Vedat Günyol-Giderayak Yaşarken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vedat Günyol-Giderayak Yaşarken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2024 Çarşamba

ÇAĞDAŞ EĞİTİMİN ÖNEMİ

 

Bir şiir festivalinde bir Arap şair, Avrupalı şairlerin Arap şairleri küçümsediklerinden yakınıyordu (ya da ona öyle gelmişti), o şairin biraz moralini düzeltmek için Özdemir (İnce) de "Ama onlara söyleseydin, Araplar da sıfırı buldu deseydin" demişti. 

O Arap şairin yanıtını hiç unutamam. "Sıfırı bulduk ama sıfırın içinden dışarı çıkamadık, sıfırın içinde kaldık" dediydi.

(ÜLKER İNCE - Cumhuriyet Kitap, Söyleşi: GAMZE AKDEMİR)


***


"Ancak bir tek adam, emperyalist kudretin öz varlığını, iç yüzünü gerçekten sezip kavramıştı. İnkılâpçı dinamizmin bütün mantıksal neticelerini hesabına katarak ona karşı koyabilmişti: Kemal Atatürk.

Onun idaresi altında on altı milyon Türk ötekilerden milyarların ulaşamadıklarını ele geçirebilmişti. Onun idaresi altında on altı milyon Türk milli devlet hududu içinde milletin organize edilmiş kudretini, yaşanan çağın icap ettirdiği teknik işle, sistemli bir şekilde yan yana ve baş baş yürütebildiği için emperyalizmi alt edebilmişti."

(Dr. STEPHAN RONART - Bugünkü Türkiye, 1936) 


***


Cumhuriyet'le kurulan yepyeni toplumsal yapımızın temel taşlarından en önemlisi, bağımsızlık ilkesinin bilincini yaşatıp, kuşaktan kuşağa, berkiştire geliştire aktaracak olan eğitim ve öğrenim sorunuydu kuşkusuz. Cumhuriyeti kuran düşüncenin temelinde, yeniye yeniliğe kapalı, çağdışı medrese kafası yerine, Türk ulusunu aklın, bilimin, olumlu düşüncenin onuruna kavuşturmak tutkusu yatıyordu. Bu tutkunun nişan noktası ilk ağızda eğitimde odaklanıyordu. Eğitim değil miydi ulus bilinci yeşertip kökleştirecek olan? 
İşte, bu ileriye yönelik sağlıklı düşünceyledir ki dinsel ve laik eğitim ikiliğine son vermek amacıyla "Öğrenim Birliği" yasası çıkarılmış, daha sonra da halka okuma yazma kolaylığı sağlamak için Latin harfleri kabul edilmişti. Yine aynı düşünceyledir ki milli eğitimimize yön vermek ve taze kan aşılamak amacıyla Batı kafasının ileri gelen, liberal düşünceli bir filozof ve eğitimcisi yurdumuza çağrılmıştır. Bu, Amerika'nın önde gelen filozof ve eğitimcisi John Dewey'di.


JOHN DEWEY ve H. VASIF ÇINAR, 1924


İşte, 1924'te Türkiye'ye gelen John Dewey, milli eğitim kurumlarımızı yakından inceledikten sonra iki rapor vermiştir:
"İlk ve çok önemli nokta, Türkiye okullarının amaçlarını saptamaktır. Amaç, Türkiye'nin uygar uluslar arasında yetkin bir üye olarak canlı, özgür, bağımsız ve laik bir cumhuriyet olarak gelişmesidir. Bu amaca varmak üzere okulların, ulusun bireylerine önce doğru politik alışkanlıklar ve düşünceler aşılaması, sonra türlü biçimde ekonomik ve ticari yetenekleri yüreklendirmesi, son olarak da erkek ve kadını ulusal egemenliğe, ekonomik olarak kendi kendisini yönetmeye ve sanatça ilerlemeye itmesi, yani onları girişim ve yaratma, özgürce ve bilimsel biçimde düşünmeye ve genel yarar için toplumsal tarzda işbirliğine alıştırma ve ahlaki seciyenin eğilimlerini kendilerinde geliştirmesi gerekir.
Bu amaçları geliştirmek için sadece bazı lider'ler yetiştirmek elvermez, yurttaşların tümünü memleketin politik ve kültürel gelişmesine katılacak biçimde eğitmelidir." 
Burada bir parantez açmak isterim. Batılılaşma yolunu benimsemiş olan Türkiye'nin kalkınması için tüm ulusu kapsayan geniş bir eğitim mi, yani halk çocuklarının toptan eğitilmesi mi, yoksa bir takım üstün zekalı gençleri Avrupalara yollayıp, toplumu yönetecek birer lider yetiştirmeyi mi benimsemeliyiz konusu yıllarca önce, bir açık oturumda Sabahattin Eyuboğlu ile Prof. Mümtaz Turhan'ı karşı karşıya getirmişti. Köy Enstitüleri'ne cephe alan bir geri tutumla, enstitülere gönül vermiş bir tutum çarpışmıştı. Sonunda ne oldu? Enstitü düşmanları arasında üstün yetenekli hiçbir lider yetişmedi ama Köy Enstitüleri'nden yetenekli insan ve sanatçı yetişti.
Dönelim yine John Dewey'e. Ona göre, okulun amacı ikidir:
"Bir yandan, milli yarar sağlayan bilgilerin toplanması ve yayınlanması görevini yapacak bir merkez ve araç olmak, öte yandan, öğrenciyi yurda yararlı olacak düşünce alışkanlıklarıyla donatmak, alacakları bilgileri kuramsal ve gereksiz olmaktan kurtarmaktır." 
Liberal bir kafanın, liberal kafalı olmasını istediği bir ülkeye sunduğu ama köy enstitüleri ve meslek okulları dışında pek az uygulama alanı bulduğu bu raporun tümünü okumanızı dilerim.

(VEDAT GÜNYOL - Giderayak Yaşarken,1986)






Merhaba! 
 

26 Kasım 2023 Pazar

GELECEK İPTALİ

 

  The Economist, küresel ısınmayı önlemek için alınması gereken önlemlere karşı tepkilerin, bunların olası ekonomik maliyetinin, yaşam tarzlarını etkileme potansiyellerinin ve komplo teorilerinin etkisiyle, dünya çapında yükselmeye başladığını yazıyordu. Hem de dünyayı rekor sıcaklıklarla kavuran, 1.5 ºC sınırını ilk kez aşan bir yaz geride kalırken. İnanılacak gibi değil ama dünya gözleri kapalı uçuruma doğru yürüyor. Türkiye'de dinci rejimin inşaat hummasının, orman kıyımlarının sonuçları da kendilerini, kuraklıklarla, kentleri basan sellerle gösteriyor. "Geleceği iptal edilmiş" (Mark Fisher) bir uygarlık, anlaşılan artık boş verdi...

    Bu arada, bu Titanik'in güvertesinde, "şezlong kapma yarışında" bir yavaşlama yok.

  Türkiye bu güvertenin ortasında: Kuzey batıda Ukrayna-Rusya, kuzey doğuda Ermenistan-Azerbaycan, batıda Kosova-Sırbistan, Doğu Akdeniz'de enerji rekabeti.

   (...)

   Bir kere "Gelecek iptal edilmesin", aklın yerini fanteziler alırken tarihin türlü canavarları da inlerinden çıkıp, diz boyu kan içinde, dünün yıkıntıları, geleceğin molozları üzerinde dolaşmaya başlıyorlar. 

   (ERGİN YILDIZOĞLU - Cumhuriyet Gazetesi)     


***


   Birlik, eğitim, üretim olmayan toplumlarda huzur da olmaz, sağlık da güç de dirlik de...

   Olsa olsa, kapitalizmin ihtiyaç duyduğu modern köle, emperyalizmin uşağı, kartellerin en makbul tüketicisi, rant peşinde koşan siyasi iktidarların işbirlikçisi olunur. Zaten siz ne olduğunu anlayana kadar iş işten geçer. Bir de bakasınız ki sadece emeğiniz değil, beyniniz, sağlığınız, hatta geleceğiniz sömürülmüş.

    (SEMA SOYKAN / Öteki Şeylerin Tarihi - Alfa Basım Yayım)


***


   İnsan doğası değişir mi? Değişir. Neyle? Kültürle. Kültürse, öyle şıp diye elde edilen bir şey değil. Çaba ister, zaman ister. Dünyanın gidişine bakılırsa, olacak gibi değil bu. Ama, olacak. Umutsuz da yaşanılmaz ki!

VEDAT GÜNYOL - Giderayak Yaşarken
(Karikatür: SEMİH POROY)


***


   Kültür dediğimiz varlık doğada hazır bulunmuyordu, keşfedilen, kazılıp ortaya çıkarılan bir şey değildi. İçinde insanın var olduğu, düşünsel, sanatsal ya da politik eylemlerle, bakış açılarıyla yaratılan ve yaşanan bir gerçeklikti, doğanın insanlaştırılma biçimiydi kültür. Yaratılan atmosfer, bir halkı evlerden dışarı çıkaran, eylemlere, mitinglere, protestolara, konser salonlarına, sinemalara, tiyatrolara, sergilere, müzelere çağıran yüzlerce dış sesten, bunlara kulak veren algılardan oluşuyordu.

    Sanata geçit vermeyen dar sokaklarımızı geçiriyordum aklımdan.

    (GÖNÜL ÇATALCALI / Hamdüsena Sokağı Kadınları - Tekin Yayınevi)


***


   Hayvanlar, yaşanan dramların, trajedilerin pek farkında olmadıkları için insanlardan daha mı şanslılar acaba?.. Gerçi insanların çoğu için de dramların, trajedilerin hiçbir önemi yok, yeter ki ucu kendilerine dokunmasın. Onlar bu yüzden bu tür hikâyelerin komik versiyonlarını daha çok tutuyorlar. 

   Yaşananların farkında olanlar da oturup işi şiire, öyküye, romana döküyorlar. Sanat zaten daha çok trajedilerden beslenmiyor mu? Zorlayıcı koşullar, olumsuz durumlar karşısındaki acizliğimizin, çaresizliğimizin yegâne avuntusu belki de! Sanat, metaforların dünyası...

    Carl Sagan'a göre 'Hepimiz yıldız tozuyuz'.


(CEM SAVRAN / Av - Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık)







Merhaba!

5 Kasım 2023 Pazar

İYİ Kİ ŞAİRLER VAR !

 


CAHİT KÜLEBİ


   "12 Eylül 1980 darbesi, Türkiye'yi olumsuz etkilemiştir. Darbecilerin eliyle partilerin kapatıldığı, demokrasinin rafa kaldırıldığı tarihtir. Toplumun üzerinden silindir gibi geçtiği zulüm ve baskı dönemidir. 
   1983 yılı ise Türk Dil ve Tarih kurumlarının kapatıldığı, diğer devrimler gibi Dil Devrimi'ni de sonlandırma gayretinin zirve yaptığı tarih olarak kabul edilmelidir.
  Türk Dil Kurumu çalışanları, üyeleri öyle adanmış ruhlardı ki 1983'te kuruma el konulduğunda, hepimiz orada olmayı görev bilmiş, toplanmıştık. Biz yuvasına yılan girmiş kuşlar gibiydik. Genel yazman Cahit Külebi hüngür hüngür ağlıyordu. Ağlamaması fısıldanınca, 'Ağlarım, şairleri ağlamayan milletin anası ağlar!' demişti Külebi."

   (Yrd. Doç Dr. TAYYİBE UÇ - Dil Kimliktir) 


***


   Tanrım, dedik, iyi ki şairler var!

   Kim, hiçbir şeyi incitmeden, düzeysizliğe de itmeden; tam karşıtı, o düzeysizlikleri en alışılmış, sıradan sözcüklerle bile gerileterek böyle bağırabilirdi? Kim, iç sesin titreşimleriyle yinelenen en eskimiş sözleri yenileyebilir, kim, mezar taşlarını dirilerin içe akıtılmış gözyaşlarıyla sulayıp güzelleştirebilirdi? Kim, bir ân'ı, o ân içinde kendini gizlemeden, kendini beş paralık da etmeden yaşamın alnına böyle ışıltılı bir yıldız gibi çakabilir; o ân'ın kendi gerçeğiyle varolduğuna insanları kim böylesi inandırabilirdi?
 
   Tanrım, dedik, iyi ki şairler var!

   (ADALET AĞAOĞLU - Yazsonu)


***


   Tanpınar, büyük yetenekli bir sanatçı, bir düşünür olduğu kadar, sıcağın sıcağı bir insandı, bir çeşit "insanı kâmil"di. Bir Çin atasözüne, "Bir şair, şair olmadan önce insan olmalı" diyen atasözüne dayanarak, söyleyebilirim ki, elli altmış yıldır yakından uzaktan tanıdığım sanatçılar içinde, bu atasözünü doğrulayan çok az kimselere rastladım. Bunlardan biri, hiç kuşkusuz Tanpınar'dı. Nâzım Usta'nın, Cahit Sıtkı'nın, Bedri Rahmi'nin, Aziz Nesin'in, Yaşar Kemal'in, Abidin Dino'nun insanlıkla sanatçılığı atbaşı beraber yürüttüklerine yakından tanık olmanın mutluluğunu tatmışımdır.

   Sanatçı olmak kolay değil, insan olmaksa hiç mi hiç.

   Ne mutlu, insan-sanatçı olabilenlere.

   (VEDAT GÜNYOL - Giderayak Yaşarken, 1987)






Merhaba!


21 Ekim 2023 Cumartesi

ACI


Acı, insanı yüceltir, 

der Alfred de Musset. Hangi acı bu? Bedensel acı mı? Değil. Yürekte, düşüncede çekilen acıdır asıl insanı yücelten. 

(VEDAT GÜNYOL - Giderayak Yaşarken)


***


"Mutluluk gelimi gidimi tez bir konuktur; acı ise, gittiği yere postu seren yüzsüzün teki!.."


ADNAN BİNYAZAR
(Bozkır Aydınlığında Aşk)


   Bedende yaratılan oyuklar sağalıyor da, yürek oyukluğu hep işliyor. Eş yitirmenin yarattığı oyuk ise hiç sağalmıyor. Büyük ozanlara büyük şiirleri, yüreği depreme uğratan içsel acılar yazdırtıyor olmalı. Eşimin artık yaşamadığı bir İstanbul yazında beni sabahlara kadar dinleyen Fazıl Hüsnü Dağlarca, "Eş Ağıdı - Gömüt Taşında Söylemeler" şiiriyle, acıma ağıt yaktı: 

O Çorum'da doğmuş Hititli bir kız
Ben Hititli bir genç
Sevgimizi kıskanan ölüm
Bütün ölümlerden iğrenç

Gömüldü ya Çorum toprakları hep açar
Nice çiçekleriyle onu
Ben gece gündüz sevgisini açarım
Yadsırım ölüm denen sonu

Hitit karanlıklarında
Sesin gecemizi aydınlık ederdi
Sanki güzelliğin:
"Sen beni benden çok yaşayacaksın" derdi.

Karımı çok sevdim ben binlerce yıl
Seviyorum da
İşte gece bir gündüz bir çiçek
Hitit yeli evliliğimizi büyütür Çorum'da.

Ne yazar deme karısı ölmüş de
Acısından dev olmuş işte:
Gök ağzında leblebi
Bakışları Hitit elleri Çorum
Yazar yüreğine Adnan - Binyazar

(Temmuz 1991)


"Eş yitiren, zamanın anahtarını elinden düşürür."







Merhaba!

8 Ekim 2023 Pazar

OKUDUKÇA

 

Matbaadan yeni gelmiş bir kitabın kokusunu,

kitabı eline alıp sayfalarını çevirmeyi,

kaldığı sayfanın ucunu bükmeyi,

bir kitabın arasında çiçek kurutmayı,

bir ağacın dibine uzanıp kitap okumayı

özlemeyecek mi insan?


FERHAN ŞENSOY
(Seçme Sapan Şeyler)


***


   Elimde Robert Kolej Çağrı Kulübü'nce iki ayda bir yayınlanan Çağrı adlı derginin son sayısı var. Burada Yaşar Kemal'le öğrenciler arasında yapılan bir söyleşi dikkatimi çekti. "Kendimizi 'adam' gibi yetiştirmemiz için ne yapmamız lazım?" sorusuna Yaşar Kemal'in verdiği haklı ve güzel yanıt şu: "Kesinlikle liseyi bitirince Türk ve dünya klasikleri okunmuş olmalı. Lisede bitirilir klasikler... Çok yanlış bugünkü eğitim düzeni. Kültür bir bütündür. Kitap kültürü ve yaşam kültürü. Anadolu gibi toplumsal kültür. Anadolu'da olsaydık bu kültür birikimi daha köklü ve tamam olurdu. İşte bu kültürü almak gerekli."

  Evet, Yaşar Kemal'in hakkı var. Kitap kültürü ile yaşam kültürü birbirini tamamlamalıdır. Bir üniversite çıkışlı ahbabım var, kitap okumamakla övünüyor ve sadece doğayı seyretmenin kültürünü artırdığını ileri sürüyor. "Denizi seyretmek yetiyor bana" diyor. Oysa bilmezlikten geliyor ki, denizi, ormanı seyretmekle insan, kültürden vazgeçtim, insan olmak niteliği bile kazanamaz. Kediler, kuşlar da seyrediyor denizi. Ama, kedi olmaktan, kuş olmakta öteye gidemiyorlar.

    (VEDAT GÜNYOL - Giderayak Yaşarken)


***
 

   Kitap okumayanın her şeyden yoksun kalacağını düşünüyordum. Okuyan, okuduğu kitabın dünyasına karşılık verecek birikimler edinmeliydi. Kitabın karşılıklı bir etkileşim olduğunu sezmeye başlamıştım. Bu merakla, yazarların, ressamların, bestecilerin yaşamlarıyla ilgili kitaplara yöneliyordum. Onların içinden biri gibi görüyordum kendimi. Onlar gibi olmaya, resimlerine bakarak onlar gibi görünmeye çalışıyordum. Kitapların ötesinde bir dünya olmadığına inanmıştım. 

  Romeo ve Juliet'i bir yıl sonra, Köy Enstitüsü'ne girdiğim yılın sonbaharında enstitü kitaplığında buldum. O gün sevinçten çıldırmıştım. Dönüp dönüp okudum.

   O gün elime aldığım bu kitabı, ona Hamlet'i, Atinalı Timon'u da katarak, yaşamım boyunca elimden düşürmedim. Bir de Cervantes'in Don Quijote'sini. Onların oluşturduğu çekim alanıyla nice kitaplara vardım. Kitap kitaba çağrı çıkarır. Okudukça, okumanın yolları çözülüyordu. Kitabın ardından gittikçe, kitap da bana ulaşıyordu. Dünya avuçlarımın içindeydi. Arşimed'in sopayı kaldıraç yapıp dünyayı yerinden oynatması gibi, ben de her düşünceyi, her güzelliği duyarlılığımda taşıdığıma inanıyordum. Bilgi, gücünü kitaptan alıyordu; kitap, insandan... Bilgiye ancak kitapla egemen olunabileceğine inanıyordum. 

 (ADNAN BİNYAZAR - Masalını Yitiren Dev / Can Yayınları)


***


 "Niye kitap okumuyorlar" demek "Niçin piyano çalmıyorlar" demek gibi bir şeydir. Kafayı kitap okumaya alıştırmak, parmakları piyano çalmaya alıştırmaktan kolay değildir. Ona göre yetişmek, hazırlanmak lazım gelirdi. Okumak, bir kitaptan alınan elemanlarla kendine bir manevi dünya yapmak, onun içinde tek başına yaşayabilmek demektir. 


REŞAT NURİ GÜNTEKİN
(Anadolu Notları)


***


   Okumanın tadını, ancak okuma tiryakileri bilir. Montesquieu'ye kulak verelim. Şöyle diyor bu büyük düşünür: 

"Okuma benim için, yaşamın pisliklerine karşı üstün bir ilaç olmuştur. 
Hiçbir üzüntüm olmamıştır ki, bir saatlik okumayla dağılmasın."





   

Merhaba!


1 Temmuz 2023 Cumartesi

NEDEN BÖYLEYİZ?

 

   Cumhuriyet'in ilk yıllarında Doğu Anadolu'nun küçük bir beldesi olan Ağın'da kendini yetiştiren öğretmen Abdullah Lütfi Bey'in bir öğrencisine yönelttiği şu soru, okumak isteyene kitabın sonsuz yolunu açıyor:

"Aklın ekmeği kitaptır, okuyor musun?"


   Geniş kitap bilgisi olduğu kanısı uyandıran öğretmen Ferhat Özen'den geniş oylumlu bir ileti aldım: 

   "Cumhuriyet'teki köşenizde 'Kitap Okuyan Çoban' başlıklı yazınızı, diğer yazılarınız gibi ilgiyle okudum. Bunda belki babamın çoban olmasının da etkisi var. Yazınız bana ayrıca kitap okuyan başka bir çobanı da anımsattı.

  Köy Enstitüleriyle ilgili araştırmalarım sırasında rastladığım Bekir Semerci'nin Türkiye'de İleri Atılımlar ve Köy Enstitüleri adlı kitabından alıntıladığım bu yaşanmış olayı belki siz de duymuş ya da okumuşsunuzdur. 

   Olay Filistin'in İngiliz sömürgesi olduğu yıllarda geçiyor."

  "Günün birinde bir İngiliz subayın gözetimindeki topluluk, yolda bir taşın üstüne oturmuş genç bir çobana rastlar. Çocuk okuduğu kitaba öylesine dalmıştır ki geçenlerin farkında bile olmamış. Subay, 'Bu çocuk acaba ne okuyor? Onun ne okuduğunu öğrenmek isterim' demiş. Arabadan atlayan bir görevli, kitabı çocuğun elinden alıp subaya uzatmış.

   Çocuk, Schopenhauer'ın İrade ve Temsil Bakımından Dünya adlı kitabını okumuyor mu!

  Sömürge subayı İngiliz şaşkına dönmüş, 'Buna benzer adamlarla sömürge siyaseti yapmak zordur' demekten kendini alamamış."

   Belki de bu, subayın sömürge kavramını içinden sildiği bir andır...

  Özen, küresel gücün, kitap okuyanları sevmediğini anlatan bu ilginç anıyı, Köy Enstitülerinin kapatılmasına bir neden olarak yorumluyor:

   "Köy Enstitülerinin yalnızca Türkiye'yle sınırlı kalacağına inansalardı belki de savaş biter bitmez enstitülerin üstüne bu kadar büyük bir düşmanlıkla gitmezlerdi. Bunu, enstitülerin büyük ilgi uyandırarak bütün Asya'yı saracağından korkmalarına bağlıyorum.

   İngiliz sömürge subayı haklıdır. Bu içerikteki kitapları okuyan çobanların bulunduğu bir ülkede sömürge siyaseti yapmaları gerçekten zordur. Subay, vardığı sonuçla bu gerçeği doğrulamış oluyor."

   Bilgi yoksunu politikacılar, toprak sahibi çıkarcı ağalar, 1940 yılında öğretime başlayıp kısa sürede birçok köyü okula kavuşturan enstitülerin varlığına on yıl dayanabildi. 

   Kendi deyimleriyle 1950 yılında "kahir ekseriyetle" iktidara gelen Demokrat Parti'nin ilk eylemi, eğitim dünyamızı aydınlatan bu kurumları 1954'te kapatmak oldu. Yalnız o mu? Hemen ardından dünya klasiklerinin basımını gerçekleştiren Tercüme Bürosu'nun, gençlerin sanat yeteneklerini geliştirme yuvası Halkevlerinin kapısına kilit vurmak oldu.

   Aile parçalanmasından dolayı ancak on dört yaşında okul yüzü gören bir Köy Enstitülü olarak örneği kendimden vereyim. 1950 yılında Ergani-Dicle Köy Enstitüsü'nde eğitime başladığımın ertesi günü Shakespeare'in, önce filmini gördüğüm Romeo ve Juliet adlı kitabını bulup gece boyu okuyarak yazınsal dünyaya ilk adımımı atmıştım...  


ADNAN BİNYAZAR
(Cumhuriyet Gazetesi)


***


   Rus bilgini Tomaçevski'nin bir sözünü anımsadım bu ara. Şöyle diyor bilgin:

  "Hayvan bir kez, insansa iki kez doğar. Ana baba yavrusunu dünyaya getirdikten sonra, bir kez de toplum onu oluşturur."

   Bizim insanlarımız kaç kez doğuyor dersiniz? Çoğu insanımız bir kez doğuyor ne yazık ki.

   Büyük kentlerimizi düşünelim. Hep, bir kez doğmuş insanlarla dolup taşıyor dört bir yanımız. 

   Türkiye'nin bütün sorunu, insanlarımızı ikinci kez doğurtmaktır. Yani eğitmek, insanca bir ortama yerleştirmek.

   (VEDAT GÜNYOL / Giderayak Yaşarken - Çağdaş Yayınları, 1989)






unutMADIMAKaklımda!