudum daha alan Yusuf Şaylan azıcık düşünüp şöyle başlıyor söze:
"Dünya daha kötü ya da benzer dönemlerden geçerken hiç kimsenin ummadığı bir yerde, Sovyetler'de bir devrim gerçekleşti. Lenin de biraz bu umulmayan yeri gerekçelendiriyor, izah etmeye çalışıyordu. O kimsenin ummadığı coğrafyada yaşananlar dünyaya ve insanlığa umut oldu. Kim bilir, belki bizler de Ortadoğu'nun umulmayan ülkesiyizdir. Çok çalışıyoruz. Elbet bir karşılığı olacaktır bunca mücadelenin" diye yanıtlıyor soruyu gülümseyerek.

(ÖZKAN ÖZTAŞ - sol Haber) 






Merhaba!
 

4 Nisan 2024 Perşembe

İNSANLIĞIN LÜZUMU YOK !


(Fotoğraf: AKGÜN AKOVA)


Hayvan dünyası bizim insan dünyamızdan çok çok çok daha masumdur.
Öyleyse diyeceksiniz, iki dünya arasındaki en önemli fark bu mudur?
Yani hayvan dünyasının bizim insan dünyamızdan daha masum oluşu...
Bir bakıma evet. Ama ben başka bir şey söyleyeceğim. İnsanla hayvan arasındaki en önemli, en belirgin fark, bana kalırsa, hangi türü olursa olsun hayvan dünyasının belli bir "standart"ı olduğu, insanın ise yükselmesinin ya da alçalmasının bir sonu, sınırı olmadığıdır.
(...)
Hayvan dünyasını küçümsemeyelim. Alçak hayvan yoktur. Ama insan alçaklığının, alçak insanın ne yazık ki sürüsüne bereket!

(ATAOL BEHRAMOĞLU - Cumhuriyet Gazetesi)

 


TOMBİLİ


Hiç hayvan güler mi, gülmek ağlamak insanlara mahsustur. Vay ahmak insanoğlu vay, asıl gülmeyi unutan insanlardır. Şu dünyada dostu, arkadaşı olmayan, bir sıcak elin tadına, bir bakışın güzelliğine artık bundan sonra varamayan, varamayacak olan da insandır. Umutsuz olan, nankör olan insandır. Dünyanın güzelliğini yadsıyan artık salt yaşamanın tadına varamayan insandır, altında yaşadığı göğü, üstünde gezdiği toprağı, akan suları göremeyen insandır. Görkemli doğa ortasında görmeden dolaşan, bakarkör olan insandır. Yunuslar, balıklar, kuşlar, kurtlar, tilkiler, ne pahasına olursa olsun, hem de börtü böcekler bu dünyanın tadını çıkarırlar.
"Hayvan olmak bu çağda insan olmaktan daha mutluluktur," dedi Selim balıkçı.

(YAŞAR KEMAL / Deniz Küstü - Yapı Kredi Yayınları)




"Doğaya daha yakından bak, o zaman her şeyi daha iyi anlayacaksın."



ALBERT EINSTEIN







4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü

23 Ekim 2022 Pazar

DOĞAYA SIRTINI DÖNME, DOĞAYA DÖN!

 

"Doğaya daha yakından bak, o zaman her şeyi daha iyi anlayacaksın."


ALBERT EINSTEIN


***


   "Doğanın en küçük parçasının bile bir kimliği, bir kişiliği var. Yıllarca ben Savrun Çayı kıyılarında dağlara yürürken, doğayla iç içe yaşadım. Pirinç tarlalarında yıllarca su kontrolörlüğü yaptım da... İşte o zamanlar yavaş yavaş, bir daldaki bir çiçeğin öbürüne benzemediğini, bir çimenlikte hiçbir yaprağın, bir köredeki hiçbir karıncanın, bir pınarın, Toroslardan ovaya inen Savrun Çayı gibi birçok çayın hiçbirinin birbirine benzemediğini gözlemledim. Bunların hepsini de Savrun Çayından öğrendim. Sonra düşüncelerimi geliştirdim." 

   (YAŞAR KEMAL - Fethi Naci'nin 1993 tarihli röportajından)


*** 

   "İnsanın doğaya sırtını dönüşünün öyküsü eskidir ama kapitalizmin yükselişiyle doğaya sırtını dönmenin ötesine geçti, yıkıma girişti doğayı. Daha az dışarı çıkıyor artık. Güneşin şenliğine, gecenin, yıldızların gizemine daha uzak. Bu yüzden kendisiyle ve öteki her şeyle kavga ediyor. Oysa doğa insanın hasmı değil akrabasıdır. Başı sıkışınca başvurabileceği, kendini sorgulayabileceği bir yakınıdır."

   (KÂMİL ERDEM / Yok Yolcu - Sel Yayıncılık)


***



   "Yaradılışın yarattığı ota, ağaca, insana, yani yavrularına verdiği bir sevinç ve mutluluk vardır, onu özlüyorum. İnsanlar doğayı yeniyoruz diye daha büyük bir sevinç ve mutluluk peşine düşmüşlerdi. Kimdir yaradılışı yenen? İnsan beyni mi? O da yaradılışın bir yaratığıdır."

   (HALİKARNAS BALIKÇISI - Mavi Sürgün)



   

Merhaba!

28 Mart 2021 Pazar

ÇOCUKLARIMIZ GELECEĞİMİZDİR

 


   1954 yılının 16 Nisan'ında Budapeşte'de, Tuna Nehri'ndeki Margit adasında kalan Nâzım'ı ziyarete, okullarının seçmiş olduğu birkaç öğrenci gelir. Öğrenciler oradan ayrılırken Moskova'daki çocuklara iletmesi için Nâzım'a mektuplar bırakırlar.

   Bu ziyaret sırasında çocuk dostlarıyla dertleşen Nâzım'ın "Bazı şehirler mutludur. İçinde mutlu çocuklar yaşadığı için. Budapeşte de böyle mutlu bir şehir... Çünkü içinde sizin gibi mutlu çocuklar yaşıyor. Fakat bazı şehirler de hüzünlüdür. Orada hüzünlü çocuklar yaşarlar. Benim şehrim, İstanbul öyle bir şehir." ifadeleri üzerine küçüklerden biri bir soru yöneltir. Nâzım da gelecekte mutlu bir şehir olacağını düşündüğü İstanbul'daki göremediği üç yaşındaki oğlu Mehmet'ten bahseder. Hatta çocuk dostlarından Julika, oğlu Mehmet'e göndermesi için şaire bir mektup verir.

  Çocukların mektupları daha sonra Nâzım'ın "Postacı" şiirinin dizelerine yansır. (BERFİN ŞENGİL - BirGün Gazetesi)


Çocukken postacı olmak isterdim,

şairlik filân yoluyla değil ama

basbaya, sahici postacı.

(...)

Çocukken postacı olmak isterdim. 

Muradıma, Macaristan'da erdim, ellisinde.

Çantamda bahar.

Çantamda Tuna'nın pırıltısıyla,

  kuş cıvıltısıyla,

taze çimen kokusuyla dolu mektuplar,

Moskova'ya Budapeşte'den,

çocukların çocuklara mektupları.

Çantamda cennet...

Bir zarfın üzeri:

"Memet,

Nâzım Hikmet'in oğlu,

Türkiye"

diye yazılı.

Moskova'da mektupları birer birer

kendim dağıtırım adreslerine.

Yalnız Memed'in mektubunu götüremem yerine,

hattâ yollayamam.

Nâzım'ın oğlu,

haramiler kesmiş yolu,

mektubumu vermezler.

(Mayıs 1954)


***


"Altı yaşındaki bir çocuğa açıklayamıyorsanız, kendiniz anlamazsınız."

ALBERT EİNSTEİN


***


   Çocukların dünyayı öğrenme ve ilgi duydukları şeyleri bilme merakını kaybetmemeleri için, farklı yollar olabilir. Ama bu yolların en önemlilerinden biri, aile üyelerinin de, öğretmenlerin de, çocukların sorularını geri çevirmemeleri ve çocuğun soru sorduğu konuyla ilgili merakını kendisinin gidermesinde ona yardımcı olmaları, yani sorularına doğrudan cevap vermeden, sorunun cevabını kendilerinin bulmasını sağlamalarıdır. (Prof. Dr. İOANNA KUÇURADİ - Söyleşi: ELİF ŞAHİN HAMİDİ - Bilmekvaktidir.com)


***




   "Çocuk beyni, çocuk zekâsı ancak tiyatro havasında, alabildiğince sınırsız ve engelsiz uçar. Ben o kanıdayım ki her mahallede bir çocuk tiyatrosu, her ilde bir gençlik tiyatrosu kurulmadıkça, siz isterseniz bin bir kalkınma planı yapın, o planları uygulayacak aydın genç bulamazsınız! Bizim kafa düzeyimiz de bir santim yükselmez! Çocuk dediğim zaman, ben, onda yarının gençliğini görüyorum. Hani şu Atatürk'ün emanetini onlardan başka bırakacak kimselere güvenemediği has gençliği... İşte onun için dönüp dolaşıp Çocuk Tiyatrosu üstünde direniyorum." (MUHSİN ERTUĞRUL - Gerçeklerin Düşleri: Tiyatro Düşünceleri)



Merhaba!

14 Mart 2021 Pazar

DOĞADAN UZAKTA VE YALNIZ

 

   "Gelişmiş ülkelerin semalarında ne kadar uçağın uçtuğu değil, ne kadar çok arının uçtuğu önemlidir.                 Eğer arılar ölürse sonraki yıllarda insanlar da ölür."      


ALBERT EİNSTEİN


***


   Her geçen gün doğal kaynakların yok edildiği, tabiatta sadece ekonomik güçlerin çıkarlarının ön planda tutulduğu, öteki canlılarla beraber yaşam kaynağımız olan ekosistemin dikkate alınmadığı ve her şeyin sadece insanlara ait olduğu düşüncesinin hakim olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Eserde (Bir Başka Âlem), insan olmasaydı yaşadığımız dünya nasıl olurdu, insanlarla beraber bitkiler ve hayvanların eşit kabul edildiği bir âlem nasıl bir görünüme bürünürdü ve tabiat böyle yok edilmeye devam ederse sonumuzun ne olacağı yönünde soruların da yanıtı aranıyor. 
   (...)
  Tabiatın, insanın tüketici ve yok edici davranışlarından kurtulduğu vakit er ya da geç tekrar o eski gücüne kavuşacağı ve yaşam kaynağı olarak var olmaya devam edeceği görüşündeyim.
   Bütün bu olumsuzluklara, kötülüklere rağmen tabiat o kusursuz döngüsü içerisinde bize huzur dolu sonsuzluğunu fısıldamaya devam ediyor. İşte bu yüzden hâlâ geç değil eşitliğin hüküm sürdüğü şu eşsiz tabiatı koruyup, ona sahiplik gütmeden onla yaşamak için... (ORHAN VELİ ALICI - Bir Başka Âlem, Söyleşi: GÜLŞAH AKBULUT - Cumhuriyet Kitap)


***




  Ve insan epey zamandır yalnız. Her geçen gün kalabalıklaşan yaşam merkezlerinde, değişen iletişim biçimleriyle uyumlanmaya çalışırken kendisiyle olan bağını yitirdiğini fark etmeksizin doğadan ve doğasından uzaklaşarak, zamanı yetiremediği işleriyle dopdolu yaşamında, -aslında- ona iyi gelmeyen bir yalnızlık hissiyle baş başa.
  KİMDİR ASLINDA YALNIZ?
  Haluk Levent'in bir anısıyla başladım yalnızlık olgusunu izlemeye. Turnede bozulan aracının onarılmasını beklerken bir kadına rastlıyor. "Teyze n'apıyorsun bu dağ başında yapayalnız?" Teyze şaşkın: "Sensin yalnız!" diyor. Şimdi kim yalnız? (EMEK YURDAKUL - Cumhuriyet Kitap)


***


Kendi hâline bıraktığımız düşler gibi
Kendi hâline bıraktığımız gülüşler gibi
Kendi hâlinde değildi yalnızlığımız.

VOLKAN HACIOĞLU
(Şehri Terk Eden Hayalet)






Merhaba!

7 Şubat 2021 Pazar

SEVGİ HAYATIN ÖZÜDÜR

 

"Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek."

SABAHATTİN ALİ


***


   Einstein'ın kızına yazdığı mektupları okurken düşünüp durdum; öyle bir bilim insanı hep sevgiden söz ederken, nasıl oluyor da en gelişmiş ülkelerde bile insanın savaş çıkararak birbirini boğazlaması önlenemiyor? Örneğin şu sözler bir sevdalının ağzından dökülmüyor, benzerine ancak birkaç yüzyılda bir rastlanılan bilim insanının beyninden süzülüp yerleşiyor insanlığın benliğine. 

   Ölümünden 20 yıl sonra açıklanan mektuplarının birinde,

  "İzafiyet kuramını açıkladığım zaman çok az kişi beni anladı, şimdi insanlığa ulaşması için yazacaklarım da bu dünyada yanlış anlaşılma ve önyargıyla çarpıtılmaya mahkûm. Mektupları gerektiği sürece korumanı istiyorum, ta ki toplum şimdi açıklayacaklarımı kabul edecek düzeye gelene kadar. Bilimin açıklayamadığı son derece kuvvetli bir güç var" diyor.

   Sevgi

   Açıklamalarını sürdürüyor:

  "Bu güç herkesi kapsıyor ve yönetiyor, evrenin çalışmasını sağlayan her olgunun arkasında bile o var ve henüz bizim tarafımızdan tanımlanamadı. Bu evrensel güç sevgidir; sevgi ışıktır onu alıp verenleri aydınlatan... Sevgi yerçekimidir, çünkü insanların birbirine çekim hissetmelerini sağlıyor."

   Şu yargısı ise doğada varoluşumuzun bildirgesi:

  "Eğer türümüzün hayatta kalmasını istiyorsak, eğer hayatta bir anlam bulmamız gerekiyorsa, eğer dünyayı ve içinde yaşayan her duyarlı varlığı kurtarmak istiyorsak, sevgi tek ve biricik cevaptır."

   (...)

  "Bu evrensel enerjiyi almayı ve vermeyi öğrendiğimiz zaman sevgili Lieserl, sevginin hepsini yendiğini, her şeyin ötesine geçtiğini doğrulayabileceğiz, çünkü sevgi hayatın özüdür." (ADNAN BİNYAZAR - Cumhuriyet Gazetesi)  



***


Saçak altına sığınmış

göçmen kuşun

kar tanecikleri arasında

düşen beyaz tüyünü de 

görebilmek


İşte

sevmek

SUNAY AKIN




Merhaba! 

6 Aralık 2020 Pazar

ZAMANA DAİR - 2

 


Yaşamı seviyor musun? Öyleyse zamanı harcama, çünkü yaşamın yapıldığı madde zamandır.

BENJAMIN FRANKLIN



***



"Boş zaman yoktur, boşa geçen zaman vardır."

RABINDRANATH TAGORE



"Sadece iki şey sonsuzdur. Evren ve insan aptallığı. Evrenin sonsuzluğu konusunda emin değilim."

ALBERT EINSTEIN


EINSTEIN & TAGORE



***



   Vakit öldürüyoruz, diyorlardı. Kimin haddine düşmüş vakti öldürmek! "Vakit" onu yaşatmayı bilmeyenleri öldürür; bitkileri, insanları, imparatorlukları, uygarlıkları, çağları hep yok eder.

HALİKARNAS BALIKÇISI (Mavi Sürgün)



***



   Bir de biz insanlar, hep kocaman laflar etmeyi severiz. Hep çok konuşmayı, hep çok tartışmayı, hep çoklukları sevdiğimiz gibi... Bazen de deriz ki: "Zamanı yönetmek büyük sanattır." Ya da "Zamanı yönetmeliyiz." Ah büyük çocuk, güzel insanlık! Zaman zaman kötü, zaman zaman naif insanlık! Ah bu zamanda akan insanlık! Biz zamanı yönetmeyi sandığımızda ya da bu sanata erdiğimizde bile, zaman bizi yönetir aslında... Çünkü çok eskilerden miras kalan kadim bir insanlık sözündeki gibidir her şey: "Yarın ne olacağı belli olmaz." (ÜNAL ERSÖZLÜ - Yeryüzü Misafiri)






Merhaba!

22 Temmuz 2018 Pazar

ANTHROPOCENE: İNSAN ÇAĞI







  Yeni bir bilimsel araştırmaya göre 7.6 milyar insan, yeryüzünde yaşayan bütün canlıların yüzde 0.01'ini  oluşturuyor. Ancak buna rağmen ortaya çıktığı ilk günden beri insanlık, gezegendeki vahşi hayvanların yüzde 83'ünün, bitkilerin ise yarısının yok olmasına yol açtı. 
   'Proceedings of the National Academy of Sciences' adlı dergide yayımlanan araştırmaya göre insanlar, yeryüzünün sanılandan çok daha küçük bir kısmını oluşturmasına karşın canlıların yok olmasına sebep oluyor...
  Bazı bilim insanları yeryüzünün içinde bulunduğu çağı Anthropocene yani İnsan Çağı olarak adlandırıyor... (Cumhuriyet Gazetesi)







ARAL GÖLÜ



   HER YIL 12 MİLYON HEKTAR TOPRAK KAYBOLUYOR

   Asya'da bir zamanlar dünyanın en büyük 4. gölü olan Aral'ı besleyen Emuderya ve Siriderya ırmaklarının Sovyetler Birliği döneminde pamuk tarlalarına akıtılması sonucu göl, 1960'lı yıllardan itibaren kurumaya başladı. 
   Dünyanın en büyük çevre felaketleri arasında gösterilen Aral Gölü'nün çekilmesiyle 54 bin kilometrekare alanda oluşan tuzlu kum, rüzgârla birlikte bölgeyi daha büyük bir çevre felaketiyle karşı karşıya bıraktı.
   Şimdiye dek havzadaki durumun iyileştirilmesi için 5,5 milyar dolar değerinde birçok proje hayata geçirildi ve gölün kuruyan dibinde 350 bin hektarlık alanda ağaçlandırma çalışmaları yürütülüyor... (Aydınlık Gazetesi)
















   1950'lerde plastik ürünler ilk kez gözüktü, insanlık için önemli bir icattı ama sorun ona sahip olanların karakterinde gizliydi. 
   Kısa bir süre içinde plastik her yeri kapladı, tek kullanımlık ürünler piyasanın tacı oldu. Pet şişeler, bardaklar, tabaklar, ambalajlar, naylon torbalar...
   Petrokimya sermayesinin daha 1970'li yıllarda doğada bozulmadan kalan plastiğin nasıl büyük bir soruna yol açacağını gördüğü ancak buna aldırmadığı bugün belgeleniyor. Çünkü plastik sanayi büyük bir kâr getiriyordu. Sadece plastik üreticileri için değil, onların müşterisi olan ve plastik kaplarda halka tüketim malları sunan sermaye için de çok kârlıydı.
   İnsanın uçsuz bucaksızlığı karşısında hayrete düştüğü ve tüketilemez olarak kabul edilen okyanusların ilk kez tükenebilir olduğu gerçeği ile karşılaşıyor insanlık. Sermaye sınıfı 1950'lerden itibaren 9 trilyon kilo civarında plastik üretimine yol açmış ve bunun geri dönüşümü sorunu umurunda olmamış.
   Halen yılda 300 milyon ton civarı plastik üretilmeye devam ediliyor ve her yıl 10 milyon tonu okyanuslara sürükleniyor. 2050'de böyle giderse okyanuslardaki plastiklerin ağırlığının tüm balıkların ağırlığına eşit olacağı söyleniyor... (ERHAN NALÇACI - soL Haber)










İki şey sonsuzdur;
İnsanoğlunun aptallığı ve evren.
Fakat ikincisinden emin değilim.


   
ALBERT EINSTEIN











Merhaba!
   

10 Eylül 2017 Pazar

SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ İÇİN


   Kapitalizm sömürür:

   Kapitalizmin, "düşük maliyet - yüksek kâr" hedefi sınır tanımıyor. Parlak vitrinleri süsleyen pahalı ürünlerin bir kısmı çocuk işçilerin ucuz emeğiyle üretiliyor. (ÇİĞDEM ERMAN - Cumhuriyet Strateji)






"Tarih, insanlığın önüne çözemeyeceği sorunları koymaz."




KARL MARKS





    Kapitalizm öldürür:

    Dünyada her gün 16 bin bebek, henüz birinci doğum gününü göremeden ölüyor. Bu ölümlerin önemli kısmı sıtma, zatürre, ishal gibi önlenebilir hastalıklara bağlı. Sahra Altı Afrika'da bebek ölüm hızı, dünyanın diğer bölgelerinin tam 14 katı. 
   Anne ölümlerinin yüzde 99'u "gelişmekte olan" ülkelerde yaşanıyor. Çadlı bir kadının yaşamı boyunca anne ölümüne maruz kalma riski 16'da 1. Aynı risk İsveçli bir kadın için 10 binde 1'den az.
    Veremden ölümlerin yüzde 95'i "gelişmekte olan" ülkelerde. Bu ölümler daha çok genç nüfusta görülüyor. 
   Bulaşıcı olmayan hastalıklara bağlı erken ölümlerin yüzde 87'si düşük ve orta gelirli ülkelerde gerçekleşiyor. Bu ülkelerdeki aileler gelirlerinin önemli kısmını bu hastalıklarla mücadele için harcamak zorunda kalıyor.
   Düşük gelirli ülkelerde doğuşta beklenen yaşam umudu 62 yıl iken, yüksek gelirli ülkelerde 81'e çıkıyor. Sierra Leone'de doğan bir bebeğin beklenen yaşam süresi 50 yıl iken Japonya'da doğan için 84 yıl. (İLHAN BELEK - soL Haber)






"Problemleri onları üreten kafalarla çözemeyiz."



ALBERT EINSTEIN








    Sosyalizm umuttur:

   Sağlığa sözümona muazzam yatırımlar yapmış, Batı merkezlerinden en son tıp teknolojilerini getirmiş, kurmuş, doktorlarının, sağlık ekiplerinin Batı'yla yarıştığı şeklinde böbürlenilen ülkemizdeki sağlık istatistiklerine, çocuk ölümlerine, salgın tehlikelerine şöyle bir göz attığınızda dehşete düşüyorsunuz. Küba'ysa, bırakın kendi halkının sağlığını tamamen garanti altına almış olmasının rahatlığını, sağlığı yoksul ülkelere de bedava dağıtıyor, sözümona zengin ülkelerin fakir halk kesimlerine yetişiyor. Yeni bir rakam: Bu yıl, Küba tıp fakültelerinden tam 147 ABD vatandaşı diploma aldı. Tabii bunlar ABD'nin en yoksul, en siyahi sınıflarının çocukları; ve Küba'daki 6-7 yıllık eğitimleri süresince ceplerinden tek kuruş harcamadılar!
   Evet, insan bu ve buna benzer onlarca diğer can alıcı konunun Küba'da ne şekilde hale yola konduğu karşısında şaşırmalı. Doğal bir insani tepki. Fakat aklı ön plana koymalıyız ve şaşırmak yerine sevinmeliyiz. Çünkü sosyalizmin bir ulaşılmaz ütopya olmadığını bizzat yaşayıp görüyoruz Küba'da...(CELİL DENKTAŞ - soL Haber)






"Bütün sorunların çözümü, asıl temel bir sorunun çözümüne bağlıdır ki, o da kalkınma ve bağımsızlık sorunudur."


     SERVER TANİLLİ










Merhaba!

20 Ağustos 2017 Pazar

AYDIN KAVRAMI ÜZERİNE



İyi insan olacağınıza,
öyle bir yere götürün ki dünyayı,
iyilik beklenmesin!


BERTOLT BRECHT










   Fotoğraftaki Yemenli kızın adı Vâlâ Hüseyin al-Hatrum. 9 yaşında. Fotoğraf 25 Nisan 2015'te çekilmiş. UNICEF'in verilerine göre Mart ayına kadar 1500'den fazla çocuk öldürülmüş. Obama'nın görevden ayrıldığı Aralık 2016 tarihine kadar 10 dakikada bir çocuk yaşamını yitirmiş.
   Wikileaks, sitesinde bu fotoğrafı basmış. Batılı feministleri eleştiriyor: "Trump'ın gazeteci Mika Brzezinski'nin yüzünü gerdirmesine ilişkin sözleri üzerine kıyamet koparıyorsunuz da neden ABD bombalarının Yemenli bu kızın yüzüne yaptıklarına ses çıkarmıyorsunuz" diyor. (Aydınlık Gazetesi)
   






"Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer; 
kötülük yapanlar yüzünden değil, durup seyreden ve onlara ses çıkarmayanlar yüzünden..."


ALBERT EINSTEIN







 ...Adanalı Yılmaz Güney hapisteyken, ünlü filmleri, Cannes Film Festivali'nde dünya sineması otoritelerine gösterildi ve Yılmaz Güney'i ilk kez orada gören, tanıyan yabancı sinema otoriteleri, yabancı eleştirmenler, "Yılmaz Güney, ülkenizde hangi sinema okulundan mezun oldu? Nereden geldi, nasıl yetişti?" diye sorduklarında bizim otoritelerin yanıtı olağanüstüdür:
   "Yılmaz Güney, Çukurova pamuk tarlalarından geldi."
   Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Yılmaz Güney, Demirtaş Ceyhun, Özdemir İnce ve Muzaffer İzgü ağabeylerimiz de sadece Çukurova'nın pamuk tarlalarından gelmediler; Harran'ın, Söke'nin, İzmir'in ve Ege'nin pamuk tarlalarından geldiler ve asla Amerikan "pamuğu" olmadılar.


OSMAN ŞAHİN







   Fransız şairi Léon-Paul Fargue, şöyle diyor: "Çağımızda sanatçı, aydını içerir. Bunun karşıtı 40 yılda bir doğrudur." Çünkü sanatçı için gerçekliği dönüştürme bilinci öncelikli iştir. Bu da dünyanın değiştirilmesine katkıda bulunmanın somut biçimidir. Etnikçi ya da mezhepçi tutumlar, dünyanın değiştirilmesine değil, geriletilmesine dönük çabaları vurgular. Doğrusu bu çabalar içinde yer alarak aydın kavramını kirletmektense dışarıda kalmayı yeğ tutarım. Yurduna karşı konumlanmış yetkili ve etkililerin övgüsünü kazanmış yazarların aydın sayıldığı bir ülkede, ben aydın değilim! (Aydınlık Gazetesi)







     Server Tanilli'nin mahkeme tarafından yasaklanan "Uygarlık Tarihi" adlı kitabı için yaptığı savunmadan:

  "Doğrudur veya yanlıştır, taraftar olunur veya olunmaz, bir bilim adamı olarak kabul ettiğim metot, görüş ve düşüncelerimden dolayı kime karşı sorumluyum, yaşadığım çağa ve topluma karşı. Ya mahkemelere? Asla."


SERVER TANİLLİ










Merhaba!

21 Şubat 2016 Pazar

DEĞERLİ HAYATLAR




"Ancak başkaları için yaşanan bir hayat, yaşamaya değer bir hayattır!"


ALBERT EINSTEIN










   Pablo Neruda tarafından, "Cervantes'den bu yana İspanyol edebiyatının başına gelen en güzel insan" olarak adlandırılan, gerçeküstü romancılığın dahi temsilcisi Gabriel Garcia Marquez'in ölümünden sonra Aptülika (Abdülkadir Elçioğlu),  GABO  başlıklı yazısında şöyle diyordu:
  O ne Kolombiyalı idi benim için ne de Nobel'li. Marquez benim için Arjantinli, Bolivyalı, Şilili, Meksikalı, Fatihli, Kuruçeşmeli, Arnavutköylü bizim mahalleli idi.
   Onun nobel aldığı günlerde kitabını Fransızcaya çevirmek istemişler. Marquez bir şart koymuş. Şartı şöyleymiş: "Yayıneviniz en az 10 Latin Amerikalı yazarın eserini yayınlarsa benim kitabımı çevirebilirsiniz."
   Ne bileyim ben Marquez amcayı çok severdim. Benim için nobel ödülü almayacak kadar iyi bir yazardı.
   Güle güle Aracatacalı güzel insan. Gittiğin yerde Steinbeck'e bizden selamlar götür.



GABRİEL GARCİA MARQUEZ








"Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde."

ZİYA PAŞA









ABİDİN DİNO-YAŞAR KEMAL


...Adana'dan İstanbul'a yola çıkan Yaşar Kemal'in cebinde ancak beş lirası vardır.
Anasının balmumundan muşamba yapıp diktiği torbanın içine koyduğu malını mülkünü sırtladığı gibi önce Ankara'ya gider.
İki-üç gün yolculuktan sonra Abidin Dino'nun evine ulaşır.
Oktay Rifat ile Güzin Dino'da evdedirler.
Söz arasında Abidin Dino, Yaşar Kemal'e ne yapmak istediğini sorar.
Arif Dino'nun kendisini Cumhuriyet gazetesine aldıracağını söyler. Cumhuriyet işi olmazsa Orhan Kemal ile İstanbul'da buluşacaklar, bir el arabası alarak sebze - meyve satacaklardır.
Bu da olmazsa Yeni Cami arkasında arzuhalcilik yapacaktır.
Abidin Dino, "İstanbul'a gidiyorsun ya ne kadar para var cebinde?" diye bir daha sorar.
Sonra elindeki Osmanlı kesesine benzeyen bir keseyi Yaşar Kemal'e verir:
"Bunun içinde elli lira var, bu da az ya..."
Kesenin içi bozuk para doludur.
Ve Yaşar Kemal'i otobüsle İstanbul'a uğurlamaya karar verirler.
Sonrasını Yaşar Kemal şöyle anlatacaktır:
"Abidin Dino, Oktay Rifat, ben evden çıktık., Oktay Rifat yolda ayrıldı. O zamanlar otobüs terminali tren istasyonunun yanındaydı. Abidin Dino benden iki buçuk lira aldı gitti, benim İstanbul biletimi getirdi. Otobüs yarım saat sonra kalkacaktı. Hazırlanıyordu.
Dolaşarak konuştuk. Otobüs kalkış saati geldi, çağırdılar. Abidin Dino'yla öpüştük. Öpüştük ya  Abidin Bey orada öylece durdu kaldı.Otobüs beni çağırıyor. Abidin Dino'nun bana söyleyecek bir şeyi var ki söyleyemiyor. Yanına gittim, "Abidin Bey, bir şey mi söyleyecektiniz bana?" diye sordum. O, utana sıkıla, "Sen oradan bana 75 kuruş versene," dedi. Her şeyi anladım. Evde ne kadar para varsa torbalamış toplamış bana vermişlerdi. Seve seve ona 75 kuruşu verdim. (Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor: Adam Yayınları, 1996)
Abidin Dino giderken arkasından da, "Abidin Bey o yetmiş beş kuruş size ananızın sütü gibi helal olsun," diye sağanaklı bir nara patlatacaktır. (REFİK DURBAŞ - BirGün Gazetesi) 







   Van'ın ilk matbaasını kurup Van'ın Sesi gazetesini çıkaran İlyas Kitapçı, bir gün Tatvan-Van arası sefer yapan gemide İstanbul'dan gelen genç bir gazeteciyle karşılaşıyor. Ona Van'da bir kilisenin yıkılmak üzere olduğunu söylüyor. Genç gazeteci de Akdamar Adası'ndaki bu kiliseyi haberleştiriyor. Cumhuriyet gazetesinin haberi üzerine kiliseyi yıkma kararı alan askeri yetkili Ankara'dan gelen talimatla engelleniyor.
   
   O yılların genç gazetecisi ileride edebiyatımızın dev ismi Yaşar Kemal olacaktır. Ahtamar Kilisesi de bu sayede günümüze ulaşabiliyor.(NAZIM ALPMAN - BirGün Gazetesi)












Merhaba!

27 Aralık 2014 Cumartesi

DOĞRU SÖYLEYENLER



  


"Gerçeğin yarısını söylemek, hiç bir şey söylememektir."




FYODOR MİHAİLOVİÇ DOSTOYEVSKİ

(d.11 kasım 1821 Moskova-ö.9 Şubat 1881 Sankt Peterburg)





"Her doğru söylenebilir, 
her doğru söylenmelidir, 
yoksa çevremizi aldatıyoruz, 
çevremize yalan yayıyoruz demektir."

der Nurullah Ataç bir denemesinde.




NURULLAH ATAÇ
(d.21 Ağustos 1898 İstanbul-ö.17 Mayıs 1957 İstanbul)



   Önceden Japonlar'ın hayat ve hareket tarzlarını araştırarak onların en çok dışarıda oldukları saati (8.15) saptayan Amerika Birleşik Devletleri'nde atom bombasının atılmasına karşı olanlar da vardı. Roosevelt ve Truman dönemlerinde, Genelkurmay Başkanlığı yapmış olan Amiral  William Daniel Leahy, şunları söylemişti:

   "Benim şahsi kanaatime göre böyle bir bombayı ilk kez kullanmakla, ortaçağ dönemlerine ait ahlaki bir standardı kabul etmiş oluyoruz. Ve ayrıca bana öğretilen savaşın kuralları böyle değildi. Savaşlar kadınları ve çoçukları öldürerek kazanılamaz."




"Benim savaş karşıtlığım, herhangi bir entellektüel kuramdan kaynaklanmıyor; 
zulmün, alçaklığın her türüne karşı duyduğum derin nefretten kaynaklanıyor."




ALBERT EİNSTEİN
(d.14 Mart 1879 Ulm, Almanya-ö.18 Nisan 1955 Princeton, New Jersey, ABD)





Uyuyamayacaksın
Memleketinin hali
Seni seslerle uyandıracak
Oturup yazacaksın
Çünkü sen artık o eski sen değilsin
Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin
Durmadan sesler alacak
Sesler vereceksin
Uyuyamayacaksın
Düzelmeden memleketinin hali
Düzelmeden dünyanın hali
Gözüne uyku girmez ki
Uyumayacaksın
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
Ta gün ışıyıncaya kadar
Vakur metin sade
Çalacaksın




MELİH CEVDET ANDAY
(d.13 Mart 1915 İstanbul-ö. 28 Kasım 2002 İstanbul)





   Merhaba!