Kemal Ateş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kemal Ateş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2023 Cumartesi

MÜCADELE

 

   Haksızlığa direnmek; haksızlığı yapanlarla gücü elinde tutanlar aynı olunca zor tabii, herkesin harcı değil. Hem akıl, fikir hem de yürek ister. Hepsinin aynı bünyede bulunması nadir bir durum. Yine de insan bulunsun istiyor, bulunuyordur sanıyor, bulunduğuna inanıyor. 

   (SERRA MENEKAY / Şefika-İsmail Gaspıralı'nın Kızı - Galeati Yayıncılık)


***



KEMAL ATEŞ & MAHMUT MAKAL


"Uzun söyleşiler, birlikte yolculuklar yaptık Mahmut Makal'la.
Deli dolu yaşadı, eyvallahı yoktu kimseye, susmadı, susturulamadı.
Mahpus damlarını ona da gösterdiler."

(KEMAL ATEŞ - Aydınlık Gazetesi / Eylül 2018)



  Bizlerin çabası, ülkeyi "mülk" olmaktan kurtarma, herkese payına düşen sorumluluğu kavratma, kişinin kişiye "kul"luğuna son verip imeceli ve de esenlikli bir cumhuriyeti uygulanır duruma getirebilme çabasıdır. Başımız da bunun için kırılmak istenmektedir ya!

    (MAHMUT MAKAL / Bozkırdaki Kıvılcım Enstitülüler - Literatür Yayıncılık)


***


   Brecht'in bir şiiri var. "Okuyan Bir İşçi Soruyor". Emeğiyle yaşayan insanoğlu okursa, bir aydınlığa çıkarsa başlar düşünmeye, sorular sormaya, bunlara karşılık aramaya, verilemezse kendiliğinden bulmaya... Bakın ne diyor Brecht:

Yedi kapılı Teb'i kim yaptı Mısır'da
Kitaplarda yalnız kralların adı var
Krallar mı sürükleyip getirdi kayaları?
Birçok kez yakılıp yıkılan Babil'i
Kim yaptı o duvarları?
(...)
Genç İskender fethetti Hindistan'ı
Tek başına mı?
Sezar yendi Gallileri
Yanında bir aşçı olsun yok muydu?

   Verin bakalım bu soruların karşılığını.
  Brecht'in "okumuş" emekçisi soruyor bütün bunları. Bir açıklama bekliyor. Kim ödedi o masrafları? O duvarcılar nereye gitti? Kayaları kim sürükleyerek getirdi? diyor. Bir gün gelecek tarihlerde yalnızca "büyük" kişilerin öyküsü yer almayacak. Yığınları ezerek, inleterek "kahraman" geçinenler ortadan kalkacak. Ne zaman mı? Brecht'in bilinçli emekçileri yeryüzünü doldurup taşırınca...
   O kör bağnazlık, o korkutucu karanlık, o aldatıcı kurnazlık ancak bir süre, belirli bir süre çıkmazlara sokar yığınları. Bilinç, kitaplardan, okullardan, aydın kafalardan, ışıl ışıl yüreklerden er-geç doğar. Yenilmez gücüyle dikilir karşımıza. Bir gün gelir, o soruları soranlar kendileri yanıtlarlar, açıklarlar o soruları...


  OKTAY AKBAL
(Yazmak Yaşamak)


***


Unutmayalım ki adaletsizlikler karşısında demokrasi adına girişilen mücadele, insanlık tarihinin ta kendisidir.

(EREN AYSAN - Cumhuriyet Gazetesi)






Merhaba!

17 Nisan 2022 Pazar

ENSTİTÜ CENNETİ

 


"Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, köyler kent olurdu. Kapatıldı, kentler köy oldu!"

   Tüm Köy Enstitüleri, köylü çocuklarının emekleri ve bir grup yurtsever eğitimci eliyle kurulmuş, benzersiz eğitim yuvalarıdır. İnsanı bir bütün olarak geliştiren, mutlu eden, beceri kazandıran, güven veren kurumlardır.

   Enstitüler, köylü çocuklarının emeği ile köye ve köylüye can veren, susanları konuşturan, oturanları yürüten, düşündüren, türkü söyleten, resim yaptıran, hastaları sağaltan, ürettiren, mutlu eden, bilinçli ve planlı birer eğitim dizgesidir. 

     Her işin zevkle ve yarışarak yapıldığı (yerlerdir). Kimsenin boş zamanı yoktur. Türkü söyler, oyun oynar, mandolin çalar. Yatmışsa elinde kitap vardır. Yedikleri ekmekleri, meyveleri, sebzeleri üretenler, balıkçılık, hayvancılık, arıcılık yapanlar, derslikler, yatakhaneler, hamamlar, tarım yapıları gibi büyük işleri başaranlar, sıra, tahta, sandalye, masa, dolap, el aletleri yapanlar onlardır.

   Her okulda okunan kültür dersleri, enstitüde daha uygulamalı olarak verilmektedir. Her öğrencinin öğretmenlik dışında bir mesleği vardır. Yüzmeyi, bisiklet, motosiklet kullanmayı öğrenen, dikiş-nakış bilen ve kendi giysilerini üreten de onlardır. 

    Çevrelerinden halkbilim derlemeleri yapan, oyunları, söylenceleri, halk danslarını, türkülerini derleyen, onları yeni formlarda sahnelere, alanlara ve kentlere taşıyan, basının gündeminde düşmeyen de onlardır. Yurt ve dünya klasikleri, mandolinleri ve diğer çalgıları, fırçaları ellerinden düşmeyen onlardır. 

   İşte tüm bunları büyük bir zevk, yarış ve mutlulukla yapanlar, kendilerini nasıl çok yönlü geliştirdiklerinin de bilincindedir. Bu nedenle, yarattıkları ve yuva saydıkları enstitüye "Enstitü Cenneti" diyen onlardır. Hani diyesim var: "Destanımızda yalnız onların maceraları vardır." (KARABEY AYDOĞAN - Söyleşi: MUSTAFA YAKUT - Cumhuriyet Kitap) 


***


KEMAL ATEŞ


   "Çok gazete okuyorduk biz, yedi gazete okurduk, Meclis'te olup bitenleri biliyorduk."

   Şaşırıyorum:

   "Yedi gazete mi, kim alıyor bunları, okul yönetimi mi?"

   "Hayır, biz öğrenciler... Yedi kişi aramızda anlaşıyorduk, herkes bir gazete alıyor, değişerek okuyoruz. Böyle her konuda kolayca örgütlenirdik."

    Küçük, basit gibi görünse de müthiş bir okuma aşkı ve örgütlenme örneği... Yedişer kişilik kümelere ayrılıyorlar, her öğrenci bir gazete alınca, toplam yedi gazete okuyabiliyorlar. 1940'larda her gün yedi gazete okuyan köy çocukları... Görülmemiş bir şey... Bugün bile...

   Ülkemizde ilk özel gazete seksen yıl önce basılmış... İlk roman yetmiş yıl önce yazılmış. Çok değil, on küsur yıl önce de yeni bir abecesi olmuş bu toplumun. Kırklı yıllarda abecemiz henüz çok yeni. Geçmişi, kültür tarihi bu olan bir ülkede 1940'lı yıllarda her gün yedi gazete okuyan köy çocukları...

   (...)

   Her gün yedi gazete okuyan bu köy çocuklarından toprak ağaları çok rahatsız olmuşlar...

   (...)

 Babasının bucak müdüründen yediği dayağı tiyatro oyunu haline getirip sahneye aktaran yazarlar çıkıyor aralarından. Bu tiyatro oyunlarını halk alkışlarken, kaymakam, vali hoşlanmıyor. Meclis'te enstitülü çocukların yazıp oynadıkları oyunlar tartışılıyor. Yaşadıkları olaylarla ilgili bir şikayet dilekçesi bile yazamayan köy çocukları yaşadıkları üzerine tiyatro eserleri yazıyorlar. Romanlarla, öykülerle anlatıyorlar dertlerini.

   Ağalar bundan rahatsız oluyorlar. 

  (KEMAL ATEŞ - Sessiz Şampiyon / Olimpiyat Kürsüsünde Bir Köy Enstitülü))





Merhaba!

15 Haziran 2015 Pazartesi

DEVRİMCİ DURUŞ



   ...Şah Rıza Pehlevi'nin ülkenin en seçkin sanatçılarına, sporcularına, aydınlarına verdiği bir yemekte ünlü güreşçi Gulam Rıza Tahti'nin, "biz burada altın tabaklarda yemek yerken, halk perişan, bir lokma ekmeğe muhtaç!" demesi Şah'ı çok kızdıracak, Tahti'yi itibarsızlaştırma çabaları başlayacaktı İran'da. Bu zor günlerinde, İran'ın çok seçkin bir ailesinden gelen karısı bile Tahti'yi yalnız bırakacaktır. Büyük şampiyon, petrol işçisi Tahti, bu çıkışları nedeniyle, artık "Devrimci Tahti"dir ülkesinde. 1968 yılında bir otel odasında ölü bulunduğunda, "Ölümümden kimse sorumlu değildir" diye iki satır yazı bırakırsa da, SAVAK tarafından öldürüldüğü kuşkusu yayılır, intiharına halk inanmaz.



"Neşter ve Madalya"
KEMAL ATEŞ







   1970'te, çalışma yaşamını ve temel sendikalar mevzuatını düzenleyen yasalarda yapılan değişiklik mecliste kabul edildi. 11 Haziran 1970'te Cumhurbaşkanının onaylamasıyla yürürlüğe giren yasa esas olarak Türk-iş'ten Disk'e işçi akışını önlemeyi amaçlamaktaydı.
   Sendikacıların ve işçilerin tepkileri, 15 Haziran 1970 sabahı, İstanbul'un belli başlı merkezlerine doğru yürüyüşe geçmeleriyle yeni bir evreye girdi. Son bir buçuk yıldır bazı büyük fabrikalarda çeşitli işçi hareketleri ve direnişleri sürmekte olduğundan birçok fabrikada ve işçi semtlerinde gerginlik artmıştı. 15 Haziran 1970'te patlak veren olaylar da bir nevi dışavurum oldu. Gösterilere birçok fabrikadan 75.000 dolaylarında işçi katıldı. Gösterilen tepki esas olarak Disk üyesi işçilerden geldiği halde, yürüyüşlere çok sayıda Türk-iş işçisi de toplu halde katıldı. Olayların birinci günü akşamı Bakanlar Kurulu 60 günlük bir sıkıyönetim ilan etti. Sendikacıların pek çoğu sıkıyönetim mahkemelerince tutuklandılar ve yargılandılar. Kadıköy'de meydana gelen olaylarda 2 işçi hayatını kaybetti. 
   Olayların ardından Anayasa Mahkemesi, Türkiye İşçi Partisi'nin  ve CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit'in yasa değişikliği konusunda açtığı davaları karara bağlayarak, söz konusu yasa değişikliğini iptal etti.





ve yaşlandıkça anladım yanlışımı
kavgada tek olmak üç olmak
beş olmak değildi hüner,
eğer katılmıyorsan bir ırmağın akışına
kavga bir yana, hüsran bir yana düşer!...







Merhaba!