Filistin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Filistin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Nisan 2025 Pazar

GECE ASLA KÖR KARANLIK DEĞİLDİR

 


[Hiba Kamal] Abu Nada, Gazze İslam Üniversitesi'nde biyokimya alanında lisans derecesi aldı. Eğitimini Gazze'deki El Ezher Üniversitesi'nde Klinik Beslenme yüksek lisansı ile sürdürdü. 2017'de "Oksijen Ölüler için Değildir" romanı ile Sharjah Arap Yaratıcılığı Ödülü'nü kazandı. 
İngiltere doğumlu Kıbrıslı şair, yazar ve yayıncı Anthony Anaxagorou, [Abu Nada'nın] son sözlerinin şunlar olduğunu belirtti: 
"Kendimizi kaosun orta yerinde tarif edilemez bir lütuf ile buluyoruz. Yıkıntıların ortasından yeni bir şehir ortaya çıkıyor, direncimizin bir anıtı. Acı çığlıklar havada yankılanıyor, doktorların kanlı elbiselerine karışıyor. Öğretmenler, tüm kederlerine rağmen minik öğrencilerine kucak açarken, aileler de tüm zorlukların karşısında sarsılmaz bir dayanıklılık sergiliyor."  


Filistin edebiyatının kalbimizi acıtan "Oksijen Ölüler için Değildir" kitabının yazarı, romancı, şair ve eğitimci Hiba Kamal Abu Nada, 20 Ekim'de [2023], Gazze'nin güneyindeki evinde, İsrail hava saldırısında öldürüldü. Nada henüz 32 yaşındaydı. 
Şair, 8 Ekim'deki son sosyal medya iletisinde şu dizeleri dile getirdi:

"Gazze'nin geceleri, roketlerin parıltısı dışında karanlık
bombaların sesi dışında sessiz
duaların huzuru dışında ürkütücü
şehitlerin ışığı dışında simsiyah.
İyi geceler, Gazze."

(BERİL KIN - Çıngıraklı Sokak Şiir Gazetesi, Sayı:11)



Hilmi Yavuz yeni şiir kitabı Rüya Şiirleri'yle PEN Şiir Ödülü'ne değer görüldü.
Bilindiği üzere her yıl ödüle layık görülen şair bir manifesto kaleme alıyor. İşte Hilmi Yavuz'un manifestosu:









Merhaba!

24 Aralık 2017 Pazar

DOĞRU TARAF





Fotoğraf: ABED EL HAŞLAMON


   Kudüs direnişinin sembol ismi 16 yaşındaki Fevzi el-Cuneydi'nin İsrail askerleri tarafından götürülürken çekilen fotoğrafının resmini çizen İtalyan ressam ve gazeteci Alessia Pelonzi, dayanışmanın bu zor ve karanlık günlerdeki en önemli şey olduğunu söyledi.



ALESSIA PELONZI

   "Çocuğun İsrailli askerler tarafından götürülüşünü gösteren çok güzel, çok trajik bir fotoğraftı. O kadar etkilendim ki hemen bununla ilgili bir şey çizmem gerektiğine karar verdim. Sanatımla ilgili bir şeyler anlatmak istedim ve aklıma gelen ilk şey resmin ortasına Filistin bayrağının renklerini koymak oldu."





   "Sadece Filistin değil birçok bölgede yaşananlarla ilgili herkes bilgilendirilmeli. Bu bütün dünyayı ilgilendiren bir konu. Bu insan haklarına saygıyla ilgili. Birkaç ay önce Filistinli aktör Kamel el-Basha ile röportaj yapmıştım. Basha, sadece kendi halkı için değil, aynı zamanda herkes için birşeyler yapmanın ve kim olursa olsun dünyadaki herkese hizmet etmenin onun en önemli hedeflerinden biri olduğunu söylemişti.
   Dünyanın daha iyi bir yer olması için bu mesajı her sanatçının benimsemesi gerekir.
  Her trajedi, her savaş ve her adaletsizlik resnedilmeli ve anlatılmalı. Dünyada yaşanan acıların ve güzelliklerin tasvir edilmesi için elimden geleni yapmaya devam edeceğim.
   Önemli olan doğru tarafı seçmek." (Aydınlık Gazetesi)











 ALEKSANDR SERGEYEVİÇ PUŞKİN


...Puşkin; soylu bir aileden gelmesine karşın "liberal" fikirleri daha ilk şiirlerinde dile getirdiğinden Besarabya'ya sürülüyor. O yılların toplumsal yapısında kölelik düzeninin kalıtımı küçümsenmeyecek ölçüde güçlüdür; kilisenin desteğiyle sürdürülür; soyluların uçsuz bucaksız topraklarında çalışan köylüler köle kimliğinden ötede kişiliğe kavuşamazlar.
   Puşkin'i bu düzene karşı çıkması için kimse zorlamamıştı; ama soylu olmasına karşın hangi şeytan dürttü şairi? Bu ünlü yazar neden dili olmayanların dili olmaya çalıştı?
   Soyluluğun rahatı bir yerine mi batmıştı?
 Puşkin, Fransız devriminin ve İnsan Hakları Bildirisi'nin coşkular yarattığı bir dünyanın aydınıdır. Tarihi biçimlendirecek olan, yeni düşüncelerin ve akımların insanıdır, şairidir, yazarıdır. Puşkin, biliyor ki doğruyu aramak ve söylemek kendisine düşer. Kendisine düşeni yapıyor. (İLHAN SELÇUK - Düşünüyorum Öyleyse Vurun)










  "Maddi ve manevi varlığımın bütün hücreleriyle topluma borçluyum. Sınıf değiştirerek, kendi paçamı kurtarıp rahata kavuşmak elimde değil. Bir atasözümüz var: 'Her koyun kendi bacağından asılır.' Evet doğru, her koyun kendi bacağından asılır ama koyun olduğu için... İnsanlar koyun değil ki... Hiçbir insan yalnız kendi bacağından asılmaz; her asılanla biraz da biz asılırız, her açla açız. Her tutukluyla tutukluyuz. Mutluluk, başkaları mutsuzken, yalnızlıkla olmaz, toplulukla olur. Aç insanlar olduğunu bilirken, lokmalarım rahatlıkla boğazımdan geçmiyor; soğukta titreşenler varken, odamdaki sobamda ısınamıyorum." 


AZİZ NESİN
(Ben de Çocuktum)













Merhaba!

20 Haziran 2016 Pazartesi

EZİLENLERDEN YANA OLMAK




   4 Haziran 2016,
   Nazilerin Yahudileri yok etmeye yönelik "Nihai Çözüm" ünden Britanya'ya kaçarak kurtulan Hedy Epstein, 91 yaşında hayatını kaybetti.
  Freiburglu Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Epstein'ın neredeyse tüm ailesi, Auschwitz toplama kampında katledildi.
  Almanya'nın Nazilerden kurtarılmasından sonra bir süre müttefik kuvvetlerle birlikte çalışan Epstein, 1948 yılında ABD'ye yerleşti. Burada konut hakkı ve savaş karşıtı mücadeleye katılan Epstein, 1982 yılında İsrail'in desteklediği Falanjist paramiliter kuvvetlerin yaptığı katliamların ardından, Filistin yanlısı harekete dahil oldu.
  2001 yılında "Women in Black" (Siyah Giyen Kadınlar) isimli bir grup kuran Epstein, ağırlıklı olarak İsrail işgaline odaklandı.
   2003 yılında Batı Şeria'ya giderek Uluslararası Dayanışma Hareketi ile birlikte çalıştı.


   Yahudi aktivist aynı zamanda Vietnam Savaşı'na ve Kamboçya'nın bombalanmasına da karşı çıkmıştı.
   2014 yılında, ABD'nin Ferguson kasabasında siyahi Michael Brown'ın polis tarafından öldürülmesi üzerine başlayan eylemlere de katılan Epstein, bu eylemlerden birinde tutuklanmış, konu hakkında şöyle konuşmuştu:
   "Gençliğimden beri eylemciyim ama 90 yaşında eyleme katılmak zorunda kalacağım aklıma gelmemişti. İnsanlar bugün ayaklanmalı ki gelecekte 90 yaşındakiler eylem yapmak zorunda kalmasın." (soL Haber)


HEDY EPSTEİN






   "Faşizm, bence de anlaşılması zor bir şey değildir.
  Bir defalık kullanım özelliğine sahip, açarsa cezalandırılacağı Çin malı gaz maskeleriyle, yerin yedi kat dibine gönderilen Somalı madencilerin alnına yazılmış kara bir yazıdır faşizm. Dünyanın bütün mürekkepleriyle, ama yalnızca muktedirlerin kalemiyle yazılır...
  Faşizm sıraya girmektir. Hizaya gelmektir. Başını öne eğmektir. Gölgenden korkmaktır. Umudun bitmesi, iyiliğin yenilmesidir. Sınıfta, sokakta, çarşıda, evde ve artık üzerinde yürünmesinden bile korkulan meydanlardadır.
   Ama zor oyunu bozar ve insanlık tarihi, zalimlerle mazlumların mücadeleleri tarihidir.
   Evet, zor oyunu bozar ve tarih hep zalimlerle mazlumların kavgasını yazar..."
  (ERCAN KESAL- BirGün Gazetesi)








"Ya ezenden yana olacaksın ya da ezilenden! Bu işin az şekerlisi, çok şekerlisi olmaz!"


RIFAT ILGAZ











Merhaba!

9 Ağustos 2015 Pazar

HAYALET VE KARANLIK




Aydın kavramı sınıfsal bir kavramdır.
Ezen sınıfın aydını olduğu gibi, ezilen sınıfların aydını da vardır.




   TUNCA ARSLAN (Aydınlık Gazetesi):

   Yıl 1896... Doğu Afrika ülkelerinden Kenya'nın Tsavo bölgesindeyiz... İngilizler, Kenya'yı komşu Uganda'ya bağlayacak dev bir demiryolu inşaatına girişmişler ama Tsavo Irmağı üzerindeki demiryolu köprüsü projesini durdurmak zorunda kalmışlardır. Önlerine çıkan engelse oldukça ilginçtir. Şantiyeye sessizce sokularak son dokuz ay boyunca 35 işçi ve mühendisi parçalayıp öldüren iki aslan, beyaz adamın daha fazla ilerlemesini istememektedir. Yerlilerce efsaneleştirilip "Hayalet" ve Karanlık" olarak anılmaya başlayan aslanlar, ortalığı kan gölüne çevirmekte, korku ve dehşet salmaktadır. İngiliz Albay John Paterson ve mühendis Charles Remington, silahları kuşanıp Hayalet ve Karanlık'ın peşine düşerler. Aniden ortaya çıkan bu engeli, daha doğrusu demiryoluna, yani uygarlığa yönelen büyük tehdidi yok etmek zorundadırlar.
   Stephen Hopkins'in 1996'da çektiği, Başrollerinde Michael Douglas ve Val Kilmer'ın yer aldığı  "Hayalet ve Karanlık" (The Ghost and the Darkness) adlı film bir Hollywood yapımı olarak serüvene elbette ki öncelikle aslanların ya da Afrika'nın değil, beyaz adamların ve "uygarlığın" gözünden bakmaktadır ama hayli etkileyici simgesel bir boyutu da vardır. Bu boyut, adları yerlilerce konulan ve şeytani güçlere sahip olduklarına inanılan iki aslanın, özgürlüğüne düşkün, ruhunu korumak isteyen Afrika kıtasını temsilen film boyunca kükremeleriyle belirginleşir. Hayalet ve Karanlık, insanları köleleştirilmiş, sindirilmiş, beyazlarla işbirliğine zorlanmış kara kıtanın son koruyucusu olarak çizilirler alttan alta. Avcılar tarafından aranırlar ama bulunamazlar; bulunsalar bile yok edilemezler. Kendi topraklarında zarar verilememektedir onlara. Her ikisini de öldürmek ancak beyaz uygarlığın egemenlik alanı şantiyede mümkün olabilir. Beyaz avcılardan kaçarken değil, onlara saldırırken öldürülecektir aslanlar. Görebilen gözler için korkunun, gururun, Afrika'nın ve bu talihsiz coğrafyanın gerçek sahiplerinin filmidir "Hayalet ve Karanlık" ve gerçekten yaşanmış olaylardan esinlenilmiştir.
   Hayalet ve Karanlık'ın, içleri doldurulmuş halde Chicago Field Museum'da sergilenmekte olduklarını da üzülerek belirteyim. 
   Stephen Hopkins'in filmini, aklıma son günlerde medyada yer alan bir haber nedeniyle geldiğini tahmin etmişsinizdir. "Afrika'nın sembol aslanını öldüren ABD' li diş hekimi çıktı" başlığıyla verilen haber şöyle:
   "Hwange Ulusal Parkı'nda yaşayan ve Zimbabve'nin ulusal simgesi haline gelen 13 yaşındaki Cecil, 1 Temmuz'da öldürüldükten sonra başı kesilmiş ve derisi yüzülmüştü. Kaçak avcıların Cecil'in dikkatini çekerek, park sınırlarından çıkmasını sağladığı, bu sayede 'yasal' olarak aslanı öldürmeyi amaçladıkları ortaya çıktı. Minnesotalı diş hekimi Walter James Palmer'ın aslanın öldürülmesi için kendisine yardım eden kişilere 50 bin dolar ödediği öğrenildi..."






   İsrail'de son gerçekleşen seçimlerin ardından da İsrail politikalarında bir değişim olmayacağı görülmüştü. Yahudi yerleşimcilerin Nablus kentinin güneydoğusundaki Duma beldesinde Filistinlilere ait bir evi ateşe vermesi sonucu çıkan yangında Ali Devabişe isimli bir bebek hayatını kaybetmiş, anne, baba ve 4 yaşındaki diğer oğulları ağır yaralanmıştı. Saldırıya tepki gösteren Filistinlilerin eylemlerine sert müdahaleler yapılırken, İsrail ordusu Filistinlileri " sakinleştirmek" için Batı Şeria'ya destek kuvvetler yolladı.
   İngiliz eski milletvekili George Galloway, Batı basınının Zimbabve'de bir Amerikalı tarafından öldürülen aslan Cecil'e büyük önem verirken, Filistinli bebeği önemsememesine tepki gösterdi. Daha önce özellikle Batı basınında sayfalar dolusu çıkan bir habere gönderme yapan Galloway, twitter sayfasında, "Zimbabve'de aslan Cecil'in Amerikalı bir diş hekimi tarafından öldürülmesi büyük olay olmuştu. Dünya basını Ali bebek için sessiz kalırken. aslan Cecil için feryat etti. Çünkü Filistinli bir bebeğin kanının ucuz olduğunu düşünüyorlar" cümlelerini yayınladı.







   FARUK SARAÇ-(Aydınlık Gazetesi):

   Yaşamın yükü paslı bir silindir gibi geçmiş üzerinden...Şişkinlikler nedeniyle yüzünün şekli bozulmuş...Bir gözü kör, diğeri ise ihtimaldir ki iyi görmüyor.
   Yoksulluk üzerindeki gömlekten lime lime dökülüyor...Şalvarının dizlerindeki yamalar sosyal devletin çöktüğünü de çok net tarif ediyor...Çünkü çorapsız ayaklarını yırtık ayakkabılarının içine gizlemiş bir adam, şehidine ağlıyor...
   Ve nasırdan şekil değiştirmiş öpülesi elleri adeta "imdat" istercesine titriyor, sessizce isyan ediyor, sanki kimsesizliğine rest çekiyor...
   Bu yaşlı adam; annesi ölmüş, babası kayıp şehit asker Barış Akkabak'ı  aylık "290 lira" engelli maaşıyla, derme çatma bir gecekonduda büyüten 78 yaşındaki Ramazan Akkabak...
   Serik Kaymakamı, torununun şehadetini duyunca tamamen çöken bu yoksul dedenin yanına oturmuş, şu garip ve göstermelik soruyu sormuş:  "Bir ihtiyacınız var mı?..."
   Dedenin, "Allah devlete zeval vermesin" şeklindeki ironik yanıtı bilmem ki, "görünen köy kılavuz istemez" özdeyişinden habersiz olan Serik Kaymakamını uyandırmış mıdır?...









Bu gemi bir kara tabut.
Bu deniz bir ölü deniz.
İnsanlar ey, nerdesiniz?
Nerdesiniz?

NAZIM HİKMET






Merhaba!





   

12 Temmuz 2015 Pazar

İNSAN VE UMUT




"İnsan, evrende gövdesi kadar değil yüreği kadar yer kaplar"

YAŞAR KEMAL



   

RACHEL CORRIE
(d.10 Nisan 1979 Olympia, Washington, ABD-ö. 16 Mart 2003 Refah, Gazze)


   Rachel Corrie 10 Nisan 1979 tarihinde ABD'nin Washington eyaletinin Olympia şehrinde doğup büyüdü. Sanat dersleri aldı. Sanatçı veya yazar olmak istiyordu. Daha on yaşındayken dünyadaki açlığın sona ermesi için kafa yoruyordu:
   "Diğer çocuklar için buradayım. 
   Buradayım çünkü umursuyorum. 
  Buradayım çünkü dünyanın dört bir yanında çocuklar acı çekiyor ve her gün 40 bin kişi açlık nedeniyle hayatını kaybediyor...
   Yoksulların hemen yanımızda olduğunun farkına varmalıyız, onları görmezden geldiğimizin...
   Bu ölümlerin önlenebilir olduğunu anlamalıyız.
   Üçüncü dünya ülkelerindeki insanların da tıpkı bizim gibi düşündüğünü, güldüğünü ve ağladığını anlamalıyız...
   Benim hayalim 2000 yılında açlığı sona erdirmek!
   Benim hayalim her gün 40 bin kişinin hayatını kaybetmesini engellemek!
   Geleceğe bakar ve orada parlayan ışığı görürsek benim hayalim gerçek olacak.
   Açlığı görmezden gelirsek bu ışık sönecek.
   Hepimiz birlikte çalışır ve destek verirsek, bu ışık büyüyecek ve yarınlar için umut olacak."

(Rachel Corrie'nin on yaşında, ilkokuldan mezun olurken yaptığı konuşma)


   Rachel'in yaşı ilerledikçe sorumlulukları da  arttı. 11 Eylül saldırıları, "terörle savaş" adı altında başlayan ABD işgalleri ve Irak Savaşı sırasında, ülkesinde "savaş" naraları atanlara inat, barış gönüllüsü oldu. Batı Şeria ve Gazze'de yaşanan drama ve mücadeleye ortak oldu. Gazze'de Refah bölgesinde su kuyularının tahribatını ve ev yıkımlarını engellemek için yapılan eylemlere katıldı.
   16 Mart 2003 tarihinde Filistinliler'in evlerini yıkan buldozerin önünde canlı kalkan oldu. Buldozer gibi makineleşmiş İsrailli, çiğneyip geçti Rachel'i...Kafatası kırıldı, kaburgaları parçalandı ve akciğerleri delindi.

(MURAT ŞİMŞEK- Aydınlık Gazetesi)





   Yahudi asıllı Amerikalı, hayatının baharında, zalimin işgaline karşı mazlumların safında can verdi. "Zulüm bizdense, ben bizden değilim" diyordu.




"Bir şeyi söylemenin en iyi yolu onu yapmaktır."

JOSE  MARTİ













Dünyanın ucunda bir gül açılmış
Efil efil esen yele merhaba
Karanlığın sonu bir ulu şafak
Sarp kayadan geçen yola merhaba

Acıda kahırda çekmiş geliyor
Güneşten boşanmış kopmuş geliyor
Bir ışık selidir sökmüş geliyor
Nazım Usta coşkun sele merhaba

YAŞAR KEMAL









Merhaba!

22 Temmuz 2014 Salı

SAVAŞA DAİR-FİLİSTİN





     " Hiçbir ordu, vakti gelmiş bir fikir kadar güçlü değildir."

Demiş Victor Hugo ve devam etmiş:

  " İnsanın bütün bilgeliği şu iki kelimededir: Uzlaşma ve yeniden uzlaşma; düşünceler için uzlaşma, insanlar için yeniden uzlaşma! İnsanlığın gerçek kurtuluşu budur. Kini yıkmak."


 
 Öner Yağcı'nın sözleriyle:

   Filistin halkı için İsrail'in kurulduğundan beri uykusuzluk, yoksunluk, acı, ölüm var yalnızca. Zorla yurtlarından sürgün edilme var. Köklü bir halkın özgürlüğünün elinden alınması var. Kundağındayken kanlar içinde bırakılan bebekler var. Bir halkın katledilmesi, varlığının yağmalanması var. O gün bugündür Filistin'in şairleri hep özgürlük çığlığı attı.



                                                                                    ÖNER YAĞCI


Yurdumda ölmek bana yeter,
gömülmek yurdumun toprağına,
toprakta dağılmak, karışmak toprağa, yok olmak,
sonra dönmek bir gün yeryüzüne tekrar,
bir yeşil ot olarak, dönmek bir gün
ülkemde büyüyen bir çocuğun elinde
bir demet çiçek olarak
yeryüzüne tekrar.
Yeter bana yurdumun bağrında olmak,
toprak, ot, çiçek.

FETVA TUKAN
(d.1914 Nablus-ö. 14 Aralık 2003 Nablus-Filistinli kadın şair)

   

   Mehmet Faraç'ın yazdığına göre İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırısında 7 Temmuz'dan bu yana ölen Filistinliler'in sayısı 600'e ulaştı. Yaralı sayısı 3200'ü geçti.
   İsrail Başbakanı Netenyahu her ne kadar uluslararası tepkileri engellemek için Gazze'ye yönelik operasyonun "teröre karşı" yürütüldüğünü iddia etse de, İsrail Meclis Başkan Vekili Moshe Feiglin 'in son açıklaması, İsrail zulmünün ardında Gazze'nin "insansızlaştırılması" çabaları olduğunu net biçimde deşifre etti.
   Gazze'ye yönelik saldırının "daha da acımasızca" yapılmasını da isteyen Feiglin şöyle demiş:
   "Gazze bizim vatanımızın bir parçası, sonsuza dek burada kalacağız...Gazze, bölgedeki terörizmin temizlenmesinden sonra, İsrail'in bir parçası haline gelecek ve Yahudiler buraya yerleşecek, bu aynı zamanda İsrail'deki konut krizinin hafifletilmesine de yardımcı olacak..."
   Şöyle devam ediyor Mehmet Faraç:
   İsrailli yöneticinin bu vahim itirafı, bu vahşetin asıl amacını da dışa vuruyor; Musevilere konut yaratmak için Filistinliler mezara gönderiliyor!...





Edip Cansever'in dediği gibi:

"Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor." 


Filistinli çocukların gökyüzüleri çalındı  yaşamlarından!




Merhaba!

23 Mart 2014 Pazar

ŞİİRİN GÜCÜ


      " Şiir, zamanı geldiğinde suskunluğumuzun, tevekkülümüzün arkasında gizlenmiş dizeler ordusudur, söz gerillasıdır."
                                      EKREM ATAER 


       Veysel Çolak'ın bir yazısında okumuştum şiir hakkındaki görüşlerini:

    Şiirin insanı etkileyen, coşturan, heyecanlandıran, insana kendini adama bilinci yükleyen bir içeriği var. Bu, insanları inceltiyor. Şiir, giderek öteki insanı sevme gücüne dönüşüyor. Kendi için yaşadığı kadar, halkı için yaşama bilinci aktarıyor insanlara. En önemlisi, adanmayı öğretiyor.
     Bir de şiirin gücünü tanımlayan karşıt görüşler var. Örneğin Filistinli şair Fetva Tukan; Bu kadın şair, Filistin direnişini şiirleriyle beslemiş çok önemli bir şair. Dönemin İsrail Başbakanı Moşe Dayan, "Fetva Tukan'ın şiirleri, Filistinli on gerillaya bedeldir" derken şiirin gücünü ortaya koymuyor mu? Hitler'in sağ kolu Joseph Goebbels de bir konuşmasında şöyle diyor:" Bana kültürden, şiirden söz etmeyin; silahımı çekerim." Şiir ve kültürün karşısına silahı koyarak kurduğu eşitlik şairleri uyarıcı olmalı. Demek ki yazılan her şiir, silah kadar etkileyici olmalı.




VEYSEL ÇOLAK


                               İşte Nazım'ın en etkileyici şiirlerinden DAVET:

Dörtnala gelip Uzak Asya' dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!
Kapansın el kapıları bir daha açılmasın
Yok edin insanın insana kulluğunu
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim!

    
     Buradaki "yok edin insanın insana kulluğunu" dizesine benzer bir cümleyi, sanki daha önce okumuş gibi bir duygu vardı bende, sonunda hatırladım. Komünist Manifesto'da şöyle bir cümle var:
    "İnsanın insanı sömürmesini ortadan kaldırın, ulusların ulusları sömürmesini ortadan kaldıracaksınız"
   ' İnsanın insanı sömürmesini ortadan kaldırın'ın şiirde söylenişi elbette 'yok edin insana insanın kulluğunu' olacaktır.
     Şiirle bilim elele.


NAZIM HİKMET



Merhaba!