Madımak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Madımak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2026 Perşembe

FOTOĞRAFTA ÜÇ ADAM

 KÜL HARMANI

indirdi kepengini üstümüze
kara böğürtlen bir gece

ne yapsam
pirinç şamdan taşısam

geçirdi hevengini yağlı urgan
boynumuzda bir kiraz dalı

ne yapsam
çatal dirgen kullansam

bindirdi dengini bir katara
balrengi kömür gibi acıdan

açlık gözyaşı kan
bindallı fistanı gül
işliği mavi çelik tül
savrulsa külleri harman

yaralı ve yayan yürümektedir yaşam

ne yapsam ne yapsam
bir çatal dirgen bir pirinç şamdan


BEHÇET AYSAN

***

Acı temmuz geldi yine. Madımak'ın lobisini saran alaz, genzimizi paralıyor ve dahi harlıyor öfkemizin ateşini. Öfkemiz, ateşle yatışmaz; hafızamız ateşle susmaz. Metin Altıok, elinde süpürge sapıyla bekliyor ateşi. Hasret'in hasretiyle bekliyor. Behçet Aysan'ın çok önceden söylediği şiir ile, Kül Harmanı ile gelecek ateş. Yanık bedenlerin kokusu üzerimize sinecek.

(FARİS KUSEYRİ - Çıngıraklı Sokak Şiir Gazetesi)

***

FOTOĞRAFTA ÜÇ ADAM

Unutma, zaman ayrılmaz ölümlerden!

Fotoğrafta işlevsiz bir merdiven,
merdivende üç adam, üçü de şair adam.
Çenesinde birinin eli,
birinin eli batmış yanağına,
ötekinin elinde bir sopa, bir sigara.
Kalem tutan, okşayan, tokalaşan o ellere
dokunsam dörtnala geçiyor zaman
dokunmasam gökyüzü düşecek üstümüze
Sivas'ta gece sabahı ararken!

HÜSEYİN ATABAŞ

***








unutMADIMAKlımda!

29 Haziran 2025 Pazar

KIRK AYAKLI KARINCA

 

Ben de sevdim

Ben de şiirler yazdım sevgilime

Aşktan çılgına döndüğüm günler oldu

Her şey geçti

Uçtu yıllar kınalı kuşlar gibi

Geride kaldı gençlik

Fakat şu kör olası sigarayı

Bırakamadım gitti.

(ASIM BEZİRCİ - Çok Kapılı Oda)

(Bu şiiri yazdığında on yedinin baharındadır ve sigara içmemektedir.)



"Sevgili Asım, benim güzel, çalışkan, duygusal, yorulmaz sosyalist eleştirmenim. Eşin Refika'yı benimle tanıştırırken, "öp kaynananın elini" demiştin. Refika'yı balayınızı kütüphanede geçirebileceğiniz konusunda uyaramadım, caymazdı senden. Seninle son kez Cumhuriyet gazetesinde karşılaştık. Haziran sonuydu. Bir çay içmek için bile oturmadın. Sivas'a gidecektin, acelen vardı. Ve gittin. Kitapların kaldı. Bilmiyorum, şiirin perilerine ulaştın mı?"

(SENNUR SEZER - Radikal Kitap, 2009)



Önde Asım Bezirci ile Behçet Aysan, arkada Metin Altıok ile Uğur Kaynar,
Madımak Oteli'nin merdivenleri.
(Fotoğraf: MEHTAP YÜCEL)


Gülmek bir erdemse Asım 
Gülerdi gülmek için değil
 Papatyalar açarcasına
O Erzincanlı yüzünde
Çalışmanın şavkıyla ışırdı gözleri
Bugün tek başına da olsa
Yarın el ele
Garip bir kuştu Asım
Zümrüdüanka
Küllerini seveyim
Öpe savura

(CAN YÜCEL)






unutMADIMAKlımda!


30 Haziran 2024 Pazar

DİLİNİ YİTİREN ŞİİR

 

"Kuzey kutbunda mahsur kalan balinaları bile kurtarmaya gittiler ama bizi kurtarmaya kimse gelmedi."

(ZERRİN TAŞPINAR)


Kitapta yer alan Taşpınar'ın, Kemal Özer'in "Temmuz İçin Yaralı Semah" kitabı için yazdığı yazıya bakıyorum. Bir edebiyat eseri nasıl değerlendirilir, hangi açılardan tekrar tekrar bakmak ve satır aralarını nasıl okumak gerekir görüyoruz. Beni etkileyen en derin yerlerinden biri Sivas'tan dönüşünün hemen ertesi günleri; Ankara'ya evine dönüyor, balkona çıkıyor hava almaya ama bakıyor ki bahçede güller açmış tüm güzellikleriyle. 
İçini öfke dolduruyor, "Benim arkadaşlarım yandı Sivas'ta, şimdi hepsi soğuk mezarlarında yatarken siz orada ihtişamla nasıl açarsınız, güller nasıl açar..."
(...)
Sivas Katliamı'ndan sonra çıkardığı ilk kitabı Tavra'yı yazma nedeni olarak, "Otelin merdivenlerinde oturuyoruz, şairler sohbet ediyor. Biri 'İçimizden birine bir şey olursa ne olur' diyor. Metin Altıok 'Kalanlar onun için bir şiir daha yazar' diye cevaplıyor. Zerrin Taşpınar 'Tamam ben ölmeye hazırım' diyor. Behçet Aysan kahkaha atarak 'Sen ölürsen değil şiir yazmak, Ankara'nın ortasına heykelini dikeriz' diyor. 'Ben ölürüm' dedim, bir ben sağ kaldım. Bu çok feci bir şeydi ve ben orayı anlatmak zorundaydım." diye anlatıyor. 
(...)
Son anı olarak, "Üst katta merdivenlerde oturan Asım Bezirci'nin yanına gittim. Dışarıda arabalar yakılıyordu ve dumanı ulaşıyordu kapalı kapılar ardından. Beni basamaklara oturttu önce, sonra 'Söz ver' dedi, 'Bu taşlamalar şiirine yansıyacak'." Orada Asım Bezirci'ye söz verir o bunun bir veda olduğunu anlamadan.

Ölümün hasatıydı Sivas ve bol ürün oldu
bir tırpan ucunda savruldu sesimiz
sesimiz Yasemin, Gül, Hasret
ince ve uzun kanatları kırlangıçların
sesimiz sabah serinliğinin çiğ damlaları.

Unutsun bütün şarkılarını bu şehir
unutsun ipeksi dönüşlerini turnaların
unut beni sevgilim
yarısı kül bir kadınım artık.

Hep böyle ıssız mı olur katliam sonrası kentler
ırmak bile susar mı, rüzgâr korkar mı sokaklardan
biter mi çığlık ateş ve dumanla...?


Kitabın sonunda ölümle bir kez daha yüzleşmesi yer alıyor. 2019'da yaşadığı mahallede bir araba çarpıyor kendisine, ağır yaralanıyor, ameliyatlar, yoğun bakım derken kalbi duruyor, doktorlar kalp masajı yapıyorlar "Gitme! Bizimle kal! diyorlar. Bilinci yarı kapalı olan Zerrin Taşpınar, "Otele gitmeliyim, arkadaşlarım ölüyor, gitmeliyim... diyor.
Kitabın en çok bu kısmından etkilendiğimi söylemeden geçemem. Kendisine ölümüne çarpan valeden şikâyetçi olmuyor. 26 yıl sonra tekrar ölümle burun buruna geldiğinde yine Madımak'a gitmek istiyor. 
Kitabı bitirdiğinizde Zerrin Taşpınar kimdir, hangi sokakta geçmiştir çocukluğu, şairlik yazarlık serüveni nerede başlamış, nasıl bir yol almıştır, Sivas'a nasıl gelinmiştir, daha da önemlisi Sivas'tan bu yana nasıl gelinmiştir, hepsini bir yolculuğun duraklarından geçercesine, acıyla yolculuk edercesine, umutla geride bırakırcasına okuyorsunuz. Şairin yolculuğu umut. Sözümüz yarına kalmasın.

Ölü çocuklarda doğurgandır ölü aşklar gibi
kesilmiş kavaklar da ıslık çalar
dilini yitirmişse de şiir
bir deniz feneri çizmenin tam zamanıdır.

 (FİLİZ TANYA - Cumhuriyet Kitap / Şiir: ZERRİN TAŞPINAR)






unutMADIMAKlımda!


8 Eylül 2023 Cuma

YAŞAMAK, İNSAN KALARAK

 


Toplanıyor ölü arkadaşlar

Her biri bir yerden gelerek

Kiminin boynunda ilmeği

Kimi kanını silerek

Kucaklıyor beni Metin Altıok

"Aldırma" diyor gülerek

    "Yaşamak görevdir bu yangın yerinde

Yaşamak, insan kalarak"


ATAOL BEHRAMOĞLU

(Bu Yangın Yerinde - Temmuz,1993)



   Haziran Temmuz'a dönerken başladı yangın. Çıldırmış bir şehir toplandı ve ateşi körükledi "ülkesine yangın" bir şairi yeniden yakmak için. Yandı Temmuz'da, tutuştu dizeleri. O şair, alev almış başıyla karanlıkta bir meşale şimdi. Ve tutuşan ülkesi, bin yıllık yangın yeri.

    Dizeleri kundaklamak kolay, oysa kundakçılara inat insan kalmak zor.

    Söyle, şairinin katili olan bir halk nasıl affedilebilir?

    Anlat, şairsiz bir ülkede kim söndürebilir ansızın patlak veren ahir zaman yangınlarını?

   Oysa bilmiyor cahil, bir şair tutuşursa bir ülke yanar. Yaşamak şairlerin görevidir yangın yerinde. Ve tutuşan şair, kundakçısının da sevgilisidir.

    O diyor ki bize:

"Bu yaşa geldim içimde bir çocuk hâlâ

Sevgiler bekliyor sürekli senden.

İnsanın bir yanı neden hep eksik?

Ve o eksiği tamamlayalım derken,

Var olan aşınıyor azar azar zamanla

Anamın bıraktığı yerden sarıl bana." 


   Küçücük bir çocuktu bir akrep tarafından sokulduğunda. Çevredekiler yetişti, ateşin üzerine koydukları bir kazan suya sokup kaynattılar şairi. Daha o günden öğrenmişti akrebin zehrinden kurtulmak için kaynamak gerektiğini. 

    Haziran'dan Temmuz'a dönerken ansızın yine akrepler... Yeniden kaynamak ve yanmak gerekiyor belli ki...

    Bir daha akrep gibi olmasın diye bir şehir, belli ki bir şair yine yanacak. Belli ki "yangın yerinde insan kalacak" her şeye rağmen. Belli ki bir ülke o şairi yaktığı için ahir zamana kadar utanacak...

    (ORHAN GÖKDEMİR - soLHaber)




unutMADIMAKlımda!