14 Kasım 2020 Cumartesi

ÇİZGİDEKİ KARANFİL

 

KARANFİL

Yârin dudağından getirilmiş

Bir katre âlevdir bu karanfil,

Rûhum acısından bunu bildi!


Düştükçe, vurulmuş gibi, yer yer

Kızgın kokusundan kelebekler,

Gönlüm ona pervâne kesildi...

AHMET HAŞİM


***


   (...) Savaşın yarattığı kıtlık sonucu bir ekmeğe muhtaç olduğu günler de oldu. Herkes gibi memleketi için kaygılandı, kendisi için kaygılandı. Varşova'da ölen binlerce insan için de çarptı Orhan'ın kalbi. Hitler'in ırkçılığına hep karşı çıkmıştı; artık şiirleriyle de tepkisini ortaya koyuyordu.


                                                                                   ORHAN VELİ

   Savaşın başladığı günlerde yazdığı bir başka şiir de yine savaş karşıtı bir duruş sergiliyordu. Bir yandan da söz sanatlarıyla örülü, kendini bireyin iç dünyasına hapsetmiş, beğenilerine olduğu kadar toplumun sorunlarına da uzak kalan Haşim'in, "Karanfil" şiirine nazire yapıyordu, şiirine aynı başlığı koymuştu ama bambaşka şeyler anlatıyordu: 

Hakkınız var, güzel değildir ihtimal

Mübalağa sanatı kadar 

Varşova'da ölmesi on bin kişinin

Ve benzememesi

Bir motörlü kıtanın bir karanfile,

"Yârin dudağından getirilmiş."

   Şiirleriyle savaşa kayıtsız kalmadı Orhan; şiirini hiçbir zaman toplumsal olayların dışında tutmamış, anlattığı bireyi toplum içinde yaşayan, ondan etkilenen haliyle gözler önüne sermişti. Bunu da "Toplumcu şiir yazıyorum" havalarına girmeden, göze sokmadan, inceden inceye yapmıştı. (ADEM KOCAMAZ - Veli'nin Oğlu Orhan)


***


   "Ben Orhan'ı Yaprak'ı çıkarırken tanıdım. Yaprak'tan hiçbir şahsi istifadesi yoktu. Gazeteyi on beş günde bir bastırmak için yüzlerce lirayı bir araya getirdiği günlerde yamalı pantolonla dolaştığını bilirim. Yaprak'ı şöhret kazanmak için de çıkarmıyordu, onun şöhreti Yaprak okuyucularını çoktan aşmıştı. Orhan Veli, Yaprak'ı doğru bildiği düşünceleri savunmak için çıkarıyordu. Orhan, bir ödevi yerine getirdiğinde, memlekete hizmet ettiğine inanıyor, Yaprak'ın mutlaka yayınlarına devam etmesini istiyordu. Çünkü O, sanatkârın sorumluluğunun ne demek olduğunu anlamış, göklerden yere inmiş, kendini halk hizmetine vermiş bir şairdir." (MAHMUT DİKERDEM)


***


Adı, soyadı

Açılır parantez

Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti

Kapanır parantez.


O şimdi kitaplarda bir isim, bir soyadı

Bir parantez içinde doğum, ölüm yılları.


Ya sayfa altında, ya da az ilerde

Eserleri, ne zaman basıldıkları

Kısa, uzun bir liste.

Kitap adları

Can çekişen kuşlar gibi elinizde.


Parantezin içindeki çizgi

Ne varsa orda

Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci

Ne varsa orda.


                                                                             BEHÇET NECATİGİL




Merhaba!

10 Kasım 2020 Salı

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

 

   Atatürk; emperyalist, sömürgeci devletlere karşı verilen ilk örgütlü bağımsızlık savaşının önderiydi. Başarıyla yürütülen ve zafere ulaşan bu bağımsızlık savaşı tüm mazlum milletlere örnek olmuştur. Bu bağımsızlık savaşı verilirken İngilizlerin en çok korktuğu, Kuvayi Milliye ve bağımsızlık düşüncesinin, kendilerinin yönettiği sömürgelere sıçrayacağı, yayılacağı ve oralarda filizlenip büyüyeceği idi. Nitekim Türk bağımsızlık savaşı, bütün mazlum milletlere, Hindistan'ın bağımsızlık kazanmasına, Cezayir bağımsızlık savaşçılarına örnek oldu. (ALEV COŞKUN - Cumhuriyet Kitap)


***


   Hindistan, Irak, Suriye ve İran'daki ilerici hareketlere; Çin'de, Yugoslavya'da, Küba'da, Cezayir'deki devrimcilere ilham veriyor bizim Cumhuriyetimiz. O nedenle İran Şahı Rıza Pehlevi; Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Sadabat Paktı (1937) imzalandıktan sonra, Atatürk'e yolladığı telgrafta şöyle diyor: "İmzacı devletler, sizin emperyalistlere karşı verdiğiniz mücadele sayesinde var olmuşlardır. Bu sonucu size ve Türk milletine borçluyuz." (BARIŞ DOSTER - Cumhuriyet Gazetesi)


***



   1930'ların hemen başı. Ziraat Enstitüsünde öğrenciler bir tiyatro eserini sahneye koyacaktır. Aylarca çalışılır. Son provada Hadiye isimli genç kız düşüp ayağını kırar. Bu nedenle ertesi gün Halkevi'ndeki temsilde sahneye çıkamaz. Gazi'nin de eseri izlemeye geleceği anlaşılınca Hadiye'nin üzüntüsü daha da artar. Temsil günü Hadiye gözyaşı dökerken evin kapısı çalar. Gelen kişi "Bunu size Gazi Hazretleri gönderdi" diyerek bir kutu uzatır. Hadiye kutuyu açınca gülün üzerine iliştirilen bir notu görür: "Acil şifalar dilerim kızım. Kemal Atatürk". İşte bu anı bize 'İnsan Atatürk'ü layıkıyla tarif eder. Hadiye okulunu bitirir, Türkiye'nin ilk kadın ziraat mühendisi olur. (TOLGA AYDOĞAN - Atatürk'ün izindekiler / Cumhuriyetin Unutulan Kahramanları)




İzindeyiz!    

7 Kasım 2020 Cumartesi

BOLİVYA-LİTYUM-EMPERYALİZM

 

Bolivya, adını bağımsızlık mücadelesi kahramanı Simon Bolivar'dan alan Bolivya, merhaba!



   Darbeye bir de bu gözle bakın: Bolivya'da yapılan ABD destekli darbenin ardından ülkedeki lityum üretimini kamulaştırma süreci durdu. Darbenin ardından lityum pili kullanan Tesla şirketi başta olmak üzere çokuluslu şirketlerin hisseleri yükselişe geçti. (soL Haber - 12 Kasım 2019)


***


   Emperyalist düzenin yarattığı akılsızlık kültürel bir gelişime, teknolojik aşamalara sevinmemizi engelliyor, çünkü hemen süngüler emekçi sınıflara dönüyor. 

   Son yüz yıla damgasını vuran petrole dayalı binek araçlarından elektrikli olanlara geçişe tanıklık ediyoruz. Daha önümüzdeki yıl üretilen otomobillerin %6'ya yakınının elektrik ile de çalışacağı söyleniyor. Ancak elektrikli bir otomobilin tekrar şarj edilene kadar makul bir mesafe kat edebilmesi için binlerce cep telefonunu çalıştıracak kadar lityum piline gereksinimi bulunuyor. Bu gereksinim lityumu dünyanın en stratejik madenlerinden biri haline getiriyor. Hatta lityumun 21. yüzyılın petrolü olacağı iddia ediliyor.

   Sadece elektrikli otomobil diye düşünmeyin, birçok elektrikli araçta kullanılacak lityum pilleri pazarının çok geniş olduğunu hatırlatalım. Çin şimdiden lityum pil pazarında güçlü rakiplerine rağmen bir tekel oluşturmuş durumda. Çinli şirketler halihazırda dünya lityum pil üretiminin %60'ını kontrol ediyor. Ancak bu kadar lityum nasıl elde edilecek? Aşağıdaki grafik, lityum kaynaklarının ulusal ekonomilere dağılımı konusunda fikir veriyor.


   Fark ettiğiniz gibi Çin'in hatırı sayılır bir lityum kaynağı var, ayrıca lityum petrol gibi tükenmiyor ve tekrar dönüşüme uğratılarak kullanılabiliyor. Ama buna rağmen Çin'in kendi kaynağı yetmiyor ve dünyada nerede lityum kaynağı varsa Çinli şirketler oradalar. Avustralya'daki lityum madenleri bir Çin-Avustralya ortaklığı tarafından işletiliyor. Çin'in başlıca enerji tekellerinden Tiangi'nin Şili'deki lityum rezervlerini işleten şirketin hisselerini büyük ölçüde aldığı söyleniyor. Bolivya'da ise darbeden önce geçtiğimiz şubat ayında hükümetin bir Çin şirketiyle yaptığı anlaşma Çin'e Bolivya'daki dev rezervi önemli ölçüde kontrol etme şansı veriyordu. Oysa ABD'deki Tesla, General Motors gibi tekeller de lityum peşindeler, hele arka bahçeleri olarak görmeye alıştıkları Güney Amerika'ya Çin'in bu hızlı girişini engellemek için yapmayacakları şey yok. 
   Emperyalist hegemonya krizi yükselir ve kritik bir noktaya gelirken lityuma ulaşma ve kullanma hakkı başlıca bir gerilim yüzeyi haline geliyor. Bolivya'daki ABD yanlısı darbe doğal olarak lityum kaynakları ile ilişkilendiriliyor. (ERHAN NALÇACI - soL Haber) 



***




EVO MORALES


    Bolivya'da dün gerçekleştirilen başkanlık seçimlerini, ülkede ABD destekli darbenin ardından istifa eden eski devlet başkanı Evo Morales'in partisi Mas'ın adayı Luis Arce kazandı. 
    Bolivya'da bir önceki başkanlık seçimlerini kazanan Evo Morales'e karşı başlatılan ABD destekli sağcı muhalefetin saldırıları darbeyle sonuçlanmıştı. Seçim sonuçlarını tanımayan sağ muhalefetin şiddetin dozunu artırmasıyla iç savaşın eşiğine getirilen ülkede Morales, yurttaşlarının daha fazla zarar görmemesi için görevi bıraktığını açıklamıştı. Kendisi hakkında tutuklama kararı çıkarılan Morales, ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Morales'in istifa etmesinin ardından, İkinci Senato Başkan Yardımcısı Jeanine Anez, kendisini devlet başkanı ilan etmişti. 
  Bolivya'da 6 Eylül tarihinde yapılması planlanan başkanlık seçimleri, darbe yönetimi tarafından pandemi bahanesiyle sürekli ertelenmişti. Erteleme kararlarını kabul etmeyen Bolivya halkı, ülke çapında büyük protestolar gerçekleştirmişti. Halkın baskısı sonucunda Yüksek Mahkeme, seçim tarihinin en geç 18 Ekim'de olması kararı vermişti. (soL Haber - 19 Ekim 2020)



***



   Bolivya'da seçimleri sosyalistlerin kazandığının kesinleşmesinin ardından Elon Musk'ın firmasının hisseleri sadece bir saatte büyük bir düşüş gerçekleştirdi. 
  Cunta hükümetinin lityum işletmelerini özelleştirmek için adımlar attığı Bolivya'da darbe ittifakının seçimlerde kaybetmesinin ardından Telsa Inc'in hisselerinde ani bir düşüş yaşandı.
   Elon Musk daha öncesinde Bolivya'daki darbeye olan desteğini "Kime istersek ona darbe yaparız! Aşın bunları." ifadeleriyle dile getirmiş, ancak sonrasında söz konusu ifadeleri içeren sosyal medya paylaşımını silmişti.
   2019'da gerçekleşen ABD güdümlü darbeyi takiben lityum pili kullanan Tesla şirketi başta olmak üzere çokuluslu şirketlerin hisseleri yükselişe geçmişti. Darbenin hemen ardından Tesla şirketinin hisseleri, hafta başında yüzde 2,36 oranında artmıştı. (soL Haber - 19 Ekim 2020)



***



Bunlar, 
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar, 
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
   Tanı da büyü... 

     

AHMED ARİF







Merhaba!

1 Kasım 2020 Pazar

BAHAR YİNE GELECEK

 



   Sanki her şey bitecek, bir daha hiç başlamaz diye düşünürken araya giren umut, güneşli güzel günlerden: Pastırma yazı. Hem ne kalmıştır üstelik; aralık, ocak, şubat sadece; sabret, bahar yakın. Hayat döngüdür... Dönüp yerine gelecek yine kızaran güneşin kayısı rengi. Leylekler gitti; gamlanma, dönecekler. Çocuklar büyüyecek. Kadınlar güzelleştikçe güzel, erkekler her zamankinden güleç... (ONUR CAYMAZ - Aydınlık)



  Yaz sonu geldi yine.

  Dört mevsimde neler olup biter, düşünsenize.

  Hayat kendini tekrar ederken, biz hayatta kalanlar biraz daha yıpranırken, dünya hep yeniden başlar.

 Mesela bizim buralarda, Ayvalık'ta, toprak kısmen donar. Daha yukarılara çıkarsan kar da yağar. Toprak uykusundayken bahar yağmuru bir başka düşer üzerine. Haber verir ben geldim diye. Yağmur yumuşatır, güneş ısıtır toprağı, uyku biter ve uyanır uykuda olan ne varsa. Kökler salınır derinlere. Yüzeye çıtır çıtır genç bir yeşillik yayılır, arada papatyası, gelinciği gülüşür. Su yürür ağacın dallarına, çiçeğin yaprağına. Dallar bir sevgilinin kolları gibi güçlenir. Arılar sevgililer arasında bir meşk yolculuğuna çıkar, birinden diğerine taşır aşk sözcüklerini. Meyveye döner ağacın çiçekleri. Olgunlaşanlar kendiliğinden dökülür. Çifter çifter uçar kırlangıçlar. Salyangozlar gül dalına meyilli, sincaplar cevize sevdalı yürür.

  Sonra eski evlerde sobalar sökülür. (İCLAL AYDIN - Kalbimin Can Mayası)  


  


   Güneş, kış boyu soğuktan ışığı çekilmeye yüz tutmuş titrek dudaklarını sınıfımızın camına dayadığında, dünyanın doğusunda bir yerlerden büyük bir kervan çıkardı yola. Aralarında her türden bitkinin, meyvenin, rüzgârın, yağmurun, tırtılın, kelebeğin, kuşun, sineğin kısacası büyüklü küçüklü her cinsten hayvanın da bulunduğu ucu bucağı görünmeyen bu kervanın başında, elinde kavalı, ince uzun, filiz gibi tazecik ve yeşil bakışlı bir oğlan yürürdü. Eteklerine sürünerek geçtiği dağlarda uyuyakalmış kar tepelerinin donuk iskeletlerini çatırdatarak koca dağı yeniden hayata buyur eden ezgiler salardı ortalığa. Bu ezgilerle toprak ısınır, su kaynaşır, rüzgâr hızını keserdi. Biz bahar derdik ona! (AYŞE DÜNDAR - Gökbilimcinin Salyangozu)




Merhaba!

29 Ekim 2020 Perşembe

YİĞİTLER

 



UŞAK - 29 Ekim 1933



   İsmail Hakkı Tonguç, 1919'da resim öğretmeni olarak Eskişehir'de mesleğine başlar. Bir gece okulu işgal etmek isteyen İngilizlere direnince İngiliz teğmen İsmail Hakkı'ya bir tokat atar. Genç öğretmen, tokadın öcünü almak isteyen öğrencilerini sakinleştirir: 

  "Bağımsızlığını yitiren uluslar böyle tokatlara layıktırlar. Sorun sokak kavgalarıyla değil, o bağımsızlığı yeniden kazanarak çözülür."


***


   Bir de Yakup Kadri'nin şahit olduğu anlar vardır. Bunlardan biri "Bir Şehidin Mezadı" başlıklı hikâyede anlatılır. Yakup Kadri, Kurtuluş Savaşı'nın bilinmeyen bir gerçeğini daha en yakıcı şekliyle anlatır insanına. Cephede ölen askerlerin eşyaları üzerinedir hikâye. O günün şartlarında şehitlerin eşyalarını bir bavul ya da sandıkla ailelerinin olduğu yere göndermek son derece zordur. Şehit askerlerin eşyaları toplanır, yakındaki bir kahveye getirilir. Bir "Başlıyor" sesiyle kahvecinin etrafındaki halka büyümeye başlar. Şehidin sağ kalan bir arkadaşı tarafından oraya getirilen eşyalar mezatla satılır.

   Şahit olduğu manzarayı şöyle anlatır Yakup Kadri:

  "Ah bu ne hazin bir meşgale idi! Sanki ölen genç, açılan sandığın içinden parça parça önümüze çıkıyor ve her parçası bize gamlı sergüzeştinin hikâyesini naklediyor gibiydi. İskemlenin üzerindeki adam ikide bir elinde bir şey sallayarak bağırıyordu.

   'Kalpak, iki yüze, iki yüz ona, iki yüz elliye, kalpak...'

   İçimizden biri soruyordu:

   'Kurşun deliği var mı?'

   Kahveci, kalpağı eviriyor, çeviriyor, sonra tekrar bağırıyordu.

   'Var, var ama küçük bir delik. Dışından hiç görünmüyor; yamanır; bir şey değil yepyeni kalpak'" (TAYLAN ÖZBAY - Atatürk ve Devrimin Yönü)


***


   Aziz Nesin'in, Atatürk ve Cumhuriyet Devrimi'ne dair belki de en samimi yazısı, 3 Kasım 1963 tarihli Akşam gazetesinde yer alan, "Çıktık Açık Alınla" başlıklı yazısıdır:

   "Biz, Kurtuluş Savaşının barut kokusu üstlerinden gitmemiş öğretmenlerden ders okuduk. Fizik hocamız Davut Şükrü Beyin şarapnel parçalarıyla dolu vücudunda durmadan yürüyen o demir parçaları çıban çıban patlar ve o, bize acı içinde fizik kanunlarını öğretirdi. Kurtuluş Savaşından bile parsa toplayan politikacılar biyana, biz bu kıyıda kalmış gerçek yiğitlerden hiçbişey değilse bile, ülkücülüğü öğrendik.

   1933'ün 29 Ekiminde Istanbul'un havasını titreten beşbin tane onsekiz yaşında gür sesin arasında benim de sesim vardı:

   'Çıktık açık alınla on yılda her savaştan.'" (TAYLAN ÖZBAY - Atatürk ve Devrimin Yönü)

  

 


Merhaba!

25 Ekim 2020 Pazar

SEVMEKLE BAŞLAR HER ŞEY



Bütün renkler hızla kirleniyordu, 

Birinciliği beyaza verdiler.

ÖZDEMİR ASAF


***




  Belki bir gün, tek başına güzelliklerin tarifi yapılan yazılar kaplayacak gazete sayfalarını. Belki bir gün, sadece insanın kendisi yazı konusu olacak. Kendini bilmenin erdeminden söz edecek yazılar. Kendini tanımanın ayrıcalığını anlatacak yazarlar. Belki bir gün, insanların tümü için mutlu bir dünyadan söz edilirken, daha bir mutlu dünyaya nasıl adım atılacağını işleyecek yazılar. Belki bir gün, insanlar başkalarını ve yaşamı mülk edinmediklerinde; 'sevgiyi' ise mülk edinmek sanmadıklarında, yaşamın anlamı üzerine yazılar çoğalacak.

   Herkes yaşamın anlamını sevgide arayacak belki bir gün. Bir bakışın, elvedanın, aşkın, sevmenin, belki de ölümün anlamını. Belki bir gün, insanın ölümü sadece doğal yollardan gerçekleştiğinde; trafikten savaşlara kadar; insan 'insan eliyle' ölümden uzaklaştığında; ölüm üzerine farklı yazılar yazılacak. Belki değerli insanlar ölmeden önce, değerlerini anlatacak yazılar. Belki bir gün, yönetenler yalan söylemekten vazgeçtiklerinde; sadece tarihteki unutulmuş yalanlar üzerine, eğlendiren, hoş yazılar yazılacak.  

   Belki bir gün hepimiz, özellikle 'sizlere' ve 'bizlere' bölünmekten vazgeçtiğimizde; özgür insanın yaşam tarzı üzerine yazılar yazılacak. Belki de özgürlüğün değeri üzerine. Belki bir gün, bir yazı bir martının kanat çırpınışlarını anlatacak sadece. Bakacaksınız bir gün, sadece kelebekleri anlatacak yazılar. Denizin dalgalanışını belki. Okyanusların ıssızlığını. Mavinin kucaklanışını sanki.

   Bütün renklerin nasıl kurtulduğunu son anda kirlenmekten. Ve beyazın eşitler arasında nasıl birinci olduğunu belki. Bir gün bir yazı, belki balıkların da hissettiklerini mesela. Belki bir gün, 'açlık' unutulduğunda. Bu dünyada aç çocuklar kalmadığında; geçmiş anımsanıp hüzünle gelip geçecek bir kalemin dünya için kısacık bir serüveni daha. (ÜNAL ERSÖZLÜ - Yeryüzü Misafiri)


***


Victor Hugo, ölmeden iki gün önce şöyle bir not yazmış defterine:

"Sevmek, eyleme geçmek demektir."





Haydi o zaman, merhaba!


18 Ekim 2020 Pazar

ŞARKILAR UMUTTUR




   "Benim seninle konuştuğum gibi konuşacaksın çocuklarınla. Bugün öğrendiğin acılardan onlara şarkılar yapacaksın. Ve hiç unutma, top tüfek seslerini yalnızca şarkılar bastıracaktır."


İCLAL AYDIN
(Unutursun)



***



   11 Kasım 1952, soğuk bir kış sabahı, Ankara'yı buz tutmuş. Dil ve Tarih'te Felsefe öğrencisi Sıdıka Umut'un evinin önü polis arabalarıyla kuşatılmış, alıp götürüyorlar Sıdıka'yı. Yavuklusu Ruhi Su'dur; o da arananlar listesindedir. Sıdıka önce 1. Şube ve ardından İstanbul Sansaryan Han'a götürülür. Aynı gün polisler Ruhi'nin Kaledibi'ndeki evine giderler ama bulamazlar Ruhi'yi. Sıdıka'nın alındığını öğrenen Ruhi çalıştığı operaya eşyalarını toplamak için uğrar ama kapıdan çıktığında bir meslektaşının ihbarını hızla değerlendiren polisler de oradadır. Uzun bir seyahat, sonra Sansaryan. Ruhi Su iki aya yakın bir süre ağır işkence görecektir. En zoru da "tabutluk"tur. Tabutluk mu? Bir insanın çömelerek sığabileceği kadar küçük bir sandık sanki. Sonraki yıllarda fotoğraflarını gördü de kahretti insanlar, yani insan olanlar. Ruhi Su müzisyen; operada bariton, saz da çalıyor, bitmez tükenmez zaman içinde hep hücrede. Sıdıka kadınlar bölümünde... İncecik bir kız... Aylardır kanaması var, doktora çıkartırlar mecburen. Doktor hücrelere yakın bir odada muayene eder Sıdıka'yı. Şikayetini söyler biraz yüksek sesle Sıdıka. "Kanamam var, kolumu kaldıramıyorum." "Sus" der doktor "sakin ol." Hemen yan taraftaki hücrededir Ruhi Su tanır yavuklusunun, "beyaz unun, ak güvercinin" sesini. 

   Mırıldanmaya başlar usuldan, ağır ağır yükselir o müthiş isyan türküsü...

   Sonra tüm Sansaryan duyar...

   Sonra herkes duyar...

   Sonra cümle âlem duyar:

Mahsus mahal derler, kaldım zindanda
Kalırım kalırım, dostlar yandadır
İki elleri kızıl kandadır kanda
Ölürüm ölürüm kardeş, aklım sendedir

Artar eksilmeyiz, zindanlarında
Kolay değil derdin, ucu derinde
Kumhan Irmağı'nda, Karaburun'da
Bulurum bulurum kardeş, öfkem kındadır

Dirliğim düzenim, dermanım canım
Solum sol tarafım, imanım dinim
Benim beyaz unum, ak güvercinim
Bilirim bilirim kardeş, gelen gündedir

   Gelen günde midir? Öyledir, gelen gündedir... (GÜRAY ÖZ - BirGün Gazetesi)


RUHİ SU



***



Hiçbir şey çözmeye gelmedim.
Şarkı söylemeye geldim buraya,
sen de benimle söyleyesin diye.


PABLO NERUDA
(Canto General)



***



"Yeryüzünde şarkı söyleyen bir tek insan kaldığı sürece umut hepimizin içinde yaşayacak."


GABRIEL CELAYA








Merhaba!