kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2024 Pazartesi

SANATSIZ OLMAZ

 

"Dün halkçı olarak nitelenen, artık bugün halkçı sayılamaz, çünkü halk da dünkü halk değil."



Bertolt Brecht'in "Sosyalist Gerçekçilik ve Toplum" kitabını okuyorum bir süredir. Sosyalist gerçekçilik, yıllardır bizde de tartışılan bir konudur. Kitabın önsözünde de denildiği gibi, "Brecht gibi bir ustadan bu soruna ilişkin çok şey öğrenebileceğimize inanıyoruz. Niye? Marksçı kurama inanmış, sosyalist gerçekçi bir yazardır Brecht, ürününü özdeşleştirmiştir. Yazılarında laf olsun diye söylenmiş tek bir şey yoktur."
"İnsan olmak büyük bir şeydir" der Brecht. O bir sosyalist olarak insana taşıdığı olanaklar açısından bakar, öyle değerlendirir. Bu kitapta toplanan yazıları böyle bir ana ilkeden yola çıkıyor. İnsandaki olanaklar ortaya çıkarılmalı, geliştirilmeli, daha iyiye doğru yöneltilmelidir. Kültürdür bunun da tek yolu... Gerçek bir kültüre ulaşmak... Bilmek, yandaşı olduğun düşünce kadar, karşı çıktığın düşünceyi de...
(...)
Biçimcilik Brecht'in karşı çıktığı bir tutumdur. Belirli biçimlere, kalıplara, önyargılara bağlanırsak, sıkı sıkı sarılırsak "biçimciliğe karşı yürüttüğümüz kavga umutsuz bir biçimciliğe dönüşebilir çarçabuk."
Brecht'in "gerçekçilik" ve "halkçılık" üzerinde ayrıntılarıyla durduğunu görüyoruz bu yazılarda... Halkçılık kavramı çağla birlikte anlam değiştirmiştir. Halk değişmektedir, dünün halkçıları ise çağın gerisinde kalmaktadır. Brecht "halkçı"nın şu anlama geldiğini yazıyor: "Kitlelerce anlaşılabilir olmak, halkın anlatım biçimini almak ve zenginleştirmek, onların bakış açılarını kabullenmek, ama kuvvetlendirerek ve düzelterek."
(...)
Gerçekçilik kavramını da kullanmadan önce iyice gözden geçirmeliyiz der Brecht. Edebiyatta gerçekçi yazma biçiminin değişik örnekleri vardır. "Bu değişikliği belirleyen, o yapıtın hangi sınıf için, nasıl ve ne zaman yazıldığıdır"... Brecht'e göre gerçekçilik şu anlama gelir: "Toplumun nedensel karmaşalarını açıklığa çıkarmak. Egemen bakış açılarını, egemen sınıfın bakış açıları şeklinde ortaya koymak. Yenilmesi gerekli güçlüklere karşı çözümler getirebilecek, insandan yana bir toplumu oluşturabilecek bir sınıfın açısından sorunlara bakmak. Gelişmenin etmenlerini vurgulamak. Somutu ve soyutlamayı olabilirleştirmek." Görülüyor ki "gerçekçilik" çok yönlü bir kavramdır. Yalnız gözün gördüğünü, kulağın duyduğunu yazmak değildir.
(...) 
Brecht, sanat üzerine kafasını yormuş bir kişi. Yalnızca Marksçı kurama bağlı kalmamış, sanatın kendi kurallarına da uymuş... Halkçılığı da böyle anlıyor. Basitleştirmek, işi propagandaya dökmek, ucuzluğa, kolaya, slogana başvurmak olarak değil... Halk yığınları ilerlemektedir, bilinçlenmektedir, gerçekçiliğin, halkçılığın bilinegelen, alışılmış anlamları da hızla değişmektedir. Çünkü emekçi yığınları en iyiye, en güzele layıktır...

(OKTAY AKBAL - Yaşayıp Görmek)  


***


   "Edebiyat eksik kaldığında yaşam, insani özelliklerinden kaybediyor bana kalırsa. 
Dolayısıyla edebiyatla içli dışlı olmayan bir siyasi pratik için de benzer bir şey söyleyebilirim. 
Şiiri, romanı, öyküsü olmayan bir mücadele düşünemiyorum."

(VOLKAN ALGAN - soL Haber)



Merhaba!

26 Kasım 2023 Pazar

GELECEK İPTALİ

 

  The Economist, küresel ısınmayı önlemek için alınması gereken önlemlere karşı tepkilerin, bunların olası ekonomik maliyetinin, yaşam tarzlarını etkileme potansiyellerinin ve komplo teorilerinin etkisiyle, dünya çapında yükselmeye başladığını yazıyordu. Hem de dünyayı rekor sıcaklıklarla kavuran, 1.5 ºC sınırını ilk kez aşan bir yaz geride kalırken. İnanılacak gibi değil ama dünya gözleri kapalı uçuruma doğru yürüyor. Türkiye'de dinci rejimin inşaat hummasının, orman kıyımlarının sonuçları da kendilerini, kuraklıklarla, kentleri basan sellerle gösteriyor. "Geleceği iptal edilmiş" (Mark Fisher) bir uygarlık, anlaşılan artık boş verdi...

    Bu arada, bu Titanik'in güvertesinde, "şezlong kapma yarışında" bir yavaşlama yok.

  Türkiye bu güvertenin ortasında: Kuzey batıda Ukrayna-Rusya, kuzey doğuda Ermenistan-Azerbaycan, batıda Kosova-Sırbistan, Doğu Akdeniz'de enerji rekabeti.

   (...)

   Bir kere "Gelecek iptal edilmesin", aklın yerini fanteziler alırken tarihin türlü canavarları da inlerinden çıkıp, diz boyu kan içinde, dünün yıkıntıları, geleceğin molozları üzerinde dolaşmaya başlıyorlar. 

   (ERGİN YILDIZOĞLU - Cumhuriyet Gazetesi)     


***


   Birlik, eğitim, üretim olmayan toplumlarda huzur da olmaz, sağlık da güç de dirlik de...

   Olsa olsa, kapitalizmin ihtiyaç duyduğu modern köle, emperyalizmin uşağı, kartellerin en makbul tüketicisi, rant peşinde koşan siyasi iktidarların işbirlikçisi olunur. Zaten siz ne olduğunu anlayana kadar iş işten geçer. Bir de bakasınız ki sadece emeğiniz değil, beyniniz, sağlığınız, hatta geleceğiniz sömürülmüş.

    (SEMA SOYKAN / Öteki Şeylerin Tarihi - Alfa Basım Yayım)


***


   İnsan doğası değişir mi? Değişir. Neyle? Kültürle. Kültürse, öyle şıp diye elde edilen bir şey değil. Çaba ister, zaman ister. Dünyanın gidişine bakılırsa, olacak gibi değil bu. Ama, olacak. Umutsuz da yaşanılmaz ki!

VEDAT GÜNYOL - Giderayak Yaşarken
(Karikatür: SEMİH POROY)


***


   Kültür dediğimiz varlık doğada hazır bulunmuyordu, keşfedilen, kazılıp ortaya çıkarılan bir şey değildi. İçinde insanın var olduğu, düşünsel, sanatsal ya da politik eylemlerle, bakış açılarıyla yaratılan ve yaşanan bir gerçeklikti, doğanın insanlaştırılma biçimiydi kültür. Yaratılan atmosfer, bir halkı evlerden dışarı çıkaran, eylemlere, mitinglere, protestolara, konser salonlarına, sinemalara, tiyatrolara, sergilere, müzelere çağıran yüzlerce dış sesten, bunlara kulak veren algılardan oluşuyordu.

    Sanata geçit vermeyen dar sokaklarımızı geçiriyordum aklımdan.

    (GÖNÜL ÇATALCALI / Hamdüsena Sokağı Kadınları - Tekin Yayınevi)


***


   Hayvanlar, yaşanan dramların, trajedilerin pek farkında olmadıkları için insanlardan daha mı şanslılar acaba?.. Gerçi insanların çoğu için de dramların, trajedilerin hiçbir önemi yok, yeter ki ucu kendilerine dokunmasın. Onlar bu yüzden bu tür hikâyelerin komik versiyonlarını daha çok tutuyorlar. 

   Yaşananların farkında olanlar da oturup işi şiire, öyküye, romana döküyorlar. Sanat zaten daha çok trajedilerden beslenmiyor mu? Zorlayıcı koşullar, olumsuz durumlar karşısındaki acizliğimizin, çaresizliğimizin yegâne avuntusu belki de! Sanat, metaforların dünyası...

    Carl Sagan'a göre 'Hepimiz yıldız tozuyuz'.


(CEM SAVRAN / Av - Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık)







Merhaba!