Behçet Aysan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Behçet Aysan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2025 Pazar

KIRK AYAKLI KARINCA

 

Ben de sevdim

Ben de şiirler yazdım sevgilime

Aşktan çılgına döndüğüm günler oldu

Her şey geçti

Uçtu yıllar kınalı kuşlar gibi

Geride kaldı gençlik

Fakat şu kör olası sigarayı

Bırakamadım gitti.

(ASIM BEZİRCİ - Çok Kapılı Oda)

(Bu şiiri yazdığında on yedinin baharındadır ve sigara içmemektedir.)



"Sevgili Asım, benim güzel, çalışkan, duygusal, yorulmaz sosyalist eleştirmenim. Eşin Refika'yı benimle tanıştırırken, "öp kaynananın elini" demiştin. Refika'yı balayınızı kütüphanede geçirebileceğiniz konusunda uyaramadım, caymazdı senden. Seninle son kez Cumhuriyet gazetesinde karşılaştık. Haziran sonuydu. Bir çay içmek için bile oturmadın. Sivas'a gidecektin, acelen vardı. Ve gittin. Kitapların kaldı. Bilmiyorum, şiirin perilerine ulaştın mı?"

(SENNUR SEZER - Radikal Kitap, 2009)



Önde Asım Bezirci ile Behçet Aysan, arkada Metin Altıok ile Uğur Kaynar,
Madımak Oteli'nin merdivenleri.
(Fotoğraf: MEHTAP YÜCEL)


Gülmek bir erdemse Asım 
Gülerdi gülmek için değil
 Papatyalar açarcasına
O Erzincanlı yüzünde
Çalışmanın şavkıyla ışırdı gözleri
Bugün tek başına da olsa
Yarın el ele
Garip bir kuştu Asım
Zümrüdüanka
Küllerini seveyim
Öpe savura

(CAN YÜCEL)






unutMADIMAKlımda!


30 Haziran 2024 Pazar

DİLİNİ YİTİREN ŞİİR

 

"Kuzey kutbunda mahsur kalan balinaları bile kurtarmaya gittiler ama bizi kurtarmaya kimse gelmedi."

(ZERRİN TAŞPINAR)


Kitapta yer alan Taşpınar'ın, Kemal Özer'in "Temmuz İçin Yaralı Semah" kitabı için yazdığı yazıya bakıyorum. Bir edebiyat eseri nasıl değerlendirilir, hangi açılardan tekrar tekrar bakmak ve satır aralarını nasıl okumak gerekir görüyoruz. Beni etkileyen en derin yerlerinden biri Sivas'tan dönüşünün hemen ertesi günleri; Ankara'ya evine dönüyor, balkona çıkıyor hava almaya ama bakıyor ki bahçede güller açmış tüm güzellikleriyle. 
İçini öfke dolduruyor, "Benim arkadaşlarım yandı Sivas'ta, şimdi hepsi soğuk mezarlarında yatarken siz orada ihtişamla nasıl açarsınız, güller nasıl açar..."
(...)
Sivas Katliamı'ndan sonra çıkardığı ilk kitabı Tavra'yı yazma nedeni olarak, "Otelin merdivenlerinde oturuyoruz, şairler sohbet ediyor. Biri 'İçimizden birine bir şey olursa ne olur' diyor. Metin Altıok 'Kalanlar onun için bir şiir daha yazar' diye cevaplıyor. Zerrin Taşpınar 'Tamam ben ölmeye hazırım' diyor. Behçet Aysan kahkaha atarak 'Sen ölürsen değil şiir yazmak, Ankara'nın ortasına heykelini dikeriz' diyor. 'Ben ölürüm' dedim, bir ben sağ kaldım. Bu çok feci bir şeydi ve ben orayı anlatmak zorundaydım." diye anlatıyor. 
(...)
Son anı olarak, "Üst katta merdivenlerde oturan Asım Bezirci'nin yanına gittim. Dışarıda arabalar yakılıyordu ve dumanı ulaşıyordu kapalı kapılar ardından. Beni basamaklara oturttu önce, sonra 'Söz ver' dedi, 'Bu taşlamalar şiirine yansıyacak'." Orada Asım Bezirci'ye söz verir o bunun bir veda olduğunu anlamadan.

Ölümün hasatıydı Sivas ve bol ürün oldu
bir tırpan ucunda savruldu sesimiz
sesimiz Yasemin, Gül, Hasret
ince ve uzun kanatları kırlangıçların
sesimiz sabah serinliğinin çiğ damlaları.

Unutsun bütün şarkılarını bu şehir
unutsun ipeksi dönüşlerini turnaların
unut beni sevgilim
yarısı kül bir kadınım artık.

Hep böyle ıssız mı olur katliam sonrası kentler
ırmak bile susar mı, rüzgâr korkar mı sokaklardan
biter mi çığlık ateş ve dumanla...?


Kitabın sonunda ölümle bir kez daha yüzleşmesi yer alıyor. 2019'da yaşadığı mahallede bir araba çarpıyor kendisine, ağır yaralanıyor, ameliyatlar, yoğun bakım derken kalbi duruyor, doktorlar kalp masajı yapıyorlar "Gitme! Bizimle kal! diyorlar. Bilinci yarı kapalı olan Zerrin Taşpınar, "Otele gitmeliyim, arkadaşlarım ölüyor, gitmeliyim... diyor.
Kitabın en çok bu kısmından etkilendiğimi söylemeden geçemem. Kendisine ölümüne çarpan valeden şikâyetçi olmuyor. 26 yıl sonra tekrar ölümle burun buruna geldiğinde yine Madımak'a gitmek istiyor. 
Kitabı bitirdiğinizde Zerrin Taşpınar kimdir, hangi sokakta geçmiştir çocukluğu, şairlik yazarlık serüveni nerede başlamış, nasıl bir yol almıştır, Sivas'a nasıl gelinmiştir, daha da önemlisi Sivas'tan bu yana nasıl gelinmiştir, hepsini bir yolculuğun duraklarından geçercesine, acıyla yolculuk edercesine, umutla geride bırakırcasına okuyorsunuz. Şairin yolculuğu umut. Sözümüz yarına kalmasın.

Ölü çocuklarda doğurgandır ölü aşklar gibi
kesilmiş kavaklar da ıslık çalar
dilini yitirmişse de şiir
bir deniz feneri çizmenin tam zamanıdır.

 (FİLİZ TANYA - Cumhuriyet Kitap / Şiir: ZERRİN TAŞPINAR)






unutMADIMAKlımda!


9 Ocak 2022 Pazar

ŞİİR

 

   Sen bu şiiri okurken / ben belki başka bir şehirde olurum

kötü geçen bir güzü / ve umutsuz bir aşkı anlatan

rüzgârla savrulan / kâğıt parçalarına / yazılmış

dağıtılmamış / bildiriler gibi

uzun bir yolculuğa hazırlanan / yalnız bir yolculuğa.

Çünkü beyaz bir gemidir ölüm

siyah denizlerin hep / çağırdığı

batık bir gemi

sönmüş yıldızlar gibidir

yitik adreslere benzer / ölüm

yanık otlar gibi.

Sen bu şiiri okurken / ben belki başka bir şehirde / ölürüm.

BEHÇET AYSAN


***


   En çok şairlerin yüreği incinir ve o vakit eğilip ruhlarını kendileri öperler. İşte bu öpüşmedir şiir, gökkuşağı ile acıları sarmaktır.

   Şairin iç tınılarına kulak verdiğimiz zaman şu fısıltıları duyarız:


"Buzun donduruculuğuna inat

Büyüdü içimin güneşi

Hiçbir katığı olmadan

Açılan sofrasında evrenimin

Gökkuşağı ile sardım acılarımı."

HASAN UĞUR TAŞÇI


   Bu ruh öpüşü mavi bir öpüşe dönüştürür yaşamı. (NURBANU KABLAN - Cumhuriyet Kitap)


***


   ... Ama şiir sanatının temel özelliklerinden biri de büyüdür. Kendi dillerinde sözcüklerden büyüler yaratabilen şairler, başka dillerdeki şiirlere bakıp aynı ya da benzer bir büyüyü kendi dillerinde de yaratabilirler. Ayrıca şiir için demezler mi özgürlüğün deney alanı diye... (TURGAY FİŞEKÇİ - Cumhuriyet Kitap)


***


Şiir cambazların dengesidir, / hokkabazların seyircisi

Sihirbazların rüyasıdır şiir.

ÜLKÜ TAMER




Merhaba!


3 Ocak 2021 Pazar

UMUDUN ÇİÇEĞİ - BENİM GÜZEL YURDUM

 


Ayçiçeği

İş becermişlerin yüzündeki çiçek

Kurtuluş Savaşının kaşındaki çiçek

Asyada kabaran ekmek çiçeği

Beş bin yaşında bir komutan


Sen bu kadar yüreklisin

İnce çekingenlik çiçeği

Ha dediklerinde dağda olursun

Ha diyeceklerin ağzındaki çiçek

Umudun çiçeği

Türkiye kadar bir çiçek


ERGİN GÜNÇE


***



                                                                          CEYHUN ATUF KANSU


   Mustafa Kemal'in ölümünün hemen ardından, halkla devrim arasına bir karanlık sızar girer... 

Bugüne uzanan kara hikâyemizdir aslında bu.


   (...) Bir şeyler değişmiştir. Kaynağını halkta bulan Atatürk Devrimi ile halkın arasına, Atatürk'ten sonra eski düzenin artığı sınıflar hortlayıp, girer. Cumhuriyet Devrimi'nin halka tam olarak inemediğini, halkla arasındaki bağı kopmaz bir şekilde kurma fırsatı bulamadığını dosdoğru ortaya koyar Ceyhun Atuf Kansu:

   "Burada, Atatürk Devrimleriyle halkın arasına giren bir engelden söz etmenin sırası gelir: Bu engel, ortaçağa bağlı Osmanlı derebeyliğidir. Onun toplumsal, ekonomik gücü ve yapısıdır. Bu derebeyliğin dinsel, ekonomik, tarihsel kökleri vardır. Bir imparatorluk yapısıyla, düzeniyle, ülküsüyle beslenmiş, şekillendirmiştir bu derebeyliği. Atatürk Devrimi, bir imparatorluğu yıkmış, -siyasal bir devrim- ama bu imparatorluğun ana vatandaki toplumsal ve ekonomik tortusunu temizleyememiştir. Cumhuriyet'le halk arasındaki akım, derebeyliğin kapısında durmuştur. Türkiye'nin havası devrimle hareketlenmiş, ama ışık, halka ulaşamamıştır. Ve ne zaman ki Atatürk'ün elektriği, siyasal paratonerlerle havadan çekilir olmuş, o zaman, ortaçağa dayalı Osmanlı derebeyliği, bütün dinsel, ekonomik ve toplumsal güçleriyle yeniden ortaya çıkmış ve Atatürk'ün devrim güçlerinin yerine geçmiştir. Bu derebeyliğin üç ana özelliği vardır ki bunlar:

   1- Dinsel güçlere ve hayat anlayışına bağlı kapalı toplum yapısı

   2- Ağalığa bağlı bir toprak ve üretim düzeni, bu düzene bağlı ilkel bir tarım ekonomisi

   3- Ortaçağ Doğu uygarlığının değerlerine bağlı aşırı gelenekçi, kısır bir kültür hayatı.

   Bütün bu öğeler, uyanmış, kurtulmuş, kendini bulmuş bir Türk ulusu yaratmanın karşısındadırlar. 

   (...) Ortaçağ derebeylik düzeni, bütün özellikleriyle Atatürk çağında, ama devrim gücü egemen olduğu için, sinerek yaşamış, gelişmelerin, devrimlerin halka geçmesini önlemiş, devrimleri kasabada tutmuş, kaynağında halkçı olan Atatürk Devrimi'ne 'kasaba ağalığının' silik, ikiyüzlü, çıkarcı, ürkek ve yarı aydın damgasını vurmuştur. Sakarya toprağı kadar halk gerçeği, halk emeği, halk savaşı kokan devrim, kasabalarda ve ortaçağ derebeylik kaleleri olan küçük Anadolu kentlerinde kasaba orta sınıfının yorumuyla hızını ve rengini yitirmiş, devrimle halkın ve elbette ki büyük çoğunluk olan köylünün bağlantısı kesilmiştir."

  "Halkçılık", "Sınıfsız toplum ideali" gibi konuların, Mustafa Kemal'in ölümünden sonra neye evrildiğini en iyi gözlemlemiş olanlardan biridir Ceyhun Atuf Kansu. Dediği gibi, sınıfsız ulus yaratmanın temel koşulu, sınıf ayrıcalıklarını, bu ayrıcalıkların temsili yapıları ortadan kaldırmaktır (Egemen sınıflarla savaşmak). Cumhuriyet devrimi sınıfsız bir toplum istemiş, fakat bunun şartlarını yaratamamıştır. Yaratılamayınca "Halkçılık" ilkesi özünden uzaklaşmış, onun sınıfsızlık ilkesinin gölgesinde bir çıkarlar oligarşisi türemiştir. Şöyle der Ceyhun Atuf:

  "Halkçılık ilkesinin iki temeli vardır. Ulusal bağımsızlık, sınıfsızlık. Devrim tabana inerek, tabana dayanarak 'nimetlerde külfetlerde' bir eşitlik yaratmış olabilseydi, elbette, halkçılığın bu temeli 'sınıfsızlık' devrimci bir anlam yüklenecekti. Ama öyle olmamıştır. Ana kaynak, yani yoksulluğun kaynağı köylü gene yoksul olarak kalmıştır. 'Sınıfsızlık' ülküsünün türettiği bir 'yapma devrim orta sınıfı' bu yoksulluk temeli üzerinde yükselmiştir. Halkçılığın birinci temeli ulusal bağımsızlık da bu yüzden sarsılmıştır. Bakın nasıl? "Sınıfsız orta sınıf", ana halk kaynağından kopunca, çıkarlarını Batı anamalına bağlamıştır. Türkiye'nin, on on beş yıllık öyküsü bu yozlaşmış 'çıkar sınıfları'nın Batı anamalıyla giriştiği anlaşmaların, oyunların öyküsüdür. Türkiye, bu 'çıkar sınıfları' yoluyla Batı anamalına (kapitalizmine) bağımlanmıştır." (TAYLAN ÖZBAY - Atatürk ve Devrimin Yönü)


***


Ankara'da Samanlıkbağları Sağlık Ocağı'nda yoksul hastalara bakar BEHÇET AYSAN

Ve bir ağacın altına oturup şu dizeleri yazar:


On beş yıl sonra

o yalnız nar ağacının dibinde

oturup düşündüm bunları

saçlarımıza aklar düşüren zor günleri

kenar mahalleleri

bebek ölüm hızını

çocuk işçileri

biliyorum bir gün

bir başka nar ağacının dibinde

bir başka çocuklar

yine Türkiye'yi konuşacaklar.


Çünkü Cumhuriyet, gerici zihniyetin elinde yarım kalmaya mahkûm edilmiş, büyük bir devrim projesidir. 

(EREN AYSAN)




Merhaba!