Yaşar Seyman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşar Seyman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2025 Pazar

KALEMİN UCUNDAN DÖKÜLEN

 


SAİT FAİK

"Türk edebiyatında büyük yıldızlar vardır. Hikâyeci Sait Faik de bunlardan biridir."

Bir gün bana , 'Gel seninle edebiyata getirmek istediklerimizi anlatalım' dedi. Ben de 'İyi olur, anlatalım' dedim. 'Başlayalım öyleyse.' 'Başlayalım' dedim. Ve başladık:

'Bir; benim kitaplarımı okuyan katil olmasın, savaş düşmanı olsun. İki; insanın insanı sömürmesine karşı çıksın. Kimse kimseyi aşağılayamayasın. Kimse kimseyi asimile edemesin. İnsanları asimile etmeye can atan devletlere, hükümetlere olanak verilmesin. Benim kitaplarımı okuyanlar bilsinler ki, bir kültürü yok edenlerin kendi kültürleri, insanlıkları ellerinden uçup gitmiştir. Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar, yoksulluk bütün insanlığın utancıdır. Benim kitaplarımı okuyanlar cümle kötülüklerden arınsınlar.' 

Bütün kötülükleri saydık, kötülükler uzadı gitti. Kötülükler, zulümler bitmiyordu. Sonunda 'bizim kitaplarımız,' demeye başladık, 'eninde sonunda biz iki yazarız. Bu kadar savaşı, zulmü bizim kitaplarımız ortadan kaldıramaz ki.' 'Kaldıramaz' dedim. Sait: 'Dur' dedi, 'buldum' dedi. 'Bizim kitaplarımız yalnız kalmayacak' dedi. 'Nâzım Hikmet de var. Kitaplarımızı okuyanlar onu da okuyacak.' Ben 'Melih Cevdet de var' dedim, 'Orhan Kemal de.' Sonra çok insan çok çok yazar da saydık. Çok kitap saydık."


YAŞAR KEMAL

***

"Bu yaralı dünyanın, bu çılgın gidişin şiirden daha önemli tesellisi ve kurtarıcısı yok."

(NEŞE YAŞIN)

***


OSCAR WİLDE

Platon, şairleri Devlet'inden kovsa da zamanın ve mekânın ruhunu dünden bugüne taşıyan şairlerin boş işler yaptığını kim söyleyebilir ki? İlhan Berk'in Pera'sı, Galata'sı, James Joyce'un Ulysses'i, Dublinliler'i olmasaydı Pera, Galata ve Dublin sadece birer mekân olarak yaşayacaktı belleklerimizde. Ancak bu mekânlar, yazıldıktan sonra başka bir kimlik edindiler.

Yalnız şiirde değil, diğer sanat alanlarında da aranır bu soyutlama. Bunun için "Ressamlar, Thames Nehri'ni sisli gösterdiği günden beri Thames üzerinde sis vardır" diyordu Oscar Wilde.

(MUSTAFA KÖZ - Çıngıraklı Sokak Şiir Gazetesi)


***

"Çiçek açıp soluyor,
kelebeğin ömrü bir gün oluyor,
gelincik narin ömrünü doğada çok az görünerek tüketiyor,
doğa mevsimlere göre renk alıyor, renk veriyor.
Bir tek kalemin ucundan dökülen gelincik
kalemin ucunda açan çiçek,
kalemin ucunda uçuşan kelebek ölümsüz oluyor."


YAŞAR SEYMAN






Merhaba!

20 Ocak 2015 Salı

MÜZİĞİN PEŞİNDE




   "Ben genç olmanın ne demek olduğunu bilirim...Ama sen, yaşlılığın ne olduğunu bilmiyorsun...Gel arkadaşım, birlikte müzik yapalım...Ben eskiyi çalayım, sense yeni olanı söyle bana..."

ORSON WELLES



(d.6 Mayıs 1915 Wisconsin-ö.10 Ekim 1985 Los Angeles)







BRENNA MACCRİMMON

   Brenna MacCrimmon, Kanadalı bir halk müziği sanatçısıdır. Çok iyi Türkçe konuşan ve şarkı söyleyen MacCrimmon, uluslararası anlamda bir Türk Halk Müziği ses sanatçısı olarak kabul edilmektedir.Türk Müziği'ne ilgisinin 1980'lerde, Ontario'da bir kütüphane ziyareti ile başladığını belirten MacCrimmon, orada rastlantı sonucu dinlediği Ankara Radyosu kayıtları sonrası bu müziğe karşı duygusal bir bağ geliştirdiğini söylüyor:
   "Balkan müziklerini duyunca, çok farklı şeyler hissettim. Ritimleri, makamları çok hoştu. Sesler çok güzeldi. Özellikle kadın sesleri çok güçlüydü, aynı zamanda da duygusal. Sadece dinleyip bırakmak istemedim."
   Balkan müziği üzerine tezi nedeniyle Türk müziği üzerine de çalışmalar yapan, 1985'te geldiği İstanbul'da 5 yıl yaşayan MacCrimmon, Trakya ve Balkanlar'ı karış karış dolaşıyor. Bu kültürün yalnız müziği ile değil insanları ile de bütünleşiyor.





"Bir türkü bin yıl su altında kalıp arınmış bir çakıl taşı gibidir."

YAŞAR KEMAL








HAYRİ DEV
(2008 yılında Unesco tarafından "Yaşayan İnsan Hazinesi Kültürel Miras Taşıyıcısı" olarak değerlendirilmiştir.)




   Hayri Dev hiç okula gitmedi.Okuma yazmayı okula giden bir arkadaşından öğrendi. Cura denilen üç telli çalgıyı öğrenip, yaşadığı Gökçekaya Köyü'nün eski ismini taşıyan Masıt Kırığı denilen dokuz sekizlik mahalli ezgileri çalan ve söyleyen bir usta oldu. Evlere gidip yarenlik yaptı, düğünlerde insanları eğlendirdi. Ormanda, dağlarda çobanlar için çaldı, söyledi. Zaman böyle geçti. Taa ki 1992'ye kadar.
   1992 yılında hayatını değiştirecek bir olay oldu. Fransız Jerome Cler İspanya'da duyduğu bir bağlama sesinin büyüsüne kapılarak Türkiye'ye geldi. 1500 m. yükseklikteki Çameli ve Fethiye dağlarında uzunca bir süre bu sesin kaynağını bulmaya çalışırken yörenin kültürü hakkında 350 sayfalık bir tez hazırladı. Sorbonne Üniversitesi'nin Etimoloji Bölümü'nden doçentlik alması da bu tezle oldu. Cler, Türkiye'ye işte bu tarihlerde geldi, Hayri Dev'i buldu. Dinlediği ses, Dev'in elindeki üç telli saza aitti. Daha sonra 15 kişilik bir Fransız ekibi tekrar köye geldi. Dev'in hayatı "Ormanlar Arkası" adlı belgesel filmle anlatıldı. Fransız müzikologlar üç defa konser verdirtmek üzere ülkelerine çağırdılar. Hatta bir Fransız her yıl ders almak için Çameli'ne kadar geliyor; belgesel çekimler yapıyordu.
   Birkaç defa yurt dışına da giden Hayri Dev'e "Koca Usta" diyorlar. "Koca Usta" lakabını elinden her iş geldiği için almış. "Elin yapacağı her şeyi yaparım" diyor ve devam ediyor: "Ama hiçbirini yapmak istemedim. Çünkü ben çobanım ve müzisyenim. Çalgıcılıktan çok aç kaldığım oldu ama hiçbir zaman ondan ayrılmadım."
   



  
Gazeteci - yazar ve sendikacı Yaşar Seyman'ın sözüdür:

Bir Anadolu kadını olarak sadece türkülere sığınırım, başka da eyvallahım yoktur.
Düşünürün dediğini şiar edinirim:

"Türküleri yapanlar, yasaları yapanlardan daha güçlüdür."







Merhaba!