umut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
umut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2022 Pazartesi

YETER Kİ UMUDUNU YİTİRME

 

ANADOLU

Öyle yıkma kendini,

Öyle mahzun, öyle garip...

Nerede olursan ol,

İçerde, dışarda, derste, sırada,

Yürü üstüne - üstüne,

Tükür yüzüne cellâdın,

Fırsatçının, fesatçının, hayının...

Dayan kitap ile

Dayan iş ile,

Tırnak ile, diş ile,

Umut ile, sevda ile, düş ile.

Dayan rüsva etme beni.


AHMED ARİF

(Hasretinden Prangalar Eskittim)


***


"Özgürlükle, ölümsüzlükle birlikte insanın en büyük tutkusudur düş gücü.

Yenile yenile yenmesini öğrenecek insanlık, yeter ki düş gücünü yitirmesin."

ÖNER YAĞCI

(Cumhuriyet Kitap)


***


  Başa gelen sorunlar ya da kontrol edilemeyen olumsuzluklar karşısında bazı insanlar çaresiz kalırken neden bazıları dayanıklı ve azimli olabiliyordu?

  Çok defa sormuştu bu soruyu kendine. Artık çok iyi biliyordu ki cevap, umut etmekten vazgeçmemekte saklıydı... Suçu başkasında aramak yerine çareyi kendinde bulanların taşıdığı duyguydu umut.

  Sorunlarla başa çıkabilmek için ihtiyaç duyulan duyguydu... Nefes almak kadar zaruri, hayal etmek kadar özgür ve güzel...

  (SEMA SOYKAN / Kilit Taşı - Alfa Basım Yayım San.)


***


  Yorulmuş, aşınmış, içi boşaltılmış kavramlardan umut. İçinde yaşanılan toplum düzeninin değiştirilebileceğine, geleceğin yeniden kurulabileceğine olan umut, eylemlilik arzusu, bir gelecek tasarısı taşır. Eyleme bir ateş yaktıkça, eylemi harladıkça güzeldir umut. Göğsümüzün, aklımızın, kalbimizin sol yanıdır.

   Umar insan hep bir adil düzeni, bir güzel yarını, bir aydınlığı. Umdukça daha insan kalır. Umdukça harekete geçer. Uğraşır, didinir - bir başka yaşamın fitilini yakar. Güzele doğru bir değişimi, iyiye doğru bir dönüşümü fişekler.

   (GONCA ÖZMEN - Söyleşi: MEHMET AMAN / Cumhuriyet Kitap)



GONCA ÖZMEN

(Fotoğraf: ADA AYŞE İMAMOĞLU)



***





- Unutma Red! Umut iyi bir şeydir. Belki de, belki de en iyi şeydir. İyi bir şey de asla ölmez!






Merhaba!

29 Eylül 2019 Pazar

UMUT HEP VAR




   "Ben bir çiçeğe bakmayı da seviyorum... Bahçemde bir tomurcuk görüyorum, onun açışını da takip ediyorum, bir meyvenin büyüyüşünü de. Bütün bu olayların içinde bir umut... Güzeli de dolu dolu yaşıyorum, insanı da seviyorum, doğayı da. Bizim bir yaşam süremiz var, emes olduğumda herkes, 'Emesliler yürüyemez' dedi, 'Olsun, yürüyemezsem, oturarak resim yaparım' dedim. Hep Frida'yı örnek aldım, Frida kadar yeteneğim yok ama onun kadar coşkum var." (ZEHRA ARAL)


Resim: ZEHRA ARAL




***




Bu kara, karanlık tabloda
Hiç mavi bir ışık yok mu?
Nâzım yanıtlıyor bu soruyu
Doğrulup mezarında:
Umut, umut, umut
Umut insanda.


METİN DEMİRTAŞ




***





Resim: İBRAHİM BALABAN


   "Ümidi, sevgiyi, çok şükür'ü çiziyorum" diyen Balaban yaşantısının suretini, 26 Şubat 2008'de şu sözlerle ifade etmişti: "Ümidi, kendimde buldum. Mutluluğa çalıştıkça erdim. Çok şükür'ü soyumda gördüm.
    Balaban, en yürek sızlatan konularda bile sevinç, umut ve direniş öğelerini resmine katmayı başarıyor. Kimi zaman bu etkiyi tabloya giren, ışıl ışıl gözlerle ufka bakan bir çocukla yaratıyor. Onun insanları yere sağlam basıyor. Şair Hasan Hüseyin de benzer bir görüşü dile getiriyor: "Balaban, karamsar konulara eğilmiştir. Ama bu konuların işlenişi karamsar değildir. Balaban'da umut vardır. Balaban 'umut'un resmini yapmıştır." 
  Balaban da bu görüşü doğruluyor: "Dün tarladaki anayı resmediyordum. Bugün kucağında çocuğuyla deprem yıkıntıları arasından kaçan anayı çiziyorum. Ama felaketin, yılgınlığın görüntüsünü değil; felakete rağmen yaşamak için elinde feneri ile gece karanlığında yıkıntılardan çıkan, dimdik yürüyen anaları yapıyorum." (FEYZİYE ÖZBERK - Aydınlık)



Resim: İBRAHİM BALABAN




***




"Umut hep var. 
Laf olsun diye değil, insanın içinde yeniden kurmaya ve devam etmeye dair büyük bir güç var."


ZEHRA ÇELENK









Merhaba!

21 Ekim 2018 Pazar

İNSAN NE YAPARSA KENDİNE YAPIYOR !




   Komünist lider Mao Zedung başa geçtiğinde büyük bir tarım toplumu yaratmak istiyordu. Bu yüzden 1958'de tarlalara zarar veren serçeler ve haşerelere karşı seferberlik ilan etti. Ülke çapında büyük kitleler 24 saat boyunca organize olarak serçelerin yumurtaları ve yuvalarına zarar verdiler. Serçeleri kaçırmak için on binlerce korkuluk ve kırmızı bayrak üretildi. Ülkedeki işçilerin yarısı seferberlikte yer alırken, atış ekipleri kuruldu. Devlet tarafından serçe öldüren vatandaşlara çeşitli ödüller verildi. 
   1960 baharında tarlaları böcekler bastığında Çinli liderler öldürülen serçelerin böcekleri yiyerek aslında faydalı olduğunu fark etti. Öldürülen iki milyar serçeden sonra Mao, serçeleri 'düşmanlar' listesinden çıkardı. Fakat artık çok geçti. Çünkü ülkede zararlı böcekleri yemesi beklenen serçelerin soyları neredeyse tükenmişti. Ekolojinin altüst olması ve tarlaların zarar görmesiyle üç yıl sürecek Büyük Kıtlık başladı. Büyük Kıtlık boyunca en az 20 milyon kişi açlıktan hayatını kaybetti. (gazeteuzay. com)










   Bazıları Peru'da bazıları Bolivya'da yaşayan Uru kabilesi...

   Yüzyıllar boyunca savaşlardan kurtulup bugünlere kadar geldiler. Yaşamak için yaylaları, göl kenarlarını tercih eden Uru halkı, kendilerini "göl insanları" olarak tanımlıyor. 
   Bin yıl boyunca ayakta kalan Uru halkı, yüzyıllar önce İnka medeniyetinin saldırılarını atlattı, daha sonra Güney Amerika'nın büyük bir bölümünü fetheden İspanyol kolonileşmesinden kurtuldu. Geleneksel yaşam tarzlarını tehlikeye atan modernleşmeden de zarar görmedi. Ancak şimdi Uru halkı başa çıkamayacakları bir düşmanla karşı karşıya: İklim değişikliği. 
   Bolivya'nın ikinci büyük gölü Poopo buharlaşıp yok oldu. Üç bin kilometrekarelik gölden geriye hazin hikâyeler kaldı. Oruro şehri yakınlarında And yaylaları üzerinde bulunan Poopo Gölü'nün bulunduğu bölgede sıcaklık son 30 yılda neredeyse 2 derece arttı. Ama gölün kurumasının nedeni yalnızca küresel ısınma değil, bölgedeki maden şirketleri, suyun tarımda bilinçsiz kullanımı ve atık suların göle verilmesi de Poopo'yu yok etti. Son yıllarda göl çevresinde yaklaşık 200 bitki türü yok oldu. 75 kuş türü bölgeyi terk etti. Kaybolan yalnızca göl değil. Kuraklık nedeniyle balıkçılıkla geçinen 350 aile bölgeyi terk etti. 
   Yok olan sadece Poopo değil. (Reuters)








   Bir kere, her yıl gezegenin ürettiği doğal kaynaktan daha çoğunu harcıyoruz. Gerçi, aileler borçlu, şirketler borçlu, devletler borçlu ama bir bütün olarak insanlık da doğaya, (gezegene) borçlu. Her yıl Gezegenin bir yılda ürettiğinden daha çoğunu harcıyoruz, dolayısıyla gezegenin kendini yenilemesine izin vermiyoruz. Buna dünya limit aşımı günü deniyor. Bir fikir vermek için, mesela dünya limit aşımı günü 1997'de Eylül ayına denk geliyordu, 21 yıl sonra, 2018'de 1 Ağustos'a geriledi... Bu dünyanın bir yılda ürettiği doğal kaynağın yılın ilk 7 ayında harcanması demek... Beş ay borçla devam edilecek demek! Bu, başlı başına büyük risk oluşturuyor.
   Tüketimin öteki adı yok etmektir... İyi de bu dünyanın kaynakları sınırlı... Sonsuz değil... Eğer öyleyse, insanlığın ve uygarlığın içine sürüklendiği kısır döngüden çıkmak için, öncelikle üretimin yönünü radikal olarak değiştirmek, üretimi ve tüketimi kısmak, onca lüzumsuz, onca saçma şeyin üretimine son vermek, gerçekten gerekli şeylerin üretimine odaklanmak gerekiyor. Velhasıl, farklı bir yaşam tarzı, farklı bir uygarlık tercihi yapmanın gerekli olduğu bir zamandayız... Kapitalizm dahilinde insanlığın bir geleceği yok!



FİKRET BAŞKAYA
(Söyleşi: İskender Vidinli-BİRGün Gazetesi)










   "Önemli olan dünyayı kurtarmak değil. Gezegenimize ne yaparsak yapalım, sadece bir sonraki evrim döngüsü için nişler yaratıyoruz. Ancak, fosil yakıtları bugünkü gibi kullanmaya devam eder, iklim değişikliğini göz ardı edersek, insanoğlu dünyanın devam eden evriminin bir parçası olamaz."



ADAM FRANK
(Astrofizikçi-Rochester Üniversitesi)










   Bütün buraları ıslah edecekler. (...) Bak buradan taa gözümüzün göremeyeceği yerlere kadar kumla dolduracaklar, yepyeni bir şehir inşa edecekler. Yüksek binalar, sosyal konut gibi. 'Flamingolar ne olacak?' Ya işte, onu hiç düşünmeyecekler Bahriyeli. Flamingolar ne olacak? Göç edecekler. (...) Ama merak etme insanoğlu onları orada da bulur. Çünkü doymuyoruz. (...) Önce bir doğanın sabrını sınayacağız. Verdikçe alacağız, vermek istemese de alacağız, sonra bir gün doğanın tepesi bir atacak, bizi doğduğumuza pişman edecek. (...) İşte kıyamet öyle bir şey olacak. (...) Bir gün bütün bu hunharlığın intikamı alınacak. Doğa şimdilik bize müsaade ediyor. Bir noktadan sonra, işin şakası kalmayınca göreceğiz ebemizinkini.


ASLI E. PERKER
(Flamingolar Pembedir)










   Umut konusu, yüzyıllarca felsefecilerin ve hekimlerin, sonra psikologların ilgisini çeken bir kavram olmuştur. İnsana ne para-pul ne de şan-şöhret; hiçbiri umut kadar büyük itki, motivasyon sağlamamıştır. Umut için fakirin ekmeği dense de haklıların mücadelesinde umut en önemli enerji kaynaklarındandır. Tarih, umutlarını akıl, bilgi ve dayanışmayla besleyenlerin kazandığı sürpriz zaferlerle dolu. Yine tarihteki en güzel kaybedenler daima mücadele ederek kaybedenler. Haklı ve âdil davalar için hile yapmadan mücadele edenler her zaman vardı, daima olacak. Yeter ki gezegenimiz, Tabiat Ana ona ettiğimiz ihanetlerin bedeli olarak insan türünü silip atmasın dünyadan. İşte artık hem tabiat, gezegenimiz hem de etik değerlerimiz için mücadele ettiğimiz bir tarihin içinde yaşıyoruz. Hepimize akıl, sabır ve sağduyu diliyorum. Haklı olduğunuz bir konuda mücadeleden vazgeçmek, yaşarken ölmeyi kabul etmektir. 



BUKET UZUNER










   

Merhaba!
   

16 Eylül 2018 Pazar

GÜZ HÜZÜN TAŞIR, BAHARSA UMUT




   Babil dilinde ulul. Süryanice eylul. Üzüm demek, bağbozumu zamanı; olgun, tatlı üzümler, çekirdekleri güneşte lambalar gibi ışıldarken koparılır, yapraklarından sarma sarılır; gizli sırrında üzümdür, şarabı taşır.


ONUR CAYMAZ










Güz kederdir, bahar ise sevinç.

TAHİR ABACI
(Bir Gün Yeniden)










Bağbozumu hazin olur; yalnız onda ertesi yılın ümidi ve tesellisi vardır.

ZÜHAL-YÜCEL İZMİRLİ
(İzmir'in İncisi)










İlkbahar gibi bir mevsimi olan bu dünya üzerinde yaşamaya değer...
Ne olursa olsun...



SABAHATTİN ALİ











   Fakiriz ama umutlarımız zengin. 
Bu dünya bize ateşten gömlek olsa da, 
umudu olan adama gökyüzündeki yıldızlar bedava.


AYÇA ÖZTORUN
(Gökte Yıldız Yerde Ateş)











dünyanın bir yanı karanlıkken
bir yanı her zaman aydınlık


MECİT ÜNAL













Merhaba!


7 Ocak 2018 Pazar

UMUTSUZLUKTAN UMUT DOĞAR




Kendisi çatlamadan 
Toprağı çatlatamaz tohum.
Aşmışım sınırını mutsuzluğun
Ayrımsayamıyorum bile, öyle mutsuzum...
Acısını artık duyamıyorum,
Ki kendim öyle bir acı olmuşum.
Nasıl görmezse göz kendini,
Kendimi arıyor bulamıyorum...


AZİZ NESİN










Hiçbir vakit tam karanlık değil gece.
Kendimde denemişim ben,
kulak ver, dinle.
Her acının sonunda açık bir pencere vardır,
aydınlık bir pencere.
Hayal edilecek bir şey vardır,
yerine getirilecek istek,
doyurulacak açlık,
cömert bir yürek,
uzanmış açık bir el,
canlı canlı bakan gözler vardır.
Bir hayat vardır, hayat,
bölüşülmeye hazır.


PAUL ELUARD
(Türkçesi: A. Kadir)











  

   Nâzım Hikmet, 1949 yılında Orhan Kemal'e bir mektup yazar. Bu mektubunda Orhan Kemal'in yazdığı kitabı ve yazarlığını değerlendirmektedir. Mektupta Nâzım Hikmet genç yazara şöyle der: "Senin bazı hikâyelerin, yalnız kederli değil aynı zamanda ümitsiz... Realite, bizzat tarihi akışıyla realite, ümitsiz değildir, kederli, mahsun, acı, alacakaranlık, korkunç, iğrenç, rezil, kepaze filan falan tarafları vardır, bu tarafları aksettirmekte en ufak bir ihmal, insanlığı tek taraflı, tozpembe bir ışıkla vermek olur ve realiteden uzaklaşılır... Gelişen şey ise ümitsiz değildir, sevinçsiz değildir. Kederli, mahsun, acılı olmak için sebepler mevcuttur, fakat ümitsiz olmak için tek bir sebep mevcut değildir. Aman evladım, kendini bundan sakın, daha acı, daha mahsun ol, fakat sevincin ve ümidin pırıl pırıl parlasın. İşte bu kadar." (Prof. Dr. GAMZE YÜCESAN ÖZDEMİR - BirGün Gazetesi)




   Geçenlerde Karl Marx'ın daha önce rastlamadığım bir söylemini okudum bir makalede. Şöyle diyor:
  " Her şey o kadar umutsuz ki içimde umut yeşeriyor!"
   Umutsuzluğun umudu yeşertmesi Marksist diyalektik düşünceye göre olağan bir süreçtir. Çünkü doğada ve hayatta her gelişme kendi sonunu getirecek karşıtını da yaratıyor. (DENİZ KAVUKÇUOĞLU - Cumhuriyet Gazetesi) 










Merhaba!

11 Haziran 2017 Pazar

UMUT SANATTA



"Ufukları yine yoğun bir sis kaplamış olsa da, elbet sabah olacaktır."



TEVFİK FİKRET







   "Umutsuzluk insanoğlunun kendine karşı hazırlayabileceği suikastların en korkuncudur." 



JEAN PAUL SARTRE








 ...Umutsuzlar niteliksiz çoğunluktur. Zira umutsuzluk teslimiyeti ve köleliği kabul eder. Fark yaratamaz. Biyolojik hayata odaklıdır. Gelecek nesilleri düşünmez. Ulusal ya da kişisel onur önemli değildir. Edilgendir. Boyun eğmeyi gerektirir. Genelde zor durumlarda umudunu kaybetmeyenler her zaman azınlıkta olmuştur ama tarihi de onlar yazmıştır. (CEM GÜRDENİZ - Aydınlık Gazetesi)










   Hitler, Leningrad'ın düşeceği günü tam olarak söylemiş, "9 Ağustos" demişti.
   SSCB'yi teslim alacak bir Almanya'yı, bir daha hiçbir kuvvet tutamazdı.
   Bu nedenle soluğunu tutmuş izliyordu Sabahattin, Leningrad'dan gelecek haberleri.
   Beklediği haber 10 Ağustos'ta geldi. O gün Leningrad bir destan yazmıştı.
   Dimitri Şostakoviç'in yedi numaralı senfonisi şehrin meydanında seslendirilmişti.
   Eser, özel olarak bu kent için bestelenmişti ve ismi Leningrad Senfonisi'ydi.
   Dört bölümden oluşan senfoni yetmiş beş dakika sürüyordu.
  Birinci bölüm halkın mutlu yaşamını, kendilerine ve geleceklerine duydukları güveni, ikinci bölüm güzel ve mutlu olayların bir araya gelmesini, üçüncü bölüm yaşama sevinci ve doğaya hayranlığı anlatıyordu. Dördüncü bölüm ise neşeye vurgu yapıyordu.
   Sabahattin, bir yerde Şostakoviç'in eserini Leningrad'da yazmaya başladığını okumuştu.
  Savaş başladığında cepheye gitmek isteyen besteci, gözlerindeki bozukluk nedeniyle ateş hattına gönderilmemiş, itfaiyeci olmakla yetinmişti.
   Geceleri de, işte bu eser üzerine çalışmıştı.
   Leningrad kuşatılmaya başlandığında, Şostakoviç çalışmasının henüz ikinci bölümündeydi.
   Leningrad Radyosu bu haberi dinleyicilerle paylaşmıştı.
   Leningrad kısmen tahliye edilirken, besteci de kentten çıkartıldı. Samara'ya gönderildi.
  Gece gündüz çalışıyordu yetenekli adam. 27 Aralık'ta eserini tamamladı. 5 Mart'ta eseri Samara'da Bolşoy Tiyatro Orkestrası tarafından seslendirildi. 
   Sırada, bu muhteşem ve anlamlı eseri, Leningrad Senfoni Orkestrası'nın Leningrad'da seslendirmesi vardı.
   Savaş koşullarında, hazırlıklara girişildi.
  Almanlar nasıl tarih vererek kenti alacaklarını ilan ediyorlarsa, Ruslar da bu eseri kentin meydanında çalarak kenti asla terk etmeyeceklerini dünyaya göstermek istiyordu.
   Bir nevi, ölüm kalım meselesi halini almıştı Leningrad Senfonisi'nin seslendirilmesi.
   Nihayet büyük gün geldi.
   Eser seslendirilirken bomba sesleri engel olmasın diye, Kızıl Ordu önce Alman siperlerini bir buçuk saat süreyle dövdü.
 Sanatçılar havanın sıcak olmasına rağmen kalın giyinmiş, hatta bazıları eldiven bile giymişti. Çünkü, zayıflıktan üşüyorlardı.
   Sonuç şahaneydi.
 Bir kısım sanatçısını savaşa kurban vermiş, kalanları bitkin de olsa, Leningrad Senfoni Orkestrası, Leningrad Senfonisini başarıyla seslendirdi.
  Bu çok önemli çabanın haber ve hikâyesi, dünyanın her yerindeki Nazi karşıtları tarafından ağlayarak öğrenildi.
   İnsanlık despotluğu, müzikle yenmişti.

OSMAN BALCIGİL
(Yeşil Mürekkep)








   Sanat bütün teferruatıyla hayatı ihtiva etmeli, insanda yaşamak, insan gibi yaşamak, daha iyiye daha yükseğe, daha temize doğru koşarak yaşamak arzusunu, hatta ihtiyacını uyandırmalıdır. Hulasa sanat gaye değil, vasıtadır. Gaye hayattır.   


SABAHATTİN ALİ








   Sanatın içinde yalan yok, riya yok, ihanet yok! Ne var? Sevgi var, kültür var, aşk var, insanlık dersleri var. Şimdi bunlar olmadan siz toplumu nasıl ileriye götüreceksiniz ki?


CAN ATİLLA








Merhaba!

19 Mayıs 2017 Cuma

BAĞIMSIZLIK UĞRUNA





Resim: NED PAMPHİLON




   Mustafa Kemal, Mondros Ateşkesi'nden 2 hafta sonra, 13 Kasım 1918 günü, 55 parçalık işgal donanması Sarayburnu açıklarından İstanbul Boğazı'na giriş yaparken Haydarpaşa Garı'nda trenden yeni iniyordu. Kendisini bekleyen Fransız bayraklı Enterprise isimli istimbota (sonradan Kartal istimbotu) binerken yanındaki yaveri Cevat Abbas'a döndü ve ağzından 3 kelimelik bir cümle çıktı: "Geldikleri gibi gidecekler." (CEM GÜRDENİZ - Aydınlık Gazetesi)









   3 Mart 1931'e kadar devam eden üç aylık gezi esnasında, Mustafa Kemal'le Hasan Âli arasında oldukça anlamlı bir diyalog gerçekleşir. Mustafa Kemal bir gün yanında bulunanlara "Türk milleti ne zaman kendini kurtulmuş sayabilir?" diye sorar. Yanındakiler doğal olarak görüşlerini bildirirler. Sonra Hasan Âli söz alır; "Paşam," der; "Türk milleti ne zaman kurtarıcı arama ihtiyacını duymayacak hale gelirse o zaman kurtulmuş olur." Mustafa Kemal kendisine, "Bu çocuğun ileri attığı, üstünde bizi derin derin düşündürmeye değer bir fikirdir." diyerek takdirlerini bildirir.







   KURTULUŞ  OVALI - soL Haber:

 ...İlginç bir şekilde Deniz Gezmiş'i hiç tanımamış olan Nazım Hikmet'in 1960'ların başında yazdığı iki şiir sanki Deniz Gezmiş'e yazılmıştır. Birisinde Nazım Hikmet bir kahin gibi Deniz Gezmiş'e "Delikanlım" diye seslenmiş, diğerinde ise Deniz'e " Hoşça kal Kardeşim Deniz" diyerek veda etmiştir;

   Delikanlım! İyi bak yıldızlara, onları belki bir daha göremezsin...
   Belki bir daha yıldızların ışığında kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin...
   Delikanlım! Senin kafanın içi yıldızlı karanlıklar kadar güzel, korkunç, kudretli ve iyidir.
   Yıldızlar ve senin kafan kâinatın en mükemmel şeyidir.
   Delikanlım! Sen ki, ya bir köşe başında kan sızarak kaşından gebereceksin, ya da bir darağacında can vereceksin.
   İyi bak yıldızlara onları göremezsin belki bir daha.



   DENİZ GEZMİŞ (1970) ve NAZIM HİKMET (1941) Bursa Cezavi'nde aynı koğuşun aynı penceresinde


Bir şeyler anlattın bize / Hoşça kal kardeşim deniz
Denizliğin kaderinden / Hoşça kal kardeşim deniz
Biraz daha umutluyuz / Hoşça kal kardeşim deniz
Biraz daha adam olduk / Hoşça kal kardeşim deniz
İşte geldik gidiyoruz / Hoşça kal kardeşim deniz  







  ...Cumhuriyete, Mustafa Kemal'e, uygarlığa sahip çıkmak için paraya, güce veya üniformaya ihtiyaç yoktur. Tek ihtiyaç boyun eğmemek ve ruhen teslim olmamaktır. O da umut etmeyi gerektirir. Umudun olduğu her anda ve yerde mutlaka bir çözüm vardır. Umutsuzluk ise savaşmadan kaybetmektir. (CEM GÜRDENİZ - Aydınlık Gazetesi)








Merhaba!

1 Temmuz 2016 Cuma

UMUT




   "Ben aydınlığın türküsünü, iyiliğin, güzelliğin türküsünü söylemek istedim. 
Romanlarım yaşam gibi doğru söylesin, yaşamla birlik olsun istedim. 
Çünkü yaşam umutsuzluktan umut üretmektir."


YAŞAR KEMAL







   Suriye Ulusal Senfoni Orkestrası Maestrosu Missak Bağbudaryan, Şam şehir merkezinin "muhalifler" tarafından roket yağmuruna tutulduğu bir günde yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
   "25 Ocak 2015 günü bir konsere hazırlanıyorduk Opera Evi'nde. Öğlen iki ya da üç sıralarıydı. Konser saat beşteydi. Şam'a roket yağıyordu. Seçenekler; evimize dönmek ya da sahnede kalıp provamıza devam ederek konseri yapmaktı. Bazı mensuplarımız 'Konsere bombardıman altında kim gelecek' diye sordu. 'Ve biz neden konser yapıyoruz bu bizim için de hayati tehlike taşıyor' dediler. Beşi çeyrek geçe önümüze bakınca büyük bir kalabalığın konseri izlemeye geldiğini gördük. Sonra burada kalmanın bizim sorumluluğumuz olduğunu fark ettik." (Aydınlık Gazetesi)









Yok öyle umutları yitirip karanlıklara savrulmak.
Unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak.



NAZIM HİKMET














   2.Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru, tarım arazileri her gün bombalanan Japonya'da gıda sıkıntısı baş gösterir. İmparator tüm ekilebilen arazilerde sadece yiyecek yetiştirilmesini emreder. Teftişle görevli genç bir asker, derme çatma bir kulübenin önünde son derece iyi düzenlenmiş bir bahçe görür. 
   İlk bakışta bir çiçek bahçesini andıran bu yerdeki her bir bitkinin büyük bir özen ve dikkatle yerleştirilmiş sebze ve tahıllardan oluştuğunu fark eder. Yaşlı bahçıvana yaklaşıp sorar: "Birkaç hafta sonra sökeceğiniz bu bahçe için neden bu kadar çok uğraştınız? Savaştayız ve nasılsa yakında hepsi toplanacak." Yaşlı adam yanıt verir: "Evlat, zafer için güzellikten vazgeçersek, barbarlar zaten savaşı kazanmış olur."



AUGUST MACKE
(Sebze Tarlası)





Biz ki, ustasıyız 
Vatan sevmenin
Umut, saklımızda ölümsüz bayrak
Kırmızı kırmızı
Dalga dalgadır



AHMED ARİF












Merhaba!

29 Kasım 2015 Pazar

UMUT ŞİİRDE



"Bir toplumda ozan yoksa, yetişmemişse, yetişmiyorsa o toplum bir süre sonra tarihten de silinir. Ozanı olmayan, şiirden yoksun bir toplum yok olur gider."


OKTAY AKBAL





Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!




TEVFİK FİKRET




Ah yaktık şu mübarek vatanın her yerini
Saçtık eflake kadar dudunu ateşlerini
Kapadı gözde olanlar çıkacak gözlerini
Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini
Yoğimiş kurtaracak bahtı kara maderini

(Ah şu mübarek vatanın her yerini yaktık
 Dumanını ve ateşlerini de göklere kadar saçtık
Gözde olanalar çıkacak gözlerini kapadı
Düşman vatanın bağrına hançerini dayadı
Yazısı kara anasını kurtaracak yokmuş)




NAMIK KEMAL





Atatürk, Namık Kemal'e ve Tevfik Fikret'e çok şey borçludur.
Namık Kemal vatan yokken vatan diyor.
Tevfik Fikret özgürlük yokken hürriyet diyor.
Başka ülkelerde bu yok.
Fransa, Almanya vb. gibi değiliz.
Biz özgünüz.
Türkiye'yi şairler yarattı.
Gerçekten Namık Kemal Osmanlı İmparatorluğu varken, vatan üzerine şiir yazıyordu.
Tevfik Fikret Osmanlı'da şeriat hukuku geçerliyken 'mürit'ten, 'kul'dan, 'tebaa'dan değil, 'insan'dan söz açıyordu.
Türkiye'yi şairler yarattı.
Edebiyatçılarımızın varoluşumuzdaki katkıları çok büyüktür.
Mayamızda şiir var.




İLHAN SELÇUK






Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile,
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Her biri vazgeçilmez cihan parçası. 
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun?




AHMED ARİF







"Şiir yazılan toplumda asla umut kesilmez."


CEYHUN ATUF KANSU







Merhaba!