Albert Camus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Albert Camus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2016 Pazar

ARKADAŞ

FERRUH DOĞAN

 Şemsiyesi yüz tane. Yarısını dostlarına kullandırıyor. Ama her birinin tek yarısını.
 Yağmur yağarken şemsiyenin altında başka bir insan yoksa rahat yürüyemez.









    Önümden gitme seni izleyemeyebilirim, 
arkamdan da gelme yol gösteremeyebilirim;
 yanımda yürü ve yalnızca dostum kal.







   Eski Türklerde askerler savaşırken arkadan gelecek herhangi bir saldırıyı kontrol edebilmek için sırtlarını bir ağaca, kayaya veya taşa vererek ok atarlarmış. Genelde bozkırda yaşadıkları için sırtlarını dayadıkları nesne genelde bir taş veya kaya olurmuş. Sırtlarını dayadıkları bu taşa da "arka-taş" derlermiş. Geçen yıllar içinde "arka-taş" arkadaş şeklini almış ve öyle yerleşmiş. Bugün de hâlâ sırtını dayayabildiğin, samimiyetin güvenin adı. (ROZERİN DOĞAN - Aydınlık Kitap)






Güven, duyguların en zorudur. Ne satabilirsin, ne de alan çıkar.

BAHAR FEYZAN
(Aşk Yolcusu)






Bir kıvılcım düşer önce, büyür yavaş yavaş,
Bir bakarsın volkan olmuş, yanmışsın arkadaş.
Dolduramaz boşluğunu ne ana, ne kardaş,
Bu en güzel, bu en sıcak duygudur arkadaş...

ŞANAR YURDATAPAN








Merhaba!

10 Nisan 2015 Cuma

ŞİİR-YAŞAMA SANATI




"Kolay değildir hayat ama mümkündür teselli bulmak sanatta, inançta, insanları sevmekte"



ALBERT CAMUS




"Barış, insandan yana olan tüm çabaların, tüm üretimin, yaşama sanatını da içermek üzere tüm sanatların temelidir."




BERTOLT BRECHT




"Sanat, insanların dünyaya bağlılığının, sevincinin büyük türküsüdür."




YAŞAR KEMAL




Her dilde türkülerin meramı bir
Sıla, iki gözlü bir ev, bir gelin
Kovboyun dilinde yavuz bir at, bir kement
Doğuda, bizim çobanların dilinde
Taze ekmek, taze peynir

Mutlu olmak her vakit elimizdedir
Bütün istediğimiz bundan ibaret
Köylüye toprak, kovboya kement
Her şeyin başında, her şeyden önce
Hürriyet



NECATİ CUMALI




"Şair olmak şiiri kapsar, ama ondan öte bir şeydir, bir tavırdır."




CEMAL SÜREYA

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde 
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik

CEMAL SÜREYA




Cemal Süreya'nın şiirleri ve Yunus Emre
Ne güzel yağıyorlar Türkçeye




CEYHUN ATUF KANSU




Cennet cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni




YUNUS EMRE




"Şiir olmazsa kıyamet kopmaz, ama insanlar sevişemez, öpüşemez, bir şey beğenemez; dünya tatsız tuzsuz bir yer olur.




CEVAT ÇAPAN




"Şiir; onu yazana değil, ona ihtiyacı olana aittir."




PABLO NERUDA




Merhaba!

8 Aralık 2014 Pazartesi

ADAM GİBİ ADAMLAR-PEPE


"Tek başına mutlu olmak utanılacak bir şeydir"

ALBERT CAMUS







   Güney Amerika ülkelerinden Uruguay'ın Devlet Başkanı Jose Mujica, bir Arap şeyhinin 1987 model mavi Vosvos'una 1 milyon dolar önerdiğini söyledi. Busqueda dergisine konuşan 79 yaşındaki Mujica, Bolivya'nın başkenti Santa Cruz'daki uluslararası bir zirve sırasında yapılan 1 milyon dolarlık öneriyi, üç bacaklı köpeği "Manuela"yı veterinere götürmek için arabaya ihtiyacı olduğundan geri çevirdiğini kaydetti. Halk arasında "Pepe" olarak tanınan Mujica ileride arabasını satarsa elde edeceği parayı yoksul ailelere ev yaptırmak için kullanacağını belirtti. Devlet Başkanlığı Sarayı yerine köpekleri ve tavuklarıyla mütevazi çiftlik evinde yaşamayı tercih eden Mujica, yaşam tarzıyla dünyanın diğer devlet başkanlarından ayrılıyor. Mujica suyunu kuyudan çekiyor, eşi de çiçek yetiştirip satıyor.
   "Dünyanın en yoksul devlet başkanı" olarak da tanınan Mujica, 2010'daki kişisel servetini 1.800 dolar olarak açıklamıştı. Mujika, 12.000 dolarlık maaşının neredeyse tamamını yoksullara dağıtıyor. Mujica, 2009'daki devlet başkanlığı seçimini kazanmadan önce Küba devriminden esinlenen Tupamaros gerilla grubunda yer almıştı. Altı kez vurulan ve yaşamının 14 yılını hapiste geçiren Mujica, 1985'te demokrasiye geçilmesinin ardından serbest bırakılmıştı. 




JOSE ALBERTO MUJİCA CORDANO

   "En yoksul devlet başkanı olarak anılıyorum ama kendimi yoksul hissetmiyorum. Gerçek yoksul insanlar sadece pahalı bir hayat tarzına sahip olmayı sürdürmek adına çabalayan insanlardır ve her zaman daha fazlasını, daha fazlasını isterler."




Belki bir yoksula yorgan ederler
Çul yanmasın Sefil Selimi yansın


SEFİL SELİMİ (AHMET GÜNBULUT)
(d.26 Ağustos 1933 Şarkışla-ö.30 Aralık 2003 Sivas)




Merhaba!

6 Şubat 2014 Perşembe

DOSTLUĞA DAİR

                                                                                                                                                           






           Çağımız dostluk denen değeri yok etmiştir. Tiksinti buradan geliyor. Dünyayı yeni baştan kurarken "dostluk" katacağız harcına. Güzellik, dostluk, aşk! Tiksintiyi yenen güçlerdir bunlar. Bunalımlar bu değerlerin yokluğundan ileri geliyor.Dostları olan, aşkları olan, güzelliği gören bir kişi bunalmaz elbet. Bunalma nedir, onu bile bilmez. Bilmeyince de tiksinmez çağından.
                                                                              
                                                                               ALBERT CAMUS



          Pablo Neruda'nın  hayatını anlattığı kitapta, bir İspanyol şaire ait anısı beni çok etkiledi. İç savaşın sonunda dünyanın dört köşesine fırlatılmış mutsuzlardan biriymiş Andaluzyalı şair Pedro Garfias ve İskoçya'nın küçük bir kasabasında, tek başına, yaşamını bundan sonra nasıl sürdüreceğini düşünüyormuş.
                Şöyle anlatır Neruda hikayeyi:
         Andaluzyalı şair bütün gününü kalmakta olduğu küçük şehrin eski şatosu yanındaki meyhanede geçirmeye başlar. Tek bir kelime bile İngilizce bilmediği için meyhanede yalnız başına oturur ve dertli dertli birasını yudumlar. Bu kendi halinde ve sessiz müşteri meyhanecinin ilgisini çeker. Bir akşam müşteriler meyhaneyi terk ettiğinde ona biraz daha kalmasını rica eder. İki adam karşılıklı şöminenin önüne otururlar, hiç konuşmadan içmeye devam ederler. Yanan odunların çıkardığı ses onların yerine konuşur. Meyhaneci ,Pedro'yu her akşam içkiye davet etmeye başlar. Hiç konuşmadan, kendisi gibi, karısı ve çocukları olmayan bu adamla karşılıklı içerler. Aradan günler geçer. Dilleri çözülür. Garfias ona iç savaş sırasında başından geçenleri anlatır. Anlattıklarından tek bir kelime anlamasa da meyhaneci dikkatle hiç sesini çıkarmadan onu dinler, bütün heyecanı ve küfürleri ile. Daha sonraki günlerde İskoçyalı ona başından geçenleri anlatır. Her halde çekip gitmiş olan karısını ve şöminenin üzerinde üniformalı resimleri duran oğullarının kahramanlıklarını anlatıyor diye düşünür Garfias. Meyhanecinin söylediklerinden o da tek bir kelime anlamamaktadır. Buna rağmen iki yalnız adam arasındaki dostluk bağı sağlamlaşır. Her akşam oturup, gecenin geç saatlerine kadar birbirinin anlamadığı dilde sohbet etmeyi  bir gelenek haline getirirler. Garfias Meksika'ya doğru yola çıkmak zorunda kalınca, karşılıklı son bir kez daha içerler ve ağlayarak birbirlerini kucaklarlar. Üzüntüleri sonsuzdur.
                "Pedro" diye sordum şaire, "sana neler anlatırdı o adam acaba?"
              "Hiç bir zaman  bir kelimesini bile anlamamıştım Pablo! Fakat onu dinlediğim zaman sanki her şeyi anlıyormuş gibi bir duygu vardı içimde. Ben konuştuğum zaman da onun beni anladığına emindim."  



                                                     
                                                                                 PABLO NERUDA                                      

                                                   Ne diyor Sait Faik: "Bir insanı sevmekle başlar her şey."                                                        

                                                                                     Merhaba!