resim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
resim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2023 Pazar

BALABAN

 

Resim: İBRAHİM BALABAN


  Balaban söylemek istediğini kestirmeden söylemesini biliyor. Bu kestirmeden söylemeyi, bu ustalıkla söylemeyi Balaban nereden öğrenmiştir? Asıl iş burada işte. Nakış var, oya var, kilim var, çorap var. Yüz yıllardır Anadolu halkı renkle haşır neşir olmuş. Balaban da söyledi, dedi ki: "Ben bugünlerde öğrendim bunu. Büyük Batı ressamlarının tablolarına bakınca öğrendim. Bizim köydeki kadınlar, Batılı büyük ustalar nasıl renk değerlendiriyorsa, onlar da öyle renk değerlendiriyorlar. 
   Bir de türküler var. Bir olayı anlatmada türküler kadar kestirmeden giden hiçbir söz, sanat yoktur desek yeridir. İşte Balaban bunlardan alacağını da almış. Ben, Balaban'ın her tablosunu bir türküye benzetiyorum. Şöyle ki: Her türkü bir hikâyedir. Bir olaydan çıkmıştır. Olaydan çıkmayan hiçbir türkü yoktur. Olayı anlatınca da hayatı en kestirmeden anlatıyor türküler. İşte Bursa'nın Seç köyünden Balaban'ın her tablosunun bir hikâyesi var. Ve hayatından bir parça her tablosu... Rengi ile, ışığı ile bir parça.
  Sergisini bir daha gezdikten sonra, Balabanla karşı karşıya oturduk. Güya ben, Balaban'a soracağım, o da söyleyecek. Kararımız bu. Birbirimize bakıştık kaldık. Ne o bir şey söyleyebildi, ne ben sorabildim. Sonra ben, çocukluğuma dalmışım. Köyde bütün çocuklar, kumun üstüne resimler çizdik. Şimdi hatırlamıyorum. Bu bir oyundu sanıyorum. Balaban'ın ressamlığı buradan gelmiş olmasın!.
   Birden, bir:
   "Merhaba" duydum.
   Ben de:
   "Merhaba" dedim ve kendime geldim.
   "Sergi açılalı iki gün oldu" dedi.
   "Boş ver buna da, eskiden anlat bana, çocukluğundan" dedim.
   "Resim yapmaya nasıl başladım, onu mu? Herkesin ilk sorduğu bu zaten."
   "Sen anlat."
   "Ben ilk olarak anamı nakış yaparken gördüm. Nakış beni bir sardı ki deme gitsin. Her gün akşamlara dek anamın karşısına oturur, onu seyrederdim. Çocuklarla oyunu, her şeyi bırakmıştım. İşim gücüm nakış seyretmekti, anamın gergefinin üstüne elimi sürmekten çok tad duyardım. Anam bana gergefi yırtarım diye kızardı. Ama ben gene de bildiğimi işlerdim. Her gün de anama yalvarırdım bana işleme versin diye. Bir gün elime iş verdi anam. Öyle iyi işledim ki, bu işe anam da şaştı kaldı. Gergefe yeni yeni nakışlar bulup koymuştum. Sonra ben yedi yaşına değince, babam beni mektebe gönderdi. Öğretmen, tarlada otlayan bir eşek yapmamızı söyledi bir gün. Sınıf hiç yapamamıştı. Benimkini görünce öğretmen, "hah, böyle işte" diye bağırdı ve yaptığım resmi sınıfa gösterdi. Ondan sonra benim için varsa da resim, yoksa da resim."  


YAŞAR KEMAL
(Bu Diyar Baştan Başa - Cem Yayınevi, 1973)



   

Merhaba!


13 Ağustos 2017 Pazar

FRİDA KAHLO - YAŞASIN HAYAT




   1913
   Frida Kahlo 6 yaşında çocuk felci geçirdi ve bu sebepten dolayı bir bacağı daha inceydi. Bu yüzden uzun etekler giyen Kahlo, kendisine "Tahta Bacak Frida" denmesine oldukça içerliyordu.

    1925
   Okul dönüşü bindiği otobüs bir tramvayla çarpıştı. Frida'nın sağ bacağı on bir yerden kırılmış, ezilmiş, sol omzu çıkmış, leğen kemiği de üç yerden kırılmıştı. 32 kez ameliyat edilen Frida'nın sakat olan sol bacağı kesilecekti.




"Ayaklar, uçmak için kanatlarım varken size neden ihtiyaç duyayım?"




   Ailesiyle birlikte Coyoacan'da yaşayan Kahlo'nun oturduğu ev, sahip olduğu renkten dolayı Mavi Ev olarak anılıyordu. Ve sanatçı hayatının büyük bölümünü dış duvarları kobalt mavisi renkte boyanmış olan bu evde geçirecekti.





   Yatağa bağımlı olduğu dönemde ailesi ona resim yapması için tuval ve boya hediye etti. "Aslında pek de önem vermeksizin resim yapmaya başladım" diyecekti Frida. Kendisini görebilmek için yatağın üstüne bir ayna koydurdu. O aynaya bakarak otoportreler yaptı.




   Yaşarken ünlü olan nadir ressamlardan biri olan Kahlo için Picasso:
 "Biz onun gibi insan yüzleri çizmeyi bilmiyoruz" demişti.



    1929
   1927 yılı sonunda yürümeye başlayan Kahlo, bu dönemde sanat ve politika çevreleri ile yakın ilişkiler kurmaya başladı. Kübalı önder Julio Antonio Mella ve fotoğraf sanatçısı Tina Modotti bu isimlerden ikisiydi. Birlikte davetlere gidiyor, sosyalistlerin tartışmalarına katılıyorlardı ve Kahlo, 1929'da Meksika Komünist Partisi'ne üye oldu. 
   Resim çalışmalarına devam eden Kahlo, eserlerini takip ettiği ve Meksikalı Michelangelo olarak anılan ünlü ressam Diego Rivera'yla da tanışmak istiyordu. Rivera'nın kendi resimleriyle ilgili fikrini merak eden Frida, ondan resimlerine bakmasını istedi. Bu, Diego ile yaşayacakları uzun ve fırtınalı aşkın da başlangıcıydı. İki sanatçı, 21 Ağustos 1929'da dünya evine girdi.



Fotoğraf: TİNA MODOTTİ




   Ne yaşarsa yaşasınlar, hatta Frida kendi adına ne hata yaparsa yapsın Diego onun için her zaman özel ve önemli oldu:
   "Başlangıç Diego... Yapıcı Diego... Çocuğum Diego... Ressam Diego... Babam Diego... Oğlum Diego... Sevgilim Diego... Kocam Diego... Dostum Diego... Anam Diego... Ben Diego... Evren Diego..."
   Frida yeri gelip onu yalnız bırakan, yeri gelip kendinden daha iyi resim yaptığı için kıskanan Diego'yu her şeyi saymıştı.





   "Fiil icat etmek mümkün mü? Sana bir tanesini söylemek istiyorum: Seni göklüyorum. Kocaman kanatlarım seni limitsizce sevmek için genişliyor. En başından beri birlikte olduğumuzu, aynı malzemeden yapıldığımızı, aynı dalga boyunda olduğumuzu ve içimizde aynı hisleri taşıdığımızı hissediyorum. Zekân, alçak gönüllülüğün, her şeyin benzersiz. Yaşamı zenginleştiren sensin. Olağanüstü dünyanda sana sunabileceğim tek şey bu gerçek; her zaman en derin parçalarını bile el üstünde tutacağım. Bunu kabul ettiğin için teşekkür ederim, yaşadığın için teşekkür ederim."





"Hayatımda iki büyük kaza geçirdim;
 biri Diego'ydu ve diğerinde ise bir tren az daha beni öldürüyordu. 
Diego kesinlikle çok daha yıkıcıydı."




   1953
   1950'li yıllara gelindiğinde sağlık durumu daha da kötüleşmişti. Omurgasındaki sorunlar nedeniyle 9 ay hastanede yattı. 1953 yılına gelindiğinde hayat Frida için pek de cömert sayılmazdı. Yurtdışında sergiler açmış bir ressam olarak ülkesindeki ilk sergisini o yıl gerçekleştirebildi. O dönem yataktaydı ve kesinlikle çıkmaması gerekiyordu. Ancak Frida'nın, kendi ülkesindeki ilk sergisinin açılışını kaçırmaya hiç de niyeti yoktu. Madem yataktan çıkamıyordu, o halde yatağı ile sergiye giderdi. Aynen öyle yaptı.


  



                1954
                Ölmeden önce tamamladığı son tablosuna "Kökler" adını verdi:










Merhaba!

1 Kasım 2015 Pazar

BİLİM VE SANAT



"Resim, hissedileceği yerde görülen bir şiir;
 şiir, görüleceği yerde hissedilen bir resimdir."




LEONARDO DA VİNCİ








   "Resim düşündürebilmeli, hatta dünyanın değiştirilebileceğinin ipuçlarını verebilmeli. Bunun için resim diğer birçok sanat dalı gibi geleceğin insanına katkıda bulunmalı, bundan soyutlanmamalı. Her bilim insanı ve sanatçı gibi ressam da yaşadığı çağın tanığı olabilmeli, birlikte yaşadığı toplumun önünde yer almalı, ondan kopuk değil, onun bir unsuru olduğunu unutmamalı."


İRFAN ERTEL






Adı bilinen bilinmeyen her ülkede
İnsan bir gariptir bayım
Siz pek bilemezsiniz sanırım
İnsan hep aynıdır
Önce küser mavisiz ve ekmeksiz
Sonra kızar işsizliğe ve ölülere
Yaşamaya mecbur değildir elbet
Ama yaşamaya mecbur olmasa bile
Yaşatmalıdır çocuklarını
İnsan düşünmeye başlar bayım
İnsan konuşmaya başlar
Ve alışır direnmeye...


SENNUR SEZER






   Bilim ve sanat aydınlanmanın iki ayağıdır. Bilim insanın aklını, sanat ise ruhunu özgürleştirir. Başka bir anonim değişle; "Bilim ve sanat bir kuşun kanatları gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. Uçamayanlar ise tavuk olurlar. Tavuk toplum önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz." (ETHEM GÖNENÇ-Aydınlık Gazetesi)






Merhaba!

21 Haziran 2015 Pazar

İKİ RESSAM







HÜSEYİN YÜCE
(d.1928 Kütahya-ö. 2015 Kütahya)


   Hüseyin Yüce, herhangi bir akademik öğrenim görmeden, iç güdülerinin yönlendirici etkisiyle resim yapan ve bu nedenle naif olarak adlandırılan ressamlar grubunun, Türkiye'deki önemli temsilcileri arasında yer alır. Devletin açtığı gece kurslarında alfabeyi öğrenen Hüseyin Yüce, ilk derslerini aynı zamanda hattat olan köy imamından aldı. Resim öğretmeninin özendirici etkisiyle, resim yapmaya başladı. İlkokul alfabesinden çizdiği İsmet Paşa portresiyle, bir orman peyzajı ilk resimleri oldu. İlk kişisel sergisini 1965 yılında açan Hüseyin Yüce, açtığı onlarca yurt içi sergisinden başka Fransa, Almanya, Finlandiya, Hindistan, Mısır, Çekoslovakya, Macaristan, Romanya ve İngiltere gibi ülkelerde de sergilere katılmıştır.
   













(EŞREF ARMAĞAN - d.1953- İstanbul)
(Doğuştan görme engelli, çok özel bir Türk ressamıdır. Eserleri hem Türkiye çapında, hem de yurt dışında çeşitli sergilerde yer almıştır.)




   Eşref Armağan, bilimin konusu olması bakımından da dünyaca ünlü. Görmediği halde çizdiği resimler bilim insanlarının ilgisini çekmiş. Toronto Üniversitesi'nde sezgisel ve algısal psikoloji bilimiyle ilgilenen Prof. Dr. John Kennedy ilk gördüğünde inanamamış. Newyork'ta saatlerce çalışmışlar. Eşref Armağan'ın eline aldığı her şeyi çizebildiğini görünce Prof. Kennedy ağlamaya başlamış. Armağan anlatıyor: "Koca profesör neden ağlıyor, İngilizce konuştuğu için anlamıyordum. 30-40 yıl uğraştıktan sonra aradığını bulmuştu. Beynimin görsel alanını incelemek istediler. Korktum. Sonra düşündüm, kulağıma "doğuştan görme engelli değildir" gibi dedikodular geliyordu. Tıbben ispat etmek için kabul ettim. Harvard Üniversitesi'nde önce gözüme 5 santimetre yakınlıkta ışık tuttular. Ekranda beynimde hareketlenme var mı diye baktılar. Hiçbir hareketlenme yokmuş. Daha bir heveslendiler. Üç gün boyunca, birer ikişer saat seanslarla elime avucumun içine sığabilecek nesneler verip ne olduğunu anlamamı ve çizmemi istediler. 5-6 bilim insanı ben bunu yaparken beynimin görsel alanını inceliyor. Gören insanlar bir şeye baktığı zaman görsel alanda hareketlenme olurmuş. Benim elimle nesneleri incelediğim sırada tıpkı görenlerde olduğu gibi beynin aynı alanında hareketlenme oluşuyormuş. Parmak uçlarım göz vazifesi yapıyormuş. Bilim insanları, bunu tespit etti, makaleler yayımlandı. Ödüller aldılar." (ÖZLEM KONUR USTA- Aydınlık Gazetesi)


   "60 yaşına geldim. Nasıl ki, gören bir insan kör olsa birden şoka girer...Benim de gözüm açılsa dünyam değişir, resim yapamaz hale gelirim. Gözümün açılmasını istemiyorum."









Merhaba!

11 Mayıs 2014 Pazar

ANADOLU KADINLARI


 



                                                    ESMA EKİZ (d. 1921,Alucra/Giresun- ö. 1996, Samsun)


     Tütün işçiliğinden emekli olduktan sonra yaptığı resimler ile resim otoritelerini şaşırtacak düzeyde ürettiği eserlerle dikkatleri üzerine çeken Esma Ekiz; Giresun-Alucra'dan eşiyle birlikte köyden Samsun'a göç etti ve yoksulluk içerisinde dört çocuklarını okutarak sanat dünyasında önemli yer almalarını sağladı.Üç oğlunun (Metin Ekiz, Rafet Ekiz, Rahim Ekiz) resim - heykel sanatında önemli yer edinmelerinin ardından, oğullarına nazire yaparcasına resim yapmaya başlayan Esma Ekiz, ölümüne kadar bine yakın resim üretti. Resimleri ülkemizin önemli ressamları ve hocaları tarafından incelenmekte olup, birçok sanatçıya ilham kaynağı oluşturmuştur.






Osman Şahin'in sözleridir:

Ve her doğumda ölümün birazını yenen,
her doğumda ölümün üstüne rahmi ile yürüyen,
ölüme karşı çıkan,
yaratıcı Anadolu kadınları...



Anneler Günü'nüz kutlu olsun!






Merhaba!

22 Ocak 2014 Çarşamba

NURİ İYEM




                Gardiyan, hapishane müdürü vb. adamlara karşı sürekli tavır koyuyordum ve sık sık beni daha özel bir koğuşa kapatıyorlardı. Ama önceden yapılmış bir centilmenlik anlaşmasıyla, o dip delikte bile olsam bana kağıt ve boya ve hatta bazen fırça veriyorlardı.Bir gün fazla diklenmiş olmalıyım; "sana bu sefer çok ağır bir ceza vereceğiz" dediler. Ödüm patladı, artık kağıt, kalem, boya vermeyecekler ve resim yapamayacağım sandım. Sonra cezayı söylediler; yirmidört saat yemek yok. Deli gibi sevindim. Hatta ne olduğunu anlamaksızın onlar da fark etti. Ben bir-iki gün yemek yemesem hiçbirşey olmazdım. Ancak bir-iki gün resim yapmasam herhalde geberirdim.

                  





                                      Merhaba!