Salvador Dali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Salvador Dali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2025 Pazar

DELİLER !

 


FİKRET MUALLÂ

Fikret Muallâ ile dönemin ünlü ressamı Picasso arasında geçen "Picasso'nun tablosunu satış olayı", ressamımızın yaşayış tarzını çok güzel ortaya koyan bir olaydır. Bu olay ekseninde Muallâ'nın çektiği maddi sıkıntıları, bu sıkıntılar yüzünden Muallâ'nın neler yapabildiğini, meşhur gelgitleri nedeniyle aynı olayı farklı kişilere ya farklı bir şekilde anlattığını; ya da bu kişilerin aynı olayı kulaktan dolma bilgilerle farklı bir şekilde yorumlayarak başkalarına aktardıklarını ve Muallâ'nın keyfi yerinde olmadığında tanıdıklarını bile tanımazlığa geldiğini görmek mümkündür. Üstat Hıfzı Topuz'dan okuyup aktardığımıza göre bu olayın kısa hikâyesi, Muallâ'nın kendi ağzından şu şekilde gelişmiştir:


1947 yılında, Muallâ'nın beline ne olduğunu anlamadığı ağrılar musallat olur. Acıdan kıvranmaktadır. Tam bu günlerde Picasso ile tanışır. Picasso Muallâ'yı atölyesine çağırır. Muallâ gider. Atölyede Picasso Muallâ'ya, "beğendiği bir şey varsa alabileceğini" söyler. Bunun üzerine Muallâ bir "kadın başı" resmini beğendiğini söyler ve Picasso da resmi ona hediye eder. Muallâ atölyeden çıkar, eve dönecektir ama yine "zil vaziyettedir, cebinde metelik yoktur!" Tam o sırada tanıdığı bir kadına rastlar. İlk anda çıkaramaz ama, Paris'e geldiği ilk yıllarda onu tanıdığını, ondan hoşlanıp aşık olduğunu, (demiştik ya Muallâ'nın aşık olmadığı kadın yok gibi!!) hatırlar. Zaman geçmiş, kadın tam bir hanımefendi olmuş ve resim koleksiyonu yapıyormuş! Muallâ hemen elindeki Picasso'yu gösterir. Tabii tablo kadının çok hoşuna gider ve hemen "sat bana!" der. Muallâ baştan tabloyu satmaya yanaşmaz ve "Picasso'nun hediyesi" diyerek kadını başından savmaya çalışır. Ama kadın, "15 bin Frank (1946-47 yıllarında 1 TL ~ 100 Fransız Frankı - k.n. notu) veririm ve seni evimde 15 gün misafir ederim" deyip de diretince "bel ağrılarını ve zil durumda olduğunu" hatırlar ve tabloyu satar. Muallâ, kadın ve kocası 15 gün güney Fransa'ya giderler. Muallâ, Picasso'nun gittiğini, ama kendisinin 15 gün prensler gibi yaşadığını, tabloyu satmasına hiç üzülmediğini söyler. Ama, Muallâ'yı uzun yıllar boyu koruyan ve ona destek çıkan Fransız sanatsever ve koleksiyoncu bayan Fernande Angles 1970'te İstanbul'a geldiğinde, "o tabloyu İsviçre'de bulduğunu, satın almak istediğini ama 22 bin İsviçre Frangı istediklerinden alamadığını" söylemiş ve şöyle devam etmiştir: "Picasso'nun Muallâ'ya tablo hediye etmesi sanatçının değerini göstermez mi? Picasso kaç kişiye tablo hediye etmiştir?"

(Prof. Dr. TURGUT TURHAN - Kıbrıs Gazetesi)  

***



"Babam İstanbul'a, Picasso'yla birlikte gelmişti, değil mi?"
"Evet, 1966 yazında, Picasso ölmeden yedi yıl önce, Paris'teki büyük sergisinin olduğu yıl."
"Sizin de aralarında olduğunuz bir fotoğrafı göndermişti babam. Ayasofya'nın önünde çekilmiş bir fotoğraf."
"Evet, Picasso İstanbul'a gizlice gelmişti. Fransızlar, Sultanahmet Meydanı'nda dolaşırlarken onu tanımışlardı. O da, 'Benzerlik,' demişti. 'Sadece benzerlik. Ama o şaklabanın yerinde olmak isterdim," deyip herkesi güldürmüştü. Sonra, o kalabalıktan birisi, 'Hayır, sen kesinlikle Picasso'sun,' demişti. 'Hiç kimse böyle bakamaz çünkü.' 'Bütün deliler böyle bakar dostum,' demişti Picasso da. O meydanda durmuş, başrolünü kaptığı bir oyun oynuyordu ve çekip gitmiyor, lafı uzatıyordu. 'Hem,' demişti, 'Ben Picasso olsam, hepinizin tek bir kelime etmeden ayaklarıma kapanmanız gerekmez miydi?' Birden inanılmaz bir şey olmuş, kırk kişilik turist kafilesi, Picasso'nun ayaklarına kapanmış, o da Sultanahmet Meydanı'nda 'Ben, Pablo Picasso!' diye çığlıklar atmıştı."

(ŞEBNEM İŞİGÜZEL - Sarmaşık / İletişim Yayınları)  

***

"Bir deliyle benim aramda bir tek fark var. Deli aklının yerinde olduğunu sanır. Ben deli olduğumu biliyorum."


SALVADOR DALİ






Merhaba!

11 Nisan 2021 Pazar

OKU! İNSAN SANATLA YAŞAR!



Bağırırlar şaire: 

"Bir de torna tezgâhı başında göreydik seni.

Şiir de ne?

Boş iş.

Çalışmak, harcınız değil demek ki..."

 Doğrusu

bizler için de 

en yüce değerdir çalışmak.

Ve kendimi

bir fabrika saymaktayım ben de.

Ve eğer 

bacam yoksa

işim daha zor demektir bu.

Bilirim

hoşlanmazsınız boş lâftan

kütük yontarsınız kan ter içinde.

Fakat

bizim işimiz farklı mı sanırsınız bundan:

Kütükten kafaları yontarız biz de.


VLADİMİR MAYAKOVSKİ

                                                                   (Çeviri: ATAOL BEHRAMOĞLU)


***


   Nazilerin 1933 yılından itibaren toplu kitap yakma eylemlerine hız verdiği, 1945 yılına dek de bu tarihe geçecek utanç verici pratiği sürdürdüğü biliniyor. Bilinen en büyük "yakma organizasyonlarından" biri 10 Mayıs 1933 günü gerçekleşmişti. Bu, kitapların yalnızca öylece ateşe atıldığı bir eylem değil, neden belli yazarın ve belli kitapların seçildiğine dair bildirilerin okunduğu, etraflı bir organizasyona sahip toplaşmalardan biriydi. Örneğin, Erich Maria Remarque'ın Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok 'u, "savaştan kaçan askerleri betimlediği" gerekçesiyle yakılmıştı. Freud'un yapıtları ise "cinselliğe aşırı derecede vurgu yaptıkları" gerekçesiyle kara listeye girmişti. (sabitfikir.com)


***


   "Ne kadar ilerledik bilemem ama ortaçağda olsak beni yakarlardı, şimdi kitabımı yakıyorlar."

SIGMUND FREUD

(Portre: SALVADOR DALİ)


***


"Çocuktuk, büyüdük. Kitapları seçtik, başka şeyleri seçen insanlar arasında..."

ENİS BATUR

(Fotoğraf: ARA GÜLER)


***


"Çocukken kitapların tılsımlı olduklarına inanırdım, büyüdüğümde kesinlikle tılsımlı olduklarına ikna oldum."           (SENTA URGAN - Cumhuriyet Kitap)


***


   Yaşam başka türlü yaşanmıyor. Eğer düşleriniz varsa ömrünüzü uzatabilirsiniz. Bir insanı sevmekle nasıl çoğalabildiğinizi görürsünüz. Ve onun için yaşamayı göze alırsınız. 

   Sevince, tıpkı okurken ki gibi, ilerler insan. Zihninin kalıpları kırılır, yeni algılar edinir. Irmaklar yaratır kendine, kuyular açar, atlaslar kurar, dağları aşma gücünü kuşanır... Yetinmeyen bir duyguyla kendini amber kokulu çarşılara taşır. İnsan sesine, insan sözüne erdirir her bir bakışını. Günü dokur, zamanı eğitir, gözlerini soldurur bir kitabın sayfalarında. (FERİDUN ANDAÇ - Cumhuriyet Kitap)


***


   İnsan sanatla yaşar. Muhakkak ki barınma, beslenme, eğitim, sağlık ve güvenlik gibi temel gereksinimlerimiz geliyor akla ama onlar yaşamak için. "İnsan" olmak için, "insan" gibi yaşamak için gereksindiğimiz öncelikle sanat. (KORKUT AKIN - Cumhuriyet Kitap)


***


"Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır."

ANDREY TARKOVSKİ




Merhaba!