acılı kuşak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
acılı kuşak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2021 Pazar

AZİZ NESİNLİK

 

   Aziz Nesin, muhalif ve antimilitarist kişiliği ile tanındığı için pek çok kişi şaşırtıcı bulabilir ama Kuleli'den sonra Harp Okulu'na gider ve buradan mezun olur. (1937) Sekiz yıl da subaylık yapar. 1944'te bir şikayet üzerine cezalandırılır. Askerlikte kalmak istemez ve savunma yapmaz. Sonuçta ordudan ihraç edilir. Kazandığı emeklilik maaşını da reddeder.



   Gülmece öğesi onun ürünlerinde gerçekliğin kendisidir. Olağanüstü öncülüğü ve başarısıyla Türkçeye Aziz Nesinlik olay deyimini kazandırmış ve onu gülmece yazınımızın büyük ustası yapmıştır. Okuyanda düşünme ve değiştirme isteği uyandırmak amacıyla düş gücü zenginliğiyle yazdıklarında çağdaş dünya insanlarının sorunlarını anlatan, uyarıcı, sevgiye çağırıcı, kışkırtıcı bir büyük usta. (ÖNER YAĞCI - Cumhuriyet Gazetesi)


***


   6-7 Eylül utanç olaylarından bir süre sonradır. Yusuf Ziya Ortaç, "Akbaba Dergisi"nde Aziz Nesin'i ziyarete gider. Ama kapı duvar! Ertesi gün gelir. Yine aynı. Nesin yok yerinde.
   Sonra öğrenir ki o günlerin faturası Aziz Nesin'e çıkarılmış. Atmışlar cezaevine.
   Aziz Nesin de Yusuf Ziya Ortaç'a şöyle yazar demir parmaklıklar ardından.
  "İçimdeki cehennemi her yere taşıyorum. Her şeyim var, yalnız huzurum yok! İnanınız, bazen gerçekten ölümü özlüyorum. Niçin biliyor musunuz? Dinleneceğim diye... Ama bu dinlenmeden haberim olmayacak ki!"
   
   ***

   Sosyal medyada, "Dolar on lira olacak!" diye yazanlar yargılanır. Aralarında gazeteci Sedef Kabaş ve ekonomist Mustafa Sönmez de vardır. Duruşma ertelenir. Ancak onlar yargılanırken dolar on bir lira olmuştur.

   ***

   Bu ülkenin aydınlarına çileli hayatı dayatmamızın ardında ne var? Nedeni çok basit! Bu çatışma bizden daha geri ülkelerde yaşanmaz. Çünkü onların aydınları yok denecek kadar azdır. Genellikle de ülkelerini terk etme yolunu tutmuşlardır. Bizde ise aydın düşmanlığı siyasal bir gelenek halini almıştır. 
   Osmanlı'da aydınlar, sürekli olarak, makalelerinde, "hürriyet, müsavat, mübareze" sözcüklerini kullanır.
   Şimdi ise aydınlar başka sözcükler kullanır yazılarında: "Özgürlük, eşitlik, mücadele..."
   Anlam aynı anlam! Dert aynı dert!

   ***

   Yıllar evvel şair Mehmed Kemal, kendi dönemini anlattığı kitabına "Acılı Kuşak" adını koymuştu.
   Ne değişti?

   (EREN AYSAN - Cumhuriyet Gazetesi)





Merhaba! 

24 Ekim 2021 Pazar

SOĞUK SAVAŞ DEMOKRASİSİ

 



  O yıllarda acı bir yel esiyordu... Her birimiz bir yere savruluyorduk önünde... Demokrasi geliyordu ülkemize... Demokrasi geldikçe de her korkulan kalemin üstüne biraz zehir, biraz zıkkım serpiliyordu... (MEHMED KEMAL - Acılı Kuşak)


***


  İki türü var demokrasinin: Biri zor olanı, gerçek olanı. Öbürü de kolayı, oyun olanı. Bu ikincisidir, sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin, toprağı, işi olsun olmasın, demogoji ile serseme çevrilen halk, bir sandığa elindeki kâğıdı atar. Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır. Bu oyundur, kolaydır. Amerika bu demokrasiyi yayıyor işte. (İSMAİL HAKKI TONGUÇ)


***


   Demirtaş Ceyhun, Soğuk Savaş Yazıları adlı kitabında şunları yazmıştı:

   "1950 yılında 'atom bombası'nı yaparak 'dehşet tekeli'ni elinden alan Sovyetler'e karşı yeni bir sıcak savaşı göze alamayacağı için, Amerika'nın 'McCarthy' hareketi ile başlattığı bu 'Soğuk Savaş'... özellikle Sovyetler Birliği'ni kuşatan Müslüman ülkelerde yaşanmıştır asıl. Dolayısıyla da Batılı aydınlar zaten yaşamlarını doğrudan etkilememiş bu olguyla fazla ilgilenmemişlerdir. Bu nedenle 'Soğuk Savaş' da bizim sorunumuzdur ve 'Soğuk Savaş' ile yeterince hesaplaşılmadan gerçeğimizi kavrayabilmemiz bizce kesinlikle olanaksızdır."
   Bizim de payımızı alarak son yetmiş yıldır yaşadıklarımız, Soğuk Savaş'ın artığıdır.
   O dönemden kalan cahillik (bilgisizlik), duyarsızlık, bağnazlık, din bezirgânlığı, kişisel çıkar, daha önceki yüzyıllarda toprağımızın insanlarına yaşatılmış olan bin yıllık uykuyla birleşince, cennet ülkemizin cehenneme dönüştürüldüğü günlere geldik. (ÖNER YAĞCI - Cumhuriyet Gazetesi)


***


   "Batı'nın Türkiye karşıtı tutumu, postmodern Haçlı seferidir. Bu saldırıya, selefi - köktendinci söylemle karşı çıkmak, Batı'nın elini güçlendirir. Türkiye bu saldırıyı, Atatürk çizgisiyle, 29 Ekim 1923 kuruluş felsefesiyle göğüsleyebilir. 29 Ekim 1923; ekonomisi, bürokrasisi, ordusu, yargısı, kısacası tüm kurumlarıyla milli bir devlet tasarımıydı. Türkiye'nin kuruluş mimarisi, keyfi bir tercih olmaktan öte, tarihinin dayattığı bir zorunluluktu."
   (...)
  "Düşünsel ve kurumsal anlamda, kuruluş denkleminden uzaklaşan bir devlette neler yaşanacaksa, Türkiye onları yaşamaktadır." (HÜSEYİN ÖZBEK - Utancı Anıtlaştırmak / Doğu Kitabevi)





Merhaba!

26 Eylül 2021 Pazar

DAHA GÜZEL BİR DÜNYA İÇİN

 

  Halk arasında, "Güzelin düşmanı çoktur" diye bir deyim dolaşır. Güzelin düşmanı çoktur da düşünürlerin, sanatçıların, yetkin kişilerin, insanca yaşamayı ilke sayanların düşmanı az mıdır? Toplumu aydınlatmaya çalışan şairlerin, yazarların, özgür düşünceden yana olanların, güzel sanat yaratıcılarının başına gelmeyen kalmamıştır. Onların arasında süslü sözcüklerle alkış toplayanlar var. Bir de nereden türedikleri belli olmayanlar çıkıyor ki onlar bir zamanlar aşağıladıklarını, koşullar değişince övgüleriyle göklere çıkarırken yüzleri kızarmayanlardır.

   O türleri gözümün önüne getirince, Cervantes'in ünlü romanı Don Quijote'nin girişinde geçen şu sözlerini bir süre dilimden düşüremiyorum:

   "Unutma, kendi çatısı camdansa eğer,

delidir taş toplayan,

komşuya atmak için!"


   (ADNAN BİNYAZAR - Cumhuriyet Gazetesi)


***



RAUF MUTLUAY


   "Terörün tırmandırıldığı 1979 yazında bir bomba atıldı Rauf'un evine; o sırada evde olan küçük oğul (Emre), bu bombayı tutup sokağa fırlatınca anlaşıldı bombanın tahrip gücü! 
   (...) 1979'daki bomba, Rauf'un yaşamını allak bullak etti. İlişkilerini daralttı. İçine kapandı. Yazı yazmaz oldu. Kendini unutturmaya çalışıyordu. Unutturdu da. Edebiyat okurlarının bellekleri pek güçlü değildir. Ve unutmaya hazırdırlar. Kimi insanların 'tek' ölümü olmuyor; 1979, Rauf'un 'ilk' ölüm yılı oldu." (FETHİ NACİ - Dönüp Baktığımda/Adam Yayınları) 



***


   Abidin Dino'nun okumalara doyamadığım Fikret Mualla kitabında kaleme aldıklarını hep aklımın bir köşesinde saklarım: "İpekböceği, kozasını ipekli kumaş tezgâhı uğruna yapmaz ki... Kozanın karanlığında ipliğini örer durur. Başka türlü baş edemez çünkü..." Sanatçılar da başka türlüsü ellerinden gelmediği için kozalarının karanlığına sığınmışlardır. Ama duyguları sözcüklerle algılamak yaşamın damarlarından koparmaz onları. Dünyaya kendilerinin ve insanın doğasında var olan özellikleri tamamlamak üzere geldiklerinin bilincindedirler. İnsanı, doğasındaki özgürlük gereksiniminden kopararak köleleştirmek isteyenlerin, egemen olamadıkları bu sanat ve düşünce adamlarına yüzyıllar boyunca düşman kesilmelerinin sırrı tam da budur. (EREN AYSAN - BİRGün Gazetesi)


***


"Sanatın özünde dünyayı değiştirme; daha güzel bir dünya yaratma amacı yatar. 
Bu nedenle sanatçı devrimci kişidir."  

(DURSUN AKÇAM)





Merhaba!