Yannis Ritsos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yannis Ritsos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2023 Pazar

NİHAT ZİYALAN

 


Öksüz filmi setinde Nihat Ziyalan ve Fatma Girik 
(Fotoğraf: Nihat Ziyalan arşivi)



   Sinemamız, daha çok da edebiyatımız için emek vermiş, çok başarılı işlere, kitaplara imza atmış değerli bir isimdir Nihat Ziyalan... İlk gençlik yıllarında; Adana, kanalda çimerken tanıştığı Yılmaz Pütün (sonradan Güney) ve Özdemir İnce'yle salt edebiyatı değil, ellerini attığı her şeyi değiştirmek, insanlık adına iyileştirmek için yemin ederek çıkarlar yola... Farkında olmadan; daha doğrusu isim koymadan İkinci Yeni'yi Adana'da başlatan, fitilini yakanlar da diyebiliriz bu sacayağına.

   (KADİR İNCESU - Evrensel Gazetesi)



NİHAT ZİYALAN & YILMAZ GÜNEY


  "Şiir muhalif olmak zorundadır. Yılmaz Güney'le Dünya'yı değiştirmek gibi bir bağlanmaya baş koymuştuk ilk gençliğimizde. Bunun mümkün olmadığını yıllar geçtikten sonra anladım. Ama okuyanın belleğinde sorular uyandırabiliriz.

   Şiirimin yolu budur artık.

   İlk kez burada söylüyorum: Bitirdiğim her şiirin ardından acaba tekrar şiir yazabilecek miyim korkusuyla tam 65 yıl geçti. Aklım erdiğinde etrafıma şiirle bakan biriydim. İlk şiirimi Dumlupınar Denizaltısı'nın batması üstüne 1953 yılında yazdım. Seksen beş yaşıma vardım; bir kez bile iyi bir şiir yazdım diyemedim, diyeceğimi de sanmıyorum. Her günüm şiir çalışmakla geçtiği halde.

   Şiir nedir diye sorarsanız, yanıtım kesindir: Bilmiyorum.

   (NİHAT ZİYALAN - Söyleşi: NESLİHAN DAĞLI / Söz Gazetesi)



köprüden Parramatta Nehri'ni seyrediyorum

Sydney'in ortasında

hayatım su gibi berrak 

akıp gidiyor


1999 tatilinde Taksim Meydanı'nda

Özdemir İnce'nin sevgi dolu tekmesini

aynı güzellikte savuşturmam geçiyor

çocuksu coşkumuza tanık olanların

gülümsemesi de akıntıda

bir balık sıçradı

gözlerini benden ayırmadan

kuyruk salladı


NİHAT ZİYALAN
(Eve Götür Beni Nehir)




   Şimdi 28. sayfada yer alan Reklam adlı şiirin bir bölümünü okuyalım:


"evliyken hiç bakmadım başka kadınlara

hep aynı yüz

bıkmadan kahvaltı

kışkırtsın diye yemeğe acı katmalar."


   Okudunuz mu? Okudunuz! Birinci dize itiraf, ama "hep aynı yüz" ne demek, "bıkmadan kahvaltı" ne demek? "Evlilik" hakkındaki düşünceleri değil mi? Nihat hayatta saftır lakin şiir yazarken korkunç zekidir ama saf ayaklarına yatar.

   "Şiir nedir?" sorusuna, "Ben ne bileyim!" diyecek yaşı bile geçtim. Ben de size aynı soruyu sorarım: "Şiir nedir?" Çok sıkıştırırsanız, "Nihat'ın yazdıklarıdır!" derim. Aksini kimse kanıtlayamaz.

   Nihat, öğrenmek zorunda olduklarının tamamını öğrendi ve sonra usul ve töre gereği tamamını unuttu. Sonra, unuttuklarını anımsayarak yazma burcuna geldi. Bu burçta, ilkin gördüklerini, duyduklarını, beş duyu ile algıladıklarını yazdı.

   Yannis Ritsos şiirin okura "bunu ben de yazarım" duygusu vermesi gerektiğini söylerdi. Basit değil yalın şiirler, ustura ağzı kadar yalın. Sözcüklerin, seslerin, renk ve kokuların birbirini kirletmediği şiirler. Günümüzün İkinci Yeni sonrası şiirleri, bunun tam tersine, ressamın paletine benziyor: Renk karmaşası ve kirliliği var ama ortada resim yok.

  Egemen zihniyete göre, Cemal-Edip-Turgut şiirinin öncesinde ve sonrasında bir Türk şiiri yok. Ama var: Utandırmamak için öncekileri yazmıyorum. Nihat bu üçlünün şiir yolunu beğenmemiş, kendi patikasını açmış... Üçlü mitosunu bir yana bırakalım, açtıkları yolda bir kakofoni kalabalığı var. Nihat Ziyalan tek başına, kendisiyle konuşarak, yürüdüğü çölde çekirge ve balla besleniyor. Evet onun yazdığı şiir bu ülkede yazıl(a)mıyor. 



Fotoğraf : DİLVİN YASA


   Şairler, şiirin Olympos'una biletle ya da torpille giremez. Oturacakları sandalye dükkânlarda satılmaz. Girmek için, orada oturacak sandalyesini şairin kendisi yapmalı. Nihat Ziyalan sandalyesini Sevdakeş'le tamamladı.

   (ÖZDEMİR İNCE - Cumhuriyet Gazetesi)






Merhaba!
 

13 Aralık 2020 Pazar

SALGIN, AÇLIK, İKLİM KRİZİ; SAVAŞ VE BARIŞ

 


   Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, BM Genel Kurulu'nda düzenlenen Covid-19 Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, "Zengin ve güçlü ülkelerin aşı izdihamında fakir ülkelerin ezilmesine müsaade edemeyiz." dedi. Salgının üzerinden neredeyse bir yıl geçtiğini ve "tünelin sonundaki ışığın daha parlak hale geldiğini" belirten Ghebreyesus, pandemiden sonra ise dünyayı daha zorlu sorunların beklediği uyarısında bulundu. Ghebreyesus, "Yoksulluk ve açlığın aşısı yok, eşitsizliğin ve iklim değişikliğinin aşısı yok." diye konuştu. Pandeminin küresel bir kriz olduğuna dikkati çeken Ghebreyesus, çözümün de adil ve küresel olması çağrısı yaptı. (AA)


***


   Marksist sosyolog, filozof ve kültür eleştirmeni Slavoj Zizek: "İğrenç bir barbarlığa doğru sürükleniyoruz"  

   Bu salgının gelecek gerçek krizin yalnızca küçük bir testi olduğunu söyleyen Zizek, "Toplum iğrenç bir barbarlığa doğru sürükleniyor. Umut etmek istiyorsak, eski hayatımızın bittiğini kabul etmeliyiz. Yeni bir normal icat etmeliyiz. Üçüncü dalga bir akıl hastalığı dalgası olacak" diyor. 

   Kitabınızda, bir felaket kapitalizminin panzehiri olan bir "felaket komünizminden" bahsediyorsunuz. Şöyle yazıyorsunuz: "Devlet, maskeler, test kitleri ve ventilatörler gibi temel malzemelerin üretimini organize etme, otellere ve diğer tatil yerlerine el koyma, yeni işsizlerin geçimlerini sağlama gibi konularda çok daha aktif bir yol üstlenmekle kalmamalı, bütün bunları piyasanın mekanizmalarından vazgeçerek yapmalı."

  Her şey ya çok daha kötüye gidecek ya da çok daha iyi olacak. Bu tamamen bize bağlı. Covid-19 öylece kaybolmayacak. Aşılara rağmen, insanoğlunun da davranış ve yaşam biçimini değiştirmesi gerekecek. Ama beni en çok kaygılandıran şey, çok başka bir şey. Sibirya'daki sıcaklığı gözlemlediniz mi? Temmuz ayında 35 derecenin üzerinde sıcaklıklar ölçüldü. Bundan gerçekten korkmalıyız. (Söyleşi: Tomasz Kurianowicz, Çeviri: Nurcan Dikme Yaşar, BirGün Gazetesi)   


***


   Silahlı çatışmalar, iklim krizi dünyada açlıkla karşı karşıya kalanların sayısını her geçen gün artırmaya devam ediyor. Yapılan araştırmalar, Covid-19 salgını ile birleşen çatışmaların ve ekonomik krizin gıdaya erişim sorununu rekor seviyeye çektiğini gösterdi.

   Birleşmiş Milletler'e (BM) bağlı kuruluşlar, 20 ülkede yaklaşık 250 milyon insanın önümüzdeki dönemde gıda krizi ve hatta kıtlık tehdidi altında olduğu konusunda uyarıda bulundu. BM Gıda ve Tarım Örgütü raporlarında, "Krizde veya daha kötü seviyelerde akut gıda güvensizliği ile karşı karşıya kalan insan sayısı çarpıcı bir şekilde artış gösterdi" dendi. Örgüt, çatışma, gıda fiyatları ve geçim kaynaklarını etkileyen Covid-19 salgınının etkilerinin sorunu daha da kötüleştirdiğini söylüyor. Dünya Gıda Programı ise şiddet ve çatışmaların Batı Afrika'nın Orta Sahel bölgesinde 7,4 milyon insanı şiddetli açlığa sürüklediğini bildiriyor. 


    Yeni yayımlanan raporlar, Yemen'deki açlığın rekor seviyeye ulaştığını gösteren sayıları da gözler önüne serdi. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), BM Dünya Gıda Programı (WFP) ve UNICEF Yemen'deki açlık için uyarıda bulundu. Yemen için Yeni Gıda Güvenliği, kıtlık benzeri koşulların yeniden başladığını, açlık sınırında yaşayan insan sayısının artışa geçtiğini belirtti. 
   Raporda, 2021 yılının ilk yarısında Yemen'de, açlık kriziyle boğuşan kişi sayısının 3,6 milyondan 5 milyona çıkacağı yönünde uyarı da yer alıyor. BM ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde yaklaşık 22 milyon insanın, geçen yıla kıyasla endişe verici bir artışla gıda güvensizliği ile karşı karşıya olduğunu ifade ediyor.
     Dünya Gıda Programı'nın raporları Güney Madagaskar'daki açlığın boyutlarını da gözler önüne serdi. Artan açlık, bölge nüfusunun yaklaşık yarısını etkilerken krizle karşılaşan çoğunluğu, kadınların ve çocukların oluşturduğu vurgulanıyor. Bir raporda ise beş yaşın altındaki çocukların neredeyse yarısı kronik yetersiz beslenmeden mustarip olduğu için Madagaskar'ın şimdiden dünyanın en yüksek bodurluk oranına sahip olduğu bilgisi yer aldı. (BirGün Gazetesi) 


***


  2020 Nobel Barış Ödülü'ne Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) layık görüldü. Nobel Barış Ödülü madalyası ve sertifikasını genel merkezlerinde alan WFP İcra Direktörü David Beasley şunları söyledi: 

"Gıdanın barışa giden yol olduğunu inanıyoruz"

  Her gece yatağa aç giren 690 milyon insanın açlığını nasıl sona erdirebileceklerinden bahsetmeyi istediğini ancak ellerinde başka bir kriz olduğunu vurgulayan Beasley, şöyle devam etti:
  "Nobel Barış Ödülü bir teşekkürden fazlasıdır, bu bir eylem çağrısıdır. İklim değişikliği, pek çok savaş, açlığın siyasi ve askeri bir silah olarak yaygın kullanımı ve bunların hepsini katlayarak daha kötü hale getiren küresel sağlık salgını nedeniyle 270 milyon insan açlığa doğru yürüyor."
  Beasley, açlığa yürüyen 270 milyon insandan 30 milyonunun hayatta kalabilmek için yardımlarına muhtaç olduğuna dikkat çekti. Dünyada 400 trilyon dolarlık bir servet olduğunu ve salgının zirve yaptığı günlerde bile 2,7 trilyon dolarlık ek bir servet yaratıldığının altını çizen Beasley, "Bizim, 30 milyon insanı kıtlıktan kurtarmamız için 5 milyar dolara ihtiyacımız var" dedi. Beasley, Covid-19 salgınına yönelik ihtiyaç ve talepleri karşılayamamanın açlık salgınına yol açacağını kaydetti. (AA) 


***



Resim: İBRAHİM BALABAN



Bir tas sıcak süttür barış 
ve uyanan bir çocuğun gözlerinin önüne tutulan kitaptır.
Başaklar uzanıp, ışık! ışık! - diye fısıldarken birbirlerine!
Işık taşarken ufkun yalağından.
Barış budur işte.

(...)

Barış sımsıkı kenetlenmiş elleridir insanları
sıcacık bir ekmektir o, masası üstünde dünyanın.
Barış, bir annenin gülümseyişinden başka bir şey değildir.

Ve toprakta derin izler açan sabanların
tek bir sözcüktür yazdıkları:
Barış.
Ve bir tren ilerler geleceğe doğru
kayarak benim dizelerimin rayları üzerinden
buğdayla ve güllerle yüklü bir tren.
Bu tren barıştır işte.

Kardeşler, barış içinde ancak
derin derin soluk alır evren.
Tüm evren,
taşıyarak tüm düşlerini
Kardeşler, uzatın ellerinizi.
Barış budur işte.   

YANNİS RİTSOS
(Çeviren: ATAOL BEHRAMOĞLU)







Merhaba!

1 Temmuz 2018 Pazar

İNSAN VE ŞİİR




 ...Okullarda çocuklarımız kafalarına ve kalplerine insanlığı nakşedecek İlyada ve Odysseia'dan, şair Homeros'tan sorumlu tutulursa yozluğun değil insanlığın yaprağı yeşerecektir. Goethe ne demişti, her öğreti az çok puslu ama ağacın yaprağı nasıl da yeşil...
   Tarihin iki büyük evrensel şiiriyle aynı toprakta ayaklarımız! Memleket, bizi biz eden ortak hikâyeler demektir! Üstelik Homeros'u bilen çocuğun ufku açılır, ferahlar yüreği, gözündeki perde dalgalanır, farklı bakar toprağına, hayata. Alabildiğine insandır bu iki büyük şiir...


ONUR CAYMAZ











   Şiirin doğuşu, insanın doğuşudur ya da insanın doğuşu şiirin doğuşudur. Aynı bahçede doğmuşlardır, orada büyüyüp orada kardeşliklerini, yoldaşlıklarını sürdürmüşlerdir. Şiirin insansız, insanın şiirsiz olamayacağı fikri değil, gerçeği ta o zamandandır, ilkten, doğuştan, yaratılıştandır. Bu nedenle de şiir yazmak değil yalnızca, şiir düşüncesi, şiir eylemi, şiirin içinde olmak, şiirle konuşmak, ağlamak, gülmek, sevmek, küsmek, kalkışmak, yatışmak, barışmak doğal ötesidir diyelim, yani o kadar doğal ki, bunu söylemek bile fazla gelir, doğallığına halel getirir. Ama öte yandan, balık tutar gibi şiir avlanmayacağı da bir gerçek. Ne gibi? Tıpkı aşk gibi. Aramak, bulmak, peşinden koşmak ve onu sürekli taze tutmak için çalışmak gerek. Aşk yan gelip yatma yeri değildir! Şiir de öyle. Fidan diker gibi, ağaç yetiştirir, meyve umar, buğday başaklarının altın gibi sararmasını bekler, sonra onları 'büyük insanlığın' en yakını, yoldaşı olan ekmeğe dönüştürür gibi, 'şükür kavuşturana' der, ağzını yaşamın kaynağına dayar ve doya doya içer gibi, işte insanı yaratıcı, üretici, dönüştürücü, eşitlikçi ve paylaşımcı kılan ne varsa hepsi gibi...


HAYDAR ERGÜLEN










  'Dağlarca benim için; şiirin Pisagor'udur!' Pythagoras'ın okuluna kabul edilen öğrenci ilk 5 yıl sadece 'susmayı' öğrenirmiş, ben 15 yıl sustum. Dinledim. Ama ne kadar susarsam susayım, Doğan Hızlan'ın 'tek başına okul' dediği Dağlarca'nın okuluna öğrenci olarak kabul edilmeyeceğimi biliyordum. Bu yüzden o okula 'müstahdem' olarak girdim. Adanmış bir hayat da diyebiliriz bir bakıma. Abartmadan söylüyorum bunu kimse yanlış anlamasın. Merak duygusu belki de daha derinlerdeki duygum. Dağlarca gibi bir 'Şiir Devi'nin laboratuvarlarının gizlendiği şatonun, blok taşlarla ve yüksek duvarlarla örülü bahçesine atlamak ancak bir şairi ve şiirini merak etmekle mümkün olabilir. Sevgi, saygı ve korkudan örülü bir 'merak' sözünü ettiğim. (AHMET ERTAN MISIRLI)

     
AHMET ERTAN MISIRLI - FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA 










Barış bir bardak sıcak süt ve bir kitaptır uyanan çocuk önünde.
Başaklar birbirlerine eğilip "İşte, ışık, ışık, ışık!" dedikleri 
ve ufuk çemberi ışıkla dolup taştığı zamandır
 barış.



YANNİS RİTSOS
(Çevirenler: İoanna Kuçuradi - Özdemir İnce)





   1965 ya da 1966 yıllarından birindeydi, Kemal Özer'den bir mektup aldım. Paris'teydim. Attila Tokatlı ona bir Yunan ozanından söz etmiş, adı Yannis Ritsos'muş. Bu ozanın, Aragon'un yönettiği Lettres Françaises dergisinde birkaç yıl önce uzun bir şiiri yayımlanmış. Şiirin yayımlandığı sayıyı bulup kendisine göndermemi, şiiri çevirtip Şiir Sanatı dergisinde yayımlayacağını yazıyordu.
   Bir Fransız arkadaşımla birlikte derginin yönetim yerine gittik. Eski sayı ciltlerini taradık, sözü edilen şiiri bulduk. Ama görevliler o sayıdan ellerinde iki nüsha kaldığını, bu nedenle dergiyi veremeyeceklerini söylüyorlardı. O sıralarda fotokopi işleri bu denli yaygın mıydı? Anımsamıyorum. Dergiyi almak için direttik. Sonunda "Verilmesine ancak Monsieur Aragon karar verebilir," dediler. Şanslı bir günümmüş anlaşılan, Aragon'un yanında kimse yokmuş, beni kabul etti. Aragon'un odasına girerken heyecandan dizlerim titriyordu. Aragon, bana:
   "Bu sayıyı neden bu kadar ısrarla istiyorsunuz delikanlı?" diye sordu.
   "İçinde bir şiir var," dedim, "bizim dile çevirip bir dergide yayımlayacağız."
   "Hangi şiiri, hangi dilde?"
   "Yannis Ritsos'un şiirini, Türkiye'de."
   Aragon'un yüzündeki şaşkın mutluluğu anlatamam. Aragon, beni içeri getiren kişiye: "O dergiyi bu delikanlıya verin," dedi, en iyi böyle bir işe yarayabilir." (ÖZDEMİR İNCE)



YANNİS RİTSOS - ÖZDEMİR İNCE













Merhaba!

     

18 Şubat 2018 Pazar

İNSANCA









30 milyonun açlığına çare bulmak 1 milyar dolar, ABD'nin askeri bütçesi ise 692 milyar dolar.

   Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), 26 ülkede 30 milyondan fazla insanın hayat ve geçim kaynaklarını kurtarmak ve akut açlığa çare bulmak için 1 milyar dolara ihtiyaç duyulduğunu açıkladı. Öte yandan 2017 Kasım ayında ABD Temsilciler Meclisi Genel Kurulu 626 milyar doları taban bütçe; 66 milyar doları muhtemel dış operasyonlar bütçesi olmak üzere Savunma Bakanlığının 692 milyar dolarlık 2018 Mali Yılı Bütçesi'ni onayladı. (Cumhuriyet Gazetesi)



   "ABD kendi ülkesinde savaş yaşamak istemiyorsa her on senede bir dışarıda bir savaş yaratmalı.
 Zira savaşlar Amerikan halkının yaşam sigortasıdır."

THEODORE ROOSEVELT
(1906'da Nobel Barış Ödülü ile onurlandırılan! ABD Başkanı)









 ...Toplumsal ayrışma ve ayrıştırma oyunlarıyla, kullanılmaya açık yapılarla, emperyal menfaatlerin oyuncaklarını oluşturmak yine şiddetin desteklenmesi yoluyla sağlanıyor. Bu oyunu akıl çözebilir. İnsanlığın umudu olan akıl ancak şiddete dur diyebilir. İnsan olmanın temel ölçüsü akıl sahibi olmak değil midir?  


OKDAY KORUNAN
(Yönetmenliğini yaptığı Hiç Kimsenin Öyküsü adlı oyunun program dergisinden)










   Doğa, birbirinden değişik türdeki canlıları büyük bir acımasızlıkla yaratır. Yasaklardan beslenen doğa, üretmek ve karşılığını almakla yükümlüdür. Hayvanların krallığında buna kimse itiraz etmez. Hasat dönemlerinde binlerce karınca yiyeceksiz kalıyorsa, kazançlar ve kayıplar gezegenin muhasebesinde gözden geçirilir ve yiyecekten kendi payına düşeni almayan hiçbir karınca kalmaz. Milyonlarcasının selde veya bir çapa darbesiyle ölmüş olması çok da önemli değildir çünkü doğa ölüleri saymaz, yaşayanları sayar. Yaşayanlar ona fazla geldiğinde ise yeni bir ölüm şekli ayarlar. Her şey çok basit, açık ve adildir. Ancak, insanlar hayvanlar gibi değildir. Onlar doğanın kendilerine verdikleriyle yetinmez, kendi payına razı olmaz ve hep daha fazlasını isterler. Güçlünün güçsüzü daha da savunmasız hale getirmesiyle savaşlar sürer gider. Tarihin derinliklerine daldığımızda görürüz ki; zengin ve güçlüler, güçsüz ve yoksulları her zaman ezerek ve sömürerek hayatta kalma yarışını kazanmaya çalışmıştır. Görünen o ki, insanlar arasında hiçbir şey adil değildir... (ÖZLEM ÜLKÜ DEMİR - Aydınlık Kitap)










"Acı duyabiliyorsan, canlısın.
Başkalarının acısını duyabiliyorsan, insansın."


LEV TOLSTOY










İnsanların sıkışan elleridir barış
dünyanın masasındaki ekmektir
gülümsemesidir annenin.
Budur yalnızca.
Başka bir şey değildir barış.


YANNIS RITSOS
(Çevirenler: İoanna Kuçuradi - Özdemir İnce)











Merhaba!