29 Ekim 2014 Çarşamba

SÜREKLİ DEVRİM


           Henrik Ibsen,  ' Bir Halk Düşmanı ' adlı oyununda şöyle der:


          "Hiçbir toplum, kendisini yüzyıllar öncesinin inançlarıyla besleyerek gelişemez."






              "Tutuculuk mu? Asla! Sürekli değişim zorunluluğunda olan evrende bir şeyi korumak nasıl mümkün olur?"

                                                                         MUSTAFA KEMAL ATATÜRK



      

      Yakup Kadri'nin 'Ankara' adlı romanında ise şöyle bir cümle vardır:


    Hiçbir ilaç, hiçbir kür, yaratıcı bir inkılap heyecanı içinde yaşayan bir memleketin havası kadar insana sıhhat ve şifa veremez.



        



  YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU (d.1889, Kahire/Osmanlı İmparatorluğu-ö.1974, Ankara/Türkiye Cumhuriyeti)  Yazar, gazeteci, diplomat. Milli Mücadele'den itibaren Atatürk'ün yakın arkadaşları arasında yer almıştır.









                                                         "Devrimler yalnızca başlar, bitişi diye bir şey yoktur."
                       
                                                                          MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


                                                                      
                                                                                           Merhaba!

     

23 Ekim 2014 Perşembe

VENCEREMOS







durduğu yerde patlaması mürekkep hokkalarının
ömrünce biriktirdiği sosyalist öfkesinden

ne kadar yok etse ölüm vuruşu göklerde yankılanan
kocaman bir yürek kalır şili'nin allende'sinden

ATTİLA İLHAN
(d.15 Haziran 1925 Menemen, İzmir-ö.11 Ekim 2005 İstanbul)






SALVADOR ALLENDE
(d.26 Haziran 1908, Valparaiso-ö.11 Eylül 1973, Santiago)

  Salvador Allende, batılı devletlerde serbest seçimle iktidara gelen ilk marksist devlet başkanıdır. Burjuva bir ailenin oğlu olan Allende, liseyi bitirdikten sonra doğduğu kent olan Valparaiso'da tıp eğitimi gördü.1939'da Sağlık Bakanlığı'na atanan Allende'nin, sosyal düzeyi düşük olanlara karşı özel bir ilgi göstermesi, "Yoksulların Başkanı" olarak adlandırılmasını sağladı.




   4 Eylül 1970 tarihinde Sosyalistler, Komünistler, Liberaller ve Hıristiyan Demokratlar'dan ayrılmış olanların birleşmesiyle kurduğu Halk Birliği'nin adayı olan Allende mutlak çoğunluğu kazanarak Başkanlık Sarayı'na taşındı. Allende Şili'yi sosyalist bir topluma yani İşçi Sınıfının Cumhuriyeti'ne dönüştürmek için büyük sosyal farklılıklara karşı savaş açtı. On beş yaşından küçük çocuklara, gebe ve emziren annelere parasız olarak günde yarım litre süt dağıttı.
   1973 Ağustos'unun sonunda Allende tarafından başkomutanlığa getirilen General Augusto Pinochet 11 Eylül 1973 tarihinde bir darbe girişiminde bulundu. Bunu yaparken CIA'nın yoğun desteğini gördü. Başkanlık Sarayı'na yapılan saldırılar sırasında teslim olması çağrısı yapıldı, fakat o askerlere teslim olmayı reddetti. Kısa bir süre sonra darbeciler, Allende'nin intihar ettiğini duyurdu.


   Sonra:

  " Victor Jara dudaklarında şarkıyla öldü. Onu yanından hiç ayırmadığı refakatçisiyle, gitarıyla birlikte stadyuma getirdiler. Ve şarkı söylemeye başladı. Öbür tutuklular, gardiyanların ateş açma tehdidine rağmen melodiye eşlik etmeye başladılar. Sonra bir subayın emri ile askerler dipçiklerle Victor'un ellerini kırdılar. Artık gitar çalmıyordu ama zayıf bir sesle şarkı söylemeyi sürdürdü:


venceremos, venceremos!
kıralım zincirlerimizi.
venceremos, venceremos!
zulme ve yoksulluğa paydos.

   Bir dipçikle kafasını parçaladılar ve diğer tutuklulara ibret olsun diye ellerini kesip tribünlerin önüne astılar."

VLADİMİR ÇERNİSEV
(Şili'deki Pravda muhabiri)



VİCTOR JARA
(d.29 Eylül 1932-ö.16 Eylül 1973)


   Victor Jara'nın öldürülmesinin otuzuncu yıldönümü olan Eylül 2003 tarihinde, öldürüldüğü Estadio Chile Stadyumu'nun ismi Estadio Victor Jara olarak değiştirilmiştir. 





Merhaba!
   

18 Ekim 2014 Cumartesi

MAVİ SÜRGÜN-MERHABA




   Yokuş başına geldiğinde Bodrum'u göreceksin.
Sanma ki sen, geldiğin gibi gideceksin.
Senden öncekiler de böyleydiler
Akıllarını hep Bodrum'da bırakıp gittiler.





CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI 

"HALİKARNAS BALIKÇISI"

(d.18 Nisan 1890,Girit-ö.13 Ekim 1973, İzmir)

   1925 yılında bir öyküsünden dolayı yargılandı ve Bodrum'a sürüldü. Üç yıllık sürgünlüğünün yarısını Bodrum'da, kalan yarısını ise İstanbul'da tamamladıktan sonra, çok sevdiği insanları ve doğal güzellikleriyle kaynaştığı Bodrum'dan uzak kalamadı ve geri dönüp 25 yıl kaldı.




   "Çağdaş olmak istiyorsanız, klasik akıl devriminizi tamamlamak zorundasınız. Klasik kültürün temeli de Anadolu'da atılmıştır. Bilim, felsefe, kültür, şiir, aritmetik, trigonometri, astronomi gibi akılı akıl yapan ne varsa bu bilgi enerjilerinin hepsi Anadolu'nun yediveren toprağının içinden fışkırmıştır. Öyle ise ayağınızı toprağınıza sağlam basın. Anadolu'ya sahip çıkın. Orta Asya'dan gelmiş olmanın gerçeğiyle Anadolu'yla kaynaşmış olmanın şansını bir hümanizmde birleştirin.
   Bu sentezi yapıp çağdaşlığa uzanırken egemenlerin değil, emekçi halkın yanında olun, yurtseverlikle insancıllığınız, evrensel bir sömürüsüz dünya arzulasın.Çünkü siz, Konstantin'den yana değil, Mustafa Kemal Paşa'dan yana olmalısınız."




   Halikarnas Balıkçısı İzmir'in Hatay semtindeki  "merhaba" apartmanında öldü. Öldüğü zaman İzmir'de bir umursamazlık vardı. Ama Bodrumlular öyle değildi. Tüm Bodrum halkı o yüce ölüye son görevlerini yapmak için ayaktaydı.On beşe yakın arabayla İzmir'e gitmişlerdi. Bodrum halkı onu Torba mevkiinde karşıladı. Yokuşbaşı'ndan itibaren öğrenciler ellerinde çiçeklerle yollarda bekliyorlardı.







   

11 Ekim 2014 Cumartesi

ADAM GİBİ ADAMLAR-AVNİ ARBAŞ




KUVAYİ MİLLİYE ATLILARI


   Modern resmin ustaları arasında Avni Arbaş'a en yakın sanatçının Picasso olduğunu belirten Ferit Edgü, "Resim benden daha güçlü, ne isterse yaptırıyor bana" diyen Picasso'nun tam tersine, Arbaş'ın "Resme söz geçirmeye çalıştığını" söylüyor. 





AVNİ ARBAŞ
(d.1919  İstanbul-ö. 2003  Foça-İzmir)

(Devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in çabalarıyla düzenlenen yurt gezilerine seçildi. Dolayısıyla Siirt'e giden ressam, o yılların yoksul Anadolu'suyla ilk kez tanıştı. 1954'te Paris'teki ilk sergisinde yer alan ve Mahmut Makal'ın Bizim Köy adlı eserinden esinlendiği resimlerinde, bu gezinin izleri okunmaktadır.)






Bu atlar Avni'nin atları
Kuvayi Milliye atları
Kara yamçı altında ak sağrı dolgun
Titrer burun kanatları
Bu atlar Avni'nin atları


Kuvayi Milliye gelecek yine
Şahin atlar aşarak yeli
Çiğneyerek gavuru da, Anzavur'u da
Kuvayi Milliye gelecek yine
Hem bu sefer ayyıldızlı bayrağıda ışık içinde.


Bu atlar Avni'nin atları
Kuvayi Milliye atları
Titrer burun kanatları.


Bana Avni'nin atlarına 
Binmek nasip olmasa gerek
Ama Memet binecek
Gelecek düşmanla topuz topuza!
Gülüm, Kuvayi Milliye atları
Gözüm, Kuvayi Milliye atları,
Memleketi satanları bağlasınlar,
Kuyruğunuza...



Avni Arbaş'ın çizgileriyle NAZIM HİKMET



 Avni Arbaş, Fransa'da yaşadığı yıllarda, Picasso'ların, Tristan Tzara'ların, Aragon'ların da bulunduğu bir dostlar çevresi edinmiş ve Ecole de Paris ressamları arasında yerini almıştı.
 Ne var ki devlet, Arbaş'ın başarılarını görmezden gelerek askerlik yapmadığı gerekçesiyle onu vatandaşlıktan çıkarır.1977 yılında ülkesine dönen ressam vatansız damgası yer ancak uzun uğraşlar sonunda vatandaşlık hakkını geri alabilmiştir.




Merhaba!

4 Ekim 2014 Cumartesi

KEDİ YA DA ŞAİRİN ÖLÜMÜ





NURULLAH ATAÇ
(d.21 Ağustos 1898 İstanbul-ö.17 Mayıs 1957 İstanbul)


   Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının kilometre taşlarından Nurullah Ataç bir denemesinde şöyle yazar:
   "Kimsenin zevkine karışılmaz, kedileri ille herkes sevsin demeyeceğim ama ben kedi sevmeyenlerle anlaşamam."

   Önünde imparatorluk ordularının kağıttan kaleler gibi arka arkaya yıkıldığı Napolyon'un yeryüzünde korktuğu tek canlı vardı: Kedi. Koca Napolyon'un bir kedi karşısında duyduğu dehşetten bacakları titrerdi. İnsanlığı kıyamete sürükleyen Hitler'in de en sevmediği canlı-Yahudiler dışında- kediydi. Yardakçısı Mussolini'de nefret ederdi kediden.



Bir başka "kedisever" sanatçı ise Cihat Burak'tır:








CİHAT BURAK
(d.1915 İstanbul-ö.13 Mart 1994 İstanbul, Ressam, mimar, yazar, seramikçi)
Mimarlığı geçinmek için, resmi ise sevdiği için yaptığını belirten sanatçı yapıtlarını "Toplumsal Gerçekçilik" anlayışından hareketle ortaya koymuştur.




"Şairin Ölümü"
CİHAT BURAK

"Şairin Ölümü" aslında şairlerin boşuna ölmediklerinin de resmidir.



Bugün pazar,
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldanmadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...





NAZIM HİKMET
(Çankırı cezaevi)




Merhaba!

28 Eylül 2014 Pazar

ORTAKÇININ OĞLU-TALİP APAYDIN



   
  

   "Karanlık, uzun, engebeli bir köy yolunda, ışığa doğru yürüyen bir çocuğun fotoğrafını gördüm. Elinde bir keman tutuyor ve bir konçerto çalıyordu." (OĞUZ MAKAL)

   "Oğuz Makal'ın sözünü ettiği o çocuk, Talip Apaydın'dır. Çaykovski'nin keman konçertosundan Canzonetta'yı çalarak yürümektedir." (ÖNER YAĞCI)

   "Talip Apaydın Türk köylüsünden konçerto çalan; roman, öykü, şiir yazan aydın çıkarmanın ocağı Köy Enstitüleri'nin yetiştirdiği bir kişiliktir."

   "Köy Enstitüleri Türk Devrimi'nin buluşudur. Talip Apaydın'ın yaşamı ise, o buluşun yarattığı destansı öykünün tipik örneklerinden biridir. 'Ortakçının oğlu' Apaydın, Köy Enstitülü aydının bütün özgün ve tipik özellliklerini kişiliğinde birleştirmiştir." (ADVİYE MERAL)





TALİP APAYDIN 
(d. 1926 Polatlı-Ankara, ö. 28 Eylül 2014 Ankara)

(İlkokuldan sonra Çifteler Köy Enstitüsü'ne, ardından Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'ne kaydoldu. Daha sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü'nü bitirdi. 1979 yılından sonra emekliliğine kadar Turhal ve Amasya'da öğretmen olarak görev yaptı.)



KENDİ ŞARKIM

Yalnızlık tarlasının geniş düzünde
Tek başına yaşıyan kuşlar gibi
Yaşadım dayanabildiğim kadar
Öğüncüm bu olacak yeryüzünde

Bir yol ki kendimizden başlar
Kolay olmıyan güzel olan
Gelecek Türkiye'ye gidecektir
Geçip yalnızlığın tarlasından

İnanıyorum gerçek bu tarafta
Öyle gecelerim oldu ki apaydınlık
Pişman değilim üzgün değilim
Git kafamdan yalnızlık



UĞURLAR OLSUN GÜZEL İNSAN!




Merhaba!








23 Eylül 2014 Salı

İNSANLIK VE SANAT



"En büyük güç alçakgönüllülüktür."

DOSTOYEVSKİ




   Esengül Kaya, 11 yaşında Nesin Vakfı'na gelmiş. İlk üç yılında Aziz Nesin'i tanıma tanıma fırsatı bulmuş. Şimdi kendisi gibi vakfa sığınan çocuklara öğretmenlik yapıyor. Seramik öğretmeni Kaya, "Akşam yemeklerini Aziz Nesin'le birlikte yerdik. Eğitim üzerine toplantılar yapardık. Bize hep 'İzan nedir çocuklar...İzan çok önemli. İnsan kendini bulmalı...Hayata dair çözüm yolları üretmeli' derdi. Aziz Nesin bizlere dilin, dinin, ırkın öneminin olmadığını, önceliğin insanlıkta olduğunu öğretti" diye anlatıyor gazetedeki röportajında.




AZİZ NESİN



"Kişi, mutluluk için gerekli her şeyi kendi içinde taşır."

DİYOJEN



   Değerli sanatçı, heykeltıraş Meriç Hızal kendisiyle yapılan söyleşide "Öğrencilerinize öğütlediğiniz en önemli şey nedir?" sorusunu şöyle yanıtlamış:

   "Kendini tanı." Bu benim icadım değil, Apollon Tapınağı'nın alnında yazılı. Çünkü kendilerini tanırlarsa samimi olurlar. Lütfen diploma almak için gelmesinler. Şadi Çalık Hoca'da öyle derdi. Eğitimdeki rol modelim Şadi Hoca'dır. Atölyeye ilk girdim, asistana "ne yapayım" diye sordum."Hiçbir şey yapma, rıhtıma çık. Herkes rıhtımda" dedi. Ben başlamak için direttim. Oradan biraz çamur aldım, boynu moynu olmayan İbiş gibi bir büst yaptım. Uzun boylu bir beyefendi geldi içeri, yaylanarak yürüyordu. İncecik sesiyle, "Sen yeni mi geldin?" diye sordu. Uzun parmaklarıyla büstün göz kapaklarına belirgin bir plan yaptı. Sonra yine yaylanarak giderken "at onu şimdi" dedi ve çıktı. Atsam kıyamıyorum, atmasam hoca beğenmedi kendime yediremiyorum. Kıvranırken bir baktım kapının aralığından eğilmiş bana bakıyor; "Bana bak yeni gelen" dedi, "Her dediğimi yapma. Yoksa Şadi Çalık olursun. Sen, sen olacaksın!"
   Aynı şeyi yapmaya ve aynı duyguyu vermeye çalışıyorum.





MERİÇ HIZAL



   "Yazarın, ressamın, müzisyenin, yontucunun her zaman iki anası vardır; 
biri onu doğuran, emziren anadır,
öbürü doğup büyüdüğü kültür ortamıdır,
yani vatanıdır."

OSMAN ŞAHİN




OSMAN ŞAHİN

   
      Mahmut Makal'a göre zaman içinde, eğitim yoluyla oluşturulması gereken durum şu olmalıdır:

   Bilimsel, kültürel ve sosyal kaynaklar, yurt kaynakları, uygarlık birikiminden yöntemli bir biçimde yararlanarak edebiyat tarihi bilinci oluşturur. Bu birikimlerden yararlanmasını bilen her ulus, kuşaklararası bağıntıyı da geliştirecektir. Toplumsal katmanlar arasındaki hoşgörü de böyle gelişir.



MAHMUT MAKAL


   İnsanlığın içinde yaşadığı büyük dönüşümü en iyi anlayabilenlerden biri Bertolt Brecht oldu. Brecht, gerçek bir dram yazarıdır. En büyük amacı, kitleleri, piyeslerini görenleri, dinleyenleri değiştirmektir. İnsanlar tiyatrodan çıktıkları zaman, yalnızca sarsılmış değil, değişmiş de olmalıdırlar. Uygulamada iyiye, bilinçli uyanışa, eyleme, ilerlemeye yönelmişlerdir. Çünkü estetik etkinin işlevi, sosyal, ahlaksal bir dönüşüm oluşturmaktır. (SERVER TANİLLİ, Uygarlık Tarihi)



   SERVER TANİLLİ (d.1931-ö.29 Kasım 2011) Yazar, anayasa hukuku profesörü. 7 Nisan 1978 günü terör ortamında silahlı saldırıya uğrayıp, belden aşağısı tutmaz oldu. Fransa'ya gidip uzun yıllar Strasbourg Üniversitesi'nde çalıştı. 1980 sonrasında düşün ortamını ve özellikle de gençliği etkilemiş olan "Uygarlık Tarihi (1973) üniversitelerde ders kitabı olarak okutuldu.


   Les Lettres Françaises dergisinin 25 Mart 1945 tarihli sayısında Picasso'nun şu bildirisi yayınlanmıştı:

   "Bir sanatçı nedir dersiniz? Ressamsa yalnız gözleri, müzikçi ise yalnız kulakları, ozansa kalbinin her katında bir lir ve hatta boksörse, yalnız adaleleri olan bir ahmak mı? Tersine aynı zamanda siyasal bir kişidir sanatçı. Bütün varlığı ile tepki göstermesi gereken, acıklı, keskin, mutlu olayların karşısında her an bilinçli olması zorunlu bir kişidir sanatçı. Başkalarına karşı ilgi göstermeden yapabilir mi kişi...Kendisine bol bol canlılık getirenlerden kopabilir mi? Resim, odaları süslemek için yapılmamıştır. Resim, düşmana karşı saldırıda ve savunmada kullanılması gereken bir savaş silahıdır."


Ve düşman, Picasso'nun birçok defalar belirttiği gibi,
bencilliği ve çıkarı için başka insanları sömüren kişidir.

SERVER TANİLLİ




Merhaba!