Ahmet Ertan Mısırlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ahmet Ertan Mısırlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2019 Salı

ÇOCUKLAR NASIL ÖĞRENİR?




  " Ne öğrenirsek, yaptığımız hatalara bakarak öğrenebiliriz; ancak yanıla yanıla ustalaşır insan."


AHMET ERTAN MISIRLI






 ... Dünyanın kendi kötü değil aslında... Onu kötü yapan bizleriz. Biz insanlar... Eğer çocuklarımızı kötülükten korumak istiyorsak, ayıklama yapmasını da bilmeliyiz. Yaban otlarını, zehirlileri çekip çıkarmalıyız topraktan... Tekrar çıkacaklarını bile bile hem de...
    Edebiyat, bir "ilaç", bir "aşı" değildir. Yalana şu kitap, korkuya şu kitap iyi gelir diyemeyiz. Öteden beri "kötü" olmuştur ve olacaktır kitaplarda... Yeter ki zemin sağlam olsun. Çocuklarda bir "edebiyat terbiyesi", bir "dil bilinci" gelişmiş bulunsun... Karanlıkta yollarını bulur onlar! (NURGÜL ATEŞ - Aydınlık Kitap)







Senin şiirin yok mu kelimelerden başka
Senin yağmurun yok mu annenden başka
Senin çocukluğundan başka yabancın yok mu  


HAYDAR ERGÜLEN 









   "Çocukluğundan sağ çıkmayı başarabilmiş biri, gelecek hayatında kendine yetecek kadar bilgiye sahip olmuştur."


FLANNERY O'CONNOR






Bir keresinde futbol oynayacak ayakkabım olmadığı için ağlamıştım,
sonra ise ayağı olmayan bir adamla tanıştım.


ZİNEDİNE ZİDANE









ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI KUTLU OLSUN!


11 Kasım 2018 Pazar

İYİ ŞİİR NEDİR?




   İyi şiir şöyle bir şey. Picasso Paris'in Monmartre'ında oturuyor. Çocukları da çok seviyor. Komşu atölyelerden 8 yaşındaki bir kızcağız ona âşık olmuş. Ama Pablo Picasso demezmiş, Tablo Picasso dermiş. Gördüğüm en güzel şiir budur. Tablo Picasso her dilde söylenebilen, değerini yitirmeyen bir dizedir.


CAN YÜCEL










YALNIZ ŞİİR YETMEZ

Efendiler, izin vermeyin hiç kimsenin, 
hiçbir şeyin sizi aldatmasına:
biz bugün iflas etmedik,
çoktan iflas etmiştik biz.
Bugün kolay
insanın suyun üzerinde yürümesi:
boş şişeler de birdenbire su yüzüne çıkıyorlar
içlerinde mektup yok.
Deniz kızları ne şarkı söylüyorlar, ne susuyorlar,
öyle kımıldamadan duruyorlar yalnız
dalgaların özelleştirilmesinden dilleri tutulmuş.
Hayır, şiir yetmez, deniz çöplerle,
kullanılmış kaputlarla doldurulduğuna göre.
Varsın şu Lorentzos Mavilis istediği kadar
Faliro'ya soneler yazsın.


STAMATIS POLENAKIS
(Çeviren: CEVAT ÇAPAN)









ESKİ YAPI

Derin vuruyoruz kazmayı
Kof sesler geliyor dipten
Çürümüş yıllardır
Değiştireceğiz bu yapıyı kökten
Yıkacağız başka çare yok
Yıkıp yeniden yapacağız
Temelden çatıya uygarca
Girip içine adam gibi yaşayacağız.


TALİP APAYDIN







GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ

Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
Sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik!
Kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
Alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!

Akın var 
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!


NÂZIM HİKMET
(Bursa Cezaevi - 1943)









   O zamanlar, Nâzım Hikmet elden ele dolaşır! Düşünün, bir Nazi sempatizanına kadar! Bambaşka bir ses, bambaşka bir insan! Görünmez bir şeytan tüyü kasketinin kenarına sokulu adetâ, çağrılar yollar âleme!.. Meydan yerine top gibi ilk fırlayışında, susa durdurur herkesi, sağcısından solcusuna, kalemefendisinden kalemşorüne dek... Öyle bir hayranlık ki, o şeytan tüyü almış, kızılmış, aldırmaz kimse. Şiiri bir yana, şairi de insan canlısı yakışıklı bir delikanlıdır. Delidolu, çocuksu, güleç... Güneşi İçenlerin Türküsü'nü döktürmeye başladı mıydı, içi ısınıverir dinleyenlerin. Çağdaş şairlerden tek Lorca için anlatılır böyle şeyler, başka yoktur. (Can Baba - SIDDIK AKBAYIR & CEZMİ ERSÖZ)



   "Vakta ki, düzenin uygunerleri aydı, bu osuruğu cinlinin kendisiyle, şiiriyle birlikte davasını da ortalığa sevdirdiğini fark ettiler, o zaman işte hava döndü, Babıâli karıştı. Keskin avcılar, kalemleri yağlayıp sürek avına çıktılar... Edebiyatta üstün başarı kazananlara her zaman lejyondonör vermezler, Nâzım gibilerine de yirmi beş sene verirler...


CAN YÜCEL









Maksat muhabbet değil de "iyi şiir"se ödül teferruattır.


AHMET ERTAN MISIRLI















Merhaba!

1 Temmuz 2018 Pazar

İNSAN VE ŞİİR




 ...Okullarda çocuklarımız kafalarına ve kalplerine insanlığı nakşedecek İlyada ve Odysseia'dan, şair Homeros'tan sorumlu tutulursa yozluğun değil insanlığın yaprağı yeşerecektir. Goethe ne demişti, her öğreti az çok puslu ama ağacın yaprağı nasıl da yeşil...
   Tarihin iki büyük evrensel şiiriyle aynı toprakta ayaklarımız! Memleket, bizi biz eden ortak hikâyeler demektir! Üstelik Homeros'u bilen çocuğun ufku açılır, ferahlar yüreği, gözündeki perde dalgalanır, farklı bakar toprağına, hayata. Alabildiğine insandır bu iki büyük şiir...


ONUR CAYMAZ











   Şiirin doğuşu, insanın doğuşudur ya da insanın doğuşu şiirin doğuşudur. Aynı bahçede doğmuşlardır, orada büyüyüp orada kardeşliklerini, yoldaşlıklarını sürdürmüşlerdir. Şiirin insansız, insanın şiirsiz olamayacağı fikri değil, gerçeği ta o zamandandır, ilkten, doğuştan, yaratılıştandır. Bu nedenle de şiir yazmak değil yalnızca, şiir düşüncesi, şiir eylemi, şiirin içinde olmak, şiirle konuşmak, ağlamak, gülmek, sevmek, küsmek, kalkışmak, yatışmak, barışmak doğal ötesidir diyelim, yani o kadar doğal ki, bunu söylemek bile fazla gelir, doğallığına halel getirir. Ama öte yandan, balık tutar gibi şiir avlanmayacağı da bir gerçek. Ne gibi? Tıpkı aşk gibi. Aramak, bulmak, peşinden koşmak ve onu sürekli taze tutmak için çalışmak gerek. Aşk yan gelip yatma yeri değildir! Şiir de öyle. Fidan diker gibi, ağaç yetiştirir, meyve umar, buğday başaklarının altın gibi sararmasını bekler, sonra onları 'büyük insanlığın' en yakını, yoldaşı olan ekmeğe dönüştürür gibi, 'şükür kavuşturana' der, ağzını yaşamın kaynağına dayar ve doya doya içer gibi, işte insanı yaratıcı, üretici, dönüştürücü, eşitlikçi ve paylaşımcı kılan ne varsa hepsi gibi...


HAYDAR ERGÜLEN










  'Dağlarca benim için; şiirin Pisagor'udur!' Pythagoras'ın okuluna kabul edilen öğrenci ilk 5 yıl sadece 'susmayı' öğrenirmiş, ben 15 yıl sustum. Dinledim. Ama ne kadar susarsam susayım, Doğan Hızlan'ın 'tek başına okul' dediği Dağlarca'nın okuluna öğrenci olarak kabul edilmeyeceğimi biliyordum. Bu yüzden o okula 'müstahdem' olarak girdim. Adanmış bir hayat da diyebiliriz bir bakıma. Abartmadan söylüyorum bunu kimse yanlış anlamasın. Merak duygusu belki de daha derinlerdeki duygum. Dağlarca gibi bir 'Şiir Devi'nin laboratuvarlarının gizlendiği şatonun, blok taşlarla ve yüksek duvarlarla örülü bahçesine atlamak ancak bir şairi ve şiirini merak etmekle mümkün olabilir. Sevgi, saygı ve korkudan örülü bir 'merak' sözünü ettiğim. (AHMET ERTAN MISIRLI)

     
AHMET ERTAN MISIRLI - FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA 










Barış bir bardak sıcak süt ve bir kitaptır uyanan çocuk önünde.
Başaklar birbirlerine eğilip "İşte, ışık, ışık, ışık!" dedikleri 
ve ufuk çemberi ışıkla dolup taştığı zamandır
 barış.



YANNİS RİTSOS
(Çevirenler: İoanna Kuçuradi - Özdemir İnce)





   1965 ya da 1966 yıllarından birindeydi, Kemal Özer'den bir mektup aldım. Paris'teydim. Attila Tokatlı ona bir Yunan ozanından söz etmiş, adı Yannis Ritsos'muş. Bu ozanın, Aragon'un yönettiği Lettres Françaises dergisinde birkaç yıl önce uzun bir şiiri yayımlanmış. Şiirin yayımlandığı sayıyı bulup kendisine göndermemi, şiiri çevirtip Şiir Sanatı dergisinde yayımlayacağını yazıyordu.
   Bir Fransız arkadaşımla birlikte derginin yönetim yerine gittik. Eski sayı ciltlerini taradık, sözü edilen şiiri bulduk. Ama görevliler o sayıdan ellerinde iki nüsha kaldığını, bu nedenle dergiyi veremeyeceklerini söylüyorlardı. O sıralarda fotokopi işleri bu denli yaygın mıydı? Anımsamıyorum. Dergiyi almak için direttik. Sonunda "Verilmesine ancak Monsieur Aragon karar verebilir," dediler. Şanslı bir günümmüş anlaşılan, Aragon'un yanında kimse yokmuş, beni kabul etti. Aragon'un odasına girerken heyecandan dizlerim titriyordu. Aragon, bana:
   "Bu sayıyı neden bu kadar ısrarla istiyorsunuz delikanlı?" diye sordu.
   "İçinde bir şiir var," dedim, "bizim dile çevirip bir dergide yayımlayacağız."
   "Hangi şiiri, hangi dilde?"
   "Yannis Ritsos'un şiirini, Türkiye'de."
   Aragon'un yüzündeki şaşkın mutluluğu anlatamam. Aragon, beni içeri getiren kişiye: "O dergiyi bu delikanlıya verin," dedi, en iyi böyle bir işe yarayabilir." (ÖZDEMİR İNCE)



YANNİS RİTSOS - ÖZDEMİR İNCE













Merhaba!