15 Şubat 2015 Pazar

SAVAŞA DAİR-3





Fotoğraf: OSMAN SAĞIRLI




  " Bir siyaset insanının düşünebileceği en saçma fikir, bir halkın kendi kanun ve anayasal ilkelerini başka bir halka kabul ettirmesi için silahlı bir biçimde bu ülkenin topraklarına müdahale etmesinin yeterli olacağıdır. Hiç kimse silahlı misyonerleri sevmez, düşmanın topraklardan atılması, doğanın ve ihtiyatın bu tür işgale karşı halklara vereceği ilk tavsiye olacaktır."

MAXIMILIEN ROBESPIERRE




Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem 
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kaat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

NAZIM HİKMET




   "İnsanlık bütün kötülükleri alt ederek buraya kadar gelmiştir. İnsanlık gür bir ışık seli gibi iyiliklerle, eşitliklerle, barışlarla, güzelliklerle, umutlarla çağımıza geliyor. Bundan sonra insanlık değeri, çağımızdaki kişilik değerleri bir tek şeyle ölçülecektir, o da, bir ulusun, bir değerin, bir kişinin barışa ne kadar yardım ettiğiyle, savaşa, silahlanmaya ne kadar düşman olduğuyla..."

YAŞAR  KEMAL


Fotoğraf: Ara Güler




   "Hiç kimse aklından çıkartmamalı, her savaş bir ölüm fermanıdır. Yenenler de yenilenler de, savaşların dışında kalanlar da bu yıkımdan kurtulamazlar."

YAŞAR KEMAL





Merhaba!

8 Şubat 2015 Pazar

FOTO MUHABİRİ





"Bir patlama olduğunda olay yerine doğru koşan kişi foto muhabiridir, oradan kaçan ise fotoğrafçı."

ARA GÜLER
(Foto muhabiri)





ORHAN KEMAL
(d.15 Eylül 1914 Ceyhan- 2 Haziran 1970 Sofya)


   Bir gün tesadüfen Galatasaray'daki bürosuna sabah 10.30 gibi erkence gider. Bir ara kapı çalınır. Açtığında karşısında Orhan Kemal vardır. Arkadaştırlar ama bu tip arkadaşları akşam saat altıdan sonra görmeye alışık olduğu için şaşırır. Orhan Kemal, "Ne haber lan" diyerek içeri girer, Ara'nın masasına oturur ve bir sigara yakar. "Sofya'ya gidiyorum, gebermeden bir fotoğrafımı çek elinde bulunsun" der. Ve o fotoğraflar Orhan Kemal'in son fotoğraflarıdır.

                                        Nezih Tavlaş- Foto Muhabiri(Ara Güler'in Hayat Hikayesi)



   Devir 1958. Adnan Menderes'in son zamanlarıydı. Aydın'da valiye gittim. "Adnan Menderes'in açılış yapacağı baraj var. Beni oraya gönder, açılışta resim çekeceğim" dedim. Şoför dedi "Ben kestirme yol biliyorum oradan gidelim." Kestirme yoldan giderken yolu kaybettik. Yolu kaybedince de nereye gitsek karşıma hep o büyük kayalar çıkıyordu. Güneş battı ve zifiri karanlık oldu. Gidiyoruz, gidiyoruz yine aynı kayalıklara geliyoruz. Kaybolduk! Baktım bir ışık var. Bir kahve. Kahveye girdik, adamlar oyun oynuyor. Lüks lambasıyla aydınlanıyordu. Biraz sonra gözüm ışığa alıştı, bir de baktım ki kahvede masa yok. Sütun başlıklarını masa yapmışlar ve üstünde domino oynuyorlar.
   Tarih ve bugün içiçe yaşamaktadır. Böyle acayip bir yer hayatımda görmedim. Harabe dediğin harabedir. Ama bu öyle değil, bu bambaşka. Bu, tarih içinde yaşayan bir şehir. Baktım ki taşların içinden suratlar bana bakıyor. Hemen aklıma röportajın adı geldi: Afrodisias Çığlığı. O taşlar bana bakıyor ve "Beni buradan kurtar!" diye çığlık atıyor.







    
   Tanrıça Afrodit'e adanmış Afrodisias adlı eski çağ kentlerinin en ünlüsü, Türkiye'nin en ünlü foto muhabiri Ara Güler'in tesadüfi biçimde bölgede kaybolmasıyla bulunmuştur. Ara Güler, köydeki insanların Afrodisias'a ait sütun ve taşları, evlerinin ve iş yerlerinin belli kısımlarında kullandığını görmüştür. Geri döndüğünde çektiği fotoğrafları dönemin sanatçı-aydınlarına göstermiş ama kimse ilgilenmemiştir. Daha sonra bir ABD dergisine fotoğraflarla birlikte yazıları göndermiş ve büyük ilgi görmüştür. Kendisinden daha detaylı yazılar istenince, önceden tanıdığı, kendisinden bir yaş küçük, idealist arkeolog Kenan Tevfik Erim ile görüşür. Fotoğrafları görüp heyecanlanan Kenan Erim, başvuruları yapıp kazı için gerekli izinleri alır. Afrodisias'a ilk kazma 1961 yılında vurulur. Aynı yıl Ara Güler, İngiltere'de yayınlanan Photography Annual tarafından dünyanın en iyi yedi fotoğrafçısından biri olarak tanımlanır. Kenan Tevfik Erim, o kazılar sırasında profesör olur, vefat ettiği 1990 yılına kadar otuz yılını, tüm kariyerini buraya adar. Hatta buraya defnedilir. 3 Kasım 1990'da vefat eden Kenan Tevfik Erim, Türkiye'de bir antik kente defnedilen ilk kişidir. Kendi deyimiyle "sevgilisinin koynunda " yatmaktadır.  






KENAN  T. ERİM
(d.13 Şubat 1929 İstanbul- 3 Kasım 1990 Ankara)




Merhaba!

1 Şubat 2015 Pazar

DİL ÖZGÜRLÜKTÜR




   "Bir ulusun gerçek yurdu, onun dilidir. Dil, ulusal dileği belirten güçlü bir varlıktır. Ulusal dil yok olunca ulusal duygu da çok geçmeden yitirilebilir."



WİLHELM  v. HUMBOLDT
(d.22 Haziran 1767 Potsdam-ö.8 Nisan 1835 Tegel)

(Alman filozof, dilbilimci. Berlin Üniversitesi kurucularındandır)




   "Özgürlüğün aslı dildir. Bir devlet, diliyle yaşar, diliyle yıkılır. Ülkemizde bir çok ülkenin açtığı kolejlerin amacı nedir? Kendi dillerini yaymak, kendi iktisadi, mali, ticari ve siyasi üstünlüklerini  yaymak, kendi adamlarını yetiştirmek..."




FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
(d.26 Ağustos 1914 İstanbul-15 Ekim 2008 İstanbul)



   Ülkü Tamer'in sözleridir:

   "Evet, Ataç bir önderdi. Önerdiği sözcüklerin büyük bölümünün benimsenmeyeceğini, yaşamayacağını cin gibi biliyordu. Kendisi 100 metre koşarsa, arkasındakilerin hiç değilse 10 metre ilerleyeceklerini de biliyordu. Onun çabaları olmasa, dilimiz bu kadar çabuk arınmazdı."




NURULLAH ATAÇ
(d.21 Ağustos 1898 İstanbul-ö.17 Mayıs 1957 İstanbul)





Beş dil biliyormuş ünlü kişi
Ünlü ve saygıdeğer
Bir de Türkçe öğrense
Altı eder




CEMAL SÜREYA
(d.1931 Pülümür, Tunceli-ö.9 Ocak 1990 İstanbul)



Türkçeden bir kıl kopar; içinde
Güneşler, dünyalar, ırmaklar vardır
Ama Türkçeden koparacaksın...

CEMAL SÜREYA




Türkçe bilenin işi rast gider!
(İran atasözü)




Merhaba!

24 Ocak 2015 Cumartesi

ŞAİR VE ÖLÜM


ENVER GÖKÇE
(d.1920 Kemaliye(Eğin),Erzincan-19 Kasım 1981,Ankara)


  Osman Şahin, şair Metin Demirtaş'ın ölümünün ardından yazdı:

Yıllar önce, Enver Gökçe ile sinema oyuncusu Natalie Wood, aynı günde ölmüşlerdi. TRT, radyo ve tv'ler, Natalie Wood'la ilgili geniş haberler verdikleri halde, şiirimizin sessiz, büyük ustası Enver Gökçe'nin ölümünden tek satır söz etmemişlerdi. Metin Demirtaş bu ulusal "ihmali"de geçirir şiirinden:


Kadersizdi
Kadersizliği
Ölümünden sonra da devam etti
Natalie Wood ile
Aynı günlerde ölmeseydi
TRT'de ona da sıra gelecekti
Bir ağlayan
Eğin türküleriydi
Ona da şükretsindi.




METİN DEMİRTAŞ
(d.1938 Antalya-ö.27 Eylül 2014 Antalya)


Metin Demirtaş, Enver Gökçe'nin ölümünün ardından,12 Eylül karanlığında dövülerek öldürülen İlhan Erdost'a yazdı:

Merhaba İlhan
İşte Enver abiyi de getirdik yanına
Şu / Dünyada / Ayrılık / Var
Ölüm / Var
İlle de / Zulüm / Var
Diyen ozanı
Gülüşünden, su içişine kadar
Halk olan adamı

Mezarlarınız biraz aralı
Ama atsan
Ulaştırırsın herhal sigaranı

İki gözüm ona iyi bak
Dünyaya küskün gitti biraz
Zemheride çiçek açmış
Acılı, suskun bir topraktır o
Seslenmezsen
Merhaba demez
Hastadır, koluna gir
Yürüyemez
Ayakları tutuk
Bağışla İlhan
Öyle ya
Senin de kaburgaların kırık.




"Şükran Kurdakul deyince akla, yaşamın edebiyatla güzelleştirilmesi, edebiyatçının yaşamdan sorumluluk duyması gelir."
(ÖNER YAĞCI)



ŞÜKRAN KURDAKUL
(d.23 Mart 1927 İstanbul-ö.15 Aralık 2004 İstanbul)


Gücünüz varsa sizin
Sözcüğü tutuklayın.
Öğrenci, kitap, Türkçe
En güzel kavramı dilimin
Özgürlüğü tutuklayın.

Ben ki düşünüyorum
Var olduğumdan beri
Silahlar bana dönük
Savaşlar sizin için
Gücünüz varsa artık
Usumu tutuklayın.

Açtı kendini, bir bayrak gibi işte
Ölümün üzerinde Hasan Tahsin...
Bu silah başka silah
Bu ölüm başka ölüm
Gücünüz varsa sizin
Ölümü tutuklayın.







UĞUR MUMCU
(d.22 Ağustos 1942 Kırşehir- ö. 24 Ocak 1993 Ankara)





Son söz Cemal Süreya'dan:

"Özgürlüğün geldiği gün
O gün ölmek yasak"





Merhaba!


20 Ocak 2015 Salı

MÜZİĞİN PEŞİNDE




   "Ben genç olmanın ne demek olduğunu bilirim...Ama sen, yaşlılığın ne olduğunu bilmiyorsun...Gel arkadaşım, birlikte müzik yapalım...Ben eskiyi çalayım, sense yeni olanı söyle bana..."

ORSON WELLES



(d.6 Mayıs 1915 Wisconsin-ö.10 Ekim 1985 Los Angeles)







BRENNA MACCRİMMON

   Brenna MacCrimmon, Kanadalı bir halk müziği sanatçısıdır. Çok iyi Türkçe konuşan ve şarkı söyleyen MacCrimmon, uluslararası anlamda bir Türk Halk Müziği ses sanatçısı olarak kabul edilmektedir.Türk Müziği'ne ilgisinin 1980'lerde, Ontario'da bir kütüphane ziyareti ile başladığını belirten MacCrimmon, orada rastlantı sonucu dinlediği Ankara Radyosu kayıtları sonrası bu müziğe karşı duygusal bir bağ geliştirdiğini söylüyor:
   "Balkan müziklerini duyunca, çok farklı şeyler hissettim. Ritimleri, makamları çok hoştu. Sesler çok güzeldi. Özellikle kadın sesleri çok güçlüydü, aynı zamanda da duygusal. Sadece dinleyip bırakmak istemedim."
   Balkan müziği üzerine tezi nedeniyle Türk müziği üzerine de çalışmalar yapan, 1985'te geldiği İstanbul'da 5 yıl yaşayan MacCrimmon, Trakya ve Balkanlar'ı karış karış dolaşıyor. Bu kültürün yalnız müziği ile değil insanları ile de bütünleşiyor.





"Bir türkü bin yıl su altında kalıp arınmış bir çakıl taşı gibidir."

YAŞAR KEMAL








HAYRİ DEV
(2008 yılında Unesco tarafından "Yaşayan İnsan Hazinesi Kültürel Miras Taşıyıcısı" olarak değerlendirilmiştir.)




   Hayri Dev hiç okula gitmedi.Okuma yazmayı okula giden bir arkadaşından öğrendi. Cura denilen üç telli çalgıyı öğrenip, yaşadığı Gökçekaya Köyü'nün eski ismini taşıyan Masıt Kırığı denilen dokuz sekizlik mahalli ezgileri çalan ve söyleyen bir usta oldu. Evlere gidip yarenlik yaptı, düğünlerde insanları eğlendirdi. Ormanda, dağlarda çobanlar için çaldı, söyledi. Zaman böyle geçti. Taa ki 1992'ye kadar.
   1992 yılında hayatını değiştirecek bir olay oldu. Fransız Jerome Cler İspanya'da duyduğu bir bağlama sesinin büyüsüne kapılarak Türkiye'ye geldi. 1500 m. yükseklikteki Çameli ve Fethiye dağlarında uzunca bir süre bu sesin kaynağını bulmaya çalışırken yörenin kültürü hakkında 350 sayfalık bir tez hazırladı. Sorbonne Üniversitesi'nin Etimoloji Bölümü'nden doçentlik alması da bu tezle oldu. Cler, Türkiye'ye işte bu tarihlerde geldi, Hayri Dev'i buldu. Dinlediği ses, Dev'in elindeki üç telli saza aitti. Daha sonra 15 kişilik bir Fransız ekibi tekrar köye geldi. Dev'in hayatı "Ormanlar Arkası" adlı belgesel filmle anlatıldı. Fransız müzikologlar üç defa konser verdirtmek üzere ülkelerine çağırdılar. Hatta bir Fransız her yıl ders almak için Çameli'ne kadar geliyor; belgesel çekimler yapıyordu.
   Birkaç defa yurt dışına da giden Hayri Dev'e "Koca Usta" diyorlar. "Koca Usta" lakabını elinden her iş geldiği için almış. "Elin yapacağı her şeyi yaparım" diyor ve devam ediyor: "Ama hiçbirini yapmak istemedim. Çünkü ben çobanım ve müzisyenim. Çalgıcılıktan çok aç kaldığım oldu ama hiçbir zaman ondan ayrılmadım."
   



  
Gazeteci - yazar ve sendikacı Yaşar Seyman'ın sözüdür:

Bir Anadolu kadını olarak sadece türkülere sığınırım, başka da eyvallahım yoktur.
Düşünürün dediğini şiar edinirim:

"Türküleri yapanlar, yasaları yapanlardan daha güçlüdür."







Merhaba!


14 Ocak 2015 Çarşamba

ÖDÜLLER




   "Benim için önemli olan kendi ülkemin insanları tarafından onurlandırılmak, takdir görmek. Yoksa Fransa'da, Almanya'da, Japonya'da birilerinin bana ödül vermesinin pek değeri yok."


ARA GÜLER
(d.16 Ağustos 1928 İstanbul)

1961'de İngiltere'de yayınlanan Photography Annual, onu dünyanın en iyi yedi fotoğrafçısından biri olarak tanımladı.





   "Resmi payeleri hep reddettim. Legion d'Honneur'ü de kabul etmemiştim. Fransız Akademisi'ne de girmedim. Yazar kendisinin bir kuruma dönüştürülmesini reddetmelidir. Bu onur verici bir paye dahi olsa, bunlar kişisel nedenlerim. Bir de bu ödülü verenlerin konumundan dolayı kabul edemem.
   ...benim gibi yaşlı bir devrimciye böyle bir ödül vermek, kapitalizmin intikam alma girişiminden başka bir şey değildir."


JEAN PAUL SARTRE
(d.21 Haziran 1905 Paris- ö.15 Nisan 1980 Paris)

Sartre, 1964 yılında kendisine verilen Nobel Ödülü'nü, İsveç halkından özür dileyerek, kabul edemeyeceğini söylemiştir.




İnsan mı paraya bağlı,
para mı insana bağlı?
Bu; insana bağlı!


ÖZDEMİR ASAF
(d.11 Haziran 1923 Ankara- 28 Ocak 1981 İstanbul)






Merhaba!

8 Ocak 2015 Perşembe

CEMAL SÜREYA





TURGUT ÖZAL'A İNTİHAR ÖNERİSİ

   Ülkemizi sizden,
Sizi de kendi özel sıkıntılarınızdan
Kurtarmak için
Arkadaşım Muzaffer Buyrukçu'yla
Bir önerimiz var:

İntihar etmelisiniz!

Ben ve Buyrukçu bu konuda
Dostça omuz veriyoruz size.

Gelin, halkın önünde,
Üçümüz birlikte intihar edelim.

Yer: Kadıköy eski iskelesinin önü,
Gününü ve saatini siz saptayın.

Ülkemiz sizden kurtulsun,
Biz de bir işe yaramış olalım.

22 Ekim 1989

CEMAL SÜREYA






Ülkü Tamer onun için şu dizeleri yazmıştır:

Tanrı
Bin birinci gece şairi yarattı,
Bin ikinci gece Cemal'i,
Bin üçüncü gece şiir okudu Tanrı,
Başa döndü sonra,
Kadını yeniden yarattı





Sunay Akın'dan:

   Cemal Süreya Darphane'de müdür, paranın yerinde şair müdür. Bütün yolsuzlukları tespit edip, rapor eder, Ankara'ya gönderir, mükafat bekler, ama ses yok. Bir daha yazıp bir daha gönderir.
   Çok geçmeden zamanın bakanı Darphane'yi teftişe gelir. Gelir ama Cemal Süreya'nın elini bile sıkmaz. "Bu kapının arkasında ne var?" diyerek bütün odaları dolaşır. Cemal Süreya'ya hiç muhatap olmaz, yardımcılarına sorar: "Bu kapının arkasında ne var? Burada ne var?" İki saat dolaşır ve gider.
   Giderken Cemal Süreya der ki:
   "Bir kapı var ki, onu size hiç açmayacağız."
   "Hangi kapı? Ne kapısı?" der bakan.
   "Gönlümüzün kapısı."
   Bakan gider bir rapor hazırlar:
   Darphane'yi gezdim, çok pis buldum. Müdür Cemalettin Seber'i (Cemal Süreya) görevden alıyorum.
   Cemal Süreya bu yazıyı alınca bir basın toplantısı düzenler ve der ki:
   "Bakan haklı, gerçekten de o gün şanlı Darphane, tarihinde ilk defa kirliydi. O da Sayın Bakan'ın burada teftişte olduğu saatlerdi."





CEMAL SÜREYA
(d.1931 Pülümür- Tunceli, ö.9 Ocak 1990 İstanbul)


Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir...

Üstü kalsın...

CEMAL SÜREYA




Özdemir Asaf'ın dediği gibi:

gözlerimizin önünde
ilginç bir yaşam sürdürdü
anlattı, dinledi, güldürdü
ölümü düşünmüyorduk
düşündürdü.




ÖZDEMİR ASAF
(d.11 Haziran 1923 Ankara-ö.28 Ocak 1981 İstanbul)




Merhaba!