23 Nisan 2021 Cuma

GÜLMEYİ UNUTANLAR

 

   



  "Zenginliğin sadece bilim ve sanat için harcandığında mazur görülebilecek bir hastalık olduğunu söylüyorum" bu cümle Sadık Demir'e (Meraklı Adamın On Günü - İletişim Yayınları) ait.
     Zenginliği hastalıklı kılan nedir?

   Zenginlik bulaşıcı ve ölümcüldür. Kişisel zenginlik bu yüzden bu gezegenin üzerinden silinmelidir. Başkasının payını almadan zenginleşmek mümkün mü? Tabii ki değil. Proudhon, zenginliğin kökünde hırsızlık olduğunu söylerken haksız değildi. Tüm dinler önce yoksulların hareketi olarak doğar. Tanrı sonradan zenginleşir, sistemin yanında saf tutar. Kişisel zenginlik toplumun yoksullaşması demektir. Bir küçük not: Solcular zenginliğe karşı değildir. Zenginliğin tek elde toplanmasına, toplumla eşit olarak paylaşılmamasına karşıdırlar. (MEHMET EROĞLU, Söyleşi: CAFER KURT - Cumhuriyet Kitap)


***


Gün gizini sürdü sessizliğe, konuğunu
Bütün gece bekleyen sokak ışıklarına,
Kaldırımlara. Ben sesini duydum yüzünde
Ağlayan kedinin, acısını anladım ve annemi
Anımsadım, bacağını saklayan basma eteği
Görünce yara bandı satan kızın.

Sarıydı teni ve kirliydi elleri. Bir gecenin
Kondusu yürümüştü gözlerindeki kısa
Patikada. Çocukluğunu oyuncak bir trenden
Çıkarıp taşını sulamıştı kaldırımların.
Ve anlamıştı: insanlığın yarası olan 
Varlığıyla en çok yarasını sarmayı
Gereksindiğini insanları.

"Yara bandı alın" mı diyordu yoksa
"beni sarın" mı? Anlayamadım.

ZAFER EKİN KARABAY


***


   ... Şeyh, Fehmi Ağa, Mısır firavunları gibiydi, ölmüş de mumyalanmış bir hali vardı da, yüzünden ne dediği anlaşılmazdı, gülmeyi de ağlamayı da unutmuştu. Şunu söylemek gerekir ki, gülmeyi unutan insan yoksuldur, ağlamayı unutan da vicdansız. Ama her ikisini birden unutan kişi artık insanlıktan çıkmıştır. Onun yüzünden duygu okunamaz. Firavunlar, kral ya da sultanlar arasında kamu önünde ağlayanı varsa o herhalde tasarlanmıştır. Gülmek de öyledir... (FARUK DUMAN - Sus Barbatus!)






Merhaba!  

17 Nisan 2021 Cumartesi

KÖY ÖĞRETMENLERİ

 

KÖY ÖĞRETMENLERİ

Yurdumuz uçsuz bucaksız,

Gökte yıldız kadar köylerimiz var.

Ama uzak, ama harap, ama garipsi..

Alın benim gönlümden de o kadar.


Uzak köylerimizde kuşlar gibi

Her sabah çocuklar size uçar.

Ama küçük, ama büyüyen, ama güleç..

Alın benim gönlümden de o kadar.


Siz kara göklerin yıldızları,

Işıtın yurdumuzu sabaha kadar!

Ama düşe kalka, ama yiğit, ama umutlu..

Alın benim gönlümden de o kadar.


(...)


Ve onlar saçları uzamış,

Çatlak ellerinde çıkınları,

Üç saat, dört saat ötelerden

Yorgundur, sessizdir akınları.


Ve onlar, yıldızlar gibi

Gözleri ışıl ışıl yananlar.

Oyuncak için değil, kâğıt, kalem

Kitap için gizlice ağlayanlar.


(...)


Gündüzün akşamla kavuştuğu saatte

Güneş altında tarlalar çın çın öterken

Ya o sıcak yağmurlar toprakla çiftleşir,

Ya da ilk ışıklar sabahları erken

Rüzgârla içimizde eserken.


Çemişkezek'te, Patnos'ta, Malazgirt'te doğanlar,

Bütün bunları düşünmelisiniz.

Yüce ırmaklar gibi sessiz, sürekli

Kağnılarla, arabalarla, kamyonlarla

Akıp köylere gitmelisiniz!


Yurdumuza ışık iletmelisiniz...

(CAHİT KÜLEBİ)



CAHİT KÜLEBİ & CEYHUN ATUF KANSU



   Köy nüfusunun azalması tarımsal üretimin azalmasına, hayvancılığın olumsuz etkilenmesine ve köy okullarının kapanmasına neden olmuştur. 2000'li yıllara kadar her köyde bir okul bulunmaktaydı. Öğretmenler köylünün diğer sorunları ile de ilgilenirdi. Hasta olan, başka bir şehre iş için gidecek olan gelir öğretmene danışırdı. Tam gün eğitim yapan köy okullarının servis, ısınma, temizlik, güvenlik gibi sorunları bulunmuyordu. 

    Köy okullarını kapatarak insanlarımızın şehirlere göç etmesine zemin hazırladık. Köylünün ekonomiye katkısını hiç hesaba katmadık. Eğitim imkanlarına eşit erişimin merkezleri olan köy okullarını kapatarak dezavantajlı çocuklarımızın dünyaya açılan tek şansı olan bu kapıları da kapatmış olduk. 

  Köy okulları yaparak yaşayarak öğrenmenin merkezleriydi. Yoksul ailelerin çocuklarının özgürce sosyalleştiği alanlardı bu okullar. Şimdi bu çocuklarımızı kilometrelerce mesafelere taşıyarak, özgüvenlerini yok ettik.

  Yıllardır eğitim modelleri üzerine tartışmalar yürütülüyor. Kendi modelimize dönüp bakmak aklımızın ucundan geçmedi. Aslında 1923'ten bu yana kendimize özgün bir model oluşturduk. Köyleri boşaltarak kendi modelimizi yok ettik. Çocuklarımızı asfalt bahçeli apartman şeklindeki okullara hapsettik.

   Fakir Baykurt, Mahmut Makal, Talip Apaydın, Niyazi Altunya gibi aydınlanmacı öğretmenlerin yetişmesinin önüne set çektik. 

  Bir köy okulunda yetişen Cumhuriyet Öğretmeni Şefik Sınığ'ın köy çocukları ile olan eğitim yaşamı bu kurumların önemini bir kez daha hatırlamamızı sağlıyor. Şefik Sınığ kimdir?

  1925 yılında Konya-Seydişehir'de dünyaya gelir. Gönen Köy Enstitüsü'nü bitirdikten sonra, Afyon-Dinar ilçesi Sütlaç Köyü İlkokulu'na öğretmen olarak atanır. Burada ilk görevine başlar. 1949 yılı ekim ayında tamir etmekte olduğu okulun ara duvarının üzerlerine çökmesi sonucu ağır yaralanır. O yıllarda, ulaşım şartları hayli zor olduğundan Çivril'e güç şartlarda getirilir. Doktor Şerif Gürsel, ağır yaralı olan Şefik öğretmeni muayene eder ve omuriliğinin hayli ezilmiş olduğunu görür. Çaresiz bir şekilde, öğretmen Şefik Sınığ görev yaptığı köye geri götürülür. Hasta yatağının başında öğretmen arkadaşı Mehmet Aydeniz ile köylülerden birkaç kişi bekler. Ancak, durum umutsuzdur. Dünyanın bütün çiçeklerini, köy çocuklarını, öğretmenlik mesleğini çok seven idealist öğretmen ölmek üzeredir. Sürekli öğrencilerini sayıklar. Bu sayıklaması gün boyunca sürer. Hep, öğrencilerini, kaderleri kendisine benzeyen o köy çocuklarını sayıklar. Dünyanın bütün çiçeklerini yanına ister. Son sözleri şu olur: "Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin." Zorluklarla geçen yaşamı bu sözlerle son bulur. 

   Ceyhun Atuf Kansu, Şefik öğretmenin ölümü üzerine yazdığı o meşhur şiirinde bir köy öğretmeninin öğrencilerine olan sevgisini, ilgisini şu şekilde dile getirmektedir:

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum

Bütün çiçeklerini getirin buraya,

Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,

Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer

Bütün köy çocuklarını getirin buraya,

Son bir ders vereceğim onlara,

Son şarkımı söyleyeceğim,

Getirin, getirin... ve sonra öleceğim.

(...)

Dünyanın bütün çocuklarını diyorum,

Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,

Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,

Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,

Ne güller fışkırır çilelerimden,

Kandır, hayattır, emektir benim güllerim,

Korkmadım, korkmuyorum ölümden,

Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.


Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,

Baharda Polatlı kırlarında açan,

Güz geldi mi Kopdağına göçen,

Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen,

Muş ovasından, Ağrı eteğinden,

Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden

Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,

Eğin türkülerinin içine gömün beni.


Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,

En güzellerini saymadım çiçeklerin,

Çocukları, öğrencileri istiyorum.

Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,

Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,

O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek.

Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,

Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.

(...)

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,

Okulun duvarı çöktü altında kaldım,

Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,

Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta,

Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,

Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım,

Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.

Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,

Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.


   Köy okulları "Bey çocuğu bey, ırgat çocuğu ırgat olmasın" diye açılmıştı. Bizler köy okullarını kapatarak binlerce Şefik Sınığ'ı bir kez daha toprağa vermiş olduk. (ALİ TAŞTAN, Eğitim Uzmanı - BirGün Gazetesi)



Karikatür: TURHAN SELÇUK







Merhaba!

11 Nisan 2021 Pazar

OKU! İNSAN SANATLA YAŞAR!



Bağırırlar şaire: 

"Bir de torna tezgâhı başında göreydik seni.

Şiir de ne?

Boş iş.

Çalışmak, harcınız değil demek ki..."

 Doğrusu

bizler için de 

en yüce değerdir çalışmak.

Ve kendimi

bir fabrika saymaktayım ben de.

Ve eğer 

bacam yoksa

işim daha zor demektir bu.

Bilirim

hoşlanmazsınız boş lâftan

kütük yontarsınız kan ter içinde.

Fakat

bizim işimiz farklı mı sanırsınız bundan:

Kütükten kafaları yontarız biz de.


VLADİMİR MAYAKOVSKİ

                                                                   (Çeviri: ATAOL BEHRAMOĞLU)


***


   Nazilerin 1933 yılından itibaren toplu kitap yakma eylemlerine hız verdiği, 1945 yılına dek de bu tarihe geçecek utanç verici pratiği sürdürdüğü biliniyor. Bilinen en büyük "yakma organizasyonlarından" biri 10 Mayıs 1933 günü gerçekleşmişti. Bu, kitapların yalnızca öylece ateşe atıldığı bir eylem değil, neden belli yazarın ve belli kitapların seçildiğine dair bildirilerin okunduğu, etraflı bir organizasyona sahip toplaşmalardan biriydi. Örneğin, Erich Maria Remarque'ın Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok 'u, "savaştan kaçan askerleri betimlediği" gerekçesiyle yakılmıştı. Freud'un yapıtları ise "cinselliğe aşırı derecede vurgu yaptıkları" gerekçesiyle kara listeye girmişti. (sabitfikir.com)


***


   "Ne kadar ilerledik bilemem ama ortaçağda olsak beni yakarlardı, şimdi kitabımı yakıyorlar."

SIGMUND FREUD

(Portre: SALVADOR DALİ)


***


"Çocuktuk, büyüdük. Kitapları seçtik, başka şeyleri seçen insanlar arasında..."

ENİS BATUR

(Fotoğraf: ARA GÜLER)


***


"Çocukken kitapların tılsımlı olduklarına inanırdım, büyüdüğümde kesinlikle tılsımlı olduklarına ikna oldum."           (SENTA URGAN - Cumhuriyet Kitap)


***


   Yaşam başka türlü yaşanmıyor. Eğer düşleriniz varsa ömrünüzü uzatabilirsiniz. Bir insanı sevmekle nasıl çoğalabildiğinizi görürsünüz. Ve onun için yaşamayı göze alırsınız. 

   Sevince, tıpkı okurken ki gibi, ilerler insan. Zihninin kalıpları kırılır, yeni algılar edinir. Irmaklar yaratır kendine, kuyular açar, atlaslar kurar, dağları aşma gücünü kuşanır... Yetinmeyen bir duyguyla kendini amber kokulu çarşılara taşır. İnsan sesine, insan sözüne erdirir her bir bakışını. Günü dokur, zamanı eğitir, gözlerini soldurur bir kitabın sayfalarında. (FERİDUN ANDAÇ - Cumhuriyet Kitap)


***


   İnsan sanatla yaşar. Muhakkak ki barınma, beslenme, eğitim, sağlık ve güvenlik gibi temel gereksinimlerimiz geliyor akla ama onlar yaşamak için. "İnsan" olmak için, "insan" gibi yaşamak için gereksindiğimiz öncelikle sanat. (KORKUT AKIN - Cumhuriyet Kitap)


***


"Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır."

ANDREY TARKOVSKİ




Merhaba!  

4 Nisan 2021 Pazar

İNSANLIĞIN SOL YANI-2

 


   "Bir de şu toplanan kitap..."

   "İşte hep bu anlattıklarım yazılıydı kitapta... Benim derdim, komşumun derdi, okuldaki çocukların derdi..."

   "Biliyorsun, bunları yazanlardan hoşlanmadıklarını... Gene de habire yazıyorsun!"

   "İstiyorum ki halk, kendi çektiklerinin ayrımına varsın. Bir kez halk yoksulluğunun ayrımına varırsa... Daha doğrusu halk, halk olarak kendi gücünün farkına varırsa... Kaderine öyle razı olmuş görünüyor ki..."

   "Korktuğum için kendimi savunduğumu sanma. Ben henüz solcu olup olmadığımı bilmiyorum kesin olarak. Bildiğim bir şey varsa ezilen halktan yana oluşum. Halkın çektiği sıkıntıların benim çektiklerimle tıpatıp uygun oluşu. Kurtuluşumu da halkın kurtuluşunda görüşüm... Bu birkaç düşünce kırıntısı solcu olmam için yeterse kendimi hiç de temize çıkarmaya çalışacak değilim."

RIFAT ILGAZ (Karartma Geceleri)


***


   "Suçlu senaryosu reddedilmiş. Redde esas, eserin sol temayüllü oluşuymuş. Ya reddetmeselerdi de 'Uygun' deselerdi? Kendi kendimden, yani 'Sol'culuğumdan şüphe edip, kendimi bir çeşit 'Dönek' saymaz mıydım?"

ORHAN KEMAL

(Fikret Otyam'a yazdığı mektuptan)


***


Tıraştan tıraşa yüzüne bak

unut yaşını

koru kendini bitten

                                               bir de bahar akşamlarından.

Bir de ekmeği

                                                   son lokmasına dek yemeği

bir de ağız dolusu gülmeyi unutma hiçbir zaman.

Bir de kim bilir

sevdiğin kadın seni sevmez olur

ufak iş deme

yemyeşil bir dal kırılmış gibi gelir

                                                    içerdeki adama.

İçerde gülü bahçeyi düşünmek fena

dağları deryaları düşünmek iyi

durup dinlenmeden okumayı yazmayı

bir de dokumacılığı tavsiye ederim sana

bir de ayna dökmeyi.

Yani içerde on yıl on beş yıl

                                               daha da fazlası hatta

geçirilmez değil

geçirilir

kararmasın yeter ki

              sol memenin altındaki cevahir.               

NÂZIM HİKMET


***


"Başkaları için kendilerini unutanlar, hep hatırlanacak olanlardır."

FYODOR DOSTOYEVSKİ





Merhaba!

28 Mart 2021 Pazar

ÇOCUKLARIMIZ GELECEĞİMİZDİR

 


   1954 yılının 16 Nisan'ında Budapeşte'de, Tuna Nehri'ndeki Margit adasında kalan Nâzım'ı ziyarete, okullarının seçmiş olduğu birkaç öğrenci gelir. Öğrenciler oradan ayrılırken Moskova'daki çocuklara iletmesi için Nâzım'a mektuplar bırakırlar.

   Bu ziyaret sırasında çocuk dostlarıyla dertleşen Nâzım'ın "Bazı şehirler mutludur. İçinde mutlu çocuklar yaşadığı için. Budapeşte de böyle mutlu bir şehir... Çünkü içinde sizin gibi mutlu çocuklar yaşıyor. Fakat bazı şehirler de hüzünlüdür. Orada hüzünlü çocuklar yaşarlar. Benim şehrim, İstanbul öyle bir şehir." ifadeleri üzerine küçüklerden biri bir soru yöneltir. Nâzım da gelecekte mutlu bir şehir olacağını düşündüğü İstanbul'daki göremediği üç yaşındaki oğlu Mehmet'ten bahseder. Hatta çocuk dostlarından Julika, oğlu Mehmet'e göndermesi için şaire bir mektup verir.

  Çocukların mektupları daha sonra Nâzım'ın "Postacı" şiirinin dizelerine yansır. (BERFİN ŞENGİL - BirGün Gazetesi)


Çocukken postacı olmak isterdim,

şairlik filân yoluyla değil ama

basbaya, sahici postacı.

(...)

Çocukken postacı olmak isterdim. 

Muradıma, Macaristan'da erdim, ellisinde.

Çantamda bahar.

Çantamda Tuna'nın pırıltısıyla,

  kuş cıvıltısıyla,

taze çimen kokusuyla dolu mektuplar,

Moskova'ya Budapeşte'den,

çocukların çocuklara mektupları.

Çantamda cennet...

Bir zarfın üzeri:

"Memet,

Nâzım Hikmet'in oğlu,

Türkiye"

diye yazılı.

Moskova'da mektupları birer birer

kendim dağıtırım adreslerine.

Yalnız Memed'in mektubunu götüremem yerine,

hattâ yollayamam.

Nâzım'ın oğlu,

haramiler kesmiş yolu,

mektubumu vermezler.

(Mayıs 1954)


***


"Altı yaşındaki bir çocuğa açıklayamıyorsanız, kendiniz anlamazsınız."

ALBERT EİNSTEİN


***


   Çocukların dünyayı öğrenme ve ilgi duydukları şeyleri bilme merakını kaybetmemeleri için, farklı yollar olabilir. Ama bu yolların en önemlilerinden biri, aile üyelerinin de, öğretmenlerin de, çocukların sorularını geri çevirmemeleri ve çocuğun soru sorduğu konuyla ilgili merakını kendisinin gidermesinde ona yardımcı olmaları, yani sorularına doğrudan cevap vermeden, sorunun cevabını kendilerinin bulmasını sağlamalarıdır. (Prof. Dr. İOANNA KUÇURADİ - Söyleşi: ELİF ŞAHİN HAMİDİ - Bilmekvaktidir.com)


***




   "Çocuk beyni, çocuk zekâsı ancak tiyatro havasında, alabildiğince sınırsız ve engelsiz uçar. Ben o kanıdayım ki her mahallede bir çocuk tiyatrosu, her ilde bir gençlik tiyatrosu kurulmadıkça, siz isterseniz bin bir kalkınma planı yapın, o planları uygulayacak aydın genç bulamazsınız! Bizim kafa düzeyimiz de bir santim yükselmez! Çocuk dediğim zaman, ben, onda yarının gençliğini görüyorum. Hani şu Atatürk'ün emanetini onlardan başka bırakacak kimselere güvenemediği has gençliği... İşte onun için dönüp dolaşıp Çocuk Tiyatrosu üstünde direniyorum." (MUHSİN ERTUĞRUL - Gerçeklerin Düşleri: Tiyatro Düşünceleri)



Merhaba!

21 Mart 2021 Pazar

ŞİİRİN BEDELİ

 

"Dünya ellerini yıkar şiirle; buna bağlı olarak şair ise ruhunu."

ABDÜLKADİR BUDAK


***


yağmurlu bir yorgan altında

geceyi geçirmişse eğer şiir

yanına sokulur ozanın

gözyaşlarını silmek için

sanki yürekten kopmuştur, öyledir

sonsuzluktan gelen sevgilimizdir şiir


AKGÜN AKOVA


***


   Kuşkusuz şiir kurmacadır. Ancak kurmaca olması, onun sahiciliğini ortadan kaldırmaz. Şair her sözünün bedelini mutlaka ödemiştir. Şiirlerini ömründen toplar. O şiirlerin karşılığında ömrünü verir. Hayli acı dolu bir takastır bu. Şair bu takasa razı olandır. (HASAN ERKEK - Cumhuriyet Kitap, Söyleşi: GENCER AYTÜRE)


***


Bir şiir yaz
Dudak büksün şiir operatörleri
Varsın 'özgün' olmasın

Bir şiir yaz
Ne şiirin senin önünde yürüsün
Ne sen şiirinin ardında kal

Bir şiir yaz
Şiir yazmak için şiir yazma
Yüreğinden kopan bir parçan olsun


A. KADİR PAKSOY


***


"İnsan kendinden kopara kopara şiir yazar."

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA






Merhaba!

14 Mart 2021 Pazar

DOĞADAN UZAKTA VE YALNIZ

 

   "Gelişmiş ülkelerin semalarında ne kadar uçağın uçtuğu değil, ne kadar çok arının uçtuğu önemlidir.                 Eğer arılar ölürse sonraki yıllarda insanlar da ölür."      


ALBERT EİNSTEİN


***


   Her geçen gün doğal kaynakların yok edildiği, tabiatta sadece ekonomik güçlerin çıkarlarının ön planda tutulduğu, öteki canlılarla beraber yaşam kaynağımız olan ekosistemin dikkate alınmadığı ve her şeyin sadece insanlara ait olduğu düşüncesinin hakim olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Eserde (Bir Başka Âlem), insan olmasaydı yaşadığımız dünya nasıl olurdu, insanlarla beraber bitkiler ve hayvanların eşit kabul edildiği bir âlem nasıl bir görünüme bürünürdü ve tabiat böyle yok edilmeye devam ederse sonumuzun ne olacağı yönünde soruların da yanıtı aranıyor. 
   (...)
  Tabiatın, insanın tüketici ve yok edici davranışlarından kurtulduğu vakit er ya da geç tekrar o eski gücüne kavuşacağı ve yaşam kaynağı olarak var olmaya devam edeceği görüşündeyim.
   Bütün bu olumsuzluklara, kötülüklere rağmen tabiat o kusursuz döngüsü içerisinde bize huzur dolu sonsuzluğunu fısıldamaya devam ediyor. İşte bu yüzden hâlâ geç değil eşitliğin hüküm sürdüğü şu eşsiz tabiatı koruyup, ona sahiplik gütmeden onla yaşamak için... (ORHAN VELİ ALICI - Bir Başka Âlem, Söyleşi: GÜLŞAH AKBULUT - Cumhuriyet Kitap)


***




  Ve insan epey zamandır yalnız. Her geçen gün kalabalıklaşan yaşam merkezlerinde, değişen iletişim biçimleriyle uyumlanmaya çalışırken kendisiyle olan bağını yitirdiğini fark etmeksizin doğadan ve doğasından uzaklaşarak, zamanı yetiremediği işleriyle dopdolu yaşamında, -aslında- ona iyi gelmeyen bir yalnızlık hissiyle baş başa.
  KİMDİR ASLINDA YALNIZ?
  Haluk Levent'in bir anısıyla başladım yalnızlık olgusunu izlemeye. Turnede bozulan aracının onarılmasını beklerken bir kadına rastlıyor. "Teyze n'apıyorsun bu dağ başında yapayalnız?" Teyze şaşkın: "Sensin yalnız!" diyor. Şimdi kim yalnız? (EMEK YURDAKUL - Cumhuriyet Kitap)


***


Kendi hâline bıraktığımız düşler gibi
Kendi hâline bıraktığımız gülüşler gibi
Kendi hâlinde değildi yalnızlığımız.

VOLKAN HACIOĞLU
(Şehri Terk Eden Hayalet)






Merhaba!