Nihat Behram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nihat Behram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Temmuz 2019 Pazar

ÖLMEZ AĞACI




   "Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz.
Nehirler kendi suyunu içemez.
Ağaçlar kendi meyvelerini yiyemez.
Güneş kendisi için ısıtmaz.
Ay kendisi için parlamaz.
Çiçekler kendileri için kokmaz.
Toprak kendisi için doğurmaz.
Rüzgâr kendisi için esmez.
Bulutlar kendi yağmurlarından ıslanmaz.
Doğanın anayasasında ilk madde şudur: Her şey birbiri için yaşar!"








Uzun yoldan gelmişsin
Azıcık bulut azıcık kuş
Otur ısınsın yüreğin
İçinde söz buz tutmuş

Kan kurumuş dudağında
Gece ıslak karanlık zor
Yürüyor tohuma toprak
Su yatağına yürüyor

Kaçak yolcusu dünyanın
Sürgünün kırılgan sesi
Denizin taşıdığı kum
Rüzgârın usul ezgisi

Uzun yoldan gelmişsin
Heybende kızıl güller
Ben kuşları oyalarım
Sen yağmuru tut yeter.


TOZAN ALKAN












MUZAFFER AKYOL
(Cumhuriyet Ağacı Ölmez Ağacı - 2011)








"Tüm dünya gün doğmuş gibi apaydınlık oldu.
Dağların karanlığı durdu,
gecenin karanlığı durdu.
Siz ışıktan kocaman,
karanlığa oyulmuş gibi kocaman,
dünya kadar bir ağaç gördünüz mü?
Işıktan kocaman bir ağaç!"



YAŞAR KEMAL
(Ortadirek - Dağın Öte Yüzü-1)











Yeni yeni anlıyorum,
Her şey şu gecelerin içinde oluyor,
Aydınlığa her şey hazır çıkıyor,
Su geceleyin yürüyor dikkat ettim
Geceleyin biz uyurken ağaçlara.

Hiç unutmam bir gün geç vakit,
Tam benim geçtiğim zamana rastlamıştı
Büyüme saati bir ormanın,
Şöyle iyice dinlesem sanırım artık
Bütün ormanları büyürken duyarım.

Beni beklemişler kardeşçiğim,
Beni bu ağaçlar, nehirler, gökyüzü,
Geleyim anlatayım diye bir gün kendilerini,
Bir kere girdikten sonra şiirlerime,
Bilmişler bir daha ölmeyeceklerini...



İLHAN BERK
(Fotoğraf: ARA GÜLER-1981)










   "Gerçek edebiyat hayata başkalarının gözüyle bakabilmeyi sağlar. Paranın gözüyle değil, insanın, hayvanın, doğanın; kadının, çocuğun, denizin, toprağın, ağacın, suyun gözüyle..." 


FEYZA HEPÇİLİNGİRLER
(Söyleşi: GAMZE AKDEMİR - Cumhuriyet Kitap)











   "İnsan olmak için , insanın taşıması gereken insani özelliklere sahip olmak gerekir. Vicdan sahibi olacaksın, hayat ufkun olacak. Doğaya taparcasına bağlı olacaksın. Emeğin safında duracaksın, savunmasız canlıların, çocukların, dalın, çiçeğin, böceğin, çekirdeğin, baharın, suyun, havanın, derenin, sakanın, serçenin safında duracaksın. Bu duruş sessiz değil, uğrunda dövüşme ruhu taşımalı." 



NİHAT BEHRAM









Merhaba!

1 Mayıs 2019 Çarşamba

ÖZGÜRLÜK YOLU





MELİH CEVDET ANDAY
(Fotoğraf: ARA GÜLER)



   Melih Cevdet Anday anlatıyor:

  "Sartre'ın bir sözü vardır, onu size hatırlatayım. Der ki; 'Her sanat eseri bir mitosa varmalıdır. Yahut bir mitostan çıkmalıdır.' O uzun şiirimde önemli olan taraf da şuydu benim için; Odysseus'a Kirke diyor ki, şu yoldan gideceksin memleketine. Şöyle gideceksin, böyle gideceksin, yani yol gösteriyor. Fakat diyor ki, 'Bir yere geleceksin, iki yol çıkacak karşına. Orada artık sen seçeceksin.' Bu söz beni çok kurcalamıştır."
   Masada duran kitaplardan birinin sayfalarını karıştırdı. "Şurayı okumanı istiyorum."
   Kitabı aldım, okumaya başladım.
   "İyi dinle söyleyeceklerimi
   Her şeyi olduğu gibi anlatacağım sana
   Ki yeni uğursuzluklar yüzünden
   Denizler ortasında kalma bir daha
   Önce sirenlere rast geleceksiniz
   Koruyun onlardan kendinizi
   Yabansı ezgilerle büyüleneceksin
   Ordan çarçabuk uzaklaşmalı ki
   Büsbütün yok olmasın İthaca
   Sirenleri aştıkça kürekçilerin
   İki yol çıkacak karşına birden
   Acaba bunlardan hangisi?
   Artık onu orada sen bileceksin"
   Dinledikten sonra kısa bir süre bekledi, "Şöyle ki," dedi, "ben bunu Ankara'da başlamıştım düşünmeye, İstanbul'a gelirken. Bu mitostan ne çıkarılır? Kişisel karar. Sen seçeceksin doğru yolu diyor ya, doğru yolu bulmak insana özgürlük getirir... (AYHAN BOZKURT - Söz Simyacıları)







Özgürlük, sorumluluk demektir. Birçok kişinin özgür olmaya cüret edemeyişinin nedeni de budur.


GEORGE BERNARD SHAW











NİHAT BEHRAM


   Doğadan örnek vereyim: Hiçbir hayvan yuvadaki yavrusuna zehirli yem taşımaz. Ben yavrumun biberonuna tek damla kirli süt koymadım. İnanmadığım ve kirli olan tek sözcük yüreğimden/beynimden kalemime düşmedi. Yazdıklarımın geliriyle o biberonu dolduramadığımda, anlımın teriyle yan işler yaptım. Bu yaşımda hâlâ da öyle. 'Babandan miras kalmadı' sözün doğru değil! Babamdan mal/mülk değil ama onur/dürüstlük/yurt ve insan sevgisi; suya, toprağa, havaya, arıya, çekirdeğe, dala, başağa saygı/tutku gibi dünya parasıyla ölçülemeyecek paha biçilmez miras kaldı. Bu konuda, "Miras" adında bir romanım bile var. "Dikili ağacın yok" sözün de doğru değil! Evren Cuntasınca T.C vatandaşlığından çıkarıldığımda, bir zarf geldi yurdumdan, açtım baktım, ağladım, açtım baktım ağladım... Bir fotoğraf var içinde, Toroslar'ın Akdeniz'e bakan yüzünde, bir fidan, bir yanında Ahmed Arif oturuyor, bir yanında Metin Demirtaş. Fotoğrafın arkasında "Seni kimseler bu yurttan sökemez, şair amcaları sürgünde doğan kızın için ve onun adıyla Mavi adlı bu fidanı dikti" yazıyor. Açtım baktım ağladım, açtım baktım ağladım. 'Dikili ağaç' ne, yurdumda benim ormanım var, kökleri kalbimde! (Söyleşi: CANSU FIRINCI - soL Haber)








Kuşağım, acılı kuşağım
Acılarla sevinçleri böyle yoğun yaşamak
Kimselere nasip olmadı.
Bize düştü tarih ırmağının önünü açmak
Gülsün diye geleceğin çocukları.


 AHMET ERHAN













İŞÇİ VE EMEKÇİNİN BAYRAMI KUTLU OLSUN!









    

17 Şubat 2019 Pazar

ÖLÜMSÜZ YILDIZLAR



DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

"Bana çiçek getirin, 
dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin!"
(Köy öğretmeni Şefik Sınığ'ın son sözleri.)

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçekleri getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin getirin... ve sonra öleceğim.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları,
Geniş ovalarda kaybolur kokuları...
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri,
Hepinizi hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.

..........
..........

CEYHUN ATUF KANSU






   Ceyhun Ağabey ile Christian Dior... Sanmam ki Ceyhun Ağabey'i şu Ankara'da tanımayan biri olsun. İstanbul'da da öyle. Biliyorsunuz, Ceyhun Ağabey, biz sanatçıların cumhurbaşkanı adayıdır. Christian Dior'a gelince, onun adını duymayan mı kaldı? İşte iki adıbelli kişi. Ceyhun Ağabey şiirleriyle, yazılarıyla ün yaptı. Ülkücülüğüyle de aramızda efsane değerleri kazandı. Hekimdir kendisi aynı zamanda. Bundan yirmi yıl kadar önce Muzaffer Erdost'tan duymuştum: Ceyhun Ağabey yedeksubay okulundayken Altındağ'da bir oda tutmuş, tatil günlerinde arkadaşları gezip eğlenirken o, bakımevi haline getirdiği o odada yoksul kişilerin sağlık sorunlarıyla ilgileniyormuş, karşılığında bir bedel almadan hastalara bakıyormuş. Bunu öğrendikten sonra Ceyhun Ağabey'in şiirine başka türlü bakmaya başladığımı anımsıyorum. Christian Dior ise, bir yerde okumuştum, şöyle ad yapmış; yetenekli bir makastarmış; bir gün Tergal fabrikalarının patronu (aynı zamanda Fransa'nın en çok satan gazetelerinden birinin, L'Aurore'un patronu) olan Bay Pierre Boussac onu çağırtmış, kendisini en büyük reklam olanaklarıyla dünyanın birinciye gelen terzisi yapacağını, bunun için hiçbir özveriden kaçınmayacağını söylemiş, bütün bunlara karşılık, büyük terzi olduktan sonra kendisinden tek bir isteği olabileceğini belirtmiş. L'Aurore gazetesi ve bağlı organları hemen yoğun bir reklam kampanyasına girişmiş. Christian Dior gerçekten dünyanın en ünlü terzilerinden biri olmuş. Sonra da koruyucusunun o tek isteğini yerine getirmiş: uzun etek modasını açmış. Böylece Tergal fabrikaları iki kat kumaş çıkarmaya başlamış... (CEMAL SÜREYA - Şapkam Dolu Çiçekle)








   Octavio Paz'ın bir sözü var, "Gökyüzünde bir yıldız kaysa, parıltısı bir anda tüm dikkati çeker, ama ömrü birkaç saniyedir; bir de ufak ışıltılı da olsa, yıldızlar var, milyonlarca yıldır ışıldayan ve ışıldayacak olan" diye. Diyeceğim şu: Zaman zaman sistem körüğüyle pompalanan "akım"lar, "yıldız kayması" misali gelip geçicidir. İyi olan kalır. Hayatın terazisi şaşmaz. Karacaoğlan televizyonlara mı çıkmış ki, saraylarda mı beslenmiş ki? Ama şiirleri göğün sönümsüz yıldızları gibi gönüllerde ölümsüzlüğe kazılı. Onun döneminin "saray yalakalarını" kim anımsar? (NİHAT BEHRAM - Söyleşi: CANSU FIRINCI, soL Haber)










Merhaba! 





   




23 Aralık 2018 Pazar

ŞİİR HAYATIN İÇİNDEN




MÜLTECİ

Denizin üstü gemi
dümeninde dolunay
geminin altı deniz
ambarı dolu mülteci
Ay çalındı geceden
Denizin üstü karanlık
beşi bebek, yetmiş çocuk
karanlığın altı dehliz
arkadaşları bir kara balık
Ay çalındı gemiden
Denizin üstü soğuk
sınırı dikenli tel
denizin altı oyuk
alın yazıları ecel
Ay çalındı denizden




   "Gökyüzünde kayan bir yıldız olsun şiirim... Dere kenarında bir çakıltaşı, dağ yamacında açan gelincik... Filinta delikanlılar yakalarına taksınlar gül niyetine... Genç kızlar mendil kenarına işlesinler... Yapıda çalışan işçilerin alınterinde parlasın... Emekli hademenin elindeki tespihi döndürsün... Kısaca hayatı anlatsın şiirim..."


REFİK DURBAŞ








DOĞADAN İSTEK

Beni geçmişin dehşetiyle besle
beni geleceğin özsuyuyla

Küpeler tak kulaklarıma kirazlardan
mendilimi fesleğenlerle yıka

Bana çılgın bir gürleyiş bellet
yankısıyla kapan üstüme geceleri

Benimle rüzgârları tanıştır
gözlerimi boralara düğümle

Beni kankardeşi bilsin gözyaşların
beni umudunla büyüle

Bana ıssız gecelerden yıldız kaymaları sun
beni ucu kıl birbirine sürtünen çakmak taşlarının

Koynuma başakları yıkayan yağmurunla yağ
kasıklarımı zeytin yapraklarıyla yenile

Ben seni esir alayım şiirlerle
Sen beni kul bil kendine




 "... Hayat sevdası teslimiyet taşımaz. Şiir hayat sevdasıdır. Can bu sevdaya tutunur, bu sevda canın kökleridir, soluğudur. Bitki ya da hayvan, bütün canlılar için böyledir. Tamam, can ölümlüdür, ama hayat ölümsüzdür. Genelde sanat, özelde şiir o ölümsüzlüğün gizinde filizlenir. Teslim alınmazlığı da ondandır..."


NİHAT BEHRAM








TÜRKÜ

Uyandım, dağlarda duman
Ovada sabahın tütsüsü

Deniz ürperiyor uzaktan
Koynunda güneşin gülü

Kanat kanat dağılsam
Unutmam kendi göğümü

Gelirsin bana sulardan
Yüzünde yosunların tülü

Yaşamak, seni seviyorum
Demenin başka türlüsü




"Devrimci şair, hayatın bütün duygu ve düşüncelerine açık olmalıdır;
çünkü onun temsil ettiği düşünce hayata en yakın düşüncedir."


AHMET ERHAN








KİRAZ BAHÇESİ

C.'ye dair...

kiraz bahçelerinden geliyordum
yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri
seni sevmekten geliyordum
bir çeşit yalansızından sevda cümleleri
tren yolculuklarında
kiraz bahçelerinin resmi geçitleri

o hınzır çocuklar yok şimdi
seni o denli sevmek yok
tren yolculukları yok

sek sek oynuyorum sanmıştım
önümde çizdiğin kareleri atlarken
geri döndüğümde
tüm eski yollarımı silmiştin

büyümek
kiraz bahçelerinden kaçmakmış
ya ben ne anlamıştım




"Şiir edebiyatın can yeleğidir."



BETÜL DÜNDER













Merhaba!

9 Eylül 2018 Pazar

YÜREĞİMDEKİ ÜLKEM




   


   Çakırdikeni en pis, en kıraç toprakta biter. Bir toprak ki bembeyaz, peynir gibidir. Ot bitmez, ağaç bitmez, eşek inciri bile bitmez, işte orada çakırdikeni keyifle serile serpile biter, büyür, gelişir. 
   En iyi toprakta bir tek çakırdikenine rastgelinmez. Bunun sebebi, bir kere iyi toprak boş kalmaz, her zaman sürülür ekilir. Bir de, öyle geliyor ki, çakırdikeni iyi toprağı sevmez.



YAŞAR KEMAL
(İnce Memed)











 Tekerleği icat edenler, Pülümür Vadisi'nin başına gelenleri/gelecekleri hesaba katmış olamazlar. Bu çember biçimli nesnenin doğayı yıkıma uğratan özelliğini de hiç düşünmemişlerdir. Dört tekerlek üzerinde yol alan araçların, kurdun, kuşun huzurunu bozabileceği, bitkilere zarar verebileceği, doğal güzellikleri yok edebileceğini de akla getirmemişlerdir. Tekerlekle yol alan araçlar için yapılacak yolların yaşamı cehenneme çevirebileceğini düşünmediklerinden de eminiz. O yollarda ilerleyen araçların insanların başına bir gün bela olabileceği de öngörülmemiştir.



   Müteahhitler için yol kârlı ihaleden başka bir şey değildir. Boğazın güzelliğiymiş, yaban hayatmış, yok edilen ormanmış... Bütün bunların ne önemi var. Mühim olan insanlık değil, para!
   Yol yapılırken yöre sakinlerine soran eden yok. Sadece insanlardan söz etmiyoruz kuşkusuz. Yolun geçtiği yerlerin gerçek sahibi olan canlılardır sözü edilen. Yollar asıl onların huzurunu kaçırmaktadır. Bir dağ keçisi düşünün ki, yoldaki trafik teröründen dolayı güven içinde bir yudum su içemez olmuş. İkiz oğlaklarıyla suya inemez hâle gelen keçiler, hangi müteahhidin umurunda! (HÜSEYİN CANERİK - Aydınlık Gazetesi)










İlk bulutu, ilk kuşu senin ufkunda tanıdıysam
Bağrında kırlarının geçtiyse çocukluğum
Dostluğu, özlemi, aşkı senin dilinde yoğurduysam
Acıların da acılarımdır sevgili yurdum.


NİHAT BEHRAM










   Evet, sanırım "yüreğimdeki ülkem" diyebilmek için yalnızca "seviyorum" demek yetmiyor. O yerin taşını toprağını, kuşunu, havasını, suyunu.. her bir şeyini bilmek , öğrenmek, yaşamak, yaşatmak gerekiyor. 


FERİDUN ANDAÇ













Merhaba!

22 Ocak 2017 Pazar

UYANANLAR




   "Güç, eğer kendisine neden verildiğini özümseyemez ve anlayamazsa sahibini esir alır."

ORHAN BAHTİYAR
(Ateş Kırmızısı)









   "İmdi, kafalarını ille düşüncesiz bırakmak istemeyenler, ruhlarını düşüncenin aydınlığına atmak için direnenler, o talihsizler, sizlere söylüyorum; hiç değilse şu sırra erebilseler, düşlerden yararlansalar. Düşler bize her oluru bağışlayan bir ülkedir. İnsan, rüyasındaki özgürlüğü nerede bulur?"
   "Ne diye yüzüme öyle bakıyorsunuz. Size hiçbir yasağın giremediği biricik ülkede hürriyet satıyorum, daha ne istiyorsunuz? 'Düşünme' işkencesinden kurtulmanız için size başka ne söyleyeyim, ne öğüt vereyim! Çalınan çanları da mı işitmiyorsunuz? Bu çanlar düşünme hakkına sahip olanların çağrısıdır. Bizlere, uyuma vaktinin geldiğini haber veriyorlar. Hadi, hak savunmadan rahat rahat yatalım. Efendilerimiz memleket işi görecek! Uyanık kalıp bizi düşünecekler!"



AHMET MUHİP DIRANAS










Salyangoz üç yıl uyuyabiliyormuş! Hayret, demek o bile, en fazla üç yıl sonra uyanıyor! Gel de insan olduğundan utanma!


NİHAT BEHRAM











   "Asker kaçağı değilim. Ne bayrağımızı yakıyorum ne de Kanada'ya kaçıyorum. Burada kalacağım. Beni hapse mi tıkmak istiyorsunuz? Olur, istediğinizi yapabilirsiniz. 400 yıldır zaten hapisteyim. Üç beş yıl daha yatacakmışım ne çıkar. Ama katillere yardım edip fakirleri öldürmek için 15.000 km'lik bir mesafe kat etmeyeceğim. Ölmek istesem, burada ölürüm. Benim düşmanım sizlersiniz. Çinliler, Vietkonglar veya Japonlar değil. Özgürlüğümü istediğim zaman bana karşı çıktınız. Hakkımı aradığımda bana karşı çıktınız. Eşitlik istediğimde bana karşı çıktınız. Benden bir yere gidip sizlerin uğruna savaşmamı mı istiyorsunuz? Ben haklarımı ve dinî özgürlüğümü elde etmeye çalışırken sizler bana Amerika'da bile destek vermediniz. Kendi memleketimizde bile beni savunmadınız."
   Muhammed Ali bu sözleriyle, orduya ve savaşa katılmayı reddedişinin düşünsel gerekçesini sundu. Bunun üzerine boks lisansını kaybetti. 5 yıl hapis, 10 bin dolar para cezası aldı. (BÜLENT UÇAR - Aydınlık Kitap)


MUHAMMED ALİ 






"Oyun bitince, şah da piyon da aynı kutuya konur."

(İtalyan atasözü)









Merhaba!

20 Kasım 2016 Pazar

UMUT VE BAŞARI




   "Amacın başarmaksa zemherinin bahara binektaşı olduğunu bilirsin."

MUHAMMET GÜZEL
(Son Göç)







  Hayat umudun bileğitaşıdır!

NİHAT  BEHRAM










   Anton Çehov dünya tiyatro tarihinin Shakespeare'den sonra sahne sanatına en büyük yenilikleri getiren yazarıdır. Şiirsel gerçekçiliği, psikolojik davranışları, sıradan insan yaşamını oyunlarında en iyi biçimde yansıtan yazarın ilk yazdığı oyun "Martı" adlı tiyatro yapıtıydı.
   Martı 17 Ekim 1896'da St. Petersburg'taki Aleksandrovski Tiyatrosu'nda dünya prömiyeri yaptı. Oyunu, Anatoli Yevgenyeviç Karpov sahneye koymuştu. İlk martı rolünü de çok ünlü bir oyuncu olan Vera Fyodorovna Komisarjevskaya oynadı. Bu ilk gösterimi oyunun yazarı Anton Çehov locadan izliyordu. İlerleyen dakikalarda seyircinin oyunu beğenmeyerek yuhaladığını gördü. Bu tepki haksız değildi çünkü oyuncular ve sahnelenme başarısızdı. Olumsuz tepkiler artınca Çehov gözyaşlarını tutamayarak tiyatroyu terk etti. 
   Daha sonra Moskova Sanat Tiyatrosu'nun yönetmeni Konstantin Stanislavski tiyatrosunda Martı'yı sahneye koymak istedi. Çehov bu konuya sıcak bakmadı çünkü aynı olumsuz tepkilerle karşılaşmaktan korkuyordu. Sonunda ikna olmakla birlikte Moskova'daki prömiyere katılmadı.
   Martı oyunu bu kez öylesine büyük bir ilgi patlamasıyla karşılaştı ki, MST'nin amblemi martı oldu...
  ...Tüberküloz nedeniyle Yalta'da dinlenmekte olan Çehov prömiyerde oyunu izleyemeyince yönetmen Stanslavski ve yardımcısı Vladimir Neviroviç Dançenko oyunu tüm kadro ile Çehov'un dinlenmekte olduğu Yalta'ya götürdüler. Bu kadar ilgi ve beğeni toplayan oyunu yazarının görmemesine gönülleri razı olmamıştı.Oyun Çehov'a Yalta'da seyrettirildi. Çehov iyi duyumları zaten almıştı ama oyunu canlı olarak izlemek onu ayrıca duygulandırdı, mutlu etti. Bu olay sanat dünyasında bir üstada yapılmış en büyük jestlerden biridir... (HAYATİ ASILYAZICI - Aydınlık Gazetesi)



ANTON ÇEHOV









"Asla, kimsenin umudunu kırma! Belki de sahip oldukları tek şey odur."

MEVLÂNA
   








Merhaba!

26 Şubat 2014 Çarşamba

ERDEME DAİR





         Sokrates yargılanırken, gözyaşı dökerek sızlanan karısı: "Bu insafsız yargıçlar seni haksız yere öldürüyorlar" dediğinde, "haklı yere öldürseler daha mı iyi olurdu?" diyordu filozof.

           Erol Toy Kilittaşı adlı romanında şöyle konuşturuyor kahramanını:

      Bir ülkede çoğunluk kolaya kaçmayı çözüm sayarsa, erdem ölür. Erdemin bile bile öldürüldüğü yerde bilge erdemsizliği seçebilir miydi? Sokrates'in ölümü onun için mi, bir koskoca Atina için mi ayıptır? Yurtseverlik ya da erdem söz konusu olduğunda, aklın yerini hiç bir şey almamalı. Erdem , en kolayın en güzelini elde etmek değil, en zorun en değersizini örnekleyebilmektir. Ölüm, Sokrates'ten önce vardı. Şimdi de var. Hangimiz ölümsüzlük taslayabiliriz? Öyleyse kaçılması gereken ölüm değil, erdemsizlikti.




     EROL TOY
                          


       Nihat Behram'ın  "Miras" adlı kitabında şöyle bir cümle vardır:

       Direniş sürecinde gelen ölüm, hem ölümlerin en hazinidir, hem en soylusudur.



      Alın size yüzyıllar öncesinden süzülüp gelen soylu bir cümle daha:

     " Er odur hak yoluna baş oynaya; Döşekte ölen murdar olur."

                                                                               ( KADI  BURHANETTİN )



                                                                                        Merhaba!