Osman Şahin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Osman Şahin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Nisan 2018 Pazar

KÖY ENSTİTÜLERİ - 2




"İnsanoğlu'nun kazanacağı en büyük zafer, korkuyu yenmesiyle kazanacağı zaferdir."

İSMAİL HAKKI TONGUÇ








 ...Spartaküs, zalim Roma İmparatorluğu'nun ordularını perişan ettikten sonra arkadaşları ona sorarlar, kendini nasıl hissediyorsun diye. Spartaküs'ün yanıtı şöyledir:
   "Artık özgürüm ama okuma yazma bilmiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum, korkuyorum" der.
   Arenalarda bir ölüm makinesi gibi çarpışan genç ve güçlü Spartaküs'ün, "Okuma bilmediğim için korkuyorum!" sözleri evrensel niteliktedir.
   Burada, ülkeyi yönetenler, yüzyıllardır halkına okuma yazma öğretmeyen, matbaayı iki yüz küsur yıl geç getiren Osmanlı egemenleri aklıma geldi.
  Cumhuriyet döneminde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün devrimci, laik eğitim sistemiyle, özellikle Anadolu aydınlanmasının yaratıcı büyük insanları Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç'un kurup geliştirdikleri, dünya eğitim tarihine armağan ettikleri Köy Enstitüleri'nin yanı sıra 600'ü aşkın Milli Eğitim klasikleri, halkevleri, okuma odaları, gece mektepleri aracılığıyla Anadolu Spartaküsleri korkudan kurtarılmıştır...


   OSMAN ŞAHİN







   Eğitilmiş, mesleklendirilmiş insan kendi sözünü söyleme, dünyayı adlandırma hakkını, bilincini, bilgisini elinde bulundurur. Geleceğin bireyi yeni insan da işte buradan çıkar.











 ...Çok büyük zenginliklerin yaşanmadığı ancak insanlar arsında eşitliğin, kardeşliğin ve imece anlayışının yaygın olarak kullanıldığı bir ülkenin eğitimdeki adıdır Köy Enstitüleri... (ZEKERİYA ÇAKMAK - Aydınlık Gazetesi Köy Enstitüleri Eki)









   "Köy Enstitüleri gibi, hiçbir ulusun başaramadığı bir eseri meydana getirmiş bir ulusun, onu yitirdikten sonra, niteliğini anlamadan unutması çok yazık olurdu."


FAY KIRBY
( Köy Enstitüleri üzerine incelemeler yaparak doktora tezi hazırlayan eğitbilimci)








 ...Çağdaş ve laik eğitim uygulayan bu okullar bizimdi, bizdendi, bize özgüydü; Türklerin Dünya Eğitim Tarihi'ne armağan ettiği benzersiz bir iradenin vücut bulmasıydı. Fikir babası M. Kemal Atatürk'tü. Uygulayıcılarıysa öğrencilerin Tonguç Baba'sı ve güzel gözlü Yücel'di. Bu ikisi tutucu iktidarlar gibi emperyalistleri de ürkütmüşlerdi. Yetişen öğretmenler, Ata'nın savaş meydanlarında kazandığı utkuyu, cehaletle savaşarak pekiştirecek; Türk devletini sonsuzca yaşatacak Anadolu aydınlanma devrimi ışığını, bilgiyi köylere taşıyacaklardı. İş eğitimiyle yetişmiş, okuyan, bilgili, birikimli, halktan kopmayan yeni tipte aydınlardı. Cumhuriyet yurttaşlarını eğitimle yaratacaklardı. Bu gelişmeyi önlemek için enstitüleri hükümete kapattıran emperyalistler, bunu yıllar sonra Unicef aracılığıyla geri kalmış ülkelere "kalkınma modeli" olarak önerdiler... (EMİNE AZBOZ - Aydınlık Gazetesi)











Köy Enstitüleri, 
Türk Devriminin yalnızca dünya eğitim tarihine değil, aynı zamanda dünya devrim tarihine özgün bir katkısıdır. 

(Prof. Dr. SEMİH KORAY)









Merhaba!

20 Ağustos 2017 Pazar

AYDIN KAVRAMI ÜZERİNE



İyi insan olacağınıza,
öyle bir yere götürün ki dünyayı,
iyilik beklenmesin!


BERTOLT BRECHT










   Fotoğraftaki Yemenli kızın adı Vâlâ Hüseyin al-Hatrum. 9 yaşında. Fotoğraf 25 Nisan 2015'te çekilmiş. UNICEF'in verilerine göre Mart ayına kadar 1500'den fazla çocuk öldürülmüş. Obama'nın görevden ayrıldığı Aralık 2016 tarihine kadar 10 dakikada bir çocuk yaşamını yitirmiş.
   Wikileaks, sitesinde bu fotoğrafı basmış. Batılı feministleri eleştiriyor: "Trump'ın gazeteci Mika Brzezinski'nin yüzünü gerdirmesine ilişkin sözleri üzerine kıyamet koparıyorsunuz da neden ABD bombalarının Yemenli bu kızın yüzüne yaptıklarına ses çıkarmıyorsunuz" diyor. (Aydınlık Gazetesi)
   






"Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer; 
kötülük yapanlar yüzünden değil, durup seyreden ve onlara ses çıkarmayanlar yüzünden..."


ALBERT EINSTEIN







 ...Adanalı Yılmaz Güney hapisteyken, ünlü filmleri, Cannes Film Festivali'nde dünya sineması otoritelerine gösterildi ve Yılmaz Güney'i ilk kez orada gören, tanıyan yabancı sinema otoriteleri, yabancı eleştirmenler, "Yılmaz Güney, ülkenizde hangi sinema okulundan mezun oldu? Nereden geldi, nasıl yetişti?" diye sorduklarında bizim otoritelerin yanıtı olağanüstüdür:
   "Yılmaz Güney, Çukurova pamuk tarlalarından geldi."
   Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Yılmaz Güney, Demirtaş Ceyhun, Özdemir İnce ve Muzaffer İzgü ağabeylerimiz de sadece Çukurova'nın pamuk tarlalarından gelmediler; Harran'ın, Söke'nin, İzmir'in ve Ege'nin pamuk tarlalarından geldiler ve asla Amerikan "pamuğu" olmadılar.


OSMAN ŞAHİN







   Fransız şairi Léon-Paul Fargue, şöyle diyor: "Çağımızda sanatçı, aydını içerir. Bunun karşıtı 40 yılda bir doğrudur." Çünkü sanatçı için gerçekliği dönüştürme bilinci öncelikli iştir. Bu da dünyanın değiştirilmesine katkıda bulunmanın somut biçimidir. Etnikçi ya da mezhepçi tutumlar, dünyanın değiştirilmesine değil, geriletilmesine dönük çabaları vurgular. Doğrusu bu çabalar içinde yer alarak aydın kavramını kirletmektense dışarıda kalmayı yeğ tutarım. Yurduna karşı konumlanmış yetkili ve etkililerin övgüsünü kazanmış yazarların aydın sayıldığı bir ülkede, ben aydın değilim! (Aydınlık Gazetesi)







     Server Tanilli'nin mahkeme tarafından yasaklanan "Uygarlık Tarihi" adlı kitabı için yaptığı savunmadan:

  "Doğrudur veya yanlıştır, taraftar olunur veya olunmaz, bir bilim adamı olarak kabul ettiğim metot, görüş ve düşüncelerimden dolayı kime karşı sorumluyum, yaşadığım çağa ve topluma karşı. Ya mahkemelere? Asla."


SERVER TANİLLİ










Merhaba!

7 Mayıs 2017 Pazar

TÜM İNSANLARIN MUTLULUĞU İÇİN




 
"Oğlum kalem defter dediğin aynıdır. Önemli olan senin neler yazacağındır. At, binicisi kadardır, unutma!"



OSMAN ŞAHİN
(Ölümün Süt Dişleri)






Paranla şeref kazanma, şerefinle para kazan ki; paran bittiğinde, şerefin de bitmesin!



NICANOR PARRA







   Kapitalist sistemin enerjisi açıklar ve borçlardan gelir. Açık ve borçluluk, sermayenin piyasa ihtiyacını karşıladığı gibi, aynı zamanda da insanların sisteme karşı sadık olmasını, başka bir ifade ile insanın köleleşmesini sağlar. Şöyle ki, ekonomik kapasitesinin üzerinde bir yaşam sürmek isteyen insana sistem borç kapılarını açarak, aslında üretimde yapılan hırsızlığı borç olarak vererek bireyi hem sahte mutluluğa atar, hem de sistemin sadık koruyucusu haline sokar. (Prof. Dr. İZZETTİN ÖNDER - soL Haber)








NİKOLAY GAVRİLOVİÇ ÇERNİŞEVSKİ

   Lenin, 1905 ve 1917'deki iki devrim arasında kendisini sürgünde ziyaret eden ve Çernişevski'nin kitabının (Nasıl Yapmalı? - NİKOLAY GAVRİLOVİÇ ÇERNİŞEVSKİ) okunamaz olduğunu söyleyerek kendisine takılan genç Bolşeviklerle tartışırdı. Kitabın derinliğini ve bakış açısını anlayamayacak kadar genç olduklarını söyleyerek onlara çok sert tepki gösterirdi. 40 yaşına kadar beklemeleri gerekiyordu, o zaman Çernişevski'nin felsefesinin basit gerçeklere dayandığını anlayacaklardı. Bu basit gerçekler şöyleydi: Biz Adem ve Havva'dan değil maymunlardan geldik, yaşam kısa süreli bir biyolojik süreç, bu nedenle her birey mutluluğu yaşamalı. Açgözlülüğün, nefretin, savaşın, egoistliğin ve sınıfın egemen olduğu bir dünyada bu mümkün değil. Bu nedenle bir toplumsal devrim gerekli. (TARIK ALİ - The Guardian / Çeviri: MERVE ARKAN - soL Haber)








Yok sayılmak var hesapta,
listelerden düşülmek...
Unutma
kahkahanı dolu tutacaksın,
hep tetikte olacak 
emniyeti açık bir kahkaha.


SENNUR SEZER











Merhaba!

16 Nisan 2017 Pazar

ADAM GİBİ ADAM YETİŞTİRMEK




"Bereketli ve dolgun başak mütevazıdır. Meyvesi olmayan ağacın burnu yükseklerdedir."







  ... İsmail Hakkı Tonguç'un mektupları ülke, doğa ve insan sevgisiyle dolu hümanist bir içeriğe sahiptir. Bu içerik onun mektuplarındaki söylemine de açıkça yansır: Köy Enstitüsü  Müdürleri ve öğretmenlerine "Sevgili Kardeşim", öğrencilere "Sevgili Oğlum" diye hitap eder.
   1940'lı yılların başında Ardahan'da bir ilkokulu bitirmiş köy çocuğu Dursun Akçam'a "Sevgili Oğlum Dursun" sözleriyle yazdığı mektupta, sıcak bir sesleniş bulunur. Çocuk Akçam, "Tutamadım kendimi, oturdum ağladım. Kimdi bu babacan adam? Bir köylü parçasının gözlerinden öperek mektup yazıyordu Ankara'dan, 'dileğin yerine getirilecektir!' diyordu." Akçam'ın yaşamını değiştiren o seslenişteki sevgi, yüreklendirme ve diyalogdur. Tonguç, binlerce yıl boyunca unutulan köylünün çocuklarına önce Köy Eğitmen Kursları, sonra da Köy Enstitüleri aracılığı ile bir başka dünyanın, insan olarak değer gördükleri bir dünyanın kapısını aralar. O sadece bir yönetici değildir, daha fazlasıdır; Öğretmendir, bütün Köy Enstitüsü öğrencileri için "Baba"dır. Tonguç'a mektup yazan ve Enstitü yerleşkelerinde görüşen bütün öğrenciler, Tonguç'un kendilerini "İnsan" olarak hissettirdiğini belirtirler. (Prof. Dr. FİRDEVS GÜMÜŞOĞLU-Aydınlık Gazetesi)


İSMAİL HAKKI TONGUÇ









   Parlamentoda bütçe görüşmelerinde milletvekili Emin Sazak'ın "Köylere giden enstitü mezunları kendilerini birer Atatürk zannediyorlar" demesi üzerine Hasan Âli Yücel, "Bu çocukların her birinin birer Atatürk olması temenni edilir" şeklinde cevap vermişti.


HASAN ÂLİ YÜCEL








  "Köy enstitülerinden diri, çalışkan, tuttuğunu koparan, yaşam koşullarını değiştirebilen, toprağa bağlı, yaşamdan zevk alan, insanı seven, boş inançları dışlayan, aklı kılavuz edinen insanlar yetişmiştir. (...) Yöntemlerin başında 'İş Eğitimi' yöntemi gelir. 'İş içinde, iş aracılığıyla, iş için eğitim' dir. Araştırmanın, gözlem ve deneyin, iş ve üretimin giderek yaratıcılığın olmadığı yerde eğitimin ne bireysel ne de toplumsal bir yararı olmadığı bir gerçektir... Böyle bir ortamda kolay, rahat ve başkasının sırtından kazanılmış bir yaşam özlemi yerine, iş başarmanın, ürün vermenin, bir eser ortaya koymanın, doğayı değiştirmenin ve topluma yararlı olmanın mutluluğu kökleşiyordu..."


ERDAL ATICI
(Anadolu'da Aydınlanma Ateşi Yakanlar)








   
   "Köy Enstitüleri'ne alınan yoksul köy çocukları, geldikleri köyün ağasından, şeyhinden, yüzlerce yıllık köklü hurafelerden, paslı zincirlerinden kurtulmuşlar, konuşmaya, yazmaya başlamışlardır."


OSMAN ŞAHİN








Kimliğim mi? Türkiye dedim
Doğumum mu? 17 Nisan
Sorun beni Bedreddin'den, Yunus'tan
Karacaoğlan emmimdir
Dedem Pir Sultan
Yolum Tonguç'un yolu    




   "Elbette düzenin kaymağını yiyenler, eğitim kurumlarını, o düzeni sürdürmekte araç olarak kullanırlar; kendi ideolojilerini yükleme aracı olarak. Tarlalar, fabrikalar, madenler kendilerine çalışmalı, emekçiler duruma yazgı deyip boyun eğmelidir."


MEHMET BAŞARAN








   ...Köy Enstitüleri en çok Emin Sazak, Kinyas Kartal, Adnan Menderes gibi Türk ve Kürt büyük toprak ağalarını korkutmuştur. Köy çocuklarının okuyup köylerini "muasır medeniyet" seviyesine getirecek olmalarının yarattığı ürküntü, bu büyük toprak ağalarının daha yasa çıkarken ret oyu vermelerine neden olmuştur. Ağalar, enstitüler kapatılırken de ilk kabul oyunu verenlerin başında yer almışlardır.
   Köy enstitüleri ile toprak reformu arasındaki ilk bakışta görülmeyen bağ, toprak ağalarınca bakar bakmaz görülmüş, Köy Enstitüleri'ne başından beri karşı çıkanlar, toprak reformuna da başından beri karşı çıkan kimseler olmuşlardır. Atatürk'ün her yasama döneminde gerçekleştirilmesini istediği, İnönü'nün de sözünü verdiği toprak reformunu engelleyenler de yine bu CHP ve hükümet içindeki toprak ağaları ve temsilcileri olmuştur...(MECİT ÜNAL-Aydınlık Gazetesi)







  "Okula gitmek üzere trene bindiğimde biri bana 'Kalk ulan köylü' dedi.
 Artık Demokrat Parti dönemi başlamıştı.
 Köy çocuklarına trende koltuğa oturmak haramdı..."  



OSMAN ŞAHİN







"ABD'deki Türkiye Büyükelçisi'nin cenazesini getiren Missouri Zırhlısı'nın giderken arkasına takıp götürdüğü salt Köy Enstitüleri değil, bütün Türkiye idi aslında."



MECİT ÜNAL 











Merhaba!

18 Eylül 2016 Pazar

TÜRKÜLER YURDU ANADOLU






İnsanoğlu hiç mi idi
Öksüz sevmek suç mu idi
Biz de murada erseydik
Garip olmak suç mu idi.

NEŞET ERTAŞ



   Yaşar Kemal tarafından "Bozkırın Tezenesi" olarak adlandırılan Neşet Ertaş'ın hayatını, aşklarını ve türkülerini konu alan "Neşe'Dert'Aşk" adlı oyun Devlet Tiyatroları sayfalarında şu ifadelerle tanıtılıyordu:
   En kutsal günlerimizde onun sesi hep bizimledir; düğünlerimizde, aşık olduğumuzda, kederlendiğimizde, toprağımızda, hasretimizde, gönlümüzde..."Neşe dert aşk yazılır, Neşet Ertaş okunur!"




   "Ağıtları , türküleri halk söyler. 
Anadolu bir destan toprağı olduğu kadar türküler, ağıtlar yurdudur.
 Siz hiç Osmanlıca ağıt ya da türkü duydunuz mu?"    

OSMAN ŞAHİN






Selam sana Türkçem
sevgiler sevdalar sana
güzeller güzeli dilim
türkülerimin anası
toprağım ekinim uygarlığım
dört mevsim şiir açan çiçeğim
sensiz sılam gurbet olur
üzülür cumhuriyetim.



ALİ YÜCE





   Osmanlıcayı savunmak için "Atalarımızın mezar taşlarını okuyamıyoruz" bahanesine sarılıyorlar. Çanakkale'den Kocatepe şehitliklerimize, öz Türkçe yazılı yüzbinlerce mezar taşını okudunuz mu? Çukurova'daki ırgat mezarlıklarını gördünüz mü? Aşağıda ırgat mezarına yazılanlar, yatan ölünün günümüze uzanan çığlığıdır:


Diyeceğin diyemedi
Giyeceğin giyemedi
Yiyeceğin yiyemedi
Yetmişinde öksüz gitti Memetali




   Bir başka ırgat mezarı taşından:

Sarı sıcağın alnında
Kırk çeşmenin ortasında susuzluktan kırıldık.



"Kırk çeşme" dediği, "toprak ağalarının el koyduğu zengin, bitek Çukurova topraklarından bir avuç yere sahip olamadık" demektir.


OSMAN ŞAHİN







YURDUM

Kederlendiğim günler olmuş
Naçar dolaşmışım sokaklarında,
Sevinçli günlerim olmuş
Başım havalarda gezmişim.
Bağrımı açıp ılgın ılgın
Esen serin rüzgarlarına,
İlk defa kıyılarından
Denizi seyretmişim.
Issız çorak ovalarında
Günlerce yolculuk etmişim.

Ağladığım senin içindir
Güldüğüm senin için
Öpüp başıma koyduğum
Ekmek gibisin.



CAHİT KÜLEBİ




Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.



EDİP CANSEVER







Merhaba!








    



    








28 Ağustos 2016 Pazar

MAZLUMLAR DÜNYASI EMPERYALİZME KARŞI




"Dünyanın bütün ülkeleri, kimi satıcı, kimi alıcı. Fakat alıcı kölelik adayıdır."



DOĞAN KUBAN





"Bulutların yağmuru içinde taşıdığı gibi, kapitalizm de savaşı içinde taşımaktadır."



JEAN  JAURES







   O zamanlar Cağaloğlu'nda binlerce, yüzbinlerce kurşun harfler vardı. Gazeteler, dergiler, kitaplar kurşun harflerle dizilir, forma forma bağlanır, baskıya verilirdi. Şefik Abi yere düşen kurşun harfleri ekmek kırıntısı gibi öper başına koyardı. "Can almış, binlerce kana girmiş harflerdir bunlar" derdi. Nedenini sorduğumda  Cağaloğlu'ndaki ve Ankara, İzmir, Adana gibi büyük kentlerdeki kurşun harflerin vaktiyle Çanakkale Savaşı'nda sıkılan kurşunlardan yapıldığını, Çanakkale'de metre kareye 8-10 bin kurşun sıkıldığını söylemişti. 


OSMAN ŞAHİN






Mustafa Kemal Paşa, İstiklâl Savaşımız sırasında Türkiye'nin bütün Mazlumlar Dünyası için savaştığını saptamıştı:

  "Bütün mazlum milletler zalimleri bir gün mahv ve nabut (yok) edeceklerdir. O zaman dünya yüzünden zalim ve mazlum kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir heyet-i içtimaiyeye mazhar olacaktır.
  Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız. Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum. Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı hakim olacaktır."



MUSTAFA KEMAL ATATÜRK







   1922'de, Yunan ordusu İzmir'de denize döküldüğü gün, Nehru ve arkadaşları Lucknow Bölge Cezaevi'ndedirler. Bu durum, onları da kendileri zafer kazanmış gibi sevindirir:

  "Türklerin zaferini kutlamak için hapishane barakamızı sağdan soldan bulabildiğimiz şeylerle süslemiş, dahası o akşamı, cılız bir biçimde bile olsa, ışıklandırmaya çalışmıştık."


CEVAHİRLAL NEHRU









Merhaba!

14 Ağustos 2016 Pazar

MOR CEPKENLİ KADINLAR




   "Özgürlüğün en büyük düşmanı halinden memnun kölelerdir."

AZİZ NESİN







Fotoğraf: FİKRET OTYAM




   Çin'de 20. yüzyılın başlarından devrimin gerçekleştirildiği 1949'a kadar yaşanan serüveni, iç savaşı, Japon işgali dönemini ve sonrasını yakından izleyen İsveçli gazeteci Jan Myrdal, dilimize "Çin Raporu" adıyla çevrilen "Report from a Chinise Village" (1963) adlı kitabında çok ilginç bir olaydan söz eder.
   Myrdal, 1937 yılında kızıl kuvvetlerin egemenliğindeki bir bölgede çift süren köylü kadınlara rastlar. Çevrede öküz ya da benzeri hayvan olmadığı için bu görevi kadınlar üstlenmiştir. Kadınlar tarlada adeta "hayvanlar gibi" çalışmaktadırlar. Ancak Myrdal bu manzaradan, okuru ilk anda şaşırtacak çarpıcı bir sonuç çıkarır: Çinli kadınlar özgürleşmektedir!
   Feodal gelenekler gereği, evlendikten sonra bir yıl odasından, üç yıl evinden dışarı çıkmaması gereken, ayakları azap verici şekilde bağlanıp sakatlanan, köle muamelesi görüp neredeyse alacağı nefes bile katı kurallara bağlı olan Çin köylüsü kadınların tarlaya çıkıp yaşama karışması, üretime katılması, büyük bir özgürleşme adımıdır. Kadınlar göğün yarısını omuzlamaya başlamışlardır...(TUNCA ARSLAN- Aydınlık Gazetesi) 





Resim: FİKRET OTYAM




...Erkekler ayağını yere basmak ister, kadınlarsa başı göğe ersin ister. 
Kadınlar kuş kavmindendir, gökyüzü halkından, mavi kabilesinden...

HAYDAR ERGÜLEN






   

   Evli yörük kadını, ihanete uğrayınca ya da kocası tarafından aşağılanıp dövülünce, bir şekilde Mor Cepken'i giyip herkesin görebileceği bir yere oturdu mu, bu "ben bu herifi boşadım" demektir. O zaman akan sular durur, herkes işini gücünü bırakır. Masal anaları ile doğum ebeleri Mor Cepken giyen kadının çevresini alırlar. Boşadığı kocası ise evinden dışarı çıkamaz, kahveye gidemez, kimse yüzüne bakmaz. Büyük ödün verip de karısına Mor Cepken'i çıkartamazsa ömür ömüre dul kalacaktır. Kimse ona dul-şaşı kızını bile vermez. Körocak olarak kalır.
   

OSMAN ŞAHİN







Özlenirsin, alabildiğine varsın da
Daha da var oluyorsun gün günden
Olgun bir meyva gibi güleceksin zamanla
Bir kadın da değilsin, bir kişi de değilsin
Bir kuş olsa mavilik derdi buna


EDİP CANSEVER









Merhaba!

7 Şubat 2016 Pazar

GERÇEĞİ SÖYLEYENLER




Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil, 
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!



NAZIM HİKMET





"Üçkağıtçılığın, sahtekârlığın, evrensel düzeyde egemen olduğu dönemlerde, 'gerçeği söylemek' devrimci bir eylemdir."



GEORGE ORWELL







...Budalalık çağının cüceleriydiniz, farkında değildiniz.
   Bilmiyordunuz doğanın yasalarını. Suyun kaç derecede ısındığını, ateşin nasıl yandığını, uranyumun nasıl dönüştüğünü...Yaşamda "temel itici güç"ün ne olduğu ise umurunuzda değildi. Oysa, Marx tanımlamıştı sizin gibileri: Tufeyli.
   Bilmiyordunuz çalışmak aynı zamanda kendini üretmektir. Sizse her şeyi tüketmek için vardınız.


FERİDUN ANDAÇ






...Kapitalist toplumlarda merkez medyanın işlevi, yurttaşlara sürekli biçimde "her şey yolunda" mesajı vermek, onları eğlendirip avutmak, hayatın tam da olması gerektiği gibi olduğuna inandırmaktır...


YAVUZ ALOGAN




   
   
...Bu emperyalizm denilen düzen; tüm insan ve doğa değerlerini sömürüp, insanı türlü yöntemlerle hiç ihtiyacı olmayan malları almaya teşvik ederek, ömür boyu bunların bedelini dünyanın binbir şirketine ödeyen köleler haline getirmiş, işsizliği arttırmış, gelir dağılımları arasında uçurumlar ve yoksullar yaratmış, eğitimli ve kültürlü değil cahil tüketici bir toplum oluşturmuş, eşitlik, adalet, özgürlük, demokrasi taleplerini bastırmıştır...

ETHEM GÖNENÇ






...Kapitalizmle yeni tanışan ülkemiz ne idüğü belirsiz "yeni insan" prototipini yarattı. Her gün her yerde, her olay ve durumda karşımıza çıkıp duruyorlar.
   Değer yaratmadan her şeyi değersizleştirerek bir hamam böceği gibi yaşıyorlar. Artık dilimize yerleşti şu kavramalar, deyimler: vole vurmak, köşeyi dönmek, kafa koparmak, para her kapıyı açar... Harikasın, kendine iyi bak, önemlisin, ortak noktamız yeni telefon numaran!
   Oysa çürüme her yanda. Değer yitimi, yozlaşma, ikiyüzlülük, aldatma , yalan, muhteris bir gözün hem canı hem de sancısı.
   Emek nedir bilmezsiniz, üretmenin nasıl bir değer olduğunun çok uzağındasınız. Bilgi, beceri çok ötenizde: ancak gösteriş budalalığında varsınız.
   Ortak yaşamak kültürü nedir, insana saygı neden gereklidir, hayatın sürekliliği nerededir bilmezsiniz. Ama ancak tüketerek var olduğunuza inanırsınız. İnsan tüketmekte de üzerinize yoktur. Oysa farkında olmak soylu bir davranıştır. Dönüp bakmak, "ne yaptım, ne yapıyorum" demek de...



FERİDUN ANDAÇ










   "...Vahşi kapitalizm kadar insan ruhunu küçük düşüren başka bir sistem yoktur. Kapitalist, çevresinde balıklı göl varsa, telle çevirir, yakaladığı balıkları satar. Marksist anlayış ise gölü kamulaştırır, insanlara balık tutmayı öğretir. Herkes yakaladığı balığı yer...."



OSMAN ŞAHİN









Merhaba!