Muhammet Güzel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Muhammet Güzel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2016 Pazar

UMUT VE BAŞARI




   "Amacın başarmaksa zemherinin bahara binektaşı olduğunu bilirsin."

MUHAMMET GÜZEL
(Son Göç)







  Hayat umudun bileğitaşıdır!

NİHAT  BEHRAM










   Anton Çehov dünya tiyatro tarihinin Shakespeare'den sonra sahne sanatına en büyük yenilikleri getiren yazarıdır. Şiirsel gerçekçiliği, psikolojik davranışları, sıradan insan yaşamını oyunlarında en iyi biçimde yansıtan yazarın ilk yazdığı oyun "Martı" adlı tiyatro yapıtıydı.
   Martı 17 Ekim 1896'da St. Petersburg'taki Aleksandrovski Tiyatrosu'nda dünya prömiyeri yaptı. Oyunu, Anatoli Yevgenyeviç Karpov sahneye koymuştu. İlk martı rolünü de çok ünlü bir oyuncu olan Vera Fyodorovna Komisarjevskaya oynadı. Bu ilk gösterimi oyunun yazarı Anton Çehov locadan izliyordu. İlerleyen dakikalarda seyircinin oyunu beğenmeyerek yuhaladığını gördü. Bu tepki haksız değildi çünkü oyuncular ve sahnelenme başarısızdı. Olumsuz tepkiler artınca Çehov gözyaşlarını tutamayarak tiyatroyu terk etti. 
   Daha sonra Moskova Sanat Tiyatrosu'nun yönetmeni Konstantin Stanislavski tiyatrosunda Martı'yı sahneye koymak istedi. Çehov bu konuya sıcak bakmadı çünkü aynı olumsuz tepkilerle karşılaşmaktan korkuyordu. Sonunda ikna olmakla birlikte Moskova'daki prömiyere katılmadı.
   Martı oyunu bu kez öylesine büyük bir ilgi patlamasıyla karşılaştı ki, MST'nin amblemi martı oldu...
  ...Tüberküloz nedeniyle Yalta'da dinlenmekte olan Çehov prömiyerde oyunu izleyemeyince yönetmen Stanslavski ve yardımcısı Vladimir Neviroviç Dançenko oyunu tüm kadro ile Çehov'un dinlenmekte olduğu Yalta'ya götürdüler. Bu kadar ilgi ve beğeni toplayan oyunu yazarının görmemesine gönülleri razı olmamıştı.Oyun Çehov'a Yalta'da seyrettirildi. Çehov iyi duyumları zaten almıştı ama oyunu canlı olarak izlemek onu ayrıca duygulandırdı, mutlu etti. Bu olay sanat dünyasında bir üstada yapılmış en büyük jestlerden biridir... (HAYATİ ASILYAZICI - Aydınlık Gazetesi)



ANTON ÇEHOV









"Asla, kimsenin umudunu kırma! Belki de sahip oldukları tek şey odur."

MEVLÂNA
   








Merhaba!

14 Şubat 2016 Pazar

SEVDADIR ŞİİR




Ben ölsem be anacığım
Nem var ki sana kalacak
Ceketimi kasap alacak,
Pardösömü bakkal
Borcuma mahsuben...
Ya aşklarım
Ya şiirlerim ne olacak
Ya sen ele güne karşı
Nasıl bakacaksın insan yüzüne
Hülasa anacığım
Ne ambarda darım
Ne evde karım var.
Çıplak doğurdun beni
Çıplak gideceğim








   Ahmed Arif, elinde tahta bavulu, sırtında çarşafsız yorganı, sağında solunda iki polis memuru ile Ankara garından trene binmiştir...
   Bileklerinde annesinin nakışlı mendili misali kelepçe...
   Paramparça bir canla Eskişehir üzerinden İstanbul'a uzanmakta yolu...
   Tren Eskişehir'de duruyor, iki köylü biniyor, biri erkek, öteki kadın...
   Kadın bakıyor, dışarıda delikanlı bir bahar, yanında iki polis arasında bir yiğit...
   Soruyor bir ara:
  "Suçun nedir evladım?"
   Ne desin, şiirinden başka bir "suç"un gölgesi düşmemiş ki künyesine...
  "Sevdadır" diyor kısaca, ağulardan süzülmüş sesiyle...
   Birden kadının yüzü aydınlanıyor. Çıkınını açıp para vermek istiyor.
   Ahmed Arif almıyor, oysa cebinde beş liradan başka parası yok. (REFİK DURBAŞ - BirGün Gazetesi)






Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...



AHMED ARİF - LEYLA ERBİL









   Eğme başını öyle, kabahatin varmış gibi yiğidim. 
Sevdalanmaktan, adam gibi sevdaya tutulup sevinin ardından yürümekten büyük erdem mi var dünyada?

MUHAMMET GÜZEL
(Son Göç)








Öylesine güzel
Seviyorum ki seni
Öylesine saf,
Öylesine temiz,
Öylesine derin.
Ve öylesine değil.



ÖZDEMİR ASAF







Merhaba!

10 Ocak 2016 Pazar

ÖLÜM HEP GARİBANA MI DÜŞER USTA?




   Niyazi Berkes (1908-1988), 60'larda Yön dergisinde yayımladığı yazılardan oluşan "Türk Düşününde Batı Sorunu" adlı kitabında bugün karşılaştığımız sorunların Türkiye'nin "Birinci Cihan Savaşı'ndan sonra kesin olarak gerçekleştirmeyi göze aldığı toplum ve uygarlık devriminin tamamlanmadan kalması yüzünden, İkinci Cihan Savaşı sonrasında gelişen gerici güçlerin yarattığı sonuçlar" olduğunu saptar...
   Niyazi Berkes, toplumsal devrimi durduran üç sorun; başlıca iki siyasal güç ile bir iktisadi olgu saptıyor: Emperyalizm, gericilik/karşı devrim ve ekonomik yoksullaşma. Ekonomik yoksullaşma arttıkça emperyalizm soruna dahil oluyor ve emperyalizm soruna dahil olunca karşı devrim hortluyor, güçleniyor ve devrimi galebe çalıyor...(MECİT ÜNAL- Aydınlık Kitap)





   Kimilerinin Doğu sorunu, kimilerinin Kürt sorunu dediği sorunun temel çözümünü Toprak Devrimi'nde aramakla yoksulları da içine alacak çözümlerin üretilmesi, Kürt feodallerinin de Türk egemenlerinin de işine gelmiyor. Kürt ve Türk kökenli yoksulların örgütlü olarak devrede olmaması da işlerine geliyor. Bir başka deyişle sorunun çözümünde, sendikalar ve köylülerin örgütleri devrede değildir. Yani, çözüm arayışında, Kürt tarafının yok sayılan toplumsal güçlerinin karşılığında Türk tarafının yok sayılanları da yoktur. Özetle çözüm, emek ekseninde, emek ve sermaye ilişkisinde aranmıyor. Aslında hiçe sayılan ya da emeği ile üreten Türk ve Kürt kökenli yurttaşlarımızın çıkarları ortak. Bu konunun farkına varıldığında çözüm kendiliğinden gelecektir. (Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı- Aydınlık Gazetesi)








   Uzman Çavuş Nuh Özdemir, Diyarbakır'ın Sur ilçesinde devam eden çatışmalar sırasında şehit oldu. İki yıldır TSK'de görev yapan ve 1,5 yıllık evli olan 26 yaşındaki Nuh Özdemir'in babasına ve eşi Leyla'ya acı haberi vermek için Samsun'daki evlerine giden askeri yetkililer, daha sonra şehidin annesinin yaşadığı Ordu'nun Akkuş ilçesine bağlı Salman köyüne doğru yola koyuldu.
   Ancak yoğun kış şartlarının hüküm sürdüğü bölgede yollar geçit vermiyordu. Bunun üzerine Karayolları'ndan yardım isteyen yetkililer, önde iş makinesı, arkada kaymakamlığa ait araç, güçlükle ilerlemeye başladı.
   8 kilometrelik yolu tam 4 saatte alan yetkililer, köye ulaştıklarında ise adeta yıkıldı. Ailenin sıvası bile olmayan tuğladan evini resmi araçların ışıkları aydınlatırken, şehidin annesi Esme Özdemir'in (60) ellerinde sıkı sıkı tuttuğu şey ise herkesin dikkatini çekti.




   Dikkatli bakıldığında, tek katlı köy evinin naylonla kaplı duvarının önünde gözyaşlarına boğulan annenin, oğlundan yadigar kalan yün çorapları tuttuğu anlaşıldı.
   Oğlunun, 4 gün önce helallik alarak evden ayrıldığını ve Diyarbakır'a döndüğünü söyleyen acılı anne, kendisine de giderken çoraplarını verdiğini anlattı.
   Acısını ağıtlarla dile getiren annenin sözleri yürek burktu:
  "Çoraplarını bile bana bıraktı giderken. Onu doya doya kucakladım. 'Anam hakkını helal et, ben gideyim' dedi. 4 oğlum vardı, 3 oğlum kaldı. Vatan sağ olsun, ne diyeyim yavrum senin için. Şehit anaları ağlarken ben de ağlıyordum, onlarla yavrum. Ben de ağlayacakmışım tatlı yavrum..." (Cumhuriyet Gazetesi)   






Elim sanata düşer usta
Dilim küfre, yüreğim acıya
Ölüm hep bana
Bana mı düşer usta?

Sevda ne yana düşer usta
Hicran ne yana
Yalnızlık hep bana
Bana mı düşer usta?

Gurbet ne yana düşer usta
Sıla ne yana
Hasret hep bana
Bana mı düşer usta?

REFİK DURBAŞ







"Bu ölümcül kavga oralarda dağlarda sanırsınız, ama öyle değil, 
bu kavga anaların ciğerlerinin üstünde yapılır da kimseler görmez."

MUHAMMET GÜZEL
(Son Göç)








Merhaba!