PEN Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PEN Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2019 Pazartesi

VİRGÜLÜN ŞAİRİ




   Ülkü Tamer'i şahsen tanır mısınız? Benim çocukluk arkadaşımdır ve hâlâ koca bir çocuktur. At yarışlarına gider, altılı ganyan oynar, maçları kaçırmaz, Laz hikâyelerine bayılır ve yaşamda en çok hayranı olduğu kişi Antep'te Nakıp Sineması'nın kurucusu ve sahibi Nakıp Ali'dir. Bir çocuk için bu kadar ilgi alanı yeter de artar bile. Ama onun, sizin de bildiğiniz çok önemli bir özelliği daha var: Ülkü Tamer, yıllardır çok güzel şiirler yazar. (ONAT KUTLAR)



Ben sana teşekkür ederim, beni sen öptün,
Ben uyurken benim alnımdan beni sen öptün;
Serinlik vurdu korulara, canlandı serçelerim;
Sen mavi bir tilkiydin, binmiştin mavi ata,
Ben belki dün ölmüştüm, belki de geçen hafta.

Sen bana çok güzeldin, senin ayakların da.





   1960 yılında "Gök Onları Yanıltmaz" şiir kitabı Derleme Müdürlüğü'ne verilmediği için Ülkü Tamer'in başına işler açar. 
   Ülkü Abi, 15 şiirini Gaziantep'te "el pedalı" ile çalışan ilkel bir matbaada "kartpostal" olarak bastırır. Matbaa kitabın kapağını basamaz, çünkü yeterli donanımı yoktur. O da İstanbul'da bir matbaada kapak niyetine hazırladığı bir "zarf"ın içine bu kartpostalları koyarak kitap haline getirir.
   Fakat iki matbaa da doğal olarak normal bir "kitap" basmadıkları için Derleme Müdürlüğü'ne bir nüshasını olsun göndermezler.
   Basın Savcılığı da bir süre sonra Ülkü Abi hakkında soruşturma açacaktır.
   Gaziantep'teki matbaacı "Ben kartpostal bastım" diyecektir, İstanbul'daki de "Ben kapağını..."
   Savcı, işin içinden çıkamayacak ve Ülkü Abi'nin aklanmasına karar verecektir.
   Ülkü Abi de artık "Ölümsüzler Hanı"ında bir odada yaşayacak.
   Yandaki odadaki komşusu ise Onat Kutlar... 
   Antep üzerine muhabbete başladılar bile... (REFİK DURBAŞ)



   "Peki Antep'le ilgili başka şeyler yazmayı düşünüyor musun? Başka öyküler, belki de bir roman?"
   "Hayır" dedi Ülkü Tamer. "Alleben Öyküleri, kendi özelliklerini taşıyarak çıktı geldi bana. Bundan sonra şiir yazmaya devam edeceğim. Her şair için bir serüvendir şiir. Neyin, ne zaman, nasıl olacağı önceden kestirilemez. Alleben Öyküleri, öykü olmak zorundaydı. Bundan sonra başka şiirler yazacağım."
   "Nasıl şiirler?"
   Cebinden bir kâğıt çıkarıp uzattı. "Soruna karşı bir soru" dedi muzipçe. Şiir Soru başlığı taşıyordu:
   "Nerede taşıyor sesini çınar, / çit gölgesinde mi, akarsuda mı? / Bir dağın ardından yüzüme doğru / güneşi savuran kardeşim rüzgâr, / söyle bana, anlat, kış pusuda mı?"
  Tam o sırada sahnedeki şarkıcı yeni bir şarkıya başladı. Zülfü Livaneli'nin besteleyip söylediği çok tanıdık bir şarkıya: "Güneş Topla Benim İçin..." Yani Ülkü Tamer'in şiirinden bestelenen şarkıya.


Seher yeli çık dağlara
Güneş topla benim için
Haber ilet dört diyara
Güneş topla benim için

Umutların arasından
Kirpiklerin karasından
Döşte bıçak yarasından
Güneş topla benim için

Yazdan kıştan ilkbahardan
Mahpuslarda dört duvardan
Doludizgin sevdalardan
Güneş topla benim için

Seheryeli yar gözünden
Havadaki kuş izinden
Geceleyin gökyüzünden
Güneş topla benim için


   Takıldım. "Bak" dedim, "Tam kış pusuda mı diye sorarken kız sana güneş topla diyor..."
   Keyiflendi. Garsonu çağırdı ve şarkıcıya, masaların arasında gelip gidenlere benzer bir saksı çiçek yolladı kartını iliştirerek. 
   Az sonra garson, şarkıcı genç kadının bir peçeteye yazıp gönderdiği bir pusulayı uzattı Ülkü Tamer'e:
  "Eğer sizin gibi nazik insanlara ceza verilebilseydi, sizi idama mahkûm ederdim."
  Kadehlerimizi şiire ve anayurdumuz olan çocukluğa kaldırdık. (ONAT KUTLAR - Cumhuriyet Gazetesi, 27 Aralık 1991)



Çiftçinin oğlu büyüyünce çiftçi olur,
Virgül sanırım şair olur,
Neden derseniz, hep havada biter şiirleri,
Sanki direğin tepesindeki elektrikçi
Düşerken havada durmuş biraz,
Şöyle bir çevresine bakınmış gibi,





   Ülkü Tamer'in yaşamını yitirmesiyle ilgili PEN Türkiye'nin yaptığı yazılı açıklama şöyle:

   Şiire virgülü eklemişti, şimdi bir virgül eksildi. Şiirin de, virgülün de boynu bükük kaldı. Ülkü Tamer. Virgülün şairi. Türkçenin çocuğu. Türkçenin gençlerinden. Çocukluğun Türkçesi.
   Böyle bir alçakgönüllülük ancak virgülde bulunur. Şiirde, başka uğraşlarında, hayatta kendini şiirin bir parçası kıldı, virgül oldu. 
  Virgül, şakacıdır, şendir, kendini sıradanlaştırmayı bilendir, noktaya, ünleme, noktalı virgüle yol açar, yer verir, bazen ünlem, bazen üç nokta, bazen nokta, ama en çok da soru işareti yerine geçer Ülkü Tamer'in şiirinde. Boşluk şiire nasıl dahilse, virgül de şiirin bahçesindeki çocuktur.
  Cemal Süreya 'suçsuzluğun şiiri' demişti Ülkü Tamer şiirine. Sanki Edip Cansever de "Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk / hiçbir yere gitmiyor" dizelerini biraz da Ülkü Tamer için yazmış gibidir.
   Büyük şairlerin en genciydi her zaman, hep öyle kaldı. Antep'ten de, çocukluktan da fazla uzaklaşmamıştı. Oysa uzun boyu, mavi kanatlı kuşları, aklı bir karış havada şiirleriyle gökyüzüne en yakın oydu. Fakat çocukluk bu ya, hepsini gökyüzünde unuttu, şiirini de orada unuttu, kedilerin, atların arkadaşı oldu.
  Nietzsche'nin felsefe için 'şenbilgi' demesine benzer bir biçimde, Ülkü Tamer için de şiir 'şen söz', 'şen yazı' sayılırdı.
   Ülkü Tamer gitti. Attila İlhan'ın dizeleriyle "Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız". Şimdi "Üşür ölüm bile".



Gelip kondu bir güvercin
Ellerine o gece
Kırmızı bir çelenk oldu
Bileğinde kelepçe

Bir soğuk yel eser
Üşür ölüm bile
Anlatır akan kanı
Beyaz sesiyle












Merhaba!




   

9 Nisan 2017 Pazar

ŞİİR İHTİYACI OLANA AİTTİR




   Bursa TÜYAP 15. Kitap Fuarı'nın açılış töreni sırasında PEN Türkiye Yönetim Kurulu'nun  Ahmed Arif'e ilişkin basın açıklaması:

  "Şiirimizin asi kalemi Ahmed Arif'in 90. yaşını kutluyoruz. Kutlama hazırlıkları, 1927 doğumlu büyük şairimizin, 2002 Mayıs ayında Diyarbakır Sur'da yaptırılan büstünün tahrip edilmesiyle başladı. Şairin oğlu heykeltıraş Filinta Önal tarafından yapılan büstün kaidesinde şairin şu dizeleri yer alıyor:

Bir ben bileceğim oysa
Ne afat sevdim
Bir de ağzı var dili yok
Diyarbekir kalesi.

   Şairimizin 90. yaşını kutluyor ve Türkiye PEN olarak pes diyoruz artık pes, başka ne diyeceğimizi bilemiyoruz, yetkilileri de, müsterih olsunlar, göreve filan çağırmıyoruz!"


   Ahmed Arif, dizeleriyle zulamızdaki asi resimdir. Bu resmi yüreğimizde ve sesimizde elli yıldır taşıyoruz. Büstünü kaldırabilirler. Ama onun dizelerine sinmiş olan yurtseverlik, emek ve özgürlük aşkı, Anadolu'nun Edirne'den Mardin'e yekpare kardeşliği alınyazımızdır, onu silemezler. Mürekkebi sürekli büyüyen ve birleşen avuçlarımızdadır. (SEYYİT NEZİR - Aydınlık Gazetesi)

Vurun ulan
Vurun,
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmiş közüm
Karnımda sözüm var haldan bilene.

AHMED ARİF








   Günseli İnal ve Tarık Günersel'in UNESCO'ya başvuruları sonrasında dünya kültürüne kazandırdıkları Dünya Şiir Günü'nde her yıl ülkemizde bir şair bildiri sunuyor. Bu yılki bildiriyi ise 2017 PEN Şiir Ödülü'nün sahibi Egemen Berköz hazırladı:

ŞİİR DOĞRUYU SÖYLER

  "Günümüzde insanlık sömürgeci kapitalizmin elinde usunu yitirmiş görünüyor.
  Alevler arasında kalmış bir akrep gibi kendini sokup öldürmek üzere.
  Üstünde yaşadığımız gezegenin tüm varlıkları, varsıllıkları yağmalanıyor.
  Doğanın dengesi bozuluyor doymayan mideleri doyurmak için.
  İnsanlar açlıktan ölüyor yoksul ülkelerde, halklar aldatılıyor, birbirine düşürülüyor.
  Ve yalan bulutları yayılıyor milyarlar olan biteni görmesin, anlamasın diye.
  Ülkemiz de payını aldı, alıyor elbet bu şeytansı kurgudan.
 Kurtuluş Savaşı'yla, kurduğu Cumhuriyet'le tüm sömürge ulusların umudu olan ülkemiz bir büyük yalanın tuzağında kıvranıyorsa bugün, ondan.
  İşte, bu karabasan ortamında tek umut şiirdedir.
  Çünkü bir gezgindir şiir, bir araştırmacıdır.
  İnsanın ve toplumun kılcal damarlarında gezinir, en eski çağlardan uzak geleceğe uzanır.
  Gerçeği arar.
  Bir büyücüdür şiir.
  İnsanlığın en büyük varsıllığı dillerin sözcükleriyle güzellikler yaratır.
  Çirkinliklere, kötülüklere karşı direnme gücü verir.
  Bir bilicidir şiir.
  İnsanlara gerçeği gösterir.
  Şiir doğruyu söyler.
  Yalan bulutları arasından bir ışık parlıyorsa,
  Bilinsin ki o şiirdir."


EGEMEN BERKÖZ









   Şilili yazar Antonio Skarmeta'nın, Almanya, Berlin'de 1982'de "Neruda'nın Postacısı" adını verdiği oyunda yazdığı gibi, Isla Negra adlı küçük bir balıkçı kasabasında yaşayan 17 yaşındaki Mario Jimanez, Neruda ile tanışınca anlar şiirin önemini. Neruda'nın şiirlerini kopyalar, altına kendi adını koyar. İlk görüşte âşık olduğu kıza onun şiirleri aracılığı ile yaklaşır. Neruda bunu öğrenir. Mario Jimanez'e kendi şiirleri ile kızı baştan çıkardığını söyler. Etik bulmamıştır. Hiç kuşkusuz sonradan ortaya çıkabilecek bu durumda, aşk zarar görecektir. Yalanlamaz Mario, Neruda'nın şiirleri ile kızı baştan çıkardığını kabul eder ama o şiirleri Neruda yazmış olsa da yalnızca Neruda'ya ait olamayacağını ileri sürer. Ne demektir bu? Neruda şaşırır, kendi yazdığı şiirlerin, şiiri yazana ait olmadığını mı söylemek istediğini sorar. Postacı Mario Jimanez'in yanıtı ilginçtir; "Evet" diyecektir. "Şiir yazana değil ihtiyacı olana aittir." (HALİT PAYZA - Aydınlık Kitap)








"Çocuk ölmedi
kaldırıyor yumruklarını yaslanıp annesine
haykırıyor annesi: Afrika! haykırıyor güzelliğini
özgürlüğün, haykırıyor bozkırları
kuşatılmış yüreklerin varoşlarında."


                                                                                  İNGRID JONKER



   Ingrid, Nyenga'da Askerlerin Vurduğu Çocuk şiirini protesto gösterisi sırasında annesinin kucağında can veren siyah bir çocuk için yazdı. Nelson Mandela, apartheid dönemi sonrasının ilk devlet başkanı olarak 24 Kasım 1994'te Güney Afrika Parlemantosu'nu bu şiiri okuyarak açacaktı. (İLYAS TUNÇ - BirGün Gazetesi)








Merhaba!