19 Haziran 2023 Pazartesi
GOETHE: ŞAİRİ ANLAMAK
12 Haziran 2023 Pazartesi
İNSAN SORUMLULUKTUR
Atina duvarlarının hemen dışında bulunan Kynosarges'in çevresinde, sur duvarlarının içinde yaşayan öz Atinalıları çatlatırcasına, her mevsim çiçek açan bahçeler vardır. Atina'ya sonradan geldikleri için birinci sınıf yurttaş kabul edilmeyen yabancıların çocuklarına ders veren Antisthenes, bu çiçeklerin kokularını duydukça, özgürlük duygusunun daha da arttığını söyler öğrencilerine.
2 Haziran 2023 Cuma
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ve EDEBİYAT
27 Mayıs 2023 Cumartesi
SANAT VE SANATÇI ÖLÜMSÜZDÜR
Ne mutlu bize ki Nâzım Hikmetimiz var:
"Ben kendimin, her namuslu insan gibi yurtsever ve halkını sever olduğunu bildikten, bu hususta vicdanım rahatken, birkaç münferit yalan kusmuşlar umurumda değil. 20 sene sonra, 50 sene sonra birçoğunun adını bile unutacak Türk milleti... Halbuki bu millet var oldukça, yeryüzünde Türkçe'm konuşuldukça, ben bu dilin ve bu halkın en namuslu şiirlerini yazmış insan olarak yaşayacağım. Sen üzülme."
(Karısı Piraye'ye yazdığı mektuptan)
***
[Yıl] 1968'dir. Dost dergisi yönetmeni Salim Şengil ve eşi Nezihe Meriç, Nâzım'ın "Bütün Şiirleri I"i yayımlar. İşte o an kıyamet kopar. Kitap toplatılır, Nezihe Meriç tutuklanır. İlhan Selçuk konuyu "Pencere"sine taşır. Meriç kısa zamanda salıverilir ancak söz konusu yapıtın ikinci cildi bir daha yayımlanamaz.
Beşikdüzü'nde genç bir öğretmendim. Hafta sonu tam da gün kararırken Trabzon'a vardım, Karaali kardeşlerin yönettiği 24 Şubat Kitabevi'ne uğrayıp kitabı sordum. Kitapçı Turhan Karaali camdan dışarısını kollama gereksinimini duydu, ben de biraz geri çekilerek sokağın sağını solunu gözetledim. Kısa bir süre sonra kitabı edinip gömleğimin düğmelerini açıp bağrıma yerleştirerek eve yöneldim. Gece boyu yasak kitabın sayfalarında uzun yolculuğa çıktım.
Nâzım'ın yayımlanan şiirlerinin çoğu zaman içinde dava konusu olması, bu şiirlerin yayımcısını zor durumda bırakıyor, o nedenle kimi şiirlerde değişiklik yapılıyor, kimi zamanda sözcükler yerini birkaç noktaya bırakıyordu.
Metin Celâl bir yazısında Nâzım'ın şiirlerini yayımlamaktan dolayı yargılanan Mehmet Fuat'tan söz eder. Mehmet Fuat, bir yayıncı olarak yayımladığı şiirler nedeniyle mahkemede sanık sandalyesindedir. Duruşma sırasında, kürsüden sanığa doğru parmak sallayan yargıç: "Seni mahvedeceğim!" diye bir cümle kurar. Böyle bir yerde ve zamanda, böyle bir konu nedeniyle hangi sanık ürpermez! Mehmet Fuat da aynı duygu ve düşünceler içinde mahkeme yargıcına bakarken onun dudaklarına yayılan gülümsemeye takılır. Besbelli bu sözün ardından bir başka yorum gelecektir. Nitekim uzun sürmez. Yargıç sanığa: "Bana bak ben Nâzım'ın pek çok şiirini ezbere bilirim. Yayımlayacaksan doğru dürüst yayımla. Neden onları öyle anlamsız bir biçimde okura sunuyorsun?"
Bunca engelleri aşıp heykelleri dikilen Nâzım'ın o yasaklı yıllarda yayıncısına bu şekilde seslenen yargıçlar da vardı. Nereden nereye... Sanatın önüne engel dikenler unutulur. Sanat ve sanatçı ölümsüzdür.
(AHMET ÖZER - Cumhuriyet Kitap)
Merhaba!
18 Mayıs 2023 Perşembe
İMKÂNSIZI BAŞARANLAR
"Vakit kaybetmeden harekete geçmeliyiz kardeşim! Bak Mustafa Kemal Paşa'ya, bir avuç subay, üç beş tane serdengeçtiyle birlikte canını ortaya koydu. Memleketi karış karış gezip kongreler düzenliyorlar. Millete başımıza gelenleri ve daha da gelecekleri anlatıp onları harekete geçirmeye çalışıyorlar. Bu halkın artık silaha sarılması şart!"
Ali Ratip'in heyecanı, inancı ve kararlılığı tamdı. Halkı Erciyes'e benzetti:
"Halk dediğin şu Erciyes gibidir kardeşim, kolay kolay gürlemez ama gürledi mi de kavurur kül eder. Ne sultanlar, ne krallar, ne imparatorlar ateşinde eriyip giderler."
"Ben de onu diyorum ya Ali Ratip, bakma sen Erciyes'in başına toplanmış sise, buluta, onun içi fokur fokur kaynamakta. Zamanı geldiğinde önünde kimse duramaz."
"Nasıl bir zamandır ki bu bir türlü gelmez... Bu en belalı zamanlarda bile Erciyes gümbür gümbür gümbürdemez..."
(MEHMET ULUĞTÜRKAN / Kayıp Sancak - İnkılâp Kitabevi)
***
Mustafa Kemal Paşa başından beri düzenli orduya geçilmesinden yanaydı. Ancak herkesin aynı fikre ulaşması zaman aldı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmış olması artık egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğunun ilanıydı. Aslında Kuvayı Milliye ruhunun en önemli yansıması Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Çünkü Büyük Meclis yurtsever insanlardan kuruluydu. Milletvekilliğinin üst düzey maaş, kıyak emeklilik, 32 dişi de implant yaptırabilmek gibi olanakları yoktu. O dönemin vekilleri, seçilirken harcadıkları parayı ihalelerden alacakları avantalarla çıkarmak amacıyla meclise gelmemişlerdi. Tek bir amaçları vardı; o da vatanı kurtarmak ve tam bağımsız Türk devleti kurmaktı. Bu amaç uğruna mum ışığında sabahlara kadar kılı kırk yararak vatanın ve milletin hayrına olacak en doğru kararları almaya çabalıyorlardı. Okul sıralarına sıkışıp oturuyorlar ama hiç durmadan çalışıyorlardı. Meclis tutanaklarının üzerine yazılacağı kâğıt bile yoktu. Tutanaklar meclise gönderilen dilekçe ve mektupların arkalarına ve kese kâğıtlarına yazılıyor, yokluk içinde bile olunsa yine de devlet olma ciddiyetinden ödün verilmeyip, söylenen tüm sözlerin kayıt altına alınması sağlanıyordu. Vekiller kazanlarda pişen kuru fasulye ve pilava talim ediyor, koğuşlarda yer yataklarında yatıyor ama "ya istiklal, ya ölüm" demekten vazgeçmiyorlardı.
(SERRA MENEKAY / Kıvılcımdan Aleve - Ege'deki Kuvayı Milliye, Galeati Yayıncılık)
***
"Yarın harap bir memleketi imar etmek için önümüzde diz çökeceksiniz.
Bizden yardım istediğiniz zaman, bugün reddettiklerinizi birer birer çıkarıp önünüze koyacağım."
(LORD CURZON)
Bakanlar Kurulu sabaha kadar çalıştı. Gazi'nin verdiği raporlardan yararlanarak çözülmesi gerekli sorunların yalnız başlıklarını listelediler. Liste sayfalar tuttu.
"Ooof!"
Listede yer alan sorunları önemine göre sıralamakta zorluk çektiler. Hepsi önemli ve ivediydi.
İsmet Paşa, Lord Curzon'un ünlü tehdidini özetledikten sonra "Beyler.." dedi, "..bu sözü, bu sözü söylediği sıradaki yüzünü, tavrını her hatırladığımda kalbime ağrı giriyor. Kredi, destek, yardım istersek, bizden yine ayrıcalık, öncelik, hak isteyecekler, bize yine küçümseyerek bakacak, onurumuzu kıracaklar. Bunun ne demek olduğunu bilen insanlarız. Yine sağmal ineğe döner, milletimizin hakkını yabancılara yedirmiş oluruz. Öyleyse dışardan yardım beklemeyeceğiz, tek kuruş istemeyeceğiz. Kendi bir kaşık yağımızla kavrulacağız. Hiçbir alanda israfa, gösterişe, lükse kaçmayacağız, hesapsızlık yapmayacağız. Tek kuruşunu bile düşünerek harcayacağız. İşimiz imkânsızı başarmak. Hem de hızla."
(TURGUT ÖZAKMAN / Cumhuriyet - Türk Mucizesi, Bilgi Yayınevi)
Merhaba!
13 Mayıs 2023 Cumartesi
MÜCADELE
Haksızlığa direnmek; haksızlığı yapanlarla gücü elinde tutanlar aynı olunca zor tabii, herkesin harcı değil. Hem akıl, fikir hem de yürek ister. Hepsinin aynı bünyede bulunması nadir bir durum. Yine de insan bulunsun istiyor, bulunuyordur sanıyor, bulunduğuna inanıyor.
(SERRA MENEKAY / Şefika-İsmail Gaspıralı'nın Kızı - Galeati Yayıncılık)
***
5 Mayıs 2023 Cuma
DENİZLER - 2
Yaşandığı dönemde Türkiye'yi sarsan 68 Kuşağı hakkında bugüne kadar çok şey yazıldı. O dönemin ansiklopedilere, kitaplara geçmiş kahramanları bugün 70'li yaşlarını sürüyorlar... Gencecik yaşlarında tarih oldular. Bir bölümü idam edildi, silahlı çatışmalarda öldürüldü, sağ kalanlarıysa uzun yıllar hapislerde yattı...
Göze aldıkları az şey değildi, devrim yapmak için yola çıkmışlardı. Arkalarında onurlu bir tarih bıraktılar. Giriştikleri hareketin faturasını çok ağır ödediler.
68 Kuşağı'nın "genç yüzü" vardı. Yaşları 18 ile 25 arasında değişen öğrenci önderleri yürekli oldukları kadar çalışkan, neşeli, esprili, şakacı gençlerdi. Hayattan tat almasını biliyorlardı.











