Aragon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aragon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2024 Pazar

DÜŞÜNMEK - ANLAMAK

 

Anlama, çok az kimse tarafından anlaşılan bir kavramdır."

(FRIEDRICH SCHLEIERMACHER)


***



PAUL VALÉRY

Paul Valéry'nin "Çok tehlikeli bir durum: Anladığını sanmak" sözünde ise bambaşka bir anlam var. Bir konuyu 'iyi anlamak' için onu 'iyi bilmek' gerektiği... Söz gelişi "sizi anladım, bu konuyu anladım" derken kişinin yanlışlar batağına yuvarlanacağını belirtmek istiyor. Kolay iş değildir 'anlamak' diyor. Kişi kendini bile anlayamaz, tanıyamaz. Bir ömür boyu 'kendisi' diye bambaşka birini 'anlar'. Son soluğunda belki kendine gelir, ama iş işten geçmiştir artık!
Yine Paul Valéry der ki: "Bizim için söylenen her söz yanlıştır. Ama bizim kendimiz için düşündüklerimizden daha yanlış değil." Valéry'ye göre "Kişi, düşüncesine oranla çok daha karmaşık" bir yaratıktır. Paul Valéry'nin 'Defterler'inde, böyle binlerce 'düşünce' vardır. André Gide, "Valéry'nin 'Defterler'inin yanında benim 'Günce'm önemsiz kalır" derken hiç de yanlış bir şey söylememiş. 
Bugün de 'anlamak' konusundaki sözleri beni aldı götürdü bir yerlere... Anlamak için önce düşünmek gereklidir. Düşünmek, belli bir bilgi, bir deneyim, belli bir çaba ile gerçekleşir. Herkes 'düşünemez', ama 'düşündüğünü' sanır. En çok kötü politika adamlarında görülür bu 'düşündüğünü sanma' olgusu... Ağzına geleni söyler, nasıl olsa karşısındaki kalabalık dinlemektedir. Ama 'anlamak'ta mıdır? Neyi anlasın? Gerçek bir düşüncenin ürünü olmayan laf kalabalığının anlaşılacak bir yanı yoktur ki! Bu tür sözlerin, konuşmaların 'anlam'lı bir niteliği bulunmaz. Halk dinler, belki alkışlar ama sonra kendi kendine sorar, ne dedi, ne istedi? Nereye varmaktı amacı, bize ne gibi bir katkısı oldu ya da olacak? Uçmuş gitmiştir o sabun köpüğü sözcükler... Bir anlamsızlık, bir düşüncesizlik, bir 'zamanı geçirme' boşluğu kalmıştır geriye...
Öte yandan "Anlamak, hep anlamak, ama ben anlamak istemiyorum" der Jean Anouilh'un bir kahramanı... Ne olacak 'anlayacağız' da?.. Kendimizi ya da başkalarını! Keyfimiz kaçabilir, canımız sıkılabilir. Gelmiş gidiyoruz işte! Anlasak ne olur, anlamasak ne olur? Bu da kişinin bir yanıdır, 'boş veren, aldırmayan' bencil yanı... Aragon da bir dizesinde "Anlamak için çok zaman harcadım" demez mi? Demek ki 'anlamak' bir çaba işi, yorucu, üzücü, zaman zaman da kızdırıcı, bıktırıcı bir uğraş... Ne kendimizi, ne başkalarını, ne olayları, ne gidişi, ne çıkışı... Hiçbir şeyi anlamaya bakmamalı öyleyse! Bizden istenen, hep istenen budur, anlamadan benimsemek sözleri, istekleri, buyrukları... Düşünmeden, anlamaya kalkışmadan...
Ama gerçek bir 'insan' isek olacak iş değildir bu! İnsanoğlu düşünür, düşünmeyi öğrenmek ister, önüne ne denli engeller dikseler, ne gibi cezalar verseler de düşünme çabasından döndüremezler onu... Descartes "Düşünüyorum, var oluyorum" demişti. Valery ise düşünmenin zorluğunu bilen bir yazar olarak, şöyle düzeltmiş bu ünlü sözü: "Bazan düşünüyorum, bazan var oluyorum."

(OKTAY AKBAL - Yaşayıp Görmek)






Merhaba!     

1 Temmuz 2018 Pazar

İNSAN VE ŞİİR




 ...Okullarda çocuklarımız kafalarına ve kalplerine insanlığı nakşedecek İlyada ve Odysseia'dan, şair Homeros'tan sorumlu tutulursa yozluğun değil insanlığın yaprağı yeşerecektir. Goethe ne demişti, her öğreti az çok puslu ama ağacın yaprağı nasıl da yeşil...
   Tarihin iki büyük evrensel şiiriyle aynı toprakta ayaklarımız! Memleket, bizi biz eden ortak hikâyeler demektir! Üstelik Homeros'u bilen çocuğun ufku açılır, ferahlar yüreği, gözündeki perde dalgalanır, farklı bakar toprağına, hayata. Alabildiğine insandır bu iki büyük şiir...


ONUR CAYMAZ











   Şiirin doğuşu, insanın doğuşudur ya da insanın doğuşu şiirin doğuşudur. Aynı bahçede doğmuşlardır, orada büyüyüp orada kardeşliklerini, yoldaşlıklarını sürdürmüşlerdir. Şiirin insansız, insanın şiirsiz olamayacağı fikri değil, gerçeği ta o zamandandır, ilkten, doğuştan, yaratılıştandır. Bu nedenle de şiir yazmak değil yalnızca, şiir düşüncesi, şiir eylemi, şiirin içinde olmak, şiirle konuşmak, ağlamak, gülmek, sevmek, küsmek, kalkışmak, yatışmak, barışmak doğal ötesidir diyelim, yani o kadar doğal ki, bunu söylemek bile fazla gelir, doğallığına halel getirir. Ama öte yandan, balık tutar gibi şiir avlanmayacağı da bir gerçek. Ne gibi? Tıpkı aşk gibi. Aramak, bulmak, peşinden koşmak ve onu sürekli taze tutmak için çalışmak gerek. Aşk yan gelip yatma yeri değildir! Şiir de öyle. Fidan diker gibi, ağaç yetiştirir, meyve umar, buğday başaklarının altın gibi sararmasını bekler, sonra onları 'büyük insanlığın' en yakını, yoldaşı olan ekmeğe dönüştürür gibi, 'şükür kavuşturana' der, ağzını yaşamın kaynağına dayar ve doya doya içer gibi, işte insanı yaratıcı, üretici, dönüştürücü, eşitlikçi ve paylaşımcı kılan ne varsa hepsi gibi...


HAYDAR ERGÜLEN










  'Dağlarca benim için; şiirin Pisagor'udur!' Pythagoras'ın okuluna kabul edilen öğrenci ilk 5 yıl sadece 'susmayı' öğrenirmiş, ben 15 yıl sustum. Dinledim. Ama ne kadar susarsam susayım, Doğan Hızlan'ın 'tek başına okul' dediği Dağlarca'nın okuluna öğrenci olarak kabul edilmeyeceğimi biliyordum. Bu yüzden o okula 'müstahdem' olarak girdim. Adanmış bir hayat da diyebiliriz bir bakıma. Abartmadan söylüyorum bunu kimse yanlış anlamasın. Merak duygusu belki de daha derinlerdeki duygum. Dağlarca gibi bir 'Şiir Devi'nin laboratuvarlarının gizlendiği şatonun, blok taşlarla ve yüksek duvarlarla örülü bahçesine atlamak ancak bir şairi ve şiirini merak etmekle mümkün olabilir. Sevgi, saygı ve korkudan örülü bir 'merak' sözünü ettiğim. (AHMET ERTAN MISIRLI)

     
AHMET ERTAN MISIRLI - FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA 










Barış bir bardak sıcak süt ve bir kitaptır uyanan çocuk önünde.
Başaklar birbirlerine eğilip "İşte, ışık, ışık, ışık!" dedikleri 
ve ufuk çemberi ışıkla dolup taştığı zamandır
 barış.



YANNİS RİTSOS
(Çevirenler: İoanna Kuçuradi - Özdemir İnce)





   1965 ya da 1966 yıllarından birindeydi, Kemal Özer'den bir mektup aldım. Paris'teydim. Attila Tokatlı ona bir Yunan ozanından söz etmiş, adı Yannis Ritsos'muş. Bu ozanın, Aragon'un yönettiği Lettres Françaises dergisinde birkaç yıl önce uzun bir şiiri yayımlanmış. Şiirin yayımlandığı sayıyı bulup kendisine göndermemi, şiiri çevirtip Şiir Sanatı dergisinde yayımlayacağını yazıyordu.
   Bir Fransız arkadaşımla birlikte derginin yönetim yerine gittik. Eski sayı ciltlerini taradık, sözü edilen şiiri bulduk. Ama görevliler o sayıdan ellerinde iki nüsha kaldığını, bu nedenle dergiyi veremeyeceklerini söylüyorlardı. O sıralarda fotokopi işleri bu denli yaygın mıydı? Anımsamıyorum. Dergiyi almak için direttik. Sonunda "Verilmesine ancak Monsieur Aragon karar verebilir," dediler. Şanslı bir günümmüş anlaşılan, Aragon'un yanında kimse yokmuş, beni kabul etti. Aragon'un odasına girerken heyecandan dizlerim titriyordu. Aragon, bana:
   "Bu sayıyı neden bu kadar ısrarla istiyorsunuz delikanlı?" diye sordu.
   "İçinde bir şiir var," dedim, "bizim dile çevirip bir dergide yayımlayacağız."
   "Hangi şiiri, hangi dilde?"
   "Yannis Ritsos'un şiirini, Türkiye'de."
   Aragon'un yüzündeki şaşkın mutluluğu anlatamam. Aragon, beni içeri getiren kişiye: "O dergiyi bu delikanlıya verin," dedi, en iyi böyle bir işe yarayabilir." (ÖZDEMİR İNCE)



YANNİS RİTSOS - ÖZDEMİR İNCE













Merhaba!

     

11 Ekim 2014 Cumartesi

ADAM GİBİ ADAMLAR-AVNİ ARBAŞ




KUVAYİ MİLLİYE ATLILARI


   Modern resmin ustaları arasında Avni Arbaş'a en yakın sanatçının Picasso olduğunu belirten Ferit Edgü, "Resim benden daha güçlü, ne isterse yaptırıyor bana" diyen Picasso'nun tam tersine, Arbaş'ın "Resme söz geçirmeye çalıştığını" söylüyor. 





AVNİ ARBAŞ
(d.1919  İstanbul-ö. 2003  Foça-İzmir)

(Devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in çabalarıyla düzenlenen yurt gezilerine seçildi. Dolayısıyla Siirt'e giden ressam, o yılların yoksul Anadolu'suyla ilk kez tanıştı. 1954'te Paris'teki ilk sergisinde yer alan ve Mahmut Makal'ın Bizim Köy adlı eserinden esinlendiği resimlerinde, bu gezinin izleri okunmaktadır.)






Bu atlar Avni'nin atları
Kuvayi Milliye atları
Kara yamçı altında ak sağrı dolgun
Titrer burun kanatları
Bu atlar Avni'nin atları


Kuvayi Milliye gelecek yine
Şahin atlar aşarak yeli
Çiğneyerek gavuru da, Anzavur'u da
Kuvayi Milliye gelecek yine
Hem bu sefer ayyıldızlı bayrağıda ışık içinde.


Bu atlar Avni'nin atları
Kuvayi Milliye atları
Titrer burun kanatları.


Bana Avni'nin atlarına 
Binmek nasip olmasa gerek
Ama Memet binecek
Gelecek düşmanla topuz topuza!
Gülüm, Kuvayi Milliye atları
Gözüm, Kuvayi Milliye atları,
Memleketi satanları bağlasınlar,
Kuyruğunuza...



Avni Arbaş'ın çizgileriyle NAZIM HİKMET



 Avni Arbaş, Fransa'da yaşadığı yıllarda, Picasso'ların, Tristan Tzara'ların, Aragon'ların da bulunduğu bir dostlar çevresi edinmiş ve Ecole de Paris ressamları arasında yerini almıştı.
 Ne var ki devlet, Arbaş'ın başarılarını görmezden gelerek askerlik yapmadığı gerekçesiyle onu vatandaşlıktan çıkarır.1977 yılında ülkesine dönen ressam vatansız damgası yer ancak uzun uğraşlar sonunda vatandaşlık hakkını geri alabilmiştir.




Merhaba!