Mustafa Kemal Paşa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mustafa Kemal Paşa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2025 Pazar

YARIM AYDINLAR


 "Temiz bir vicdandan daha yüksekte duran hiçbir yasa yoktur."

(KOSTA KORTİDİS)



Ömer Seyfettin, Türk toplumuna özenle şırınga edilen cehalete rağmen okuyarak dünyasını genişletmeyi sürdüren her insana okumayı sevdiren, öykülerine hayran bırakan en büyük edebiyatçılardan biridir. Diyet ve Kaşağı gibi birkaç öyküsü, sanırım her okuryazarın belleğine silinmez harflerle kazınmıştır. 
36 yıllık kısacık ömründe subay olup yurdunu savunmuş, öğretmen olup çocukları eğitmiş, 140 öykü ve 23 şiir yazmış, eserlerinde ağdalı Osmanlıca değil yalın bir Türkçe kullanmıştı. Zaten edebiyatta Türkçülük akımının kurucularındandı. Türkçenin özgünleşmesine öncülük ediyor, emek veriyordu.
Osmanlıca yazan ve hiçbiri artık okunmayan, okununca da önemli bir düşünce üretmedikleri görülen edebiyatçılara yönelik şık eleştirisini şöyle dile getirmişti: "Edebiyatımızın şiarı 'çok laf, az eser!' dir. Ben şimdilik bu şiarı bozmaya çalışıyorum. Ağustosböceği gibi öterek yan gelmekten ise karınca gibi çalışmak daha iyi değil mi? Şimdiye kadar öttüğümüz elverdi. Biraz da iş yapalım ki çorak edebiyatımız şenlensin. Değil mi?" 
1850'lerden öteye dünyada başlayan Aydınlanma Türkiye'ye hiç gecikmesiz yansımıştı. Osmanlı toplumunda olağanüstü kültürlü yönderler, bugün olmayan sayıda aydın ve Aydınlanma öncüleri vardı. Kadın haklarından Darwin'in Evrim Teorisi'ne her şeyden haberdar, cehalete karşı bilimden, reformdan yanaydılar.
31 Mart Vakası'nı bastırmak üzere İstanbul'a gelen Hareket Ordusu'nda da Ömer Seyfettin vardı; Kesik Bıyık ve Pire öykülerinde Evrim Teorisi'ne gönderme yapan da oydu.
İşte bu büyük Türk aydınını, özgün Türkçeye yaşam veren insanı anımsayan, anımsatan ve Deli Şair Ömer Seyfettin adlı tiyatro oyunuyla onurlandıran genç meslektaşı, Rum asıllı Türk yazar Kosta Kortidis oldu.
Kosta Kortidis, Türk tiyatrosunun sonuncu en iyisi, tüm zamanların en verimli yazarı. Eserleri 11 dil ve ülkede sahnelenerek uluslararası ün kazanan Türk tiyatrocu. Can kardeşim Mehmet Baydur'un yitiminden sonra Türk tiyatro yazımında açılan boşluğu dolduran sanatçı.
Kosta'nın Deli Şair oyununda, şeker hastası olduğu anlaşılamayıp güçlensin diye meyve ve hoşafla beslenen Ömer Seyfettin, yavaş yavaş körleşen gözleriyle Mustafa Kemal Paşa'ya not yazıyor: "Her Türk evladı! Bu büyük mücadelede yılmadan, vazgeçmeden, her an her daim, sizin izinizde ve sizle; düşmanla mücadele etmeye ant içmiştir! Mustafa Kemal Paşa, siz bu memleketin makûs talihini de değiştirerek yepyeni bir millet yaratacaksınız. Zafer yakındır!"
Vefalı meslektaşı Kosta Kortidis, Ömer Seyfettin'in son günlerini betimleyen oyununda onun şiirlerini kendisi gibi Osmanlı vezinlerinde yazmadığı için şiir saymayan Cenap Şahabettin ile Seyfettin'in yenilikçi biçemini savunan Ali Canip Bey'i tartıştırarak edebiyattaki eski-yeni dil çekişmesine vurgu yapıyor ve özgün Türkçeden yana tavır alıyor.


Tiyatromuzun güçlü değerleri Alper Arık, İlkay Özşen, Dilara Tabak ve Akın Kaplan'ın içselleştirdikleri çok belli rollerinin yanı sıra Kosta'nın da Cenap Şahabettin'i canlandırdığı Deli Şair Ömer Seyfettin oyununu duygulanarak izledim.
Gösteri sonrasında bir araya geldiğimizde, o pırıl pırıl ve yaptıkları işe sevdalı oyuncuların "Biz Türk tiyatrosu, Türk edebiyatı diyoruz..." sözleri, sevinç olup içime aktı. 
Kosta ve Teatro Rudius sanatçıları, Türk dememek için "Türkiye tiyatrosu", "Türkçe edebiyat" ya da "Türkiye edebiyatı" abukluğuyla sanatta bile ırk ayrımcılığı yapan yarım aydın, tam satılmışlara nanik yapıyor. 
Yarım aydınlar, çünkü dişe dokunur eser üretemeden Türkiyeli jargonuyla dünyaya açılmayı umuyorlar. Tam satılmışlar, yetenek yokluğunda küresel emperyalistlerin fonlarıyla geçiniyorlar.
Oysa Türk tiyatrosunu yeteneğiyle yücelten Kosta Kortidis 45 yaşına kadar 23 eser vermiş, yenilerini yazıyor. Oyunları Boşnakça, Lehçe, Yunanca, Farsça, İngilizce, Almanca, Gürcüce, Fransızca, Sırpça, Rusça, Çinceye çevrilmiş ve dünyada sahneleniyor.
Yeteneksiz satılıklara kapak olsun!

(MİNE G. KIRIKKANAT - Cumhuriyet Gazetesi)





Merhaba!  
 

18 Mayıs 2023 Perşembe

İMKÂNSIZI BAŞARANLAR

 


  "Vakit kaybetmeden harekete geçmeliyiz kardeşim! Bak Mustafa Kemal Paşa'ya, bir avuç subay, üç beş tane serdengeçtiyle birlikte canını ortaya koydu. Memleketi karış karış gezip kongreler düzenliyorlar. Millete başımıza gelenleri ve daha da gelecekleri anlatıp onları harekete geçirmeye çalışıyorlar. Bu halkın artık silaha sarılması şart!"

    Ali Ratip'in heyecanı, inancı ve kararlılığı tamdı. Halkı Erciyes'e benzetti:

   "Halk dediğin şu Erciyes gibidir kardeşim, kolay kolay gürlemez ama gürledi mi de kavurur kül eder. Ne sultanlar, ne krallar, ne imparatorlar ateşinde eriyip giderler."

  "Ben de onu diyorum ya Ali Ratip, bakma sen Erciyes'in başına toplanmış sise, buluta, onun içi fokur fokur kaynamakta. Zamanı geldiğinde önünde kimse duramaz."

   "Nasıl bir zamandır ki bu bir türlü gelmez... Bu en belalı zamanlarda bile Erciyes gümbür gümbür gümbürdemez..."

   (MEHMET ULUĞTÜRKAN / Kayıp Sancak - İnkılâp Kitabevi)


***


   Mustafa Kemal Paşa başından beri düzenli orduya geçilmesinden yanaydı. Ancak herkesin aynı fikre ulaşması zaman aldı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmış olması artık egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğunun ilanıydı. Aslında Kuvayı Milliye ruhunun en önemli yansıması Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Çünkü Büyük Meclis yurtsever insanlardan kuruluydu. Milletvekilliğinin üst düzey maaş, kıyak emeklilik, 32 dişi de implant yaptırabilmek gibi olanakları yoktu. O dönemin vekilleri, seçilirken harcadıkları parayı ihalelerden alacakları avantalarla çıkarmak amacıyla meclise gelmemişlerdi. Tek bir amaçları vardı; o da vatanı kurtarmak ve tam bağımsız Türk devleti kurmaktı. Bu amaç uğruna mum ışığında sabahlara kadar kılı kırk yararak vatanın ve milletin hayrına olacak en doğru kararları almaya çabalıyorlardı. Okul sıralarına sıkışıp oturuyorlar ama hiç durmadan çalışıyorlardı. Meclis tutanaklarının üzerine yazılacağı kâğıt bile yoktu. Tutanaklar meclise gönderilen dilekçe ve mektupların arkalarına ve kese kâğıtlarına yazılıyor, yokluk içinde bile olunsa yine de devlet olma ciddiyetinden ödün verilmeyip, söylenen tüm sözlerin kayıt altına alınması sağlanıyordu. Vekiller kazanlarda pişen kuru fasulye ve pilava talim ediyor, koğuşlarda yer yataklarında yatıyor ama "ya istiklal, ya ölüm" demekten vazgeçmiyorlardı. 

   (SERRA MENEKAY / Kıvılcımdan Aleve - Ege'deki Kuvayı Milliye, Galeati Yayıncılık)


***


"Yarın harap bir memleketi imar etmek için önümüzde diz çökeceksiniz. 

Bizden yardım istediğiniz zaman, bugün reddettiklerinizi birer birer çıkarıp önünüze koyacağım."

(LORD CURZON)


   Bakanlar Kurulu sabaha kadar çalıştı. Gazi'nin verdiği raporlardan yararlanarak çözülmesi gerekli sorunların yalnız başlıklarını listelediler. Liste sayfalar tuttu.

   "Ooof!" 

   Listede yer alan sorunları önemine göre sıralamakta zorluk çektiler. Hepsi önemli ve ivediydi. 

   İsmet Paşa, Lord Curzon'un ünlü tehdidini özetledikten sonra "Beyler.." dedi, "..bu sözü, bu sözü söylediği sıradaki yüzünü, tavrını her hatırladığımda kalbime ağrı giriyor. Kredi, destek, yardım istersek, bizden yine ayrıcalık, öncelik, hak isteyecekler, bize yine küçümseyerek bakacak, onurumuzu kıracaklar. Bunun ne demek olduğunu bilen insanlarız. Yine sağmal ineğe döner, milletimizin hakkını yabancılara yedirmiş oluruz. Öyleyse dışardan yardım beklemeyeceğiz, tek kuruş istemeyeceğiz. Kendi bir kaşık yağımızla kavrulacağız. Hiçbir alanda israfa, gösterişe, lükse kaçmayacağız, hesapsızlık yapmayacağız. Tek kuruşunu bile düşünerek harcayacağız. İşimiz imkânsızı başarmak. Hem de hızla."

   (TURGUT ÖZAKMAN / Cumhuriyet - Türk Mucizesi, Bilgi Yayınevi)




Merhaba!