16 Ekim 2016 Pazar

ŞİİRLER VE TÜRKÜLERLE ÇOĞALMAK




SINIF'ın ozanıyım mimli,
HABABAM SINIFI'nın yazarıyım ünlü.
Kim ne derse desin,
Çocuklar için yazdım hep.


RIFAT ILGAZ





   Paris'te büyükelçi olarak yaklaşık üç yıllık bir görev süresinden sonra Neruda, sağlığındaki belirgin kötüleşme yüzünden, 1972 yılı sonlarında ülkesine dönmeyi arzu etmişti. Prostat kanserine yakalanmıştı. Artık evine dönecek, sağlığı ile ilgilenecekti. Ne var ki, 11 Eylül 1973 günü uğursuz bir darbe ülkedeki her şeyi mahvetti. Yakın arkadaşı Salvador Allende, darbenin olduğu gün askerlerce katledilmişti. Neruda, arkadaşının acı ölümüyle daha da sarsıldı.
   Darbeden birkaç gün sonra Neruda'nın Isla Negra'daki evi askerlerce basılmıştı. Onun hastalığına aldırmadan evi gözü önünde alt üst edildi. Her yerde "gizli suç unsurları" aranıyordu. Bu haris aramayı acı içinde izleyen şair, askerlere şöyle demişti;

   "Arayın, her yeri iyice arayın. Her yerde tek bir suç unsuru bulacaksınız; Şiirler... (soL Haber)



Halkım ben,
hani şu sayılamayan,
hani şu çok halk.
Soluğumun öyle bir gücü var ki
sessizliği deler geçerim, dinlemem,
filiz verir, boy atarım,
zifiri karanlık demem.

PABLO NERUDA







Yalnız olmamak ne güzel sevinçtir bilir misiniz?
Çok olmak, çok olup aynı şeyleri haykırmak, aynı türküleri söyleyip aynı şiirlere dokunmak, ne demektir bilir misiniz?

(ORHAN AYDIN - soL Haber)






"Nerede bir türkü söyleyen görürsen , korkma yanına otur."


NEŞET ERTAŞ











Merhaba!

9 Ekim 2016 Pazar

YOKSULLUK VE AHLAK




"Bir eylemin ahlaklı sayılabilmesi için hiçbir çıkar taşımaması gerekir."








ya insanlarda yürek dediğin taştan olacak,
yahut da dehşetli namuslu olacak yüreğin,
Kâzım'ınki taştan değildi çok şükür,
fakat namuslu.
Ne malûm? dersen:
Dövüştü pir aşkına,
yaralandı birkaç kere
ve saire.
Ve kavga bittiği zaman
ne çiftlik sahibi oldu, ne apartıman.
Kavgadan önce Kartal'da bahçıvandı,
kavgadan sonra Kartal'da bahçıvan.


NAZIM HİKMET







   Yoksulluğun derinliği vardır. Dışarıdan bakan göz onun enini boyunu görür yalnızca. Asıl olan onun derinliğidir. Bir mecidiye büyüklüğünde kalmış sabun parçasını bile hane halkına kullandırtmayıp, gelebilir olduğu düşünülen konuğa saklamak yoksulluk demektir. 


AYLA KUTLU
(Yedinci Bayrak)







Ben sana kürk alamam doğrusu
Güzel bileklerine bilezik alamam
Bir kap yemek, bir elbise
Öyle bir tad var ki fakirliğimizde
Başka hiçbir şeyde bulamam...


TURGUT UYAR






   Fransız düşünür Saint Simon'un öğrencileri, insanların birbirlerine muhtaç olduklarını göstermek için düğmeleri sırtında olan ceketler giyerlermiş. Biz de sırttan düğmeli ceketler giyelim ve içinden sadece akıl, ahlak, vicdan ve adalet geçen cümleler kuralım. (ERCAN KESAL-BirGün Gazetesi)







  İnsanın temeli ahlaktır. Ahlakın özü bilgi, bilginin özü ise akıldır.

HACI BEKTAŞ-I VELİ







Merhaba!

2 Ekim 2016 Pazar

ARKADAŞ

FERRUH DOĞAN

 Şemsiyesi yüz tane. Yarısını dostlarına kullandırıyor. Ama her birinin tek yarısını.
 Yağmur yağarken şemsiyenin altında başka bir insan yoksa rahat yürüyemez.









    Önümden gitme seni izleyemeyebilirim, 
arkamdan da gelme yol gösteremeyebilirim;
 yanımda yürü ve yalnızca dostum kal.







   Eski Türklerde askerler savaşırken arkadan gelecek herhangi bir saldırıyı kontrol edebilmek için sırtlarını bir ağaca, kayaya veya taşa vererek ok atarlarmış. Genelde bozkırda yaşadıkları için sırtlarını dayadıkları nesne genelde bir taş veya kaya olurmuş. Sırtlarını dayadıkları bu taşa da "arka-taş" derlermiş. Geçen yıllar içinde "arka-taş" arkadaş şeklini almış ve öyle yerleşmiş. Bugün de hâlâ sırtını dayayabildiğin, samimiyetin güvenin adı. (ROZERİN DOĞAN - Aydınlık Kitap)






Güven, duyguların en zorudur. Ne satabilirsin, ne de alan çıkar.

BAHAR FEYZAN
(Aşk Yolcusu)






Bir kıvılcım düşer önce, büyür yavaş yavaş,
Bir bakarsın volkan olmuş, yanmışsın arkadaş.
Dolduramaz boşluğunu ne ana, ne kardaş,
Bu en güzel, bu en sıcak duygudur arkadaş...

ŞANAR YURDATAPAN








Merhaba!

25 Eylül 2016 Pazar

DÜNYANIN ÇOCUKLARI






   İngiliz Parlamentosu önündeki meydana Avrupa'daki sığınmacı krizine dikkat çekmek için konulan 2 bin 500 can yeleğinden 625'inin çocuk sığınmacılar tarafından kullanıldığına işaret edilerek, 2015'in Ocak ayından 2016'nın Ağustos ayına kadar 6 bin 940 kişinin Avrupa'ya ulaşmaya çalışırken boğulduğu ya da kaybolduğu vurgulandı.





(Yunan fotoğrafçı ARİS MESSİNİS, Suriyeli mültecilerin Midilli adasına gelişini fotoğraflayarak Visa d'Or ödülünü kazandı.)


   Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Sözcüsü William Spindler, Suriyeli Aylan Kurdi'nin ölümünün ardından geride kalan bir yılda en az bin sığınmacı çocuğun Akdeniz ve Ege'de boğularak hayatını kaybettiğini söyledi.








   İtalya'nın Reggio Calabria limanı açıklarında boğulmuş halde bebek bir mültecinin cesedi denizden çıkarıldı. Fotoğrafı paylaşan Alman arama kurtarma çalışanı, "Umarım bu fotoğraf bazılarına dokunur çünkü Avrupalılar olarak bunun sorumlusu biziz ve bunun farkına varmak zorundayız" dedi. (Cumhuriyet Gazetesi)







İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Başlarını tutuşları aynı
Bakarken gözlerinde aynı merak
Ağlarken aynı seslerinin tonu

Bebekler çiçeği insanlığımızın
Güllerin en hası, en goncası
Sarışın bir ışık parçası kimi
Kimi kapkara üzüm tanesi

Babalar çıkarmayın onları akıldan
Analar koruyun bebeklerinizi
Susturun susturun söyletmeyin
Savaştan yıkımdan söz ederse biri

Bırakalım sevdayla büyüsünler
Serpilip gelişsinler fidan gibi
Senin benim hiç kimsenin değil
Bütün bir yeryüzünündür onlar
Bütün insanlığın gözbebeği

İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Bebekler, çiçeği insanlığımızın
Ve geleceğimizin biricik umudu...


ATAOL BEHRAMOĞLU









Merhaba!


18 Eylül 2016 Pazar

TÜRKÜLER YURDU ANADOLU






İnsanoğlu hiç mi idi
Öksüz sevmek suç mu idi
Biz de murada erseydik
Garip olmak suç mu idi.

NEŞET ERTAŞ



   Yaşar Kemal tarafından "Bozkırın Tezenesi" olarak adlandırılan Neşet Ertaş'ın hayatını, aşklarını ve türkülerini konu alan "Neşe'Dert'Aşk" adlı oyun Devlet Tiyatroları sayfalarında şu ifadelerle tanıtılıyordu:
   En kutsal günlerimizde onun sesi hep bizimledir; düğünlerimizde, aşık olduğumuzda, kederlendiğimizde, toprağımızda, hasretimizde, gönlümüzde..."Neşe dert aşk yazılır, Neşet Ertaş okunur!"




   "Ağıtları , türküleri halk söyler. 
Anadolu bir destan toprağı olduğu kadar türküler, ağıtlar yurdudur.
 Siz hiç Osmanlıca ağıt ya da türkü duydunuz mu?"    

OSMAN ŞAHİN






Selam sana Türkçem
sevgiler sevdalar sana
güzeller güzeli dilim
türkülerimin anası
toprağım ekinim uygarlığım
dört mevsim şiir açan çiçeğim
sensiz sılam gurbet olur
üzülür cumhuriyetim.



ALİ YÜCE





   Osmanlıcayı savunmak için "Atalarımızın mezar taşlarını okuyamıyoruz" bahanesine sarılıyorlar. Çanakkale'den Kocatepe şehitliklerimize, öz Türkçe yazılı yüzbinlerce mezar taşını okudunuz mu? Çukurova'daki ırgat mezarlıklarını gördünüz mü? Aşağıda ırgat mezarına yazılanlar, yatan ölünün günümüze uzanan çığlığıdır:


Diyeceğin diyemedi
Giyeceğin giyemedi
Yiyeceğin yiyemedi
Yetmişinde öksüz gitti Memetali




   Bir başka ırgat mezarı taşından:

Sarı sıcağın alnında
Kırk çeşmenin ortasında susuzluktan kırıldık.



"Kırk çeşme" dediği, "toprak ağalarının el koyduğu zengin, bitek Çukurova topraklarından bir avuç yere sahip olamadık" demektir.


OSMAN ŞAHİN







YURDUM

Kederlendiğim günler olmuş
Naçar dolaşmışım sokaklarında,
Sevinçli günlerim olmuş
Başım havalarda gezmişim.
Bağrımı açıp ılgın ılgın
Esen serin rüzgarlarına,
İlk defa kıyılarından
Denizi seyretmişim.
Issız çorak ovalarında
Günlerce yolculuk etmişim.

Ağladığım senin içindir
Güldüğüm senin için
Öpüp başıma koyduğum
Ekmek gibisin.



CAHİT KÜLEBİ




Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.



EDİP CANSEVER







Merhaba!








    



    








11 Eylül 2016 Pazar

AŞKA DAİR-4




Ayrılık sularda nilüfer
Görürsün tutamazsın

GÜLTEN AKIN







ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdaya dahil



   Attilâ İlhan 1948 yılında üniversite 2. sınıftayken Paris'e gider. Bu seyahatten sanatı ve şiiri derinden etkilenir. Paris'te Ermeni asıllı Fransız olan Maria Missakian ile tanışır. Birlikte gezerler ve Türkiye'den konuşurlar, çünkü atalarının toprağıdır. Attilâ İlhan Türkiye'ye dönmeye karar verir. Missakian'ı da getirmek istese de pasaportu olmadığı için getiremez. Sürekli mektuplaşırlar. Sürekli onu getirmek için uğraşsa da başaramaz. Zamanla mektuplar seyrekleşir. Daha sonra Maria'nın bir müzisyenle evlendiğini ve mutsuzluktan alkolik olduğunu öğrenir. Yağmur Kaçağı şiir kitabının içindeki Maria Missakian sayfasını imzalayıp gönderir.


yüksekkaldırım'da bir akşam
maria missakian'ı düşündüm
eğer kendimi bıraksam
yağmur olabilirdim yağardım

kasım'da bir çınar olurdum
yaprak yaprak dökülürdüm
kalbimi sıkı tutmasam


ATTİLÂ İLHAN






Yar yüzüne yüz yıl baksam az gelir
Yüz dahi baksam kanan değilim ey

KARACAOĞLAN








   Vera'nın kızı Anna Stepanova anlatıyor:

   Son günü yaklaştığında Nâzım Hikmet'in hediyesi olan altın yüzüğü parmağından çıkardı ve Türkiye'den gelen gümüş bir yüzük taktı. Yüzüğün üstüne Nâzım'ın imzası işlenmişti. Annem öldüğünde bu yüzük parmağındaydı. Yatağının başucuna Paris'te çekilmiş üç fotoğraf koymuştu. İkisi de neşe içinde bakıyorlardı fotoğraflardan. Ölmeden üç gün önce annem hiç konuşmaz olmuş, algısı kapanmıştı. Yanına yaklaştığımda acıyla ağladığını gördüm. "Unuttum!..Unuttum!.." diyordu. Nasıl olduysa unuttuğu şeyin ne olduğunu anladım. "Adını mı unuttun? Nâzım Hikmet!" dedim. Bir anda aydınlandı yüzü. Bu annemle son konuşmamız, onun da son gülümsemesiydi.
  Ve biliyorum ki gülümsemesi bana değil Nâzım'aydı.








Aşk bir eşkiyanın hayata itirazıdır...
Susarsa çatışma,
Konuşursa savaş
Yazarsa destan
Severse devrim olur
Tut ki ben bir eşkiyayım.


BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU








Merhaba!

4 Eylül 2016 Pazar

BİZ HALKIZ




   Çağımız, ortaklaşa düşünme çağıdır. Birlikte dünyayı ve hayatı anlamaya, yorumlamaya, giderek değiştirmeye çalışmak; toplumsal ve bireysel bir sorumluluktur. Hayattan, insandan ve bunların geleceğinden yana olmak, ortaklaşa çalışmayı gerektiriyor. Tek hücrelilerden amip gibi bölünerek çoğalmak değil, ancak birleşerek çoğalmak, hayatı yeniden kurabilir.


VEYSEL ÇOLAK

 




  "Fikirlerden yoksun bir hayatın ne değeri vardır ki? Jose Marti bir keresinde 'Fikir yığınları taş yığınlarından daha değerlidir' demişti. Fikirler insanlardan mı doğar? İnsanlarla mı yok olurlar? Fikirler insanlık tarihinin başından beri vardır. Türümüz var oldukça fikirler de var olacaktır. Ancak, insanoğlu akıl almaz bir kendi kendini imha kapasitesi olan ve sınırsız gözüken teknolojik gelişmeler ve siyasi az gelişmişlik nedeniyle daha önce hiç olmadığı kadar ciddi bir tehdit altındadır. Nereye baksak, soykırıma yakın savaşlar, iklim değişikliği, açlık, susuzluk ve eşitsizlik görüyoruz. İnsanların umutlu bir gelecek fikrine sıkı sıkı sarılmaya ve hayatta kalma mücadelesini bilim üzerinden yürütmeye ihtiyacı var. Bugün ancak bilimsel bir arayış adaletli olabilir. Bu parlak gelecekte, dünya çapında bir diktatörlük tarafından idare edilen günümüzün gelişmiş kapitalist sisteminin korkunç adaletsizliklerine yer olmayacaktır.
   Shakespeare, oyunlarından birinde 'Olmak ya da olmamak!' demişti. Bugün genç insanların önündeki alternatif budur. Bunu yok saymak, dünyada sadece birkaç on yıl daha yaşamayı tercih etmektir ki bu süre, tarihi düşündüğümüzde üç beş saniyeden fazla etmez."

  
FİDEL CASTRO







   


Geleceğe umutla bakması gereken gözler hayatın zorluklarıyla erken tanışıyor. Dünyayı sömüren kapitalist sistem minik bedenleri de ayırt etmiyor:
   - Ülkemizde milyonlarca çocuk işçi bulunmaktadır. Çocuklarımızın yarısı tarımda diğer yarısı ise sanayi ve hizmetler sektöründe çalışmaktadır.
   - Çocuk işçilik konusunda devlet politikalarının bir ortağı Avrupa Birliği'dir (AB). AB yetkilileri çocuk işçilik konusunda bir yandan devletin attığı adımlarla olumlu bir çizgide olduğunu söyleyerek övmektedir. Bu noktada kendi eliyle kurdurduğu ve mali olarak milyonlarca Avro aktardığı dernekleriyle sosyal bir imaj çalışması çizmektedir. Oysa Türkiye'de çocuk işçiliğin artışında AB'nin uygulattırdığı, tarımı çökerten ve sanayiyi daha da bağımlaştıran politikalar bulunmaktadır.
   - 2013 yılında çalışırken yaşamını yitiren hiçbir göçmen çocuk tespit edilememişken, 2014 yılında 5 Suriyeli çocuk, 2015 yılında 12 Suriyeli çocuk, 2016 yılında 2 Suriyeli çocuk olmak üzere 19 Suriyeli çocuk iş cinayetlerinde katledilmiştir. Genel olarak çocuklar içinde iş cinayetlerinin yüzde 9,8'inde Suriyeli çocuklar katledilmiştir. Bu durum Türkiye-AB arasındaki göçmen politikalarının doğrudan yansımasıdır.(Aydınlık Gazetesi)



   Boston Consulting tarafından yayımlanan Küresel Zenginlik 2016 raporunda dünya nüfusunun %1'inin, toplam zenginliğin %47'sine sahip olduğu belirtiliyor.
   Nüfusun %1'inin 2013'te sahip olduğu zenginliğin yüzdesinin %45 olduğu bildirilirken, artışın küresel eşitsizliğin artmakta olduğunu gösterdiği söyleniyor. 

  Günümüzde insanlığın üretebildiği ürünler, tüm insanlığın temel gereksinimlerinin karşılanabilmesi için yeterlidir. Ancak insanların küçük bir kesiminin akıl almaz bir lüks içinde yaşayabilmesi için, insanlığın büyük bölümü insanca yaşama olanağından yoksun bırakılıyor. (YILDIRIM KOÇ-Aydınlık Gazetesi)





"Dünyanın neresinde olursanız olun;
bir insan haksızlığa uğruyorsa, eziliyorsa, onun yanında olun ve ona kavgasında yardımcı olun.
Çünkü bu, bir devrimcinin en büyük özelliğidir."



CHE







Halkım ben, parmakla sayılmayan
Sesimde pırıl pırıl bir güç var
Karanlıkta boy atmaya
Sessizliği aşmaya yarayan

Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
Tohuma dururlar yeniden
Ve halk, toprağa gömülü 
Tohuma durur bir yerde
Buğday nasıl filizini sürer de
Çıkarsa toprağın üstüne
Güzelim kızıl elleriyle
Sessizliği burgu gibi deler de

Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.


 PABLO NERUDA






"Tarih kralların çiftliği değil, milletlerin tarlasıdır."

VOLTAIRE










Merhaba!